25 Nisan 2011 Pazartesi

Bodrum'a yerleşmek için birkaç neden saysam dedim ama uzadı...


Geçenlerde arkadaşım Karin’in bir tweeti dikkatimi çekti, Cem Kafadar’ın “iş değiştirmek için 15 neden” isimli bir yazısını öneriyordu. Yazıyı okudum. Hatta Karin’e bunun Bodrum versiyonunu yapayım diye yazdığımda, o da “şu anda fazla sebep gerekmeyebilir” diye esprili biçimde cevapladı. Derken biraz sonra kuzenim Nilgün bir mail gönderdi. Doç .Dr. Erol Çağ adında bir bilim adamının, mutlu olmak için mal mülk almanın gereksizliği üzerine bir yazısı. İlginç bir yazıydı, ABD gibi alışveriş çılgını insanların yaşadığı ülkede, 100 eşyayla yaşamaya davet aktiviteleri yapılıyormuş. İnsanlar fazlalıklarından kurtuldukça mutlulukları azalmadığı gibi bilakis artıyormuş. Fazla eşyalarını dağıtmaya başlamışlar. Büyük evlerden küçük evlere geçmeye, alış veriş yerine yogaya, seyahate para harcamaya yönelmişler.

Büyük şehirlerde yaşayan, camı açılmayan plazalarda çalışan kentli insanlar bir biçimde yaşadığı ortamdan sıkılıyor. Çünkü ne yaşadıkları ortam insani, ne çalıştıkları ortam. Çiçek yetişmeyen ortamlarda çocuk yetiştirmeye çabalıyorlar. Yeşili olmayan mahallelerde dışarıda oynayamayan çocuklar bilgisayar karşısında hareketsiz oturuyor. Sonra birgün markette alışveriş yapılırken soruveriyorlar, bu limonlar hangi fabrikada yapılıyor diye. Falan falan... hepimizin bildiği şeyler işte.


Bundan beş yıl önce benim de İstanbul’da yaşamaktan ötürü kendime göre bazı sıkıntılarım vardı. Ama daha önemlisi Bodrum’a karşı daha üniversite yıllarımdan gelen tutkum ve orada yaşamaya karşı beynimin bir köşesinde hep varolan “yerleşme” fikrim vardı. Bir gün geldi ve Bodrum’a tamamen yerleşmeye karar verdim. Cesaret isteyen bir karardı ama yerleştikten sonra şunu çok düşündüm; neden daha önce bu cesareti göstermedim?

Kendi deneyimimden yola çıkarak ben de bazı nedenler yazmak istiyorum. Şu anda aklıma gelenleri yazacağım. Onun için kaç neden bulacağımı bilmiyorum, bu yazının başlığını da –kaç neden bulduğumu sayıp- sonunda koyacağım.

İşinizden memnun değilseniz
İnsanın hayatını sürdürebilmesi için gereken parayı kazanacağı işi artık tad vermiyorsa, hayat da tad vermiyordur. İşinizden mi yoksa iş yerinizden mi memnun değilsiniz? İkisi farklı durum. Eğer işinizden memnun değilseniz o zaman oturduğunuz büyük şehri terkedip Bodrum’a yerleşmek için elinizde bir neden var demektir.



Kazancınızdan memnun değilseniz
Sabah 7’lerde yola çıkıp akşama kadar çalışıyorsunuz. Zaten trafikten eve vardığınızda sosyal hayata katılacak haliniz de kalmıyor. Üstüne üstlük parayı denkleştirmekte zorlanıyorsunuz. Arabanın kredisi yeni bitti ve şimdi de ev kredisi hesapları yapıyorsunuz. İşte bu durumdaysanız büyük şehri terketmek için bir neden daha oldu. Çünkü Bodrum’da ortalama kira 700 TL. Üstelik önünüzde bahçe, dışarıda mavi gökyüzü ve temiz bir hava var. Onlara para almıyorlar. Bodrum’a gelin, ev falan almaya da kalkmayın. Canınız sıkılırsa başka eve ya da başka koya geçersiniz. İlla mülk edinme güdünüz varsa buraya gelince o da yavaş yavaş yok olur zaten. Hem burada mesela İstanbul’da yaptığınız market, manav gibi zorunlu gıda alışverişini neredeyse yarı fiyata yapacaksınız. Bir de sır vereyim. Burada domates domates gibi kokuyor. Metropol marketlerinin silgi tadındaki domateslerinden sonra yadırgayabilirsiniz ama zamanla bünye alışıyor.



Zaman bulamamaktan şikayet ediyorsanız
İstanbul’da kendinize ayıracak zaman bulabilmeniz için yapmanız gereken, iş yerinize yürüme mesafesinde bir evde oturmanız. Başka yolu yok. E bu da çok zor bir durum. Maslak’ta mı oturacaksınız? Ya da ofisinizin bulunduğu yerde ev kiralamanız için geliriniz yetmeyecek, sizden iki tane lazım. İşte bu durumda Bodrum ideal bir yer. Hele ki işinizi evden yapabiliyorsanız...

Çok para harcamaktan şikayetçiyseniz
Harcamayın. Niye çok harcıyorsunuz? Aldıklarınızı listeleyin. 10 tane gömleğe, 20 tane etek, pantalona, Imelda Marcos gibi ayakkabı biriktirmeye gerek var mı? İşe aynı kıyafetle mi gideceğim diye aklınızdan geçiriyor olabilirsiniz. Eğer Bodrum’a gelirseniz buna hiç gerek kalmadığını göreceksiniz. Burada hayat basit. Sade. İsterseniz şu anda gardrobunuzdaki giysilerin her türünden sadece iki taneyle gelin yerleşin. Yeter. Burada yapacağınız masraf şort, sandalet ve mayo olacaktır o kadar. Ben İstanbul’a toplantılara gidiyor olmasam bir tane gömlek bile yetecek. Bodrum’a yerleştiğim sene indirimden üç gömlek almıştım. Onlara bile gerek yokmuş. Bodrum’da yaşamak için iki gömlek üç dört t-shirt, kış için bir iki kazak, mont ve bir yağmurluk yeterli. Ayakkabı deseniz iki üç çift tamamdır. Yani burada giyim için şehirdeki kadar para harcamanıza gerek yok.

 Özgün el işi malzemeler satan bir dükkan
Tatili özlüyorsanız
İş hayatı zaten gergin. Evden işe gidip gelmek deseniz güne yorgun başlayıp yorgun bitirmeninin sebebi. Şunun şurasında senede 10-15 günlük tatil için çalışıyorsunuz. Bodrum’a yerleşirseniz hep tatildeymişsiniz gibi hissedeceksiniz. Tatildeymişsiniz duygusuyla çalışmak zor ama o kadar olacak. Ona da alışılıyor.

Sonbahar güneşinde Akyarlar sahili


Doğal ve taze malzemelerle, bir sonbahar sabahı bahçede pazar kahvaltısı
Bakıyorum da liste uzayacak. Belki şikayetleri sınıflandırmak gerekiyor. Şöyle diyelim; işle ilgili sıkıntılar, maddiyatla ilgili sıkıntılar, çevre/temiz hava ile ilgili sıkıntılar, insanca yaşamak için ödenen bedellerle ilgili sıkıntılar. Bunların tümünün altında aynı şey yatıyor; şehir hayatı.

Bodrum’da yaşamaya başladığınız zaman, nelerden kurtulduğunuzu anlamaya başlıyorsunuz. 
Şehirde yaşamanın yükü öyle böyle değil. Yerleştikten sonraki ilk günlerin şaşkınlığını atlattıktan sonra insana müthiş bir hafiflik duygusu geliyor. Yıllarca sizi sıkıntıya sokan meselelerin geride bırakmış olmanın coşkusu anlatılmaz. Gürültüden ya da pis havadan camlarını açmadığınız eviniz yok, yerine tertemiz havanın içeriye girdiği, yılın 9 ayı ardına kadar açık camın olduğu bir evdesiniz.

Ayda bir haftasonu Datça, Marmaris, Selimiye, Bozburun’a falan kaçabilirsiniz. Şu içinde bulunduğumuz aydaki Datça’nın tadına varsanız, yazın adım atmazsınız. Hoş tüm bu çevre için aynı şey geçerli. Muhtemelen siz de buralara haziran-eylül ayları arasında geliyorsunuzdur. Hele ağustos ayında geliyorsanız iyice kötü bir dönemde buradasınız demektir. İstanbul veya Ankara’nın özetini burada görüyorsunuzdur. Her türden, her gelir grubundan insan burada oluyor. Herkes tatilini aynı aylarda yaptığı için bu kaçınılmaz. Böylece, mesela İstanbul’da gördüğünüz tiplerle yine birlikte tatil yapıyor, aynı yerde yiyip içiyorsunuz. Ama bir de kasım ayında gelip görürseniz farkı anlayacaksınız. Çok daha rafine bir insan kitlesini tanıyacaksınız. Bodrum’un veya bu coğrafyanın sunduğu nimetleri şehrin nimetlerine tercih eden zihniyetteki insanlar burada oluyoruz ve birbirimizi iyi anlıyoruz.

Datça
Kış sezonunda Hayıtbükü
Aynı Hayıtbükü'nün mayıs ayındaki hali
Datça'da Ovabük ile Palamutbükü arasındaki gizli koy
Arabayla haftasonları Datça, Selimiye gibi bölgelere kaçamak yapabilmek buralarda yaşamanın bir nimeti
Knidos
Knidos

Hisarönü
Kışın bizbize kaldığımızda -yani Bodrum’un da bize kaldığı zamanlarda-yaptığımız akşamüstü yürüyüşlerinin, Zazu’da kaldırımdaki ısıtıcıların altında içtiğimiz kahvenin ya da bir iki kadehin, dinlediğimiz müziğin, gittiğimiz meyhanenin tadı çok farklı. Birbirimizi Zazu’da buluyoruz. Oradan birkaç arkadaş Mahmut Kaptan’a gidiyoruz. Gece uzayacaksa Marina Club’e uğruyoruz. Bazen balıkçılar çarşısında balık yiyoruz. Ya da bazen Yalıkavak’a Sait’e gidiyoruz. Sait’i bilenler bilir, yazın denizin dibinde oturulur. Kışınsa fırtınada, dışarıda Ege azmışken şömine başında karides ızgara yemenin tadını anlatabilsem yazar olurdum. İstanbul’a gittiğimde dönmek için boşuna can atmıyorum. Bazen Bodrum’a indikten ve alanda arabama bindikten 10 dakika sonra telefon çalıyor, ekip nerede olduğunu söylüyor. Eve uğramadan direkt oraya gidiyor, İstanbul’un üstümdeki yorgunluğunu atıp kendime geliyorum. Bodrum daha uçaktan iner inmez bana iyi geliyor. Ciddiyim...

Taze ege otlarıyla bir öğlen yemeği
Bu da Mahmut Kaptan'ın meyhanesindeki dört ayaklı arkadaşım
Zazu

Sait'ten
Yalıkavak'ta balıkçı barınağındaki en eski pansiyonlardan biri
Deniz Feneri'nde kalamar ızgara
Güllük'e geçen yıl gelmeyen flamingolar bir ay önce geldiler
Aşağıdaki video muhtelif zamanlarda kaydettiğim görüntülerden oluştu. Ama tümü de kasım-mayıs ayları arasında çekilen görüntüler.


Geçtiğimiz günlerde buraya yerleşmeye gelen 30’lu yaşlarını süren yeni tanıştığım biriyle konuşuyorduk. O da iyi maaş aldığı -tabii stresli- işini bırakıp gelmiş. Ona şunu söyledim; burada masrafın yarıya inecek, stresin hiç olmayacak, hep taze şeyler yiyecek, hep temiz hava soluyacaksın. Yürüyecek, yüzeceksin. Belki daha az para kazanacaksın. Ama yetecek. İstanbul’da kazandığının farkını nasıl olsa pek yakında doktorlara, psikologlara verecektin. Şimdi keyfine bak.

Hayatlarının kalan bölümünü huzurlu Datça'da geçiren emekliler
Bu yazının başlığını bulamadım. Bodrum’a yerleşmek için çok neden var. Ama hepsinin özeti şu ki; daha temiz, insanın doğal yapısına daha uygun bir hayat sürmek için buraya gelmeli. Bodrumlu hayat iyi bir hayat.

8 yorum:

  1. Bu yazıyı okudum. Helede şu günlerde deli gibi İstanbuldan ayrılmak isteğimle dolup taşıyorken. Türkiyede tek yaşamak istediğim yer Datça-Palamutbükü.İstanbuldan sonra birden bire şok etkisi olur diye korkmuyorda değilim. Ancak gerçekten istediğim ufak bir badem bahçesi. İçinde taş bir ev. Bahçeyide bir işle uğraşmak için istiyorum yoksa çabuk yaşlanırım.:-)
    O hadi gidiyoruz kelimesi ağzımızdan ne zaman çıkacak çok merak ediyorum. Bana kalsa bugünde eşim biraz daha zaman var diyor. Halbuki zaman akıp gidiyor.
    100 eşya ile yaşamayı bende okumuştum. Gerçekten tüketimi bıraktığım zaman daha mutlu olduğumu hissettim. Yaklaşık 2-3 yıldır çok pahalı elbiseler, ayakkabılar ve diğer gereksiz şeylere para harcamıyorum onun yerine sürekli tatile, günübirlik turlara çıkıyorum. Ruhuma daha iyi geliyor. Diğer türlü kredi kartlarını ödemek ve ben bunları neden aldım derdine düşmek zorunda kalıyordum. :-(
    Basit yaşamın insanı çok mutlu ettiği kanısındayım. Yemek yemek , uyumak, hayatta kalmak dersek zaten yaşamın kendisi basit. Biz onu zorlaştırıyoruz. Evler, arabalar, TV'ler, bilgisayarlar, model model en son model. Niyeyse. Aslında hiç gerek yok. İstanbuldan kaçanlara hep özenmişimdir. Ama birgün bende bunu başaracağım bu deli şehri özlemek için egeye yerleşeceğim.:-)
    Toledo ile ilgili yazınıza gelince, evet insanlar kültürel miraslarına sahip çıkıyorlar koruyorlar. Yanına korkunç yeni bir bina inşa etmiyorlar yada korkunç firma tabelalarını birbirleri ile rekabet halindeyken hangimizinki en büyük şeklinde üst üste asmıyorlar. Adamlarda estetik var. Çiçek sevgisi var. Doğuştan olmasa bile okullarında bu öğretiliyor vs... vs...
    Türklere şu ters geliyor. "İspanyollar kazandıkları paraları o gün yiyorlarmış abi, olur mu insan kenara koyar, adamlar nasıl olsa yarın yaşayacağımız belli değil neden koyalım diyorlarmış, nasıl olur insan para biriktirmeli". Sanıyorum buda Türkiyede ekonomik güvencemnizin hiç olmamasından ve paranın çok öenmli olduğunun bize doğuştan öğretilmesine bağlı:-(
    Offf. epey uzun yazdım ama artık nokta koyayım.
    Size iyi tatiller ve güzel bir yaşam dilerim.
    selamlar, Arzu- Acupofcaffeine

    YanıtlaSil
  2. yazıyı çok beğendim. yorumu da bir o kadar beğendim. haklısınız. 100 eşya ile yaşamayı okumamıştım (şimdi okuyacağım)ama yıllardır benzer bir prensiple yaşıyorum. gerçekten işime yaramayacak ya da gerçekten beğenmediğim hiçbir şeyi, 1 TL bile olsa, almıyorum. aslında yapmam gerektiği halde, bunu kimseye önermiyorum ama sadece kendimiz yapmamalı diğerlerini de doğruya yöneltmek için uğraşmalıyız. insanların bu kadar lüks, bu kadar para harcama tutkusu olmasa diğer tarafta dier insanlar açlıktan ölmeyecekler. o ayakkabılar, o çantalar, o kremler, o giysiler, o elektronik cihazlar... hepsi, hepsi sadece birer aldatmaca. bizi insanlığımızdan, bizi kendimizden uzaklaştıran birer hayal. bir an önce uyanmalıyız. özellikle dünyanın başka bir yerinde küçücük çocuklar bir lokma ekmek bulamamaktan ölürlerken ve biz de bu gerçekliği aslında adımız gibi bilirken, bir çift ayakkabıya, aslında konuşmaktan başka hiçbir özelliğini kullanmayacağımız bir cep telefonuna, kaç kişiyi doyuracak paraları verirken kendimizden, insanlığımızdan utanmalıyız. artık uyanmalıyız!

    YanıtlaSil
  3. Sizin yazılarınızı okudukca daha da keyifleniyorum,bodrum için.Kira fiyatını görünce kirada oturmak daha karlı diye düşünmeye başladım.Kendimi bahçesinde keyif kahvesi içerken hayal ettim.
    Bazen bodrum sevdası içimde yanıp tutuşur.Öyle bir anda bodrum'un yolunu tutarım.şimdi yaptığım gibi.Salı günü ordayım.5 gün kafama göre takılmak bana da bodrum'a da iyi gelecektir.
    Sizi twetter denen sosyal medyada da takibe aldım.
    Fırsat buldukca yazılarınızı zevkle okuyorum.Salı günü bodrum'a gelmemi nasıl da tetiklediler.
    İyi günler dileklerimle...

    YanıtlaSil
  4. Tesadüfen yazılarınızı buldum.Hepsi ama hepsi imbikten geçmiş yol gösterici tespitler.Milas kazıklı koyuna yolum düştü geçenlerde.Çevre ilçe ve şehirlerde oturan genelde memur emeklisi sakinleri olan bir site.Koy ve orman manzaralı sessiz bir yer.Ben burada yaşarım ve ölürüm dedim nasıl böyle düşündüm ilginç.Neyse o yeri ve sizin yazılarırnrızı takipteyim.Huzurunuz ve sağlığınız iyi olsun..

    YanıtlaSil
  5. Eşimle bende bodruma yerleşmek isteyenlerden biriyiz biz osmaniyeli birer vatandaşız bodrumda güzel ve dolgun maaşlı iş veren le görüşe bilsek eşime iş imkanı salayacak iş veren yokmu bodrumda diyorum bize yardımcı olan olsada bizde bodrumda bahçeli bir eviz olsa kafamız rahat yaşantımız dogal olsa istiyoruz çok ihtiyacımız var ah ah Kısmet kimse yokmu

    YanıtlaSil
  6. Merhaba
    Yazınızı büyük bir keyifle okudum. her yazınızda İstanbul'a katlanmakta biraz daha zorlanıyorum.
    Datça'mı, koylarını çok güzel anlatmışsınız... İlerde Bodrum'a yerleştiğimde bir meyhane de karşılaşıp sizinle kadeh tokuşturmayı çok isterim. Sağlıkla kalın...

    YanıtlaSil
  7. yazınız çok güzel de kusura bakmayın bazı çelişkiler var... az para - sait'te yemek ?? az para-marina club ??? önünde son model araçların bulunduğu mekanlar - doğal hayat ???

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İsminizi yazmadığınız için isminizle hitap edemiyorum. İlginize teşekkür ederim. Belirtmem gereken bir iki nokta var. Yazının yazıldığı tarih 2011. O tarihte Sait gidilmeyecek kadar pahalı bir yer değildi. Sahilde, salaş denilebilecek bir mekandı. Şimdiki marina yoktu. Bodrum'daki Marina Club ise o zaman da, hala da en makul fiyatlı yerlerdendir. Örnek vermek gerekirse, Marina Club'te içki, civardaki mekanlardan yaklaşık %40 daha ucuzdur. İstanbul'daki muadili mekanlara göreyse %50'den de fazla olduğunu gördüm. Doğal hayat kavramı da yaşanılan hayata göre değişiyor. Benim yaşadığım hayat İstanbul'da yaşayana göre doğalken Datça'nın köyüne yerleşen arkadaşıma göre çok daha az doğal. Bu yazıda anlatmaya çalıştığım İstanbul'daki hayatımla buradakini kıyaslamaktı. Yoksa doğayla iç içe bir hayat yaşadığımı söylemek mümkün değil, çünkü öyle bir hayatım yok. Evet, arabaya haftada bir biniyorum, bisiklete her gün. İşime bisikletle gidiyorum falan ama bir dağ köyünde de yaşamıyorum. Özetle; 2011 yılında yazdığım bu yazıda amacım daha "az"la yaşanabileceğini anlatmaktı. Bu konuda 2016'da da aynı görüşteyim, İstanbul'daki yaşantıma oranla çok daha "az" ile yaşamaktayım. Ancak "az" da kişiye göre değişen bir kavram kuşkusuz. Selamlar.

      Sil