6 Mayıs 2011 Cuma

Gümüşlük'te görgülü bir mekan; Limon


Limon, 10 yılı aşkın bir zamandır Gümüşlük’te var olan bir mekan. Böyle yazınca ruhsuz ve anlamsız bir laf, kuru bir tarif gibi oluyor. Limon öyle bir yer ki; hem iyi lezzetlerle buluşacağınız, hem iyi içkiler, kokteyller, ev yapımı likörler içebileceğiniz, hem kahvaltı edebileceğiniz, hem öğlen yemeği yiyebileceğiniz, hem günbatımı için uğrayabileceğiniz, hem akşam yemeğine gidebileceğeiniz, hem yemek sonrası içkiye gidebileceğiniz... (atladığım birşey oldu mu acaba?) çok farklı bir mekan. Bir mekanı farklı kılan bazı unsurlar vardır. Mesela dekorasyonu. Öye paralar harcanmış ve öyle önemli tasarımcıların ürünleriyle tasarlanmıştır ki, mekana girdiğinizde bir an şaşalar, etkilenirsiniz. Ya da mutfağı çok önemlidir. Hiçbir yerde tadamayacağınız şeyleri bulursunuz, etkilenirsiniz. Sırf oranın özel bir yemeği için bile gidebilirsiniz. Veya manzarası. Manzarayı gördüğünüzde diliniz tutulur. Vardır öyle yerler. Ya da arkadaşınızın yeridir, kendinizi rahat hissedersiniz. Etrafta iki dakikada bir tabağınıza davranan garsonlar yoktur. Gitmeyi istediğiniz, müdavimi olduğunuz mekanlara bakarsanız, sizin de bazı tercih nedenlerinizin olduğunu görürsünüz. Limon bunların tümünün karıştığı, çok farklı bir yer. Benim tarifim; kendimi rahat hissettiğim, özellikle günbatımında gidip beni Bodrum’da yaşadığıma bir kere daha şükrettiren, alıp götüren manzarasıyla, heryerde bulamayacağım ev yapımı tadında lezzetlerin olduğu, samimi, içten, kişilikli bir yer. Kişilik benim çok takıldığım bir konu. Birbirinin aynısı, karbon kopya (yeni deyişle kes-yapıştır) yerlerden hazetmiyorum. Bir üslup yapayım derken ortalığı batıran dekor anlayışından ise kaçıyorum. Örnek ver derseniz, Arnavutköy’deki Fishmekan tarzı yerleri söyleyebilirim. Limon’un kimliği detaylarda yatıyor. Herşey öylesine ortaya atılmış gibi ama kendi içinde bir ahengi var. Özellikle tasarlanmış dağınıklık gibi de sırıtmıyor. Hani özenle buruşturulmuş masa örtüsü gibi değil yani. Öylesine, kendiliğinden var olmuş. Bir tasarımcı olarak gözümü hiçbirşeyin tırmalamadığı çok ender yerlerden biri. Rahat olmamda herhalde bunun çok etkisi var.







Bir diğer unsur çalışanlar. Kadro her yaz farklılık gösteriyor ama değişmeyen şey içtenlik. Galiba genellikle üniversite öğrencilerinin oluşturduğu kadronun bu işi severek yaptığı çok belli. Herhalde hem çalışıyor, hem Gümüşlük’te yazı geçiriyorlar. Her yıl olduğu gibi bu yıl da yeni katılanlar çok çok sevimli ve candan. Etrafta böyle gülen ve mutluluk saçan insanları görmek iyi geliyor. Hele şehirden gelenler için...

Limon nisan ayında açılıp, havaların durumuna göre ekim civarı kapanıyor. Ben müdavimleri sayılmam. Her yıl ancak yedi sekiz kez gidiyorum. Daha sık gitmek isterim ama yazları Yalıkavak’tayım ve akşamları içki içtikten sonra Gümüşlük’ten Yalıkavak’a araba kullanmak istemiyorum. Ama henüz sezon tam başlamadan, ortalık kalabalıklaşmadan ben de yaz için Yalıkavak’a geçmeden önce Bodrum’un içindeki evdeyken Limon’a gidiyorum. Özellikle de kahvaltı için. Çünkü şu aralar sakin, uzun kahvaltı yapmak için herşey çok uygun. Buradaki fotoğrafların çoğunu geçtiğimiz iki haftasonu, kahvaltı için gittiğimde çektim. 






Limon’u bilenler özellikle günbatımı için geliyor. Gerçekten de tam karşısından öyle bir güneş batıyor ki, insanların geçmişte neden güneşe taptıklarını anlayabiliyorsunuz. Bu sayfadaki gün batımı görüntülerini ben çekmedim, çünkü bu blogu ocak ayından itibaren yazmaya başladım, elimde yazın çekilmiş sadece bir Limon görüntüsü var. Ama günbatımını göstermeden de olmaz. O nedenle Limon’un kendi web sitesinden bir iki kareyi buraya ödünç alıyorum.

Kalymnos ve Leros (Kos değil) adalarının arkasından gün batımı



Limon’un kahvaltısı da çok özel. Peynir çeşitleri, sahanda yumurta veya omletleri, ekmekleri... ev yapımı reçelleri, zeytinleri. Herşeyi çok özenli. Yeşilliğin içinde, bahçeye yayılıp kahvaltı yapmak isteyenler için ideal. Bir "püskevit" eksik o kadar...










Akşam günbatımında bara geçip bir iki kadeh içtikten sonra yemeğe geçmek çok zevkli. Eğer mehtap da varsa ve denize vuruyorsa kendinizi tutmakta zorlanıyorsunuz. Ben istanbul’da yaşarken de Bodrum’a taşındıktan sonra da akşam yemeği için dışarıya çıktığımda balıkçıya ya da balık da olan meyhaneye gitmeyi tercih ediyorum. Bodrum’a taşındıktan sonra bu daha da arttı. Limon’un menüsü o anlamda bana çok uygun değil ama meze ile içki içmek istersem çok uygun. Mercimek köftesi ile balık köftesinin tadı şimdi yazarken bile damağımda. Kişnişli cevizli pazı, limon böreği, kızarmış köy peyniri benim vazgeçemediklerimden.

Benim açımdan tatsız olan tek şey –ki bu Limon’a özgü değil- özellikle ağustos ayında gelen insan tipi. İşe giderken elinde plastik kahve bardağı, hızlı adımlarla plazaya doğru yürüyen Wall Street kırması dediğim tipler Cuma akşamı uçağa atlayıp Bodrum’a geliyorlar ya. İşte birçoğu Limon’a da geliyor tabii. Şu plastik bardaktan kahve içme konusunda takıntım var. Kahvenin tadından anlayan, lezzetine varan birinin asla plastik bardaktan içmeyeceğini düşünürüm. Ama buradaki mesele kahvenin tadı değil, elinde kahveyle acele acele işe gitme tavrı. Böyle yapınca "tarz" oluyorlar. Amerikan filmlerinde ya da New-York'ta öyle gördüler ya. Benim yaşımdakiler hatırlar, metal kutuda kola ilk çıktığında da aynı şey olmuştu. Rayban gözlük ve kutu kola ile sokakta yürüyenler vardı. 

Bir de gününü İstinye Park’ta geçiren kadın tipi. Onlar da geliyorlar. Basının meşhurları da cabası. Herşeyi bilen, 100 Türk büyüğünden Hıncal Uluç bir Limon akşamı sonrası köşesinde Limon’u övmüş, Kos’a karşı gün batımından söz etmişti. Tabii Kos Gümüşlük’ten görünmez, Kos diye tarif ettiği Kalymnos’tur o ayrı. İşte bu dönemlerde ben Yalıkavak’tan pek ayrılmamaya çalışıyorum. Yine o aylarda Bodrum’daki evi kontrole gittiğimde bazen gece de kalıyorum. Marina Club’e uğradığımda, bizim kışlık arkadaş grubunun tam tersi bir kitleyle karşılaşıyorum. Bu da Bodrum’un bir gerçeği ve kaçamazsınız. Temmuz ve ağustos ayları böyle malesef.

Ama sonra yine bizbize kalıyoruz, o kalabalık ve sevimsiz kitle gidiyor ve eylül ekim aylarında gerçekten Bodrum’u seven, tadını çıkaranlarla Limon’da karşılaşıyoruz.




Bazen -çok inanaraktan- şöyle düşünüyorum; falanca insandan, filanca vakıftan bu ülkede 50 tane daha olsa ülke başka olurdu. Limon benim için bu türden bir yer. Limon gibi yerler daha çok olsa ülkenin ayarı farklı olurdu. O zaman daha rafine insanlar olurduk. Daha zevkli insanlar olurduk. Herşeyden önce daha görgülü insanlar olurduk. Limon çok görgülü bir yer.

Aşağıdaki film iki hafta önce 24 Nisan sabahı Gümüşlük'e ve Limon'a giderken çektiğim cep telefonu kayıtlarıdır.

video

1 yorum:

  1. ÇOK keyifle yazılarınızı okudum, özellikle bodruma yerleşmek ile ilgili olan kısımlarını. Bende kışa doğru yerleşme kararı aldım. Eylül gibi emekli oluyorum ve İstanbul'da 12 saat çalışarak tükenmek istemiyorum. Belki sonrasında sizden daha fazla destek isterim.
    Seygiyle kalın

    Gamze Ilgaz

    YanıtlaSil