13 Eylül 2011 Salı

Faralya'dan Bodrum'a dönerken bir gece için Dalyan


Bayram bitti ama ben notlarımı yazmayı sürdürüyorum. Üç gün Kekova’dan sonra iki gün Faralya’ya geçmiştik. Dönüş yolunda Dalyan’a da uğrayalım istedim. Dalyan’a hayatımda bir kere gitmiştim, o da nereden baksanız en az 12 yıl önceydi. Daha digital makinalar yaygın değildi, o dönemde çektiğim fotoğraflar karta basılmıştı. Güzel bir şubat ayında, yine bir bayram döneminde üç araba peşpeşe İstanbul’dan oralara inmiştik. Tabii o zaman İstanbul’da yaşıyordum, Bodrum rüyalarımdaydı.
O seyahatte Sevan Nişanyan’ın yeni çıkan “Küçük Oteller Kitabı”nı rehber almıştık ve Dalyan’da Happy Caretta’da kalmak istemiştik ancak şubat ayı olmasına rağmen yer bulamamış, yanındaki bir otelde gecelemiştik. O yıl da bayram dokuz gündü, çünkü İstanbul’dan direkt Antalya yapmış, bir gece orada kalmıştık. Sonra sırasıyla Kaş, Dalyan, Marmaris, Bozburun, Şirince, Cunda üzerinden İstanbul’a dönmüştük. Neyse, o zaman kalamadığımız Happy Caretta’da bu sefer yer bulduk ve kaldık. Öyle tahmin ediyorum ki oteldeki odalar yapıldığından beri elden geçmemiş. Herşey eskimiş, köhneleşmiş. Ancak yıllar otelin bahçesine iyi gelmiş. Yemyeşil, bakımlı bir yer olmuş. Otel tam suyun dibinde. Antik Kaunos kaya mezarlarına karşı akşam viskisi içtik, garip bir duygu. Otelin köhneliğini saymazsak yemekleri gayet başarılı. Bir aile işletmesi. Biz gittiğimizde mutfakta iki kadın akşama meze hazırlıyorlardı. Dalyan’a gidince mavi yengeç yenir diye bize bir restoran önermelerini söyledik. Meğer akşam yemeği varmış ve gidip mavi yengeç de alıp yaparız dediklerinde sevindik. Gerçekten de çok lezzetli bir akşam yemeği yedik.

Happy Caretta'nın bahçesi
Rıhtım
Otelin sevimli köpeği geldi yanıma uzandı. Kilim motifli döşeme burada da karşıma çıktı
Akşam yemeğini yerken Kaunos'taki kaya mezarlarını seyretmek çok etkileyici
Buraya kadar iyi. Akşam yemeğini yedikten sonra Dalyan’ın merkezine bir yürüyelim, çarşıya göz atalım dedik. Her gittiğim yerin çarşısına mutlaka uğramak isterim. O kasaba hakkında en iyi ipuçlarını çarşısında bulursunuz. Esnafı ne tür bir esnaf? Ne satılır? Kimler alışveriş yapar? Dükkanlar bakımlı mı? Halk ne tip insanlar? Turist en çok hangi milletten, hangi kalite? Lokanta, restoran, barları neye benziyor? Uzar gider... Yukarıda saydıklarımın tümünü bir paket yapıp Dalyan için notlamam gerekse berbat ötesi diyebilirim. Söylemeden edemeyeceğim, Dalyan Diyarbakır’ın, Şırnak’ın sayfiyesi olmuş. Sadece çalışanlar değil, o kadar türkü bar açıldığına göre o yöreden gelip yerleşen de çok var. Olabilir ne var diyebilirsiniz. Ama olması gereken insanların Dalyan’ı Diyarbakır’a benzetmeye çabalamaları değil. Ege’ye gelince insan biraz değişir, bu iklim kimleri değiştirmedi ki. O yörenin zevki, müziği, kimliği aynen Dalyan’a gelmiş. Ben o kültüre çok uzak olduğumdan Dalyan’dan hiç haz etmedim. Çarşıdaki yeme içme mekanlarının dekorasyonundaki kilim motiflerinden artık kusacaktım. Köyceğiz'den Antalya'ya doğru bu kilim motifi her yerde karşınıza çıkıyor. Deniz kıyısında sadece balık ve deniz mahsülü satan lokantası olmayan yerler benim için Ege değil. Aslında bu seyahatte bir kere daha anladım ki Gökova'nın Marmaris - Köyceğiz sapağı sınır. Sağa saparsan Datça'ya kadar gidersin, gördüğün her yer, insanı filan Ege'dir. Yok Köyceğiz'e doğru gidersen ortalık Akdeniz olmaya başlıyor, insanı değişiyor, zevksizleşiyor, muhafazakarlaşıyor, kapanıyor. Bodrum ile Dalyan'ın aynı il sınırı içinde olması bence doğru değil. Dalyan’da bir tane balıkçı -yani tezgahında balık satan bir dükkan- görmedim. Sadece balık satan restoran da görmedim. Ben balık yanında et, tavuk da satan yerde balık yemem. Çünkü balığı pişirmeyi bilmezler. Kanat, köfte, kuyruk yağı kokusu sinmiş karides yemek istemem. O tip yerlerin garsonları da işi bilmezler üstelik. Uzun lafın kısası, balıkla ve denizle arası iyi olmayan insan da, kültür de, kasaba da benden uzak olsun.
Çarşının halkının kalan yarısı da oralara yerleşmiş İngilizler. Bizim Yalıkavak’ta yerleşik İngilizler’e benzemiyorlar. Fethiye’de Çalış bölgesinde gördüğümüz İngilizler bile Dalyan’dakilerin yanında kraliyet ailesi mensubu kalır. Bar diyebileceğimiz yerlerde çalan müzikler feci. En yenisi Michael Jackson diyeyim anlayın artık.

Otelin önünden geçen tur tekneleri



İztuzu plajını çok duymuş ama o bölgede o kadar gezmeme rağmen gitme fırsatım olmamıştı. Otelden dolmuş teknesine telefon ediyorsunuz, gelip sizi iskeleden alıyorlarmış. Telefon ettirdik. Yirmi dakika bekledik gelen giden yok. Sordurduk, unutmuş dediler. Bir daha çağıralım mı dediler, gelme garantisi varsa çağırın dedim. Yokmuş tabii. Üstelik yarım saat sonraymış. Yine gelmeyebilir. Düşünebiliyor musunuz, tekneci para kazanacak, önünüzden geçiyor durmayı unutuyor. Oteldeki kadın arabayla gidebilirsiniz dedi. İyi dedik, yola çıktık. Yarım saat sonra kendimizi upuzun bir kumsalda, binlerce insan arasında bulduk. Kimi salıncak yapmış, kimi dolma sarıp getirmiş yere yaymış bir örtü, dolmaları götürüyor. Kimi haşemalı. Biraz ileride minicik bikinisiyle turistler. Sıcak. Dalgalı ve çamur gibi bir deniz. Bu kadar çirkinlik nasıl bir araya gelir dedik ve aynen arabaya bindiğimiz gibi geri döndük. İztuzu tabiat parkı macerası da böyle bitti.


Belki severiz de bir gece daha kalırız diye düşünmüştüm. Ertesi sabah kahvaltıyı ettiğimiz gibi Yalıkavak’a doğru yola çıktık. Deli miyim dedim? Millet üste para vererek Yalıkavak’a geliyor, ben üste para vererek abuk subuk bir yerde kalıyorum.
Bu toprakları kesinlikle hak etmediğimize inanıyorum. Aksi halde denizin, Ege’nin verdiği nimetlerin değerini bilir, denizle dost yaşardık. Bu tatil bu ülke insanından artık ne kadar uzaklaştığımı bana iyice gösterdi. Bodrum’da, Datça’da benim gibi düşünen, yaşayan insanlarla birlikte yaşamak istiyorum, gerisiyle ilgilenmiyorum. Bu ülkeyle de ilgilenmiyorum. Eyüp Can'ın çıkardığı Radikal'i başlarda alıyordum, sonra onun düşünce yapısı, kimliği gazeteyi bozunca almayı bıraktım. TV'yi de pek seyretmiyorum. Yalıkavak'ta zaten televizyon yok. Böylesi ruh sağlığı için daha iyi. Bu tip insanlarla da bir arada olmak istemiyorum. İstanbul’da kaçtığım insanların benzerleri az da olsa Ege’nin belli bölgelerinde yine karşıma çıkıyor. Onun için bundan sonra Dalyan’a, Kekova’ya, Antalya’ya gitmeye niyetim yok. En fazla Fethiye’nin içinden hızla geçip Faralya’ya giderim. Datça’ya giderim. Bodrum zaten başka. İnsan buraları gördükten sonra Bodrum’un aydınlık yüzünün değerini bir kez daha anlıyor.

7 yorum:

  1. Bu yazının en doğru sözü senin gibi hastalıklı tiplerin "Bu toprakları hak etmediği"

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yine adını yazmaya cesaret etmeden laf atan tipik bir örnek. İsimsiz yorumları yayınlamayabilirim ama içimizdeki hastalıklı tiplere örnek diye bunu yayınlıyorum.

      Sil
  2. Dalyanda, 4 sene evvel açtığımız mekanımız sadece Mavi Yengeç ve balık konusunda hizmet veriyor. Yazdıklarınızı dikkatle okudum. Kesinlikle çok haklısınız. Gözlemleriniz ve üslubunuz mükemmel.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dalyan'a yıllardır hiç sapmıyordum ancak sizin mekanınızı görmek için bu yaz geleceğim. Teşekkür ederim.

      Sil
  3. Egeyi, Denizi, Balığı çok seviyorum. yorumlarınızı beğeniyorum. doğuda ikamet ediyorum. ilkokula giden 2çocuğumla oralara yerleşmek istiyorum. çocuklar açısından ve aileye uygun
    il/ilçe/kasaba v.s. araştırıyorum.. sanki görüşlerinize ihtiyacım var gibi hissediyorum.
    iletişim kurabilirmiyiz??

    metilen.mavisi@hotmail.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba. Benzeri durumlar için bazı yazılar yazmıştım. öncelikle bunları okumanızı öneririm, belki sorularınızın cevaplarını bulabilirsiniz.
      http://bodrumluhayat.blogspot.com.tr/2011/04/bodrumda-nereye-yerlesilir.html
      http://bodrumluhayat.blogspot.com.tr/2013/07/bodruma-ait-sorular-bilsem-soylemem-mi.html
      http://bodrumluhayat.blogspot.com.tr/2013/11/bodrumu-hayal-edenler-icin-baz-notlar.html

      Sil
  4. Bu toprakları hak etmediğimiz konusunda size son derece katılıyorum Serdar Bey. Antik döneme ve kentlerine hayran birisi olarak her antik kent gezimde sizin bu duygu ve düşüncelerinizi hissediyorum..

    YanıtlaSil