24 Haziran 2011 Cuma

Bodrum'dan Datça üzerinden Bozburun Yat Kulübüne

Geçtiğimiz hafta cuma günü kendime tatil verdim ve yine düştük yollara. Şimdi yazacağımı okuyunca kızanlar olabilir ama, ben kışın Bodrum'da yaşadığım için yazın yazlığa Yalıkavak'a gidiyorum. Ara sıra tatil için de Ege'deki civar yerleri geziyorum. Yani Bodrum'un benim için bir tatil beldesi olmasından öte, farklı bir anlamı var. Yaşadığım, çalıştığım yer. Kimi İstanbul'da çalışıp yaşıyor, tatile Bodrum'a geliyor, ben de seçimimi bu şekilde yaptığım ve sürekli Bodrum'da yaşadığım için, tatile Ege'nin diğer köşelerine gidiyorum. Burası Bodrum ve burada yaşamanın nimetlerinden yararlanmak gerek. Kız arkadaşım bir jest yapıp iki geceliğine Bozburun'daki Bozburun Yat Kulübü'nde yer ayırtmıştı. Orayı geçen yıl duymuştum. Adında yat kulübü lafı geçtiği için de bende sadece teknesi olanlara hizmet veren bir yer algısı oluşmuştu. Öyle değilmiş. 
Önce biraz Bozburun'dan sözetmek istiyorum. Bozburun adından da anlaşılacağı gibi ağaçsız, boz tepelerle çevrili bir koy. Marmaris'e bağlı. Marmaris'ten Datça'ya giden karayolunda sağdaki Bördübet sapağını geçtikten sonra sola yol ayrımı vardır. O ayrım Bozburun ayrımıdır. Benim her gidişimde uğradığım Mavi Pide'de bu yol ayrımında. Sola saptıktan sonra Hisarönü, Turgut, Orhaniye, Selimiye ve sonra Bozburun gelir. Bozburun'a gelmeden önce de Bayır yol ayrımını görürsünüz.
Bozburun'a ilk gidişim bundan yaklaşık 13 yıl önceydi. Yolu yeni yapılmıştı. Öncesinde ulaşmak epey zormuş. Daha sonraki yıllarda evlendim ve Derya'nın annesi-babası önceleri yazları sonraları tümden oraya yerleştiler. Biz de her yaz en az bir kere gider olduk. Bozburun o coğrafyanın yeşilliğine inat, boz bir bölge. Bir tepe öncesi Selimiye var ve çok daha yeşil. O nedenle önce bir hayal kırıklığı oluyor. Bu mu yani dedirtiyor. Yerlisi de bir tuhaf. Bodrum'lu gibi neşeli, eğlenceyi seven, içki içip hayattan zevk alan tipler değil. Yatsı ile yatıp sabah ezanıyla kalkan türden insanlar. Bir sonbaharda gitmiştik, akşam dışarıda yemek yedikten sonra eve dönerken yollarda kimseleri görmemiştim, hayret etmiştim. Orfoz'u saymazsanız, bizim Bodrum'da ya da İstanbul'da anladığımız manada doğru dürüst balık ve deniz mahsülü yiyecek bir yeri bile yok. Teknecilik gelişmiş. Yani tersanecilik ve ahşap yat yapımı var. Yeni yeni turizm geldi. Sit alanı olduğundan ciddi koruma var. Bu da iyi birşey, yoksa Bodrum'a döner. Koyda yeni yeni siteler oluşur, tadı kaçar.
Evlerin mimarisi çok kötü. Son derece zevksiz. Bir camisi var, evlere şenlik. Eski küçük camiyi yıkıp altında dükkanlar olan mimarisi kötü bir cami yaptılar. Her tarafı pvc kaplı bir cami düşünün. Yapıldığı zaman adını Pimapen Efendi Camii koymuştum. Bu konuda Bodrum beyaz evleriyle nispeten sıyrılıyor, insana Ege duygusu veriyor. Ama Marmaris, daha önce de yazdığım gibi denizi görmeseniz size Burdur'daymışsınız duygusu verebiliyor. Bozburun da öyle. Birbiriyle alakası olmayan derme çatma, tuhaf renklere boyanmış evler yayılmış. Arada birkaç tane İstanbul'dan yerleşenlerin yaptırdığı güzel taş evler hemen dikkati çekiyor.
Bozburun'a beni çeken tek şey Orfoz. Orfoz ile ilgili daha önce de yazmıştım; http://bodrumluhayat.blogspot.com/2011/01/orfoz.html . Bu seyahatten sonra artık Bozburun Yat Kulübü için de Bozburun'a giderim.

Yat Kulübünün denizden görünümü
Yat Kulübünden bir detay
Yat Kulübünden bir detay daha
Bozburun Yat kulübü, aslında buraya 30 yılı aşkın bir süre önce yerleşen Prof. Süleyman Dirvana'nın evinin de olduğu 6,5 dönümlük bir arazi. Yıllar önce dikilen ağaçlar büyümüş, Bozburun'un boz burnunda adeta bir vaha oluşmuş. Prof. Dirvana Türkiye'nin yetiştirdiği, bulduğu tedavi yöntemlerine adı verilen çok önemli bir tıp adamı olduğu kadar yelkenciliği ile de çok önemli biriydi. Geçen yıl bu dünyadan göç eden Süleyman Dirvana'nın tatlı eşi Zeynep Hanım bu gidişimizde bize hayatlarını anlattı. Nasıl Kanlıca'daki yalılarından, Seddülbahir isimle yelkenlileriyle, şimdilerde 32 yaşına gelmiş oğullar Ethem'i ve birkaç parça eşyayı da alarak Bozburun'a geldiklerini ve şimdi evlerinin olduğu yere çadır kurarak yazı geçirdiklerin... nasıl kendi başlarına ilk taş evlerini yaptıkların tatlı tatlı aktardı. Zeynep Hanım geçekten çok hoşsohbet, çok görgülü bir hanımefendi. Aile çocukları Ethem'i de belli ki çok iyi yetiştirmişler. O da babası gibi tam bir denizci.
İşte o evlerinin olduğu araziye beşi süit olmak üzere onbir oda eklemişler. Odalar çok yalın, hiç bir fazlalığı yok. Bizim kaldığımız odanın manzarası nefes kesiciydi. Aşağıdaki videoda önce Bozburun sapağındaki Mavi Pide'nin içinden geçen dereyi, sonra da Yat Kulübünün hem sakinliğini, hem manzarasını görebilirsiniz.


video


Personel çok genç, çok sevimli ve neşeli. Dirvana'ların kedileri birer huzur timsali. Bahçede gezinen iki köpek ile kediler birbirleriyle çok iyi geçiniyor. Kedi köpeğin üstüne basıp yoluna devam ediyor mesela. Ve özellikle kedilerden tekir olanı bir sevgi arsızı. O kadar sevimli ve kendini sevdirmeyi biliyor ki görmeniz lazım. Şezlongta uzanmış kitap okurken yanınıza uzanıp eliyle kitabı ittirip onu sevmenizi bekliyor.
Bozburun Yat Kulübünün işletme anlayışını aslında en iyi Zeynep Hanım ifade etti. Geniş bir aileyiz, buraya gelen misafirlerimizi de uzaktan gelen akrabalarımız gibi görüyoruz dedi. Doğrusu bunu hissettiriyorlar. Bu arada Ethem Dirvana, bizim Rezzan Tanyeli'nin çekmekte olduğu uzun metraj filmde oyunculuk da yapmış. Bunu sonradan yolda Rezzan ile konuşurken öğrendik.
Buraya da Orfoz gibi denizden ulaşabiliyorsunuz. Karadan arabanın gideceği bir yolu yok. Bu da sakinlik demek. Denize sabah erken saatte girmenizi öneririm. Karşıki tepelerin o saatte çarşaf gibi dümdüz denize yansıması çok etkileyici. İlk akşam çok rüzgar vardı. Ama ikinci akşam yemek için Orfoz'a geçtik ve hava bize iyi davrandı. Orfoz'u bir daha uzun uzun anlatmaya ihtiyaç yok, her zamanki gibi olağanüstülüğünü ısrarla sürdürüyor. Bir kerecik olsun, herhangi yediğim birşey biraz aksasın değil mi? Mümkün değil... Selçuk ve Güneş Bozçağa'nın buna izin vermesi sözkonusu bile olamaz.

Orfoz'un denizden görünüşü
Orfoz'dan bir kare
Orfoz'dan bir kare daha
Orfoz'da yemek öncesi gelenler
Ve Orfoz'un müthiş balık çorbası
Orfoz'da da malesef Bodrum'da bu aylarda rastladığımız gibi sevimsiz İstanbul'lu tipler vardı. Dünyayı kendisini yaratmış havalarında, kendine verdiği değeri sadece kendinin saptadığı, kimsenin aslında değer vermeyeceği tiplerden söz ediyorum. Dünyayı gezmişiz, biz bu yemekleri biliriz havasındaki sevimsiz insanlar. Zaten içlerindeki en sevimsiz çift kola içiyordu. Buradan anlayın işte... O akşam da böyle bir masa bize de denk geldi. Neyse ki erken gittiler de saçmalıklarına daha fazla katlanmadık.

Şimdi sizleri aşağıdaki resimlerle başbaşa bırakıyorum...

Bodrum-Datça arası çalışan feribotlardan birine binip Datça'ya, oradan da Bozburun'a geçtik
Bu mevsimde güneşlenerek yolculuk edilebiliyor

Datça - Marmaris arasındaki olağandışı manzaralı yol. Soldaki bölüm Bördübet tarafları, yani Gökova. Sağdaki deniz ise artık Akdeniz sayılır. ortada ise kıvrıla kıvrıla giden karayolu
Mavi Pide'nin ördekleri

Hayatımda yediğim en hafif pide. Zeytinyağı kullanıldığı için mideyi yakmıyor
Mavi Pide'nin bahçesi
Mavi Pide'nin bahçesinden
Bozburun Yat Kulübüne varır varmaz ikram edilen soğuk limonatalar
Odanın manzarası
Tesiste tipik Ege görüntüleriyle karşılaşıyorsunuz
Berbat Bozburun mimarisi örneklerinden
Bozburun Yat Kulübünden bir detay
Gün batımına rakıyla eşlik etmek...
Bugüne kadar kaç ülkede kaç otelde kahvaltı ettim saymadım. Bozburun Yat Kulübündeki kahvaltı unutulmazdı

İkisi siyah üçü yeşil olmak üzere beş çeşit zeytin sunuluyor. Benim gibi zeytin düşkünü için harika bir durum
Reçelleri tatmadım, çünkü hiç tatlı yiyemiyorum. Ama görüntüleri ve sunumu nasıl?

İskelede akşam yemeğe hazırlığı...
Bozburun'a giderken Selimiye'nin görünüşü
Selimiye
Ve tarif edilemeyen türkuvaz deniziyle Datça Palamutbükü sahili
Yakında bir haftasonu yine Datça'ya geçip bu sefer bir yaz akşamı Fevzi'de yenen mezeleri ve civar bükleri yazmak istiyorum.


1 yorum: