28 Nisan 2011 Perşembe

Faralya'da Yediburunlar Lighthouse


Bodrum’da yaşamanın bir nimeti de, dünyanın en güzel sahillerine sahip olan bir coğrafyada bulunmak. Fırsatı bulduğunuzda, canınız istediğinde, haftasonu arabaya atladığınız gibi Ege sahillerinin şahane bölgelerine gidebiliyorsunuz. Ben 4-5 yıldır buralardayım, daha Muğla il sınırı içindeki sahilleri bitiremedim. Bodrum’a nispeten yakın olan Datça, Hisarönü, Selimiye, Orhaniye, Bozburun, Bördübet bölgelerini epey iyi biliyorum. Ama Köyceğiz ve Fethiye bölgesindeki sahillerde henüz görmediğim yerler var. Önümüzdeki aylarda, yıllarda oraları da görmeye niyetliyim. Haftaarası evde sürekli çalıştığım için bu geziler için haftasonlarım var. Yıl içinde yağmurlu, fırtınalı haftasonlarını ve yazın çok yoğun insan kalabalığının olduğu haftasonlarını ayırınca geriye kalan haftasonlarından bazılarında buralara gitmek gerekiyor.

Ege’nin güneyi kuzeyine oranla bana daha yakın geliyor. Bodrum’un kuzeyine çıktıkça Foça, Ayvalık ve yıllardır gitmediğim Assos’u saymazsak kuzey Ege pek ilgimi çekmiyor. Oralarda kendimi yabancı hissediyorum. Bana biraz soğuk geliyorlar. İklim olarak değil tabii, yaşantı ve ortam olarak. Doğanın renkleri daha soğuk. Mesela Kaz Dağları falan güzel ama her yıl gitmeliyim gibi bir düşünce aklıma gelmiyor.

Ancak iş otlara ve deniz ürünlerine, yani Ege mutfağına gelince de kuzey Ege’nin üstünlüğü tartışılmaz. İzmir ve kuzeyi bu işi daha iyi biliyor. Bizim güneyde Datça’daki Fevzi, Bozburun’daki Orfoz, Selimiye’deki Sardunya, bizim buradaki Sait gibi yerler olmasa fark daha da açılırdı.

Dört yıl önce tek başıma arabayla Bodrum’dan güneye doğru yola çıkmıştım. Akyaka, Bördübet, Bozburun derken Fethiye’nin güney ucundaki Faralya bölgesinde, Fethiye’ye oranla Kalkan’a daha yakın olan bir dağın tepesinde bulunan Yediburunlar Lihthouse isimli yerden söz etmek istiyorum.

Burayı internetteki küçük otelleri anlatan sitelerden birinde görmüştüm. Küçücük resimlerden bile inanılmaz manzarası göze çarpıyordu. Yer ayırttım ve gittim. 

İçeride kendinizi bir evdeymiş gibi hissediyorsunuz
Mutfakta yemek hazırlığı





Yediburunlar’ın yolu epey zorlu. Ölüdeniz-Faralya yolu o dönemde henüz genişletilmemişti, yolu kesinlikle kullanmamam önerildi. Geçen yaz oradan geçtim, Uğurcan’ın kulaklarını çınaltmıştım. Ben de Fethiye-Kalkan karayolunu kullanıp, haritada sapağı bulup kendimi dağ yoluna vurdum. Sonunda bir dağın tepesine çıktım ve yol bitti. Telefonun çektiği bir bölgeye gidip Yediburunlar Feneri’nin yetkilisine ulaşıp ne yapacağımı sordum.  Bana doğru yolda olduğumu söyledi, ben de ortada yol olmadığını anlatmaya çalıştım. Sonunda anlaştık; arsada iki yanı taşlarla sınırlandırılmış bölüm yol olarak tabir ediliyormuş. Altı yüksek bir araç olmadan gidilemeyecek “yol”dan geçerek Yediburunlar Feneri’ni buldum ve manzarayı görünce nefesim kesildi.

Önünde denizin türkuazlaştığı koy Kabak Koyu, en uzaktaki kara parçası Ölüdeniz tarafı


Gün içinde daha yüksek tepelere bulutlar geliyor, muhtemelen yağıyor ve gidiyorlar
Yolu görebiliyor musunuz?
Yediburun Lighthouse'ı görebiliyor musunuz? Sağdaki tepeden sola doğru gelin, farkedeceksiniz.
O dönemde altı odası olan, bu odaları da İngiliz seyahat şirketine sezonluk veren Yediburun Feneri’nde yer bulmak mucize. Şansım varmış, buldum. Türk bir kadın ve Güney Afrika kökenli eşinin işlettiği Yediburun Feneri sessiz ve huzurlu. Gözün gördüğü çevrede hiç ev, insan filan yok. Dünyanın bittiği bir yerdesiniz gibi. Uçuruma doğru uzanan verandada yemek yerken manzaraya dalıp gidiyorsunuz. Altı oda olduğuna göre maksimum 12 kişi, iki çalışan, iki de sahiplerini sayarsanız 14 kişi oluyorsunuz. Ben oradayken arkaya bir taş ev daha eklemek üzereydiler. Orada kaç oda var bilmiyorum ama huzuru ve sakinliği bozacak kadar insanın gelmesini planlamadıklarından eminim. Denizden çok yukarıda olduğunuz için denize gitmek biraz zor. Zaten bu yıl o sahillerde gezinince gördüm ki arabayla ulaşılabilecek Kabak Koyu dışında pek bir seçenek yok. Ulaşmak mümkün değil. Kabak Koyu’nu kaldığım odadan görüyordum ama gitmek tahminen 1 saat alırdı. Sonuçta havuz ile idare etmek gerekiyor. Yediburunlar Feneri dinlenmek, okumak için mükemmel bir yer. Deniz heryerde var.





Bir ağustos ayında gitmiştim ve çok çok sıcaktı. Odamı gösterdiklerinde, aşağıdaki resimde sizin de göreceğiniz gibi yatakta yorgan vardı. Fethiye’de o mevsimde dışarısı 45 dereceyken yorgan garip gelmiş, yatarken kaldırmıştım. Camı kapalı tutun uyarısına aldırmayıp yatmış, gecenin bir yarısı üşüyerek kalkmış, önce camı kapamış, sonra yorgani kaldırdığım yerden çıkarıp örtmüştüm. Dağın tepesinde Ağustos falan hikaye... bildiğiniz serinlik var.


Ağustos ayında yorgan serili yatak

Sabahları ev reçelleriyle, civarda yetişen domatesler, evde yapılan ekmeklerle müthiş kahvaltı yapılıyor. Öğlen evde ne pişerse onu yiyorsunuz. Akşam için özel birşey isteyip istemediğiniz soruluyor. Eğer yoksa ev için pişenlerden yiyebilirsiniz. Bir öğlen sadece ben ve bir çalışan kalmıştık, tadı hala damağımda kalan bir menemen yapmıştı.



Bu verandada yemek yemenin hazzı anlatılmaz





İngiliz ekipler genellikle bir haftalığına geliyorlar. Son akşamlarında bahçedeki ocak yakıldı ve balık yapıldı.

Sonuçta Yediburun Feneri’nde üç gece geçirdim, bıraksalar bir hafta kalabilirdim. Sonraki yıllarda ne zaman niyetlensem yer bulamadım. Bu yıl önceden plan yapıp yerimi ayırtmak ve yaz bastırmadan gitmek istiyorum.

Fethiye’nin Faralya bölgesine daha fazla zaman ayırmam gerektiğinin farkındayım. Mümkün olursa bu sezonun sonuna doğru, yani eylül ekim aylarında birkaç kez gitmeyi planlıyorum. Geçen yıl gittiğimiz Faralya’daki Oyster Residence da bu tarzda bir tatil için iyi bir seçenekti. Adındaki Residence sizi yanıltmasın, bildiğiniz bungalowlar. Küçümsemek için söylemiyorum, tam tersine, çok doğru bir tatil mekanı. İsmindeki Residence komik o kadar. Burası denizin dibinde, ama kayalık bir yerde. Daha sonra detaylı anlatacağım.

2 yorum:

  1. CENNETTEN BİR KÖŞE...BAYILDIM ...

    YanıtlaSil
  2. Fiyatlar uçmuş! 150 euro civarında. Çok üzüldüm, romantik bir seçim olacaktı evlilik yıldönümümüz için:(

    YanıtlaSil