23 Ağustos 2011 Salı

Yalıkavak’ta geçen yaz günleri



Yaz geldi mi benim Yalıkavak günleri başlıyor. Bodrum’un içindeki evimde geceleri klima açma ihtiyacı duymaya başladığımda laptopu ve bir iki ıvır zıvırı arabaya attığım gibi Yalıkavak’a geçiyor, yaz sezonuna başlıyorum. İşin garibi buraya gelince Bodrum’un içini pek aramıyorum. Ama yaz döneminde bir iki kere Bodrum’a inince bu sefer orayı özlediğimi farkediyorum. Ve bir gece kalınca ve de sabah o sıcağa uyanınca hızla Yalıkavak’a dönüyorum. Buraya gelince de iyi ki geldim diyorum. Şu sıralar iki aşk arasında kalmış durumdayım.
Bugün yine Bodrum’da bir işim vardı. Akşamüzeri saat 18:00 olmasına rağmen Bodrum’un içi 38 dereceydi. Yarım saat sonra Yalıkavak’a geldiğimde derece 31’e inmişti.
Kışın bana en çok sorulan soru “Bodrum’da bütün kış napıyorsun, sıkılmıyor musun?” sorusuydu. Yaz gelince bu sorunun sıklığı azaldı çünkü buraları bilmeyen ve İstanbul’da yaşayan biri için yazın Yalıkavak’ta olmak mantıklı. Bunu anlayabiliyorlar. Anlamakta zorlanılan bölüm kışın ne yaptığım. Yazın denize girersin, güneşlenirsin zamanı geçirirsin. Oysa işin aslı hiç de öyle değil. Yazın neler yapıyorum, burada nasıl yaşanır, biraz bunlardan söz edeyim.
Önce şunda anlaşmamız lazım; Bodrum’un kışı yazından daha güzel. Bu konuyu kışın daha önce yazmıştım (http://bodrumluhayat.blogspot.com/2011/02/ks-mevsiminde-bodrum.html). Ama şimdi yazın Bodrum’da –daha doğrusu Yalıkavak’ta- nasıl yaşadığımı, bir günümün nasıl geçtiğini anlatayım.
Benim ofisim İstanbul’da ama ben buradan çalışıyorum. Günüm ekranın başında hem tasarlayarak hem İstanbul ofisimle devamlı veri alışverişi halinde geçiyor. 

Yalıkavak'ta yazın oturduğum ev tipik bir stüdyo.
Stüdyoların altlarında dükkanlar var. Benim şansıma, dükkanların biri Kutman Şaraplarının satış mağazası. Hemen yanındaki Kutman Bistro. Karşı köşedeki Surfer Crab adında deniz mahsüllü menüsü olan hoş bir yer. 
Geçenlerde sol köşeye de bir bistro açıldı.

Günümün büyük kısmı burada ekran karşısında geçiyor


İstanbul’da yapılan taslak bana buraya geliyor. Üzerinde konuşuyoruz ve devam ediyoruz. Ya da bazen tersi. Ben burada bir hazırlık yapıyorum, tasarlıyorum. Onu İstanbul’a gönderiyorum, orada sunum haline getiriliyor. Yani İstanbul’da işe giden bir insan ne yapıyorsa ona benzer birşey. Benzer dedim çünkü ayrı tarafları benzeyen taraflarından daha çok. Ben buranın nimetlerinden yararlanıyorum. Onlar nedir derseniz, sayayım. Ama moral bozmak yok. Belki etkilenip buralara kaçarsınız, yazdıklarımla uzun vadede size iyilik yapmış olurum.
Saat 9’da laptop açılmış maillere bakılmış oluyor. Bu saatte bu işi yapabilmem için aslında 08:59’da kalkabilirim. Çünkü ev ofis düzeninde çalıştığım için yatak odasından ofise yolculuğum sadece 2 saniye sürüyor. Ama ben genellikle 8’i biraz geçe kalkıyorum çünkü en sevdiğim şey yüzümü denizde yıkamak. Bunu yapabilmek için İstanbul’u ve birçok şeyi bırakıp buralara geldim. 48 yaşında doğduğun şehri bırakmak, alışkanlıklardan vazgeçmek kolay bir karar değil. Hadi karar verdiniz, gerçekleştirmesi de kolay değil. Neyse o başka zamanının konusu. Ama denizde yüz yıkamak hep hayalimde olan bir şeydi. Yalıkavak’ta sabahları ortalama 150 kulaç atıp eve dönüyorum. Ev ile deniz arası olsun olsun 70 metre. 


Evimin karşısında deniz girdiğim yer. Havalı olsun diye Public Beach diyorum. Sabah ve akşamları denize girmek için buradayım. Yoksa şu tahtalarda güneşlendiğimi sanmayın
Geçen akşam gün batımında denize girdikten sonraki manzara
Döndükten sonra dediğim gibi laptop açılıyor. O arada duş yapılıyor ve kahvaltı için çay demleniyor. En büyük zevkim sabah çayı. Balkonda Yalıkavak koyuna karşı kahvaltımı yapıyorum. Burada kahvaltı da bambaşka. Taze keçi peyniri, tulum peyniri, en az üç çeşit kırma zeytin. Köy biberi, tarla domatesi, salatalık. Ve bazı sabahlar sarısı insanın elini boyayan, adı sarı ama kendisi koyu turuncu köy yumurtası. Bu tören yarım saat sürüyor. O arada iş başlamış oluyor. Günün temposuna göre yoğun veya değil, ama mutlaka ekran başındayım. Öğlen yemeğini evde yiyorum. Hafif bir zeytinyağlı sebze, salata filan. İş yoğunluğu izin veriyorsa yarım saat şekerleme yapıyorum. Ya da balkonda şezlongta uzanıp ağustos böceğinin sesini dinleyerek ben de onlar gibi tembellik yapıyor, ağır akan dingin hayatın tadını çıkarıyorum. O saatler benim siesta saatim diyelim. Fakat Yunanlılar gibi saatlerce sürmüyor. Yarım saat ya da 45 dakika o kadar. Sonra kaldığım yerden işe devam ediyorum.
Genellikle akşamüzeri 17:00’de işi bırakıyorum. Bu saatten sonrası ya biraz twitter ile, ya dergi okumayla geçiyor. Ama bu arada müşterilerimden acil bir talep veya bir soru gelebilir diye laptop açık. Saat 18:00 olduğunda ise tekrar mayomu giyiyorum ve bu sefer bisikletle en az yarım saatlik bir tur atıyor sonra tekrar denize giriyorum. 








Yalıkavak'taki balıkçı barınağında bulunan, muhtemelen en eski pansiyon
Geçen haftaki poyraz fırtınasında Yalıkavak sahili
Aynı sahilin normal hali
Sait'te gün batımı
Öğlenleri sebze yenir
Yalıkavak Marina. Yeni adıyla Palmarina
Bodrum evi begonvilsiz olmamalı
Yaz akşamları güneş geç battığından yemek de geç yeniyor. Ortalama olarak haftanın iki veya üç gecesi dışarıda yiyorum. Bunun biri genellikle Sait oluyor. Zaten ayda birkaç kez İstanbul’dan gelen dostlar oluyor ve onlar Sait’i özlemiş halde geliyorlar. Daha önce Yalıkavak’taki yiyecek içecek mekanlarını yazarken söz ettiğim Çardaklı Mehmet de ara sıra uğradığım balıkçılardan. Ayda birkaç kere de Limon’a gidiliyor. Limon gittikçe bünyede alışkanlık yaptı. Hele şu bayram geçsin, sonra ortalık daha sakinleyecek ve daha rafine tipler kalacak, diğer haşere tipler siyah ciplerine binip çekip gidecekler. İşte o zaman Limon tadından yenmez olacak.
Yemek evde yendiyse sonra bir çarşı turu için yürüyüşe çıkıyorum. Yalıkavak çarşısı çok sempatik ve canlıdır. Size aşağıda berberim Turgut amcanın dükkanını ve eve balık aldığım balıkçımı göstereyim. Ayrıca Çıngıloğlu adında Milas'lı bir firma var. Sanırım mahdıraları var. Harika peynirler bulunuyor. Zeytin, zeytinyağı gibi kahvaltılık malzemeler de var. Konacak ve Turgutreis'e de açtılar. Asıl yerleri dediğim gibi Milas'ta.
Berberim
Balıkçım. Bisikletle balık almaya geliyorum


Çıngıloğlu mandırasının ürünlerinin satıldığı Yalıkavak şubesi




Yine haftada birkaç kez yürüyüş yapıyorum. Eskiden daha çok yürüyordum, bu sene bisiklet biraz öne geçti. Ama sonuçta hareket etmek gerek. Oturarak çalıştığım için bu bile yeterli değil, daha çok hareket etmeliyim. Sıcaklar azalmaya başladı, bundan sonra sabah ve akşam egzersizlerinin temposu ve süresi artabilir.
Yalıkavak'taki sanatçılar çarşısı


Çarşıdan bir kare






Daha çok kışın Yalıkavak'a kalmaya geldiğimde uğradığım Sandıma Bar.
Burada yaşayıp, burada çalışmanın İstanbul’daki hayata göre ayrıcalığı sadece sabah denize girmekle sınırlı değil kuşkusuz. Mesela bütün yazı şort, terlik ve t-shirt ile geçiriyorum. Az şey mi? Mesai saatlerinde siyah veya lacivert şort, iş dışında renkli... Ciddiyeti elden bırakmamak lazım :)
Haftasonlarının diğer fünlere oranla farkı şu; daha geç kalkıyorum. Ama saat 10’u hiç bulmuyorum çünkü burada günü kaçırmak istemiyorum. Cumartesi günleri kahvaltı sonrası Xuma’ya gidiyorum. Orasını seviyorum çünkü bir kere sahibi Kamil medeni biri. Dolayısıyla mekanı da kendi tarzına uygun. Çimlere yayılmacam, rahat şezlongtu okurken hafif kestirmece. Denize girip sonra güzel yemekler yemece. Akşamüzeri hafif bir içki ile gün batımı iyi oluyor. Cumartesi günleri genellikle Xuma’nın parti günü. Bu benim için bir anlam ifade etmiyor. Bu yaz bir kere kaldım. Tabii denize girilecek en güzel saatte dj kabini önünde o görültüde sallanmak bana göre değil. İşin komiği İstanbul’dan gelenler önceden rezervasyon yaptırıyorlar. Neyin rezervasyonu biliyor musunuz? Aşağıdaki resimde göreceğiniz gibi, dj kabini önündeki bistro denilen sehpanın rezervasyoru. Gülmeyin, ciddiyim. Bu da başka birşey tabii. İstanbul’daki tarzı ve alışkanlıkları aynen tatile taşımayı hiç ama hiç anlamadım. Muhtemelen Sortie’de aynı şeyi yapıyorlar. Gelince burada da aynı şey devam ediyor. Bu arada Sortie duruyor mu bilemedim. Belki de kırkıncı kere ismi değişmiştir. Neyse, Xuma dediğim gibi yayılabileceğiniz, serin, çimenlik, yeşili bol bir plaj. Müzik çalıyor ama hiç rahatsız etmiyor. Diğer beachler gibi her tarafta speaker yok. Eğer çok duymak istiyorsanız müziğe yakın yerde konuşlanırsınız. Çocuklu aileler için ayrı bir bölüm var. Bu da bizim gibilere müthiş bir iyilik.


Cumartesi partisinden bir kare
Xuma'da yayılabilirsiniz
Bir Xuma günü
Uzun lafın kısası, burada hayat benim için kışın olduğu gibi sakin, dingin, huzurlu. Koşturmak yok, stres yok. Mümkün olduğunca hayatın tadını çıkarmaya bakıyorum. Bu yaşımda buralara gelebildiğim, bu güzellikleri yaşayabildiğim için şükrediyorum. Can sıkıntısı falan yok. Yazın buradaki evde TV yok. Üç ay hiç seyretmiyorum. Kışın da sadece bir iki kanal ve eğer varsa Digtürk'te film. O kadar. Burada gürültü yok. Gri hava yok. Balığın iyisi, sebzenin tazesi, rakının hası var. Doktor Haşmet’in kulağı çınlasın, 2000 yılından beri onun kontrolü altındayım. Bana geçenlerde Medica’ya kontrole gittiğimde; hayatında iki iyi karar verdin, biri yıllar önce sigarayı bıraktın, diğeri Bodrum’a yerleştin dedi.
Benim gibi metropolden sıkılmış ve özünde zaten metropol insanı değilseniz, çok para kazanacağım hırsınız da yoksa burası size de iyi gelir. Tekne almak için yırtınıp, deliler gibi çalışıp, bilmem kaç eleman istihdam edip, işleri büyütüp sonra o tekneye binecek zamanı bulamamaktansa, benim gibi yapın, milyon dolarlık tekneniz olmasın. Ama günün birinde canınız çok istediği zaman şuradan bir küçük teknecik alabilecek kadar kazanın yeter. O da sizi Datça’ya götürür getirir. Aksi halde kazandığınız paraları doktorlara, psikologlara vereceksiniz.
Yarın işler için İstanbul'a gidiyorum. Çarşamba dönüş var. Perşembe Yalıkavak'tayım. Cuma tatile çıkıyoruz. Benim de ara sıra ortam değiştirmem gerekiyor. İstanbul'dan, Ankara'dan insanlar tatil için Bodrum'a, Yalıkavak'a gelirken ben üç gün Kekova, iki gün Faralya (geçenlerde bir önceki yazıda anlattığım yer) ve bir gece de Dalyan planı var. Döndüğümde oraları da anlatır, paylaşırım.
İstanbul'dan, Ankara'dan, Bursa'dan, Tekirdağ'dan, İzmit'ten... her nereden buralara gelecekler varsa onlara da iyi yolculuklar ve iyi tatiller diliyorum.

1 yorum:

  1. Muğla'lı olmama rağmen ilk kez bu yaz doyasıya keşfetmiştim Yalıkavak'ı.Daha önceler hep içinden geçmiştim.Meğer ne şirin ve güzel yermiş.Fotoğraflar harika,gün batımı Yalıkavak'tan ayrı seyrediliyor gerçekten.Orada yaşayıp iyi bir kazanç olması + avantaj yoksa dar gelirliler zor yaşar bence.Bunca güzelliğine rağmen geniş iş imkanı yok,kışın az kişi olması nedeniyle yapılabilecek/açılabilecek işler çok kısıtlı...O nedenle oraya yerleşmeden,iş planı en az 6 ay öncesinden kesinleşmeli herkes için değil mi Serdar Bey?

    Teşekkürler,

    YanıtlaSil