22 Mayıs 2011 Pazar

Bodrum'da 19 Mayıs


Bu yıl 19 Mayıs’ın perşembe gününe denk gelmesiyle Bodrum’a akın oldu. Bodrum’un kış sakinliğine alışan bizler için Nisan ayı, paskalya tatili nedeniyle turistlerin gelmesiyle veya yazlık evlerinin bakımı için memleketimiz insanının gelmesiyle hareketlenmenin de başladığı aydır. Bu yıl -İstanbul kadar olmasa da- buraya da yaz biraz gecikerek geldi. Ama Mayıs ayının başlamasıyla bir anda kendimizi yaz havasında bulduk. Örneğin şu anda 22 Mayıs ve saat 13:30, bahçedeki termometre 27 dereceyi gösteriyor.

Dediğim gibi 19 Mayıs’ın perşembeye denk gelmesi dört günlük bir kaçamak fırsatı verdi. Bodrum da gelenlere ihanet etmedi, çok güzel bir hava sundu. Ortalık cıvıl cıvıldı. Birçok mekan sezon açılışlarını yaptı. Mandalin, New/Old Club ve bir hafta önce açılan Porta bunlardan. İlerleyen günlerde hepsini ayrı ayrı fotoğraflayarak yazacağım. Şimdilik sadece isimlerin anayım dedim. Kısa bir bilgi; Mandalin eski MNM Club’ün olduğu sahildeki tipik Bodrum evi. New/Old geçen yıl açılan ama pek bekleneni vermeyen, çarşı içindeki eski Han’ın olduğu otantik avlu. Bu yıl işletmeyi üstlenen Vedat’ın orayı canlandıracağına eminim. Porta da benim geceleri eve dönüş yolumda, Marina Vista otelinin sokağındaki otoparkın yanı. Bahadır orada tipik bir Akdeniz ortamı yarattı.

Bodrum’da 19 Mayıs’larda fener alayı düzenleniyor. Biz büyük şehirlerde büyüyen ve yaşayanlar olarak fener alaylarını radyolardaki klişe anonslardan olan “... yurt dışı temsilcilikler ve Kıbrıs’ta kutlanacak olan bayram dolayısıyla gece de fener alayı düzenlenecek” anonsuyla biliriz. Burada gerçekten fener alaylarına şahit oldum. Bu yılkini blogda paylaşmak için kaydettim. Fener alayı Marina’da başlıyor ve Belediye Meydanı’nda bitiyor. Konuşmalar yapılıyor filan. Ben fener alayını önce Zazu’dan izledim. Sonra meydana kadar peşlerinden gittik. Topluluk meydanda kısa konuşmayı beklerken biz ara sokaktan devam edip balıkçılar çarşısındaki Trattara meyhanesine ulaştık. Bodrum’da bir adet var; fener alayı caddede ilerlerken hangi müzikli barın, restoranın önünden geçiyorsa orası 10. Yıl marşını çalıyor. Gecenin ilerleyen saatlerinde de meyhanelerde mutlaka bir kez daha marşı duyuyorsunuz. Bu marşı Bodrum'lular çok sever. Aşağıdaki videoda 19 mayıs akşamı fener alayı geçerken 10. Yıl marşını çalan Küba ve Helva’yı göreceksiniz. Sonrasındaki bölüm ise ertesi gece ters yönde ilerlerken yaptığım kayıt. Helva ve Küba’nın normal halleri var.

video





video

Dört günlük tatilde antika otomobiller bir yarış organizasyonu için Bodrum’a geldiler. Kalenin olduğu meydanda araçlar sergilendi. Hepsi çok bakımlı araçlardı ama içlerinden bir iki tanesi gerçekten kıskandıracak kadar güzeldi ve sanki o gün fabrikadan çıkmış kadar bakımlıydı. Araçların bir bölümünü görüntülemeye çalıştım. Çok kalabalık olduğundan biraz zorlandım ama görüntüler fikir veriyor. Bugün bizlerin kullandığı otomobillerin teknolojik, mekanik üstünlüğü tartışılmaz ama eskilerin de estetiği su götürmez. Bizler biraz da aerodinamik kurallarının zorlamasıyla, markası modeli ne olursa olsun neredeyse birbirinin aynı araçlara biniyoruz. Oysa eskilerin her birinin bir kişiliği var.









Marina Yat Kulübünde de iki akşam caz konseri vardı. Tam gün batımı saatinde, ılık bir akşamüstü kaleyi ve tekneleri seyrederek barda bir iki kadeh içerek caz dinlemek iyi fikirdi. Ancak ilk akşamki grup sadece kendilerine çaldıkları için olsa gerek çok progresiv parçalar seçmişlerdi. Ben caz severim, bine yakın CD’den oluşan koleksiyonum var ama sinirlenip çıktım. Marina bir caz kulübü değil. “ Bakın biz cazı ne kadar iyi biliyoruz ve ne kadar damardan çalabiliyoruz” diye göstermeye kalkmanın anlamı yok ki. Üstelik bu kadar iddialıysan, o zaman enstrümanının virtiözü olman lazım. Hayatımda bu kadar berbat bir saksafon dinlememiştim. Ali Peret'i dinlemek istedim ama saksafoncu izin vermedi. Yapılması gereken oranın ortamına uygun, daha yumuşak bir repertuar seçmekti. Şöyle bir yanlış algı var; ne kadar damardan çalarsam o kadar ustayım. Yok öyle birşey. Eğer olsaydı Keith Jarret, Ahmad Jamal vb. Summertime yorumu çalmazlardı. Ustalığını göstermek için dinlemesi zor sololara, atraksiyonlara gerek yok. İkinci akşam çalan ekip daha soft parçalar çalmış.


video

19 Mayıs akşamı, yukarıda yazdığım gibi Trattara meyhanesindeydik. Burası da balıkçılar çarşısındaki meyhanelerden biri. İşletmeci karı koca çok sevimli insanlar. Bazen küçük kızları ve kızın abisi de servise yardım ediyorlar. Tam aile işletmesi. Garsonlar da iyi çocuklar. Ama yan dükkandaki balıkçı suratsız. Biliyorsunuz balıkçılar çarşısında yöntem şu; balığı çarşıdaki balıkçılardan alıyorsunuz, sonra istediğiniz mayheneye oturuyor, orada pişirtiyorsunuz. Ben genellikle Deniz Feneri’ne gider ve balığı da yanındaki Yalçın’dan alırım. Bu sefer Trattara’da oturacağız diye buranın yanındaki balıkçıdan aldık. Yahu insan bir merhaba der, parayı alınca teşekkür eder değil mi? Hem daha önce de birçok kez alışveriş yapmışlığım var, tanıyor. Üstelik verdiği karides de iyi değildi. Bu tip esnaftan alışveriş yapmıyorum. Bundan sonra bu balıkçıdan da almayacağım. Güleç ve saygılı, hal hatır soran esnaf varken neden bu tiplerden alış veriş yapayım? Arada fark olsun değil mi?

O akşam meyhanede iyi eğlendik. İstanbul’dan arkadaşlarının düğünü için gelen Ulaş, Karin, Burak ve onların ekiple yan yana masalardaydık. Sohbet iyiydi.

Bu akşam futbol sezonu bitiyor. Bizim kışlık ekibin büyük çoğunluğu Fenerbahçe’li ve her maçta olduğu gibi Zazu’da bara dizilecekler, maçı orada izleyecekler. Ben maç seyretmiyorum ama eğer bu akşam Fenerbahçe şampiyon olursa –ki olmalı- Zazu’daki eğlenceye katılacağım. Önceki iki sezonda yaşanan hayal kırıklığının acısını çıkarmış oluruz. Bodrum bu geceye çok hazır.

Bir yandan da Bodrum’dan dönüşler başladı. Yollarda bavullarını çekerek sürükleyenlere rastlıyorum. Yarın herkes kendi şehrinde yine işlerine, koşturamacasına dalacak. Ben de burada kalacak olmanın verdiği içten gelen sevinç ve coşkuyu yaşayabileceğim için kendimi şanslı hissedeceğim. Böyle bayram gibi tatillerdeki toplu gelişlerin sonrasındaki toplu dönüşlerde hep bunu hissediyorum. Dönenler otogara giderken veya Havaş’a binerken, oh yahu ben burada kalmaya devam ediyorum diyorum.

Yarın Pazartesi. Zaten büyük şehirde yaşayanlar için sendrom günü, üstüne bir de tatil dönüşü eklenince daha zor olacak gibi. Geçirilen güzel günlerin, sıcağın, denizin, içilenlerin, yenilenlerin etkisinin İstanbul’un sabah trafiğiyle ne kadarı kalır bilinmez. İlk fırsatta yine buralara gelmenin hayaliyle hayat devam eder gider...

Buraları sevenler ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklardır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder