21 Şubat 2011 Pazartesi

Yalıkavak'ta harika lezzetler; Sait Restaurant


Bana Yalıkavak’a gelen arkadaşlarımın mutlaka Sait’te bir akşam meze ve balık yemelerini istiyorum. Çünkü Sait bence sadece Yalıkavak’ın değil tüm Bodrum yarımadasının hatta Ege sahilinin en önemli balık lokantalarının başında geliyor. Son 5-6 yıldır gidiyorum. Önceleri yarı zamanlı Yalıkavak’lı sonra tam zamanlı Bodrum’lu olduktan sonra her ay en az bir iki defa oradayım. Gitmezsem eksikliğini hissediyorum. Sait’e de hep söylediğim için burada yazmamda sakınca yok, yazın kalabalıklığındansa kışın sakinliğindeki Sait’i daha çok seviyorum. Tabii bu benim gibi burada yaşayanların ve kışın ara ara buralara gelenlerin şahit olduğu bir durum. Dışarıda deli poyraz varken, deniz kabarıp camlarda patlarken şömine başında yemenin, içmenin hazzı bambaşka.

Kışlık bölümden bir kare
Yazlık bölüm. Kışın üstü ve yanları kapatılarak kullanılıyor. Denizin hemen dibinde.
Şömine başı


Sait çok renkli bir insan. Hani bir klişe vardır; hayatı film gibi derler, işte bu benzetme Sait’e tam uyuyor. Konyaspor’da profesyonel futbolculuk, İstanbul’da eşantiyon reklam malzemeleri pazarlamacılığı, İsveç’te restoran işletmeciliği, sonra İstanbul’a dönüp Le Chale’nin işletmeciliği derken Bodrum’a yerleşme ve sonunda 2000 yılında eşi Ferman Hanım ile birlikte şimdiki restoranı Sait’i hayata geçirme. Bu arada hayatında acı kayıplar olan Sait ile bir kış akşamı masada karşılıklı oturup yaşadıklarını dinlemiştim. Uzun sohbetin sonunda daha hikayenin yarısına gelmediğimizi anladım. Bir akşam devamını anlatacak, söz aldım. Bazen hüzünlü bazen neşel hikayaleri tam filmlik. Hele İskandinav ülkelerinin limon-portakal mafyası ile ilgili bir anısı var ki gülmekten gözlerimden yaşlar geldi. Tonlarca limonu mafya zoruyla günler süren çabadan sonra İsveç ormanlarında imha edip eve döndüğünde Türkiye’den gelen hamsiyi pişirtip yerken limon istediğinde evde limon kalmadığını duyması... Belki birgün size de anlatır. Anılardan söz etmişken; Sait’te tek bir kötü anım oldu. Babamın ani vefatının haberini bir eylül akşamı Sait’te masaya henüz oturmuşken gelen telefonla almıştım. Sevgili arkadaşım Seyran malesef yaşadığım şokun tanığı olmuştu.

Sait çok renkli bir kişilik. Kişiliği restoranın dekoruna, detaylara da yansıyor. Her gittiğimde dükkanın içinde birşeyler yer değiştirmiş, yeni birkaç obje eklenmiş oluyor.
Restoranda müşterilerin çocukları sıkılmasın diye resim yapabilecekleri bir yer ayrılmış. Yapılan resimler sergileniyor.
Tuvaletlere giden koridor bile restoranın genel havasına uygun
Belarus başkanı Sait'e gelişinin hatırası olarak votka hediye etmiş
Balıklı tablo
Bu aydınlatma elemanı da yeni eklenmiş
Cumartesi akşamı yine Sait’teydim. Başta şunu söyliyeyim; ben hayatımda hiçbir yerde Sait’te yediğim ahtapot ızgarayı yemedim. Bazı yerlerde salatasını, bazı yerlerde yahnisini, bazı yerlerde de ılık ılık gelen haşlamasını severim. Sait’te de mutlaka ızgarasını yerim. Daha bıçak değmeden ahtapot ikiye ayrılıyor. Nasıl böyle yumuşak oluyor anlamak güç. Sarmısağı, zeytinyağı, ızgaranın kokusu, pişirme süresi kusursuz. 

Ağızda dağılan ahtapot ızgara. Buradan bizim Osman'a gönderiyorum...
Masaya oturduğunuzda hemen önünüze gelen taze domates, biber, turp, salatalık ve marul içinizi temizliyor. Ben her zaman ege otlarından birini -genellikle turp otunu- enginar kalbini, çirozu, marine edilmiş balığı –mevsimine göre hangisi varsa- tercih ediyorum. Masada eğer Ayşegül varsa mutlaka midye dolmayı da sofraya dahil ediyoruz. Ardından ahtapot ızgara, sonrasında da ya Sait’in beybi kalamar dediği, içi lor peynirli kalamar ızgarayı veya orta irilikteki karides ızgarayı ekliyoruz. Balık olarak benim favorim lagos ızgara. Tam ayarında, hafif sulu ızgara yapıyorlar. Ama eğer aralık, ocak ve şubat aylarındaysak tartışmasız dil balığını istiyorum. Özellikle Yalıkavak-Güllük arasında avlanan dil balığının tadı ve ebatları farklı oluyor. Geçen hafta İstanbul’da Beşiktaş pazarında dil balığı diye satılan küçük dilleri ve fiyatlarını görünce ben de küçük dilimi yuttum. Buradaki diller onların tam bir misli boyda ve yarı fiyata.

Yörenin dil balıkları, dil şişleri. Balıklardan biri birazdan tabağıma gelecek.
30'dan fazla çeşit mezenin yer aldığı vitrin
Tatlı yemediğim için tadını pek bilmediğim tatlılar
Masaya oturur oturmaz gelen körpe salata malzemeleri
Ançuez, enginar kalbi ve deniz börülcesi
Tabağıma gelen 400 gr'lık orta boy dil tava
Her zaman olmuyor ama deniz suyu çorbası, karidesli pilav ya da deniz mahsullü paellayı her canlı tatmalı. Balık pastırması, ege otları, yazın kabak çiçeği dolması... daha aklıma gelmeyen en az 20 çeşit meze. Mezelerin yer aldığı vitrinin fotoğrafını çektim, biraz fikir verebilir.

Benim tatlıyla aram yok ama Sait’teki ev baklavasını yemeden olmuyor. Tatlı seven arkadaşlarım ekmek kadayıfının, incir ve ayva tatlılarının da çok başarılı olduğunu söylerler.

Yalıkavak’ın bir özelliği de gün batımları. Sait Gerişaltı denilen bölgede ve denizin tam dibinde olduğundan olağanüstü gün batımlarını seyredebiliyorsunuz. Yazın denizin ardından yok olan güneşe bakarak ilk buzlu yudumu almanın bünyede yarattığı etkiyi anlatamam, bizzat yaşamanız lazım.

Bu arada personelden söz etmezsem olmaz. Yıllar içinde hepsiyle arkadaş olduk. Kapıda araçları alan dünya efendisi Ali'den, herşeyle ilgilenen Adem'e -bu arada yeni baba oldu, dün akşam izinliydi ben de buradan tebrik ediyorum- Erol'dan Mehmet'e, Serkan'dan Fatih Terim'e (tabii adı bu değil ama şaşılacak dercede benziyor)...  mutfaktaki sihirbazlara kadar hepsi hakikaten dört dörtlük insanlar. Tüm kadroyu ezbere sayamayacağım. 

Akşam çektiğim bazı karelere burada yer veriyorum. Dün Ferman Hanım İstanbul’daydı, görüşemediğim için fotoğrafını çekemedim. Buraya Sait’in sitesindeki bir resmini ödünç alıyorum. Aynı şekilde gün batımını da şimdilik sitesinden ödünç alıyorum. Önümüzdeki yaz imkan olursa kendim çekip yine bu blogda yer vermek isterim. 





video

1 yorum:

  1. Tüm blogunuz çok yararlı bilgiler ile dolu Ucuz notebook olarak blogunuzu sürekli takip ediyoruz bilgiler için teşekkür ederiz.

    YanıtlaSil