9 Şubat 2011 Çarşamba

İstanbul'dan > 1


Dün sabah 8’de Bodrum’daki evden çıkıp 8’i 25 geçe havalimanına varıp 9 uçağına binip 10’da Yeşilköy’e geldim. Bodrum-Yeşilköy arasına havadan 60 dakikada katettikten sonra 45 dakikada karadan Yeşilköy’den Tünel’e varabildim. Daha önce de yazmıştım bazı durumlarda İstanbul içinde bir yerden bir yere, yağışlı havada ulaşmaktansa Bodrum’dan gelmeyi tercih ederim. Hiç olmazsa kaç saatte geleceğin belli.

Perşembe günü turizm fuarı için Bodrum’dan gelecek arkadaşları uyarıyorum; İstanbul’da hava açık diye aldanmayın, geceleri çok serin.

Bu blogun adı Bodrumlu Hayat. Ben de orada yaşadıklarımı yazıyorum. Şimdi birkaç gün için İstanbul’dayım. O gözle burayı yazayım istedim.

Herşeyden önce şunu söylemeliyim; doğup büyüdüğün ve 49 yılını geçirdiğin bir yere iki yıldır turist gibi gelmek garip bir duygu. Köklerin burada, çocukluktan veya gençlikten kalan arkadaşların burada. Aile, akraba burada. Ofisim burada. Ben Bodrum’dayım. Ve her gelişimde bir otelde kalıyorum, bunu seviyorum. Bu şehri turist gibi yaşamak farklı bir deney. Biraz sonra Pera Müzesi’ne gideceğim mesela. Oysa bu şehirdeki son yılımı geçirdiğim evim Asmalımescit’teydi, Pera Müzesi’ne 100 metre mesafedeydi ve benim kaçırdığım sergi olurdu.

Şu anda ofisimdeki masamdayım, dışarıdan İstiklal Caddesinin uğultusu geliyor. Burası benim şehrim ama ben artık buraya ait miyim emin değilim. Bugün burada ikinci günüm, Bodrum’u özlemeye başladım. Hiç abartı yok, bu böyle.

Turist gibi gelince şehrin sunduklarını da yakalamak istiyorsun. Dün akşam Ayşe ile Corvus’ta buluştuk. Ayşe benim kuzenimin kızı ve biricik şekerim. Uzun uzun sohbet ettik, özlemişim. Corvus, Akaretler’de restore edilen sıra evlerden birinin altında. İçeri girer girmez kendimi Barcelona’da hissettim. Orada bu tip mekanlara çok girip çıkmıştım. Corvus malum Reşit Soley’in şarap markası, bu mekan da bir şarap tadım yeri sayılır. Çok özenli. 2006 tarihli Aeolis içtik. Aeolis / a-yolis / Bozcaada’nın da içinde bulunduğu Truva’dan İzmir’e kadar Ege kıyısında bulunan 12 antik Ege şehrinin oluşturduğu grubun adıymış. Syrah, Cabernet Sauvignon, Boğazkere, Öküzgözü ve Bozcaada’nın Kuntra üzümünün bir araya gelmesiyle elde edilen bir şarap olduğunu söylediler. Benim damak tadım için çok uygun bir şaraptı. Yanında küçük kanapeler yiyebileceğiniz Corvus’un galiba yakında restoran bölümü de açılacak. Kanapeler de çok iyi ayarlanmış, hiç biri şarabın önüne geçmeyen lezzetler. İstanbul’da yaptıklarımı yazmayı düşünmediğim için fotoğraf çekmemiştim. Ama akşam Babylon ve Nublu’daki konserleri yazmam gerektiğini görünce Corvus’un fotoğraflarını çekmediğim için üzüldüm. Bir fikir verebilmesi için internette bulduğum bir iki kareyi buraya alıyorum.



Corvus’tan sonra Babylon’daki Hindi Zahra konserindeydik. Babylon bu şehrin başına gelen en iyi şeylerden biri. Garsonlar özlemişler, sarıldık. Babylon’da da tanıdıklara denk geldim, ayaküstü Bodrum sohbeti yaptık. Hindi Zahra sahnede vücut dilini çok iyi kullanıyor. Şarkılarında Fransa ve mağrip esintileri var. Ekibi klavye, davul ve iki gitardan oluşmuş. Gitarların ikisi de bir iki parçada akustikti. Kısa ama etkili bir konser oldu. Bana çok iyi geldi. 




Babylon’dan sonra eski Babylon Lounge, şimdi Nublu olan mekana geçtim. İmer Demirer çalıyordu, bir saat kadar onları dinledim. Nublu’da da tanıdıklara rastladım, yine Bodrum sohbeti açıldı. 



Otele dönerken yolumu Otto’nun önünden geçirip duruma bakayım istedim. Otto her zamanki gibi sokaklara taşmıştı. Doğal olarak orada da epey tanıdığa denk gelince bir daha Bodrum sohbeti başladı. Herkes Bodrum’da ne yaptığımı soruyor, ben de onlara bu blogu neden oluşturduğumu anlattım. Bir de ortak kanı; Bodrum bana iyi gelmiş. Öyle dediler. Bodrum kime kötü gelmiş ki?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder