6 Haziran 2011 Pazartesi

Bodrum'a yerleşeceklere ipuçları vermeye devam...

Bodrum’a yerleştikten sonra, yaşadıklarımdan çıkardığım notları, değerlendirmeleri, gözlemlerimi ve bazı deneyimlerimi burada paylaşmaya devam edeyim. Geçen hafta bu konuda 50 maddelik bir liste hazırlamıştım. O maddeleri okumak için; http://bodrumluhayat.blogspot.com/2011/05/bodruma-yerleseceklere-bodrumlu-hayata.html linkini tıklayabilirsiniz. Sonra ilk 10 maddeyi açmıştım. Kaldığımız yerden devam edelim.

11. Plastik Starbucks bardağıyla yolda yürünmez
Bu bir sembol tabii. Demek istediğim şu ki; arkadaş eğer Bodrum'a geldiysen artık bazı şeyleri arkanda bırak. Ben İstanbul'da yaşarken de ellerinde plastik kahve bardağıyla acele acele plazalarına koşturan takım elbiseli veya tayyörlü insanlardan hiç hazzetmezdim. Ne o yani, Wall Street'de mi doğdun? Daha önce de yazmıştım, benim yirmili yaşlarımın olduğu yıllarda teneke kutuda meşrubat ilk kez çıktığında insanlar kutu kolalarla Osmanbey, Nişantaşı, Bağdat Caddesinde turluyorlardı. Daha komiği, henüz teneke kutu bizde yokken Amerika'da eğitim görenlerin içinde yaz tatillerine gelirken yanında kutu kola getirenler olurdu. Almanya'dan memlekete tatile gelirken 10 kiloluk Omo getirmekten ne farkı var? İşte şimdi de Bodrum'da elinde plastik Starbucks bardağıyla gezinenleri aynı kefeye koyuyorum. Tatile gelenlere bir lafım yok; Bodrum'a yetmişiki milletten cins cins insan geliyor. Ama yerleşmek için gelenlerin elinde plastik bardak görünce işte o ayıp oluyor.




12. Meyhanede balığın yanına şarap içilmez
Diyebilirsiniz ki sana ne? Tabii bana ne ama her işin bir yakışanı, yaraşanı var di mi? Gözünüzde bir Bodrum meyhanesi canlandırın. Kadınlı erkekli masalar, dil veya lagos balığı, ya da mevsimindeyse kaya barbunu, yanında kavun ve yağlı beyaz peynir, ege otları ve halis zeytinyağından deniz mahsülü mezeler masada. İnceden bir müzik. Muhtemelen Zeki Müren (Çünkü rahmetli paşa buranın simgelerindendi). Ya da bazen rum müziği. Gecenin ilerleyen saatlerinde sesler ve kahkahalar yükselirken tatlı olarak lokma veya ev baklavası geliyor ve gece bitiyor. E şimdi bunlardan hangisi şarap ile uyumlu? Ama deseydim ki; masada tatsız bir okyanus balığı, o balığı yenir hale getirebilmek için kremalı ve ağır bir sos. O sosun ağırlığını hafileten meyvemsi bir beyaz şarap. Yemeğin sonunda da brie peyniri veya krem brüle... bunların yanına rakı ne kadar uygunsa, Bodrum meyhanesinde de şarap o kadar uygun. Bence insanlar üçe ayrılır; rakı içenler, şarap içenler, hiç içmeyenler (ben viski de içiyorum ama o veya votka vs. yemekte içilmediği için kategori dışı tuttum. Birayı da içki değil arpa gazozu saydığım için yazmadım). Budur yani...


Deniz Feneri'nin mezeleri; çingene - közde patlıcan - ahtapot haşlama
Balıkçılar çarşısında Deniz Feneri



Sait'in efsanevi ahtapot ızgarası. Hiç bir yerde daha iyisini yiyemeyeceğinize bahse girerim
Bir kış akşamı meyhanede
13. Sebze meyve Migros'tan alınmaz
Tabii Tansaş veya Carrefour'dan da alınmaz. Migros'a bir garezim yok yani. Ama her cuma Bodrum pazarı kurulurken marketten sebze, meyve almayı da benim aklım almıyor. Ege otları, körpe salata malzemeleri, mis gibi domates, şöhreti ülkeye yayılmış mandalini varken insan neden büyük marketten alır ki? Daha ucuz desen asla değil. Gıdaya gereken özeni göstermemekten başka bir neden bulamıyorum. Gırtlak meselesi insanın hayata bakışıyla çok ilintili. Hayattan tad almayı beceren insanın damak tadı da iyi oluyor. İyi kızarmış kalamarın lezzetinin verdiği hazzı bilmeyenler bence hayatı eksik yaşıyorlar. Benim bütün arkadaşlarım yemeği içmeyi seven insanlar çünkü ben de öyleyim ve bizler birbirimizi buluyoruz. İstanbul'daki dostlarım da öyle, buradakiler de. Masada yiyip içerken hem yediklerimizden hem birbirimizden, sohbetten, şakalardan tad alıyoruz ki bu da hayata bağlıyor. Biz yemek yerken bile yemekten söz ediyoruz. Misal, balık yerken laf bilmem neredeki bilmemne balıkçısındaki balıklara kayıveriyor. 

Yalıkavak pazarı her perşembe kuruluyor
Bodrum pazarıysa her cuma kuruluyor



14. Hele balık hiç alınmaz
Sebzeyi, meyveyi almadığım yerden balık alacak halimiz yok. Olsa olsa parça somon alınır. Çünkü o da bizim buradaki balıkçılarda yok. Somon tezgahı bozar zaten. Ben de omega 3 meselesi yüzünden ara sıra alıp salataya ya da makarnaya katık yapıyorum.Yalıkavak'ın dil balığı ortalığa çıkmışsa somona kim bakar? Ya da lagos... barbun... mercan... sinarit... Bu blogda o kadar İtanbul ya da büyük şehir aleyhine atıp tutuyorum. İstanbul'un bir konuda hakkını teslim etmek farz oldu. Burada çok güzel balıklar yiyoruz, tamam; ama bir lüfer veya palamut asla yok. Bunu söylemezsem hem İstanbul hem balık tanrısı beni çarpar.




15. Şehir hayatının alışkanlıklarıyla yaşanmaz
Yukarıda biraz değindim. Şu plastik kahve bardağı meselesi. Bunun yanısıra artık bazı alışkanlıkların da şehirde bırakılması lazım. Başta giyim kuşam konusundaki takıntı. Hele yaz aylarında. Ben yazları Yalıkavak'a geçiyorum. Oradaki evde yaz aylarını birkaç t-shirt, mayo ve şortla geçiriyorum. Bir durum olur diye de gömlek ve ayakkabı bulunduruyorum o kadar. İş saatlerinde siyah mayo, iş dışında çiçekli, renkli mayo giyiyorum çünkü iş konusunda resmi olmak lazım. 
İstanbul ya da büyük şehirlerdeki bazı tiplerin "ben kimim biliyor musun?" üslubu burada hiç sökmüyor, onu söyliyeyim. Geçen hafta sonu İstanbul'dan gelmiş 35 yaş civarı bir grup vardı. Zazu'da oturdular. Bira, viski falan içtiler. Tam üst düzeyin bir altı pozisyonda, iş dünyasının insanları. Özenli derbeder kıyafetleri, markaları kendilerini ele veriyordu. Tabii purolar filan. Sonra biz balıkçılar çarşısına, Deniz Feneri'ne gittik. Oraya geldiler. Rezervasyon yapmamışlar. Biri garsona şöyle dedi "bak baştan söyliyeyim biz içeride otururuz ve sigara içeriz ona göre". Bizim garson Hüseyin çok efendi adamdır. Sadece  "olmaz, burada yasak" dedi ve döndü gitti. Adam öyle kala kaldı. 
Bu tavrı bazen ben de iş hayatında görüyorum. Kendisi ayara muhtaç ama etrafa ayar vermeye kalkan tiplerden söz ediyorum. Buraya yerleştikten sonra artık o tiplere hiç tahammülüm ve hoşgörüm kalmadı. En son böyle bir tip yüzünden yıllardır iş yaptığım, sevdiğim bir firmayı bıraktım. Hayatınızı sıkıntıya sokacak insanlardan ne kadar uzak durabilirseniz hayatı o kadar zevkle yaşıyorsunuz. O türleri de kendi dünyalarında boğulmaya bırakacaksınız. Başka çare yok. Üstelik siz ne yaparsanız yapın, burası zaten insanı törpülüyor.

Maddeleri açmaya devam edeceğim... şimdi meyhaneden bekleniyorum.







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder