2 Haziran 2011 Perşembe

Temelli Bodrum'a geleceklere notlara devam

Temelli Bodrum’a taşındıktan sonra, yaşadıklarımdan çıkardığım notları, değerlendirmeleri, gözlemlerimi ve bazı deneyimlerimi burada paylaşıyorum demiştim. İki gün önce bu konuda 50 maddelik bir liste hazırlamıştım. 25 maddesi Bodrum'da yapılmaması gereken, 25 maddesiyse yapılması gereken şeylere dairdi. (Yazının tamamı için; http://bodrumluhayat.blogspot.com/2011/05/bodruma-yerleseceklere-bodrumlu-hayata.html ) Sonra da ilk 5 maddesini açmıştım. Şimdi de ikinci 5 maddeyi açayım istiyorum. İlerleyen günlerde diğer maddeleri de açarım. Şunu da söyliyeyim, bu maddeler biraz da temenni anlamında. Yani böyle böyle yaparsanız ve de herkes şöyle şöyle yaparsa iyi olur manasında.

Önce Bodrum’da yapılmaması gereken 25 şeyi hatırlayalım;
1.    Her yere arabayla gidilmez
2.    Her akşam evde oturulmaz
3.    Her akşam dışarı çıkılmaz
4.    Ben ot yemem denmez
5.    Hep aynı meyhaneye gidilmez
6.    Zazu’ya uğramadan geceye devam edilmez
7.    Zazu’ya uğramadan eve dönülmez
8.    Kışın Mahmut Kaptan ihmal edilmez
9.    Yağmurdan şikayet edilmez
10.  Fırtınasına laf edilmez
11.  Plastik Starbucks bardağıyla yolda yürünmez
12.  Meyhanede balığın yanında şarap içilmez
13.  Sebze meyve Migros’tan alınmaz
14.  Hele balık hiç alınmaz
15.  Şehir hayatının alışkanlıklarıyla yaşanmaz
16.  Günlük tekne turuna çıkılmaz, çıkana karışılmaz
17.  Karaciğeri dinlendirmek gerektiği unutulmaz
18.  Akciğer zaten hiç kirletilmez
19.  Yerel meselelere ilgisiz kalınmaz
20.  Haftada bir balıkçılar çarşısına uğramamazlık olmaz
21.  Yazın Sait’e gitmemezlik yapılmaz
22.  Turiste yan gözle bakılmaz
23.  Acele edilmez
24.  Levreğe barbun denmez, komik duruma düşülmez
     25.  Yirmibeş madde bulacağım diye stres yapılmaz

Zazu'ya uğramadan geceye devam edilmez
Zazu Bodrum'da, özellikle benim gibi İstanbul'dan gelip buraya yerleşenlerin buluşma mekanı. Sahipleri Mehmet ve Ahmet Kurşuncu kardeşler benim 30 yıllık arkadaşlarım. Zazu ile ilgili daha önce bir yazı yazmıştım, http://bodrumluhayat.blogspot.com/2011/03/zazu-ve-kursuncu-kardesler.html orada da anlattığım gibi Memo ile ilk kez Bağdat Caddesi'nde Şaşkınbakkal'da Bostancı yönünde giderken yolun sağında kalan ve basamaklarla inilen Metronom'da karşılaştık. Orada özellikle caz konusunda en yeni plakları ve kayıtları bulabilirdik. Sonra yollarımız İstanbul'da Vali Konağı Caddesi üzerindeki Süleyman Nazif'te kesişti. Daha sonraları Deep, New Yorker falan derken Memo Türkbükü'ne yerleşti. Ahmet ile de Etiler'deki Trompet'i işlettiği dönemden arkadaşız. Yani nereden baksanız 15 yıldan öncesinden söz ediyorum.


Zazu'nun maskotu Paspas kış nedeniyle içeride uyukluyor


Şimdi burada, evime birkaç yüz metre mesafede, marinanın karşısında Zazu'yu işletiyor olmaları benim için şans. Hem zaman zaman İstanbul'dan Bodrum'a seyahat amaçlı gelen dostlarla Zazu'da karşılaşıyoruz, hem buraya yerleşen düzgün insanlarla birlikte oluyoruz. Ahmet'in fanatik Fenerbahçe'li olmasının da etkisiyle FB'nin maçlarının olduğu akşamlar Zazu çok kalabalık ve heyecanlı oluyor. Zazu'nun başta Mustafa Balcı olmak üzere hayli sadık bir müdavim kitlesi var. Mustafa Bey'i barın kısa kenarındaki köşesinde günlük gazeteleri okur ve hem laz, hem Trabzonspor'lu, hem şair hem de barmen olan Raşit ile politika konuşurken görürsünüz. Sonra yavaş yavaş millet toplanmaya başlar. İlk kadehler söylenirken saat akşamın 7'si olduğunda artık program yapılabilir çünkü herkes gelmiştir. Ya orada kalınır, ya da saat sekize doğru meyhanelerden birine gidilir. Benim uğramadığım bir akşam yok gibi. Her uğradığımda içki içmiyorum tabii. Yazın kahve, soda... kışınsa sobaya yakın bir yerde kış çayı içmek de bir seçenek. Önemli olan birlikte olmak, sohbet ve eğlence.


Zazu'ya uğramadan eve dönülmez
Zazu'da yiyip içmişsek mesele yok. Ama başka yerde yiyip içmişsek dönüşte Zazu'ya uğramadan eve gitmek de olmaz. Çünkü o saatte hele haftasonuysa müzik biraz daha hızlanmış, eğlence dozu artmış olur. Yine birileriyle karşılaşır, yeni konulara dalarsınız (Bazıları ertesi gün hatırlanmayabilir ama olsun, niyet iyi). Kışın Bodrum'da hayat marina ile kale arasındaki bölgede geçiyor. Kale meydanından barlar sokağına devam ederseniz dükkanların kapalı olduğunu, hayatın durma noktasına geldiğini görürsünüz. Daha ileride Azmakbaşı'ndan sonra birkaç insan olur ama marina bölgesiyle kıyaslanamaz. Yani hayat Balıkçılar Çarşısı, Mahmut Kaptan'ın olduğu çarşı bölgesi ile marina arasında. Bizim ekipte genellikle Ahmet Kurşuncu olduğundan, o dükkanına uğrarken, Zazu benim evimin yolu üzerinde olduğundan ben de uğruyorum. Son yollukları orada içip bazen Zazu'dan Marina Club'e devam ettiğimiz oluyor ama en azından ben bunu pek yapmamaya çalışıyorum. Çünkü ertesi gün "o yolluk yok mu, işte onu içmeyecektik" muhabbetini yapmak istemiyorum. Yolluk lafı bana hep Sivas'ta askerlik yaptığım dönemi hatırlatır. Seksenli yıllarda ben Fenerbahçe'de yaşarken bizim oranın barlarında bu kavram yaygınlaşmıştı. Hani eve gitmeden önce içilen son küçük kadeh dediğimiz yolluk. Sivas'ta askerlik yaparken bir haftasonu iznimizde arkadaşlarla, sonradan yanan Madımak Oteli'nin karşısındaki Köşk Oteli'ne gidip, karavana dışında yemek yemenin zevkiyle rakı da içmiştik. O sıralar otelin işletmecisinin -yanılmıyorsam- damadı laf lafı açınca Moda'lı olduğunu söyledi. Hani vardır ya; onu tanır mısın bunu tanır mısın? işte sohbet oraya kaydı. Baktık ki geç kalıyoruz, hem hesabı istedik hem de garsona bize birer yolluk getirmesini söyledik. Hesap geldi ama yolluk yok. Yahu n'oldu filan derken biraz sonra hepimize birer poşet içinde domates,salatalık, ekmek, peynir geldi. E ne bekliyorduk ki, Sivas'ta yolluk dersen rakı mı gelir? 

Kışın Mahmut Kaptan ihmal edilmez
Yazın da ihmal edilmez ama gidilemez. Çünkü kapalı. Mahmut Kaptan çok sevimli. Lakabından belli, kaptan. Yılları Ege'de, teknede, Bodrum ile Ege adaları arasında geçmiş. Denizcilerin kendine özgü hayata bakışı onda da var. Hani hayatın tadını çıkaralım durumu. Öyle çok kafa yormayalım... Geçen gün diyordum ki; kış gelse de kaptan açsa da gitsek. Daha yaz gelmedi ama şimdiden Mahmut Kaptan'daki ortamı, sohbeti özledik. Kaptan'da öyle ana yemek, ara sıcak falan yok. Küçük tabaklarda birbirinden lezzetli mezeler var. O kadar. Yemeye mi geldik içmeye mi geldik di mi? Mide doldurmak yok. Hakiki meyhane usulü. Ama sohbet sınırsız. Bu kış haftada en az bir kere gittik. Eğer gitmezsek yolda gördüğünde neredeyiz diye sorar zaten. Kaptan geceleri çarşı içindeki dükkanını kapattıktan sonra Gümbet'teki evine genellikle yürür. Biz de bazen eşlik edip onu Zazu'da yolluk almaya zorluyoruz. O gecelerin kaçta bittiğini tahmin edersiniz. Mahmut Kaptan'ın yeri çok kişilikli ve yaşanmışlığın izleri olan bir mekan. İstanbul'dan kışın hangi arkadaşım geldiyse bir akşam Kaptan'a gittik. Her gidenin aklında kaldığını biliyorum. Bir keresinde de kışın Datça'dan Fevzi gelmiş ve beraber gitmiştik. Mahmut Kaptan'la ilgili daha önce yazdığın yazı ve resimler için; http://bodrumluhayat.blogspot.com/2011/05/tipik-bodrum-meyhanesi-mahmut-kaptan.html



Yağmurdan şikayet edilmez 
Yağmuru burada sevmeye başladım. Ama haksız değilim. Yağmur demek, İstanbul'da çamur demek. Trafiğin beş kat daha beter olması demek. Kaza, bela demek. Taksi bulamamak demek. Burada temizlik, toprak kokusu demek. Bodrum iklimi gereği kışları epey yağış alıyor. Ama benim gibi İstanbul'dan gelenler için en güzel yanı havanın en fazla bir gün kapalı ve gri olması. Yağıyor, esiyor, gürlüyor ve 24 saat sonra güneş yüzünü gösteriyor. Beni İstanbul'dan en çok soğutan şey günlerce, haftalarca süren sinsi, toz gibi yağan yağmur ve kurşuni renkte ağır havaydı. Burada herşey daha sahici. Yağmursa adam gibi yağmur yağıyor. Böyle yağarsa Bodrum batar dedirtecek kadar şiddetli yağıyor. Geçtiğimiz şubat ayında Ortakent ile Bitez battı da. Fakat dediğim gibi sonra bir güneş çıkıyor, etraf tertemiz olmuş ve toprak kokuyor. Burada kışın palto, kaban falan giyilmediği için iyi bir yağmurluk edinmek lazım. Yağmuru hakikaten çok coşkulu. Bir de şu var; eğer buraları seviyorsanız o yağmurun da tadına varıyorsunuz. Dışarıda fırtına, yağmur olduğu kış geceleri -elektrik kesilmediği sürece- iyi bir müzik dinleyip, şömine başında kitap okumak iyi birşey.

Bahçede kışın yağmurlu bir gün
Ve şiddetli yağmur sonrası bahçedeki ışık
Fırtınasına laf edilmez
Yağmurun en büyük eşlikçisi tabii ki fırtına. Bakın buranın fırtınasıyla İstanbul'un fırtınasını karşılaştırmamak lazım. Buradaki fırtınanın yanında İstanbul'daki meltem gibi kalıyor. Datça ve Kos üzerinden gelen fırtına bulutlarını görünce birkaç saat sonra olacakları artık tahmin edebiliyorum. Özellikle lodos fırtınası Bodrum'un sahilini çok hırpalıyor. Her sene gazetelerde yazar ya; Bodrum'da iskeleler söküldü, tekne battı falan. Bodrum'da iklim çok coşkulu, doludizgin. Rüzgarı da, yağmuru da. Yazın güneşi de... Bodrum'un bu tarzını seviyorum. Biliyorsun ki esse de gürlese de ertesi gün hiçbirşey olmamış gibi hava pırıl pırıl olacak. Ta ki bir dahaki fırtınaya kadar. Onun için burada yaşıyorsan fırtınasına laf etmeyeceksin. O da buraya özgü bir tad...

Şubat ayında bir pazar sabahı Bitez'de kahvaltı edenler. Bir de şubat ayında İstanbul'u düşünün
Aynı gün Bitez
Gümüşlük'te lodos fırtınası
Bodrum'a fırtına yaklaşırken
Yalıkavak'ta bir kış günü yağmur sonrası
Yine Yalıkavak'ta yağmur sonrası
Aşağıdaki videoda yer alan görüntülerin tümü bu kış ocak ve şubat aylarında çekildi. Hem fırtınayı hem sonrasını görebilirsiniz. Bodrum'u iyi anlatıyor.


















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder