23 Şubat 2011 Çarşamba

İstanbul'dan > 2


İşlerim için dün yine İstanbul’a geldim, birazdan da dönüyorum. Sabah 09:00 uçağı ile Yeşilköy’e indikten sonra araba kiralayıp önce Maslak, orada toplantı yapıp Tepebaşı’na otele gidip, çantamı bırakıp hemen ikinci toplantı için Akaretler’deki W Otel’e geçtim. Oradaki görüşmeyi bitirip oradan karşıya, Nakkaştepe’ye gittim. Oradaki toplantıyı da bitirip tekrar Avrupa yakasındaki otele döndüğümde saat 17:30 olmuştu ve sabah 06:30’dan beri ayaktaydım.

Bu arada yaptığım yol kilometre olarak belki Bodrum-Milas mesafesinden azdır ama geçen süre 3 saat civarı olunca, yağışlı ve gri havada araba kullanınca insanın keyfi kaçıyor. İstanbul’da bugün de gri ve ağır bir hava var. Daha bir 10 gün burada güneş ortaya çıkmaz. Şehrin ağır yükü bir yandan, gri kurşuni hava bir yandan depresyona davetiye çıkarmak oluyor ki ben bundan kurtulduğum için çok şanslıyım. Bodrum’da iki gün güneş çıkmasa ne oluyor diye şaşırırız herhalde.


Bu sabah bir sunum için gittiğim kuruluşta sunum bittikten sonra sohbet ederken insanların bu şehirde ne kadar mutsuz olduğundan konuştuk. Sorduğumda da herkesin hayatından şikayetçi olduğunu gördüm. Bunun o şirketle ilgisi yok, aksine müthiş modern bir binada, çok iyi koşullarda çalışılıyor. Yani şanslı bir çalışan grubundan söz ediyorum. Şikayet konusu işleri değil hayat biçimleri. Bir kişi de iyi bir şey söylesin değil mi? İşe zamanında yetişebilmek için sabah 05:30’da kalktıklarını, saatler süren yolculuk ardından işe başladıklarını... akşam iş çıkışında yine minimum 1,5 saat sonra evlerinde olduklarını anlattılar. Ve ertesi sabah yine 05:30’da kalkabilmek için saat akşam 10 civarında uyumaları gerektiğini, böylece kendilerine ayırdıkları zamanın en fazla 3 – 3,5 saat olduğunu belirttiler. E buna hayat denir mi? Sadece bir cumartesi-pazar İstanbul’u, kendi hayatlarını yaşabilmek için ödenen bedele bakar mısınız? Ne için? İşte bu soruyu sorduğunuzda farkında olmadan, adına hayat standartı denen ama özü tüketim olan bir yaşantıyı sürdürebilmek için olduğunu görüyorsunuz. Ya ev taksidi ödeniyor, ya araba, ya da bilmem ne. O bitince başka harcamalar devreye giriyor. Diyelim evleniliyor. Derken çocuk. Derken onun eğitimi için gereken para kazanılmalı. Böyle böyle ömür geçiyor, kendine zaman ayırmak için fırsat yakaladığınızda ne özel hayat kalmış oluyor, ne de insanda bir istek.

Dün akşam benim kıdemli arkadaşlarla Cavit’te yiyip içerken sohbet bir ara benim Bodrum’daki hayatım üzerinde döndü. Oraya yerleştiğimden beri bendeki olumlu değişimi onlar da gözlüyorlar, onu anlattılar. E ben de bünyemde zaten bunu hissediyorum. Selçuk güzel bir saptama yaptı; biz bir araya geldiğimizde sohbete hep önce bir şikayetle başlıyoruz dedi. Ya işten, ya oraya gelirkenki trafikten, ya havadan filan. Gerçekten de öyle. Sonra ben Bodrum’da sohbet nasıl başlıyor diye düşündüm. E n’aber? İyi. Sen? İyi. N’aptın? Balığa gittim, yüzdüm falan diye sürüyor. Hakikaten hiç şikayet etmiyoruz. Eyvah Eyvah filmindeki o diyalog doğru... N’aber? İyi. Sen? İyi... 

İstanbul'da gözüme takılanları aşağıya alıyorum...

Arter'deki yeni sergi

Akşam ve geceleri binlerce kişinin olduğu Asmalımescit'te sabah

Asmalımescit'ten

W Otel'in lobisi

Akaretler'deki restore edilen sıraevler. Zamanında Dolmabahçe Sarayı'ndaki çalışanlar için yapılan evler şimdi residance.

Asmalımescit'ten
Bana hep Bodrum’daki hayatım soruluyor. Toplantı yaptığım bütün şirketlerdeki dostlarımın toplantının sonunda “e şimdi uçağa atlayıp Bodrum’a dönüyorsun değil mi?” derkenki ifadeleri çok şey anlatıyor. O kadar çok kişide günün birinde İstanbul’u bırakıp bir sahil kasabasına yerleşme özlemi var ki. Onları çok iyi anlayabiliyorum. Sorulan sorulardan anladığım kadarıyla galiba biraz daha geniş bir perspektiften bakarak işi Bodrum’dan idare etmek ve Bodrum’da iş yapmak üzerine laflamak lazım.

Şimdi Ahmet’ten öğrendiğim kadarıyla Bodrum’da şiddetli yağmur varmış. Şu an İstanbul’da geldiğim andan beri hiç durmayan haysiyetsiz, toz gibi yağan yağmur yerine doğru dürüst Bodrum yağmurunu tercih ederim. Bodrum’da yağmur bile çoşkulu ve sahici...

Artık uçağa yetişmek için ofisten çıkıp Yeşilköy’e doğru yollanmam gerekiyor.

1 yorum:

  1. Cok guzel bakis acisiyla, cok guzel sergilenmis bir sayfa. Yureginize ve elinize saglik :)

    YanıtlaSil