13 Haziran 2011 Pazartesi

İstanbul’a gitmeler, Bodrum’a dönmeler ve bir düğün


Geçtiğimiz Perşembe günü (9 Haziran) hem işlerim hem kuzinim Nilgün ile Osman’ın oğlu Mert’in Burcu ile evlilik töreni ve düğünleri için İstanbul’a gittim. Gide gele alışmış olmam lazımdı ama her gidişimden birkaç gün öncesinden sıkıntısı basıyor. Galiba her geçen gün buraya daha fazla bağlanıyorum. Buradaki sakin hayatım, mavilik, deniz, yemeler/içmeler, dostlar, gezmeler derken birkaç gün için bile olsa ayrılmak git gide zorlaşıyor. Bir iki yıl içinde sıkılıp İstanbul’a döneceğimi söyleyen arkadaşlarıma, akrabalarıma şunu söylemem lazım; bırakın sıkılmayı tam tersi oluyor. Sonuç olarak sizleri Bodrum’a bekliyorum...

Perşembe sabahı uçaktan indim ve bunaltıcı bir İstanbul havası karşıladı. Hani gömleği sırtınıza yapıştıran, durduk yerde terleten boğucu hava. İstanbul’a seyahatlerim hep iş nedeniyle olduğundan mümkün olan en kısa sürede Bodrum’a dönebilmek için bir güne mümkün olduğunca da fazla randevu, iş görüşmesi sıkıştırmaya çabalıyorum. Bu tempo da  yorucu oluyor. Bir toplantıdan diğerine zamanında yetişmek için, İstanbul’un bir ucundan diğerine giderken doğru dürüst yemek yiyecek zaman bulamıyorum. Bodrum'da her öğlen yaklaşık aynı saatte bahçede oturup sakin sakin yemeğini yiyen biri için zor bir durum. Akşamlarımı da arkadaşlarıma, akrabalarıma ayırıyorum. Böylece hiç olmazsa İstanbul’a gitmemin bir anlamı daha olsun istiyorum. Ayda ortalama bir kez İstanbul’a gidiyorum ve her gidişimin iki üç günü geçmemesine gayret ediyorum. Bunun bir sakıncası da her dostumu görme imkanımın olmaması. Ama görmek istersem de günlerce İstanbul’da kalmam gerekir.

Fenerbahçe kulüp binası

Fenerbahçe kulüp binası
Hal böyle olunca uçaktan iner inmez başlayan koşturma, Bodrum’a dönüş için tekrar havalimanına geldiğimde bitiyor ama ben de bitiyorum. Bodrum için uçağa binmemden kısa süre sonra Bodrum’a dönüyor olmanın da verdiği rahatlıkla koltuğu yatırıyorum.

Artık İstanbul’da evim olmadığı için otellerde kalıyorum. Genellikle Pera Tulip’i tercih ediyorum, çünkü hem ofisime hem akşamları buluştuğumuz mekanlara yakın. Hem de personelle artık ahbap olduk. Üstelik iyi bir otel. Ama bazen yine o civarda başka başka otelleri de deniyorum. Bu sefer Cuma akşamı yapılacak düğün Moda Deniz Kulübünde olduğundan, Kadıköy’den Moda’ya giden sahil yolu üzerinde yeni açılan Hilton Double Tree’de kaldım. Son iki Ankara seyahatimde bu otel zincirinde kalmış ve rahat etmiştim. Servisi, odaları, kahvaltısı falan gayet başarılı. Üstelik o büyük otellerden değil, daha makul ebatlarda bir yapı. Moda'da yeni açılan otel, çocukluğumda ve gençliğimde karşı tarafta -yani Kadıköy tarafında- otururken önünden binlerce defa geçtiğim, Sapmaz'ların evi diye bilinen evin bahçesine -sonraları yıkılıp otopark olan- yapılmış.

Otelin sahilden görünümü

Düğünleri eskiden sevmezdim. Ama yıllar geçtikte bayram ziyareti gibi alışkanlıklarımızı kaybettiğimiz, o tatilleri seyahat için kullandığımızdan akrabalarımı görebileceğim en neşeli yerler düğünler kaldı (İkinci bir yer daha var ama adını anmayalım). Bizim aile epey geniştir. Onun için düğünler iyi bir buluşma nedeni. Mesela bu düğünde çocukluğumun büyük bölümünü birlikte geçirdiğimiz, ailemizin en yaşlısı olan teyzemle dans edebildim. Bir daha mümkün olacak mı bilmem. Aşağıya bu düğünle ilgili bir minik kaydı alıyorum. Sözünü ettiğim, ailemin en büyüğü teyzemle dayımın dansının ve düğün sahibi Nilgün ile Osman'ın ve de genç Mert ile Burcu'nun böyle bir kalıcı kaydı olsun istedim. Laf aramızda Osman'ın "Osman Aga" ile coşmasını takdir etmek lazım.

Düğün sahibi Osman ve ben. Aslında Osman da o saçlarla hala damat gibi duruyor.
Burcu ve Mert


video


İstanbul’a gidişlerimde akşamları genellikle yemek yediğimiz yerlerle ilgili notları buraya alıyorum. Epeydir yazmak istediğim Sabahattin’i bir türlü fırsat bulup yazamamıştım. Şimdi birkaç fotoğrafla da olsa Sabahattin hakkında fikir vermek istedim. Sabahattin –ya da bizim arkadaş arasındaki ismiyle Sabo- İstanbul’da sahil yolundan Sultanahmet’e sapılan ve tren köprüsünün altından geçilerek varılan, Cankurtaran semtinde bir balıkçı. Yıllar önce bir iki sokak ötede, babasıyla çalıştığı küçük bir yerdeymiş. O yıllarını ben bilmiyorum. Sonra yanılmıyorsam Armada’nın sahibi Kasım Zoto ile işbirliğine girmiş ve şimdiki yeri olan, üç katlı ahşap eski bir evi restore etmişler. Şimdilerde iki oğlu ile birlikte götürüyor. Biz o yıllardan beri gidiyoruz. Yani yaklaşık 15 yıla yakın oldu herhalde. Sabahattin işinin başında, aslen Tirilye’li olan biri. Her sabah gün doğmadan hale gidip balığı kendi alır. Bundan sekiz on yıl önce bir pazar öğle saatinde yolum o tarafa dümüştü. Restoranının önünde, çalışanları ile birlikte karides ayıklarken görmüştüm. Bir akşam da nasıl olmuşsa biz ondan önce gelmiştik, masamıza oturmuştuk. Baktım karşıdan geliyor. Daha mekana yaklaşırken garsonlardan birini yanına çağırıp, o mesafeden nasıl gördüğünü hala anlamadığım bir şekilde bazı masalardaki tabakların hizasının bozuk olduğunu, olmaması gereken yerde bir bez gördüğünü uyardığına şahit oldum. Titizlikte benimle yarışır. O derece... Bir akşam şakayla karışık Bodrum’da bir şube açmasını önerdim. Balığını kendisinin almadığı, başında durmadığı yere ismini vermeyeceğini söyledi.






Otuz yılı aşkın bir süredim arkadaşım olan Yıldırım ve Dildade ile Sabahattin'de
Yine otuz yılı aşkın süredir arkadaşım Haluk. Yanındaki sevgilisi değil, kızı Ayşe'miz. Yanlış olmasın
Sabahattin'in mezelerini anlatmaktansa, her zaman yemeyi tercih ederim
Ayşe, Haluk ve Oğuz
Sabahattin’in karşılığı Bodrum’da neresi derseniz, hemen Yalıkavak’taki Sait derim. İkisine de gözü kapalı giderim, ikisine de misafirimi gözü kapalı götürürüm. İkisini de dostlarıma gözü kapalı öneririm. 

Yalıkavak'ta Sait'te gün batımı
Bodrum’dan sonra İstanbul’un artık bana çok kalabalık ve gürültülü gelmesi çok normal. Normal olmayan bazen karşımdakilerin bunu anlamaması. İstanbul’a gelişlerimde şikayet ediyorum çünkü bıkıp kaçtığım ne kadar özelliği varsa artarak devam ediyor. Gürültü, pislik ve trafik bunların başında geliyor. Ve belki içinde yaşayanlar çok farketmiyorlar ama insan kalitesi hızla bozuluyor. İstanbul’da oturup hayatında hiç denizi görmemişlerin sayısının yüzbinden fazla olduğunu anlatan araştırma bunun en büyük göstergesi. Merak bile etmeyen, çıkıp geldiği köyünü beraberinde getirip, kendi gettosunu kurmuş insanlar var İstanbul’da. Ben bunlardan da çok sıkılmıştım. Sonuçta Bebek – Etiler – Nişantaşı ve Tünel arasında yaşıyordum. Bu da başka tür bir gettolaşma. Sultanbeyli ile işin olmuyor, ora insanını, oranın yaşam koşullarını hiç bilmiyorsun bile. Ama onların verdiği oylar senin şehrini idare edecek zihniyeti seçiyor. Biz de Beşiktaş, Şişli ve Kadıköy ilçelerinde kendi İstanbul’umuzu yaşıyorduk. Hala da öyle. İstanbul’un en iyi bölgelerinde iyi ve kaliteli hayat yaşamış, düzgün insanlarla hayatını geçirmiş biri olarak benim İstanbul ile ilişkim iyiye gitmiyordu. Öte yandan Bodrum’un cazip olan o kadar çok özelliği vardı ki, bir an geldi kararımı verdim ve buraya geldim. Tabii ki İstanbul ile bağım kopmadı ama zayıfladı. Ailem, akrabalarım, arkadaşlarımın büyük bölümü hala orada. Herşeyden önce ofisim orada. Ama şunu söylemeliyim; bir “kaybeden” olarak ya da “başarısız” olarak İstanbul’u bırakmadığım için ondan nefret etmiyorum. Ayda bir iki günlük gelişlerimde arkadaşlarla birlikte olmak beni mutlu ediyor. Ama imkan olsa, sevdiğim herkes burada olsa bir daha İstanbul’a adım atar mıydım emin değilim. Burada İstanbul ile kıyaslanmayacak bir hayatım ve düzenim var. Bu yaşlarımda ve ileri yaşlarımda bunun tadını çıkarmak istiyorum. 

İstanbul'un en klasik ve sevdiğim görüntülerinden biri
Burası çok başka... onun için bu blog var zaten. Onun için anlatıyorum. Birileri bu yazıları okuyup heyecan duyup bana ulaşıyorlar. Bodrum’u soruyorlar. Anlatıyorum. Kim kendini kurtarıp gelirse, benim de bir katkım olursa bu iyi birşey.


2 yorum:

  1. Mert evlenecek kadar büyümüş, Ayşe genç kız olmuş. Sebahattin'in mezeleri hiç değişmemiş anladığım kadarıyla.. üm dostlara özlemle selamlar Serdarcığım.. xx

    YanıtlaSil
  2. Tanrim, blogunuzu bastan sona bir nefeste tuylerim diken diken okudum..
    Bodrum'a Istanbul'a asik oldugum kadar asigim.
    Ben yerelesenlerden de oldum bir ara, tum zorluklara ragmen, evet.
    Yakinda oradayim, iple cekiyorum (twitter'de de takipciniz oldum bu arada:)

    YanıtlaSil