16 Haziran 2011 Perşembe

Bodrum'da yapılması gereken 25 şey

Bodrum'da yapılması ve yapılmaması gereken şeyler üzerine notlar çıkarmıştım. http://bodrumluhayat.blogspot.com/2011/05/bodruma-yerleseceklere-bodrumlu-hayata.html Geçtiğimiz günlerde yapılmaması gereken 25 şeyi madde madde yazarak hem biraz burayla ilgili ipuçları vermiş hem bir anlamda buraya yerleşmeyi düşünenlerin "niyet"lerine yol göstermek istemiştim.

Bu akşam da şu yapılması gereken 25 maddeye başlıyayım istedim. Bunlar aslında "yapılsa iyi olur" anlamında maddeler.

Şu anda Bodrum'da tepede ay tutuluyor, çok sakin ve ılık bir hava var. Harika bir gece. Ben de bunları bahçeden yazıyorum. Bir yandan da Yannis Parios dinliyorum. Aşağıdaki resimde gördüğünüz bahçede...


... bu şarkıyı dinlemekteyim; 



Şu 25 maddenin ilk beşi üzerinde biraz laflayalım istiyorum.

 1. Bodrum'da yaşanıldığı için şükredilir
Kimbilir kaç kişi en az bir kere "Bodrum'a yerleşsem" diye aklından geçirmiştir. Ve kimbilir kaç kişi için bu ancak bir hayal olagelmiştir. Kolay iş değil. Aile bağları, iş durumu, çocuğun okulu filan derken yıllar geçiverir. Bodrum akıllarda kalır. Yıllık izinde gelinir, kışın TV'de bir belgeselde görüldüğü zaman, bir dergide kalenin resmiyle karşılaşınca iç geçirilerek hatırlanan bir özlem olarak kalır. Bazen bir yazlık alınır, daha sık gelinmeye başlanır. Ama yerleşmek dediğiniz zaman iş değişir. Bunu gerçekleştirenler için Bodrum'un anlamı çok başkadır. Doğup büyüdüğünüz şehir değildir, ikinci bir şehirdir ama aranızı iyi tutarsanız sizi de içine alıverir. Mesela ben buraya yerleştiğim dönemde ilk bir iki aydan sonra hiç yabancılık çekmemeye başladım. Nereden baksanız 48 yıl sonra doğduğun şehri terketmek zor bir iş. Evet isteyerek geldiğim için uyum sürem kısa sürdü ama bunda asıl pay Bodrum'un. Sonuçta birçok insanın yapmak isteyip de çeşitli nedenlerden ötürü yapamadığı bir şeyi yapıp Bodrum'da yaşamaya başladıysanız buna şükretmelisiniz. Sizin yerinizde olmak için kimbilir nelerden vazgeçebilecek insanları düşünmelisiniz. Bu ayrıcalığı yaşamak ve sürdürmek için bu gerekli.

2. Yunan müziği dinlenir
Bazı müzikler bazı yerlerde farklı etki yapıyor. Özellikle yerel unsurları barındıran müzikler o coğrafyada dinlendiğinde bambaşka anlamlar kazanıyor. Ben iyi bir caz müziği dinleyicisi sayılırım. İyi de bir arşivim var. Ama aynı zamanda iyi bir Rum müziği dinleyicisiyim, çünkü Ege'yi herşeyiyle çok seviyorum ve bu müzik de buranın ayrılmaz parçası, kültürün ta kendisi. Yıllardır rumca kaset topladım, artık CD topluyorum. Atina'daki, Selanik'teki plakçılarda ya da mesela Paris'teki Virgin'de bu iş için çok zaman harcadım. İstanbul'da kuzenim Hakan'ın dükkanı Lale Plak da bu konuda bana çok destek oldu. Geleneksel Yunan müziğinden, o müziği günümüzde yorumlayan Dalaras, Parios gibi ya da Haris Alexiou gibi daha yeni müzisyenlerin işlerini arşivliyorum. Türkiye'dekilerle nasıl ilgilenmiyorsam onların da pop veya rock tarzı müzikleri ile ilgilenmiyorum.

Bu müziği dinlemek, Bodrum'da yaşayan biri için bence şart. Buranın tadına varmak, Ege kültürünü içselleştirmek için bunun gerekli olduğuna inanıyorum. Bu müziğin bünyeye katkısı çok. Bodrum'a ilk geldiğim üniversite yıllarında birgün buraya yerleşmeliyim fikri beynime çakılmıştı. Galiba Yunan müziği ve kültürü ile ilgilenmem de o yıllara denk geliyor. Yazları annemin yazlığına geldiğimde eve girer girmez ilk işim Kos radyosunu ayarlamak olurdu. İstanbul'a dönene kadar da o açık kalırdı. O müzik Ege'nin güneşinin, rüzgarınının, coşkusunun yansıması. Ya da rembetikodaki hüzün, bu kıyalardan karşıya gidenlerin yanında götürdüğü özlemin, aşkların sonucu. Bizim saz ne ise Yunanlıların buzukisi de o. Aradaki en önemli fark buzukinin ses tonu sayısının sazdan çok daha fazla olması. Sazın tekdüzeliği buzukide yok. Buzuki çok daha neşeli. Buzuki Ege, saz Anadolu. Buzuki deniz, saz bozkır.
Dalaras'ın yorumladığı, geleneksel bir rembetiko parçasını buraya almak istiyorum. Önemli bir yorum.

Dalaras, Parios ve Alexiou Yunan müzik aleminin üç önemli ismi. Alexiou'yu bizim Sezen Aksu'ya benzetebiliriz. Ama Dalaras'ın bizde karşılığı yok. Daha önce bir başka yazıda bu üçlünün 1983 yılında verdiği konserden bir parçanın linkini vermiştim. Şimdi o parçayı buraya yine almak istiyorum. Çok önemli bulduğum bir konserdir.


Haris Alexiou'dan da bir iki parçaya yer vermeden olmaz.




Yukarıdaki videoda sirtaki yapan askeri izlediniz mi? Bir an konseri verenin Sezen Aksu olduğunu ve canlı yayınlanan Açıkhava Tiyatrosundaki konserde bir teğmenin sahneye çıkıp zeybek oynadığını düşünün. Aklınıza ne geliyor? Benim aklıma hemen ertesi gün teğmenin disiplin soruşturmasına uğrayacağı, bu tip gayrı ciddi davranışlara izin verilmeyeceğinin bir bildiriyle kamuoyuna duyurulacağı geliyor. İşte aradaki kültür farkı bu. Ege eğlence, hayattan zevk almak, günü yaşamak, rahatlık demek. Ege birleştirici bir deniz olması gerekirken galiba bizleri ayıran bir deniz olmuş.


3. Akşamüstü yürüyüşleri yapılır 
Bodrum'da yazın yoğun kalabalığın olduğu dönem hariç, akşamüstü yürüyüşleri çok zevklidir. O yoğun dönemde ben de zaten Bodrum'un içindeki evimi bırakıp Yalıkavak'a sığınıyorum. Hem daha sakin, hem daha serin oluyor. Bizim Ahmet Kurşuncu ile her akşamüstü Zazu'dan Mavi'ye kadar bir yürüyüşümüz oluyor. Bu da marinadan Halikarnas'a kadar bir mesafedir ki git gel 5-6 km eder sanırım. Ekim ayından sonra Mahmut Kaptan açıyor, işte o zaman dönüş rotamız o yürüyüşün sonunun nereye varacağını belirliyor. Eğer çarşıya girmişsek Mahmut Kaptan'a uğramak kaçınılmaz. O tarihlerde hem hava serinlemeye hem erken kararmaya başladığı için saat 7 dediniz mi meyhaneye gidilebilir. Bu mevsimde o mümkün değil, çünkü güneş tepede ve dışarısı sıcak.

Akşamüstü yürüyüşleri hem sohbet hem spor amaçlı iyi bir aktivite. Yaza girerken Bodrum'da yapılanları izleyerek, fikir yürüterek yürüyoruz. Kışa girerken de yazın muhasebesini yaparak. Şu dükkan iyi iş yapmadı, bu dükkan kirayı nasıl çıkardı gibilerden önemli (!) kasaba meseleleri konuşuluyor. Her kış girişi yaz için projeler dillendiriliyor filan. Yürüyüşler hem kasabanın nabzını tutmak, hem tanıdıklara rastlamak için de bir fırsat.


4. Meyhanede konuşulan meyhanede kalır
Bir ara meyhane adabı üzerine laflarız. Şimdilik bir iki noktayı açmak istiyorum. Bodrum malum meyhaneleri ile bilinen bir yer. Hem buranın insanı, hem benim gibi sonradan buraya yerleşenler içki ve meyhane sohbetini seviyor. Biz burada yaşayanlar haftanın birkaç akşamı meyhanelere gidiyoruz. Uzun kış gecelerinde evde değilsek mutlaka balıkçı meyhanesindeyizdir. Tabii sadece kış olması şart değil, dört mevsim, 12 ay içki içmek, meyhaneye gitmek için sebep bulmak çok kolay. Ben tek başıma da meyhaneye gitmeyi severim. Yalnızlığın da tadı başkadır zaten. Ama daha çok dostlarla birlikte gidiyoruz. İçki masası farklıdır. Artan kadeh sayısıyla birlikte bazı insanlar çekilmez olur. Bazıları ise konuşulanları yalan yanlış hatırlar ve ertesi gün olur olmadık yerde konuşmaya başlar. Bu tiplerden uzak durmak lazım. Tabii ki bizim ekipte böyle tipler yok. Zaten olması mümkün değil, çünkü o tiplerin barınması mümkün değil. Ama meyhanede konuşulanın meyhanede kalması önemli bir konu. Herkesle meyhaneye gidilmiyor. Buraya yerleşip de kimsenin arasına almadığı insanlar bu yüzden bir kenarda kalıyorlar.



5. Korna çalınmaz
Bu çok tipik bir konu. Eğer bir araba korna çalıyorsa yüzde doksan İstanbul plakalıdır. Artık oturduğumuz yerden, bakmadan plaka toto oynuyoruz. Korna mı çaldı? İstanbul'ludur. Değilse Ankara'lıdır. 48 plakalıların korna çalması için epey kızması lazım. İtiraf edeyim, ilk geldiğimde ben de bir İstanbul şoförü olarak elim kornaya gidiyordu. Sonraları kendimi korna çalmak için hamle yaparken yakalamaya başladım. Daha sonra da korna çalmaz oldum. Sakin sakin bekliyorum. Buranın sakinliği bir süre sonra sizi de kendine benzetiyor. Köşeleriniz törpüleniyor, bunu hep vurguluyorum. Büyük şehrin koşturması, önündekinin de önüne geçme dürtüsü gibi tuhaflıklar kalmıyor. Bu arada şunu söylemem lazım, buraya her gelen 34 plakalı araç sorun yaratıyor demek istemiyorum. Misal aşağıdaki videodaki otomobiller;

Bir kış günü Bodrum'un içinde marinaya giden sahil yolunda bir araba durmuş, bagajını açmış birşeyler indiriyordu. Yol sakindi. Sonra bir araba geldi, arkasında durdu. Sonra bir tane daha, o da durdu bekliyor. Üçüncü bir araba geldi ve kornaya basmaya başladı. Bakmaya gerek yok, 34 plakalıydı. Rahatsız olduk. O mevsimde Bodrum çok sessiz oluyor. Kornaya basanın önündeki arabanın şoförü indi, diğerinin yanına gitti "niye kornaya basıyorsun" dedi. Adam "acelem var" dedi ama tabii yalan. Öndekinin cevabı müthişti; "acelen vardı da neden Bodrum'a geldin?"... Bir daha söyliyeyim, burada acele etmek yok. Bir işi acele istemek de anlamsız. Genellikle ne zaman yapılacaksa o zaman yapılıyor, boşuna heyecan, gerginlik yapmayın. İklim insanı olması gerektiği kıvama getiriyip bırakıyor. Benim gibi aceleci bir insanın bile hızını epey azalttı, normale getirdi.

Haftasonu için Datça üzerinden Bozburun'a geçiyoruz. Bozburun'da rahmetli Prof. Dırvana'nın evi küçük otele dönüştürülmüş. Orada kalıp, Orfoz'da yemek yiyip sonraki gün de Palamutbükü'nde denize girelim dedik. Bu coğrafyada yaşamanın bir avantajı da bu işte. Bodrum'dan feribotla 1 saat 45 dakika sonra Datça'ya varıyorsunuz. Oradan da 1 saat sonra Bozburun. Dönüşte buralarla ilgili yeni malzemeleri paylaşırım





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder