2 Nisan 2011 Cumartesi

Bodrum sevgisi başka başka

Oldum olası Ankara’yı sevemedim. Şu meşhur “Ankara’nın İstanbul’a dönüşünü severim” lafı benim için çok geçerli bir benzetme. İstanbul ve Bodrum’la olan ilişkim için benzeri bir laf ederek, doğma büyüme bir İstanbul’lu olarak şehrime ihanet etmek istemem ama Bodrum’dan İstanbul’a giderken ayaklarım geri geri giderken Bodrum’a dönmek üzere havalimanı yolunda taksi içindeyken tam tersi oluyor.

Üç gündür yine sunumlar ve toplantılar için İstanbul’daydım. Bu gidişimle birlikte Mart ayı içinde iki kez gitmiş oldum. Bazen işler bunu gerektiriyor. İstanbul’a gittiğimde ailemle, arkadaşlarımla birlikte olmak çok iyi geliyor tabii. Aslında görmek istediğim kişilerin tümünü bir İstanbul seyahatinde görmek istersem en az 4 gece kalmam gerekiyor ki bu da fazla geliyor. Kışın İstanbul’un soğuk, ıslak ve gri havasını, yazın Bodrum’un mavi gökyüzünü ve denizi bahane ettiğim için bu pek mümkün olamıyor.

Tam ofisimin karşısında, Bodrum'daki gibi İstiklal Caddesi'nde de kara kalem portre yapan bir ressam
Resim yapanı izleyen boş gezen meraklılar
İkinci katında benim odamın göründüğü, İstiklal Caddesi'ndeki ofisimin olduğu bina
Komşumuz Santa Maria kilisesi
Asmalımescit'teki Boncuk'ta sinarit ızgaralı bir öğlen yemeği
İstanbul'a gittiğimde bir öğlen mutlaka uğradığım, Şimdi'nin olduğu Atlas Apartımanı'nın avlusu
İstanbul'u terketmemdeki katkısını hayırla anacağım, Asmalımescit'te son oturduğum apartıman; Canova Residence
Santa Maria kilisesinin girişindeki korseci. Birgün yerine büfe falan yapılıp yok olacak diye korkuyorum.
Geçtiğimiz gün İstiklal Caddesi’nin Tünel bölgesinde bu sefer de bir ses kirliliğine şahit oldum. İnsanların başkalarını bu şekilde rahatsız etmelerini hak görmeleri, belediyenin buna izin vermesinin yanısıra etkinlik diye bir de katkı yapması müthiş bir görgüsüzlük ve kültürsüzlük örneği. Burada yaşaya yaşaya artık bu tip şeylere tahammülüm çok azaldı. Aşağıdaki linki tıklarsanız duygularımı daha iyi anlatmış olacağım.
http://www.twitvid.com/BQAWY

Bodrum sevgisi çok çeşitli. Bodrum’da yaşayan, buraya sonradan gelip yerleşen, sadece yazları gelen ya da birkaç yılda bir gelenlerin Bodrum sevgisi aynı değil. Bodrum geniş manada bir özlemin simge adı. Kimi yazın kalabalığında gece hayatına akmakta buluyor bu sevgiyi, kimi kalabalıktan uzakta sakin bir köyünde dinlenerek. Kimi sevgisini her yaz 15 gün geldiği devremülkünde mangal yaparak, kimi her yarım saatte ayrı kıyafet giyerek Türkbükü’nde paparazilerin önünden geçerek yaşıyor. Ya da kimi görev icabı tayinle geliyor, sıkılıyor, bitmesini bekliyor... kimi tayininin buraya çıkması için torpil arıyor. Herkesin Bodrum’u başka.

Benim Bodrum’um da bana özgü. Sevgiyi anlatabilmek için benzetmeler ya da sevgi duyduğunuz şeyin sizdeki izlerinden, yaşattıklarından söz etmek lazım. Benim için; mesela uçağın İzmir’den sonra alçalmaya başlamasını takip eden 10 dakika sonunda aşağıda Güllük Körfezi’nin ve sağ tarafta Yalıkavak’ın kadraja girmesiyle birlikte içimin kıpırdamaya başlaması... mesela uçağın kapısının açılmasıyla yazın sıcak kışın ılık ve kendine özgü kokusu olan havanın yüzüme çarpmasıyla içimden uzun bir oleeey çekme isteği... mesela alanda arabama biner binmez Yunan müziğini açarak kendimi önce Zazu’ya sonra bir meyhaneye atmam... mesela sanki aylardır ayrı kalmışım gibi ahtapot ızgara ve yanında rakıyı birlikte masamda görerek duyduğum sevinç... bunlar biraz anlatıyor gibi.
Bazı kriterlerim var. Bunları gözlemlerimden elde ettiğim sonuçlarla oluşturdum. Örnek; Yunan müziğini sevmeyen birinin Ege’yi ve Bodrum’u sevmesi mümkün değil. Tamam, yukarıda dediğim gibi herkesin Bodrum sevgisi farklı. Serdar Ortaç ile Bodrum’da Helva’da, Küba’da dans edenler de bir şekilde Bodrum’u sevdiklerini düşünüyorlardır ama benin görüşüme göre onlar Bodrum’u değil eğlenceyi seviyorlar. Yarın Marmaris’te o tarz eğlence yerleri patlasa oraya gidebilirler. Çeşme’ye gittikleri gibi. Burayı içten sevmek için buraya zaman ayırmak, Bodrum üzerine düşünmek, burayı tanımak gerekiyor. Misal; Bodrum’da pişirilen levrek ile İstanbul’da pişirilen levrek aynı değil. Bodrum’da pişirme yöntemi farklı. Levrek aynı olsa bile tabaktaki tadı farklı. Keza kalamar... veya ahtapot. Rakı da farklı diyeceğim ama diyemiyorum, çekiniyorum. Şaka tabi ama insanın bunları yerken içinde bulunduğu ruh hali mutlaka aldığı lezzeti etkiliyor. Onu anlatmak istiyorum. Yaşadığın yeri seviyorsan mutlusun. Mutluysan hayattan da yediklerinden de farklı lezzet alıyorsun. O zaman dinlediğin müzik de ta içine işliyor, sahilde yürürken içine çektiğin iyotlu hava da.

Bu linki tıklarsanız, benim çok sevdiğim iki Yunan’lı şarkıcının eski bir konser kaydını izleyebilirsiniz. http://www.youtube.com/watch?v=IYUu3JwWaIg&feature=autoplay&list=PL2AD63071757F43D0&index=51&playnext=2

İşte bu video benim için Bodrum’un ta kendisi, Bodrum’da yaşamanın tadı, damardan Bodrum’dur. 1983 yılının bir kaydı. O yıllarda ben üniversiteyi yeni bitirmiş, Yorum Ajans’ta grafik tasarımcı olarak (o zaman tasarımcı lafı pek kullanılmaz, grafiker denirdi) çalışıyordum. Dalaras’ı ilk kez 1984 yılında dinlemiştim. Yine o yıllarda bizim için Yunan müziği Theodorakis ve Zorba ile sınırlıydı. Dalaras beni çok etkilemişti ve 1985 yılında ilk kez Atina’ya gittiğimde birçok kasedini almıştım. Şunun için anlatıyorum; Dalaras’ı ne zaman dinlesem aklım Bodrum’a gider, bir gün nasıl olacağı hakkında bir fikrim olmadan Bodrum’da yaşama hayalleri kurardım. Bu kaydı üç ay önce buldum. Her dinlediğimde o yıllar aklıma geliyor. Geçmişin hüznü ile bugünün mutluluğu ve geleceğin umudu karışıyor bir garip oluyor... işte bu duygular içinde şimdi Mahmut Kaptan’a gidip sıcak ahtapot ve kalamar ızgara yemek yakışır. Mahmut Kaptan bu ay sonu kapatacak ve ekim ayına kadar açmayacak. Yaz bitince yine biz burada yaşayanlar ve Kaptan’ın müdavimleri olarak buluşup kaldığımız yerden devam etmeyi dilerim.
Mahmut Kaptan'dan bir detay
Bu da Mahmut Kaptan'dan
Bu ise Bodrum'daki Orfoz'daki kehribar gibi zeytinyağında yapılan ahtapot ızgara

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder