27 Mart 2011 Pazar

Bodrum'da workshop

Geçtiğimiz hafta 15 ve 16 Mart günleri, Muğla Üniversitesi’nin Bodrum’un Ortakent beldesindeki Güzel Sanatlar Fakültesi’nin yeni kampüsünde, grafik tasarım öğrencileriyle bir workshop yaptığımdan söz etmiştim. Fakülteden o iki günle ilgili fotoğraflar elime ulaştı. Şimdi yaptığım workshoptan yola çıkarak hem biraz Bodrum’da grafik tasarım eğitimi ile ilgili düşüncelerimi hem genel olarak büyük şehirlerin dışındaki yerleşimlerde yapılan grafik tasarım eğitimi ile ilgili düşüncelerimi paylaşmak istedim.
Öncelikle Üniversite’nin yeni kampüsünden söz edeyim. Geçen günkü notlarımda da yazmıştım; fakülte Ortaken’te, Yahşi’ye ve koya bakan bir yamaçta, müthiş manzarası olan bir kompleks. Masmavi Ege ve Kos adası tam karşısında. Bahçede veya kantinde otururken birçok bol yıldızlı tesiste olmayan manzarayla içiçesiniz. Grafik, resim ve heykel bölümleri var. Sınıflar 15’er kişilik. Bu iş için tasarlanmış binalar olduğundan, ders yapılan mekanların ışığı, yerleşimi gayet iyi. Şu sıralar inşaatı devam eden yeni bir binanın içinde, sergi salonu, workshoplar için mekanlar ve etkinliklere Bodrum dışından gelecek sanatçı veya tasarımcılar için düşünülmüş küçük bir otel/misafirhane bölümü de olacakmış. Bodrum’da workshop, seminer, söyleşi yapma fikri cazip gelebilir diye tahmin ediyorum.



Tabii asıl önemli olan binadan çok içindeki insanlar. Yani eğitim kadrosuyla birlikte öğrenciler. Binanın önemini inkar edecek değilim. Üstelik İstanbul’da o zamanki (70’lerin sonu, 12 Eylül darbesi ve 80’lerin başı) adıyla Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulu’nda (UESYO) eğitim gören biri olarak binanın önemini iyi bilirim. Bizim Beşiktaş’ta kömür deposundan tasarım okuluna çevrilmiş binamızda gerek devletin parasızlığından gerekse o yıllardaki petrol sıkıntısından, yanmayan kaloriferlerle kışı geçirdiğimiz düşünülürse. Elde eldivenle ne kadar rapido, fırça tutulursa artık...
Ama dediğim gibi asıl mesele insanda. Biz o deniz kıyısında, kırık pencerelerinden boğazın poyrazının esip üfürdüğü mekanda iyi eğitim aldık. O okuldan bugün bu sektörün en önemli, en iyi tasarımcıları yetişti. Çünkü eğitim kadromuz çok iyiydi, bizler de iyi çalıştık. Şimdikilerde iş yok diyen, gençlere düşman, eskinin herşeyinin iyi, şimdinin ise kötü olduğunu ileri süren eski kafalılardan değilim. Ama bu yeninin herşeyinin tartışmasız iyi olduğunu da belirlemez. 2000’li yılların başında Mimar Sinan’daki hocalık dönemimde de gözlediğim bir durumla burada workshopta da karşılaştım. O da genelde öğrencilerdeki konsantrasyon eksikliği. İşi sahiplenmede yaşanan heyecan azlığı, meseleyi ucundan tutma durumu. Bir şekilde okula girilmiş, nasıl olsa bir biçimde de bitecek. Hani çok yorulmayalım bu süreç de bitsin işimize bakalım duygusu var sanki. Workshopa katılması gereken öğrenci sayısı yanılmıyorsam 30’du. Tümü gelmedi. Geldiyse de iş vermedi. Oysa onların eğitim dışından, hayatın içinden gelen bir tasarımcıyla çalışırken öğrenecekleri şeyler vardı. Güneşli ılık havada bahçede oturmayı tercih eden hayli öğrenci gördüm. Belki de onlar haklı ne diyeyim?
Grafik hayatın içinden beslenir. Hele öğrenciyken, okuldan eve giderken bile bir afiş, bir sergi, iyi tasarlanmış bir tabela görmek çok önemli. Onun için bu işin eğitimi büyük şehirlerde, metropollerde olmalı. Bodrum grafik eğitimi için uygun değil. Isparta da uygun değil, Balıkesir de. İstanbul, hadi biraz da Ankara dışında grafik eğitimi verilmesinin doğru olmadığına inanıyorum. Ya da en hafif deyimiyle “yeterli” olmadığına diyeyim. Tatil köyü yapılacak yere üniversite açılacaksa hiç değilse turizm üzerine bir üniversite açmalı. Sakin ve huzurlu bir çevre iyi birşey ama grafik eğitimi için doğru değil. Bakın aşağıda Google’da Üniversitenin olduğu yerin krokisine yer veriyorum. Başka şey söylemeye gerek yok, bu anlatıyor.


İkinci mesele eğitim kadrosu. Bodrum’da hocalık yapacak akademik hayatı seçmiş birini bulmak kolay değil. Hadi diyelim hem piyasada iş yapan hem eğitmenlik yapabilecek ve Bodrum’da yerleşik birini buldunuz, bu sefer YÖK çeşitli engeller koyuyor. Akademik kariyeri seçmiş biri, iyi bir tasarımcı olmasa da kadro varsa okula giriyor. Ama dışarıda çok başarılı olan, ödüller almış, yurtdışında sergilere katılmış birini hoca olarak okula almak istediğinizde de birçok bürokratik engel çıkarıyorlar. Üstüne üstlük ödenecek aylık da yol parasını karşılamıyor. İyi tasarımcılar genellikle dışarıda çalışıyor, akademik kariyere girmiyor. Özveride bulunup ders vermeye ikna edilse de bu sefer binbir bürokratik mesele çıkıyor. Bu durumda Bodrum’daki fakülte ne yapsın? Bodrum için söylediklerimi aslında İstanbul, Ankara hariç heryer için söylüyorum. Hepsinin sorunu aynı. Bir ölçüde Eskişehir’i bu kategoriye sokmayabiliriz. Orada eğitim nispeten iyi, bunu bir dönem bana staj için gelen öğrencilerden izliyordum. Bu arada yanlış anlaşılmak istemem, İstanbul ve Ankara’da olup ta berbat grafik eğitimi veren fakültelerden çok var. Yani sadece metropolde olmak yetmiyor.
Bodrum’daki workshop konumuz bir “made in Bodrum” logotaypı tasarlamaktı. Bodrum’da, Bodrum için hizmet veya mamul üreten kurumlara verilecek bir paye olarak kurguladığım bu projede öğrencilerden birkaç tane ilginç iş çıktı. Genel seviye pek yüksek değildi ve bunu tahmin edebiliyordum. Onun için çok zorlamadım.









Fakültedeki hocalarda da bir bezginlik sezdim. Sohbetlerde de bu anlaşılıyordu. “Bunlardan birşey olmuyor” duygusu hakim olmuş. Çok tehlikeli tabi. Çünkü bu bir kısır döngüye yol açıyor. Hocaların hiçbir zaman şikayet etmeye hakları olmadığını düşünürüm. Öğrenci kaytarabilir, hoca kaytarmayı gündemden çıkarmak zorunda. Öğrencinin aklına bile gelmemeli. Öğretmek hiç kolay iş değil.
Tabii asıl sorun öğrenciler için. Devlet bir üniversite açmış ve demiş ki burada grafik tasarım eğitimi veriyorum. Öğrenci de ne bilsin, inanıyor, geliyor ve bu eğitimi alıyor. Mezun olduğunda da grafik tasarımcı olduğunu düşünüyor. Ama örneğin İstanbul’a gidip piyasaya çıkınca gerçekle yüzleşiyor. Mimar Sinan’ı bitiren öğrenciyle hiç de aynı klasmanda olmadığını görüyor. Peki suç kimin? Başta devletin. Sonra o üniversitenin. En az suç öğrencide. Eğer eğitim yıllarında biraz birşeylerin farkına vardıysa kendini geliştiriyor, araştırıyor. Ama eğer gerçeği görmediyse, o zaman işte ılık havada bahçede güneşlenip Ege denizine bakarak bir biçimde mezun oluyor. Sonra da Allah kabul etsin.





Sonuç olarak workshoplar, seminerler, söyleşiler öğrenci için heyecan verici olabiliir, yeni fikirlerle, yeni işlerle bu sayede tanışabilirler. Bu etkinliklerin eğitime katkı yaptığına inanıyorum. Seneye bitecek yeni binayla beraber Bodrum’da daha çok workshop yapılabilir. Bu konuda ben de yeni bir Bodrum’lu olarak elimden geleni yapıp, İstanbul’dan iyi tasarımcıların bir iki günlüğüne Bodrum’a gelmelerini sağlamaya çalışacağım.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder