24 Ocak 2011 Pazartesi

Giorgios Dalaras ve ruh halleri.


Yazmak için oturduğum sırada Dalaras’ın Η Ζωή Μου Μια Ιδέα adlı şarkısı çalmaya başladı, yazmayı düşündüğüm konuyu bırakıp başka şey yazmaya başladım (Şarkının latin alfabesi ile yazılışını bilmiyorum). Bu coğrafyanın bünyeye etkisi olsa gerek, insan duygularına gem vurmakta zorlanıyor. Burada herşey coşkulu. Deniz öyle, rüzgar öyle, yağmur öyle. Daha dün gece gök gürledi, fırtına çıktı, dolu yağdı. Günlerce sürer diye tahmin ediyor insan ama öğleden sonra hava açtı, güneş vardı akşam saatlerinde sonra yine yağdı. Yarın sabah pırıl pırıl bir havaya uyanabiliriz, belli olmaz.

Şarkıların doğduğu ve söylendiği yerlerle derin ilişkisi var ya. Bazı müzikler söylendiği coğrafya ile çok iç içe. Yani Dalaras’ın şarkıları Ege’de söylenince yarattığı etki bir başka. İstanbul’da dinlediğin zaman da seni alıp Ege’ye götürür, ağzında da hafif bir rakı tadı bırakır. İşte böyle olunca da yazacağım konu aklımdan çıktı, geçtiğimiz Ağustos ayında gittiğim Faralya’dan bir kare geldi. Faralya’yı ileride anlatacağım. Dalaras’ın şarkısı o kareyi çektiğim sıcak bir akşamüstünü hatırlattı. O kareyi buraya alıyorum.


İnsanın sabah kalktığı anda pencereden gördüğü çevre, evinden dışarı adım attığı ilk anda gördükleri, ofisinde mesela bilgisayardan başını kaldırdığında ne gördüğü, nasıl yaşadığının yansıması. Bu bakımdan şanslıydım. İstanbul’da Rumelihisarı’nda da Bebek’te de otururken sabah gördüğüm manzara şaheserdi. Arkadaşlarım bilir, İstanbul’daki son evim Asmalımescit’teydi ve benim İstanbul ile ilişkimi bitiren o ev oldu. Ofisimi de Levent’ten İstiklal’e Asmalımescit’e taşımış, kendimce şehrin tam içinde yaşamanın o dönem bana iyi geleceğini sanmıştım... ki öyle olmadığını kısa sürede anladım. Beyoğlu’nun o kalabalığı ve karışık insan kitlesinin benim Bodrum’a gidişimi hızlandırdığını düşünüyorum. Babamın ani kaybı da hiç bir şeyi ertelememe kararı vermemde çok etkili oldu. Bunları niye anlattım? Burada bambaşka bir ortamdayım, bu ortam iç huzurumu yeniden bulmamı, sağlıklı, sakin, gergin olmayan, yavaş ama ağır olmayan bir hayat sürmemi sağlıyor. Sabah uyandığımda pencereden baktığımda begonvilleri ve palmiyeyi, evden bahçeye çıktığımda önce kedim Neriman’ı sonra da çiçekleri görüyorum.   




Karşısında durduğum ekrandan kafamı biraz kaldırdığımda da masmavi bir göryüzü ve ağaçlar var. Ortamı daha iyi anlatabilmek için biraz görüntü desteğine ihtiyaç var. Buraya evimin ofis olarak kullandığım bölümüne ilişkin birkaç resim ekliyorum. Ofis dediğime bakmayın bir oda aslında. Odaya evin içinden üzerinde Müdür yazan bir kapıyla geçilebildiği gibi bahçeden ayrı bir kapıdan da girilebiliyor. Yarı bağımsız yani.






Mesela bugün çalışmaya ara verip bahçede tur attığımda ensemden ısıtan kış güneşi buranın benim için ne kadar değerli olduğunu hatırlatıyor. Bu kış güneşi meselesini daha sonra anlatırım. Çünkü benim buralara yerleşme kararımı hızlandıran önemli bir unsurdu.

Bahçe girişine limon ağacı ektirdim ki girer girmez gözüm onu görsün ve Bodrum'da olduğumu iyice farkedeyim.

Evin 100 yaşını devirdiği tahmin ediliyor.

Dalaras’ın iki şarkısına ulaşabileceğiniz linkleri yazıyorum. Bu müziği dinlerken içinde bulunduğunuz ortam benim bunları dinlerken içinde bulunduğumdan muhtemelen çok farklı olacak. Yunan müziğini sevmiyor da olabilirsiniz ama dinleyince aklınıza Ege, mavilik, zeytinyağı ve güneş geleceğine bahse girerim.

http://www.youtube.com/watch?v=gXdYBuHXglA&playnext=1&list=PL1C0BC0794FE63520

http://www.youtube.com/watch?v=aZm62fxbMVs&feature=related

2 yorum: