23 Ekim 2011 Pazar

Bodrum’a yerleşirsem sıkılmaz mıyım?


Buraya yerleştiğim ilk yıl bana en çok sorulan soru buydu; sıkılmıyor musun? Arkadaşlarım artık sormuyor çünkü gelip buradaki hayatımı gördüler. Bu blog da işe yaradı, beni tanıyan tanımayan, blogu izleyenler sıkılmadığımı görüyorlar.

Birinci mesele insanın yapısıyla ilgili. Herşeyden önce kendiyle barışık olmayan biri zaten her yerde sıkılır. İç huzuru olmayan, takıntılı, hiç bir şey bulamazsa kendiyle kavga edenler nereye gitse rahat edemezler ki. Bu tipleri bir kenara koyalım.

İkinci mesele insanın bir uğraşı olması gerek. Hani zaten her zaman, her yerde bir uğraş olmalı da, buraya gelince bu olmazsa olmaz bir şey. İş olabilir, hobi olabilir. Ama mutlaka bir uğraş şart. Benim avantajım, teknoloji sayesinde İstanbul’a yaptığım işleri buradan da yapabiliyor olmak. Ofisim İstanbul’da. Müşterilerimin tümü İstanbul’da –biri Ankara’da. İlk yıllar evden işi yürütmekte zorlanacağımı düşünmüştüm çünkü otuz yıl boyunca evden işe “gidiyor”dum. İşten de eve “dönüyor”dum. Bu yolculuklar ortamı değiştiriyor, iş yerinde işe konsantre oluyordum. Ama korktuğum gibi olmadı. Belki disiplinli çalışıyor olmamın bir sonucu ama işlerim hiç gecikmedi. Ben de her ne olursa olsun saat dokuzda maillerimi açtım, soruları cevapladım. Ha işe başlama saatim mevsimsel olarak farklılık gösteriyor. Yazın daha geç başlıyor, daha erken bırakıyorum. Cumaları pek çalışmamaya özen gösteriyorum. En azından öğleden sonraları. Çünkü sabah erken denize giriyorum, bisiklete biniyorum. Öğleden sonraları da denize gitmek istiyorum. O nedenle daha az çalışmanın yollarını arıyorum. Dört ay boyunca sabah kahvaltı yapmadan denizde yüzdükten sonra işe başlamanın ruha, bedene kazandırdığını düşünsenize. Şimdi bunu okuyup ne var bunda diye düşünen varsa da, bu yazdıklarım birşey anlatmıyorsa da bırakın o arkadaş şehirde yaşasın.

Bodrum'daki evin çalışma bölümü
Yalıkavak'taki yazlık stüdyonun çalışma bölümü
Burada bir iş veya hobi şart dedik. Çünkü burası tabii ki İstanbul’a, Ankara’ya oranla çok küçük bir kasaba. Yazın nüfusu -tüm yarımadayı sayarsak- milyona yaklaşıyor ama kışın yüzbini biraz geçiyor. Yani öyle her gün ayrı AVM’ye gidip vakit öldürmek mümkün değil. Öyle yerler yok. Aslına bakarsanız burası vakit öldürme yeri değil, hayatı yaşama yeri.

Bir yeri sevmek için önce orayla ilişki kurmak lazım. Hadi ben taşınıyorum hooop geldim diye birşey yok. Daha önce de söylemiştim, Bodrum’a birgün yerleşmem iyi olur fikri bende ilk defa üniversite yıllarında oluştu. Yani yerleşmemden tam otuz yıl önce. Otuz yıl bekledim demiyorum, eğer çok üstüne düşseydim muhtemelen daha önce de gelebilirdim ama o zaman buranın değerini bu kadar anlar mıydım kuşkum var. Herşeyin bir zamanı var lafı çok doğru. Yaşamam gerekenleri yaşayıp gelmiş olduğumu sanıyorum. Ama demek istediğim şu ki; Bodrum’a yerleşme fikri bende uzuuun bir kuluçka dönemi geçirdi. Geldiğimde nelerle karşılaşacağımı biliyordum diyebilirim. Zaten hiç bir işimi öyle pat diye yapan bir yapım yok, temkinli bir adamım.

Geçtiğimiz hafta içinde sabah yürüyüşündeyken
Bu da geçen sabah bisiklet turundan
Her akşam yapmaya çalıştığım yürüyüşteyken
Hal böyle olunca, Bodrum’u çok sevince, yıllarca gidip geldikçe bu fikir kafamda olgunlaşınca taşındım ve yaşamaya başladım. Hem de hiç yabancılık çekmeden. İlk günlerin hafif salakça –hani Amerika’lı turistler vardır ya herşeye ayran budalası gibi bakıp porselen dişlerle sırıtırlar işte onun gibi- mutluluğu zaman geçtikçe oturdu ve bünyeye daha anlamlı bir mutluluk yerleşti. Yaz kış temiz havada yürüyüş yapmanın, bisiklete binmenin bana verdiği hazzı İstanbul’da yaşamam mümkün değil. Sabah kuş ve horoz sesiyle uyanmak ta öyle. Ama biliyorum ki şehirde yaşayan birçok insan gece boyunca trafik gürültüsünde uyurken buraya gelince sabah horozun sesinden rahatsız olabiliyor. İşte bu da kişinin yapısıyla ilgili başka bir mesele. Ben bu sesle uyanınca mutlu oluyorum, bir başkası sinir olabiliyor. Ben de İstanbul’a gidince kaldığım otellerde caddeye bakan oda istemiyorum. Korna sesi duymaya tahammülüm kalmadı. Hele buraya yerleştikten ve sessizliğe alıştıktan sonra.



Evin bahçesinden
Bodrum'da ve Yalıkavak'ta kullandığım bisikletim
İnsan sabahları köy peyniri, köy yumurtası, harika zeytinlerle yapılan kahvaltıdan sıkılır mı? Şehrin işe yetişme temposunda hangi kahvaltıdan bahsediyorsun, köşeden alınan poğaçayı ofiste yiyip işe başlıyorum diyenleri duyar gibiyim. İşte tam da bundan söz ediyorum. Şehir hayatının dayattığı poğaça yerine burada temiz havada, bahçede iyi bir kahvaltı yapabiliyorsunuz. Hiç olmadı, evde kahvaltıyla uğraşamam diyenler için sahilde belediyenin kafeteryasında güzel çay ve tost var. Ya da kahvaltı tabağı. Hem de sınırsız çay ile 7,5 TL. İstanbul’da bu paraya ne verirler adama?

Köy yumurtası ile hazırladığım pazar kahvaltısından
Mevsimi geldiğinde sürahinin içine ortadan kestiğim Bodrum mandalinalarını atıyorum, harika koku ve tad veriyorlar
Kendi mesaimi kendim ayarlıyorum, karışanım yok ama gün içinde tamamen yalnızım. Eğer o gün dışarı çıkmazsam bazen 36 saat kimseyle konuşmamış oluyorum. Geceleri genellikle yalnızım. Yaz kış yaptığım şey müzik dinlemek. Yazın Yalıkavak’taki evde TV yok, çok da memnunum. Kışlık evde TV var ama genellikle sadece evin içinde kahvaltı yapacak kadar serin hava varsa o sırada ve yemek esnasında açıyorum. Üst kattaki okuma ve müzik odamdaki TV ise günlerce hiç açılmıyor. Çünkü sıkılmıyor, açmaya gerek görmüyorum. 

Bisiklet turu yaparken kaydettiğim görüntülerden bir bölümünü aşağıya aldım...

Camdan bakınca karşımda burnumun dibinde apartman görünce fena oluyorum. Buradaki kışlık evim çok geniş bir bahçe içinde tek başına bir taş ev. Komşum yok. İstediğim zaman istediğim müziği istediğim volümde dinleyebiliyorum. Yalıkavak’taki evde komşularım var ama orası yazlık olduğu için zaten genelde bir hengame var. Yaz hayatı öyle bir hayat, bu da bana iyi geliyor. Sekiz aylık mutlak sakinlikten sonra üç dört aylık canlılık lazım. O evin önü açıklık, parka ve denize bakıyor. Orada da karşımda apartman –hoş Bodrum’da hiç apartman yok, ev diyeyim- yok. İstanbul’da yaşarken de oturduğum evler Rumelihisarı ve Bebek’teydiler, önü açık ve deniz görürlerdi. Ne zaman ki İstanbul’daki son evim olan Asmalımescit’teki Canova Residence’a taşındım orada boğuldum. Dibimde apartmanlar, sokağın gürültüsü olduğu gibi içeride... Bu apartman şimdi Off Pera’nın olduğu bina. O binanın köşe dairesindeydim. Bir yıllık kontratın sonunu bile beklemeden doğru Bodrum’a kaçtım. O bina ve Asmalımescit benim Bodrum’a gidişimi hızlandıran unsurlardan biridir. Yani ben Beyoğlu, Cihangir, Galata gibi eski binaların, dar ve soğuk sokakların olduğu yerde yaşayamıyorum. Mutsuz oluyorum. Asık suratlı sokaklar beni de asık suratlı yapıyor. O mahalleleri gezmek için seviyorum. İstanbul’a gidince oralarda yemek yemekten hoşlanıyorum ama içinde olmak istemiyorum. Zaten artık İstanbul’da olmak istemiyorum o ayrı...


Taze karidesleri hemen ızgara yapıtırıyoruz, süslemekle zaman harcamaca yok
Kışın haftada bir akşam gittiğimiz Deniz Feneri
Bodrum’da içki içilir. İçki buranın hayat tarzını oluşturan çok önemli bir parça. Deniz, güneş, balık gibi içki içmek buranın bir ritüeli. Yazın kalabalık halini bilenler kışın geldiğinde meyhanelerin yine tıklım tıklım olduğunu görünce şaşırıyorlar. Ama gerçek bu; Bodrum’da özellikle rakı içilir. Ben de içmeyi seviyorum. Onun için bu konuda da burayla anlaşıyoruz. Geceleri sıkılmam için bir neden yok.

Demek ki eğer Bodrum ile ilgili geçmişte gelen bir ilişkin varsa, Bodrum’a ilgil göstermiş, onu izlemiş, eksiğini gediğini görmüş ve ona göre bir hayat kurgulamışsan Bodrum’da sıkılman söz konusu değil. 

İşin ve hobin varsa sıkılmazsın...
Doğal olanı seviyorsan... doğal gıdayı mesela. Doğal hayatı. Temiz havayı senede birkaç günlük tatilde değil hep istiyorsan burada onu bulursun. Doğal ile aran iyiyse sıkılmazsın.
Senede yirmi gömlek on ayakkabı almak gibi saçma sapan huyların yoksa burada sıkılmazsın. Geldiğim ilk yıl şehirli refleksiyle yazlıklar, kışlıklar filan almıştım. Son yıllarda zorunlu birkaç giysinin dışında hiç alışveriş yapmadım. Gelen doğumgünü hediyeleri yetip artıyor bile.
İçmeyi, neşelenmeyi, Yunan müziğini, Ege kültürünü seviyorsan burada sıkılman mümkün değil.

Uzun lafın kısası... biz burada çok eğleniyoruz. Sıkılmıyoruz. Burayı içten isteyerek geleceklerin sıkılmayacağını garanti ederim. Bekliyoruz.

9 yorum:

  1. Eşim ve ben de bir kaç senedir İstanbul'un karmaşasından ve kargaşasından iyice bunalmış bir şekilde buralardan uzaklaşmanın planlarını yapıyorduk. Artık son aşamaya geldik sayılır. Bu köklü değişim için gerekli tüm adımları attık, beklemedeyiz. Daha önce bir yorumumda da yazdığım gibi Bodrum ve beldeleri ile ilgili bilgi araştırırken sizin blogunuza denk geldik ve o gün bugündür tüm yazılarınızı takip ediyoruz. Bizim rehberimiz oldunuz:)
    Bize de çevremizdekiler sıkılırsınız, bir seneye kalmaz dönersiniz diyorlar. Oysa biz gürültüden, pis havadan, trafik çilesinden ve kalabalıklardan sıkıldık. Dinginlik, daha sıcak bir iklim, doğa ve temiz hava istiyoruz. Herkesin hayata bakış açısı ve hayattan beklentileri farklı olduğu için bizi anlamak da güçlük çekebiliyorlar.
    Paylaşımınız için teşekkürler.

    YanıtlaSil
  2. Ya Serdarcım koyma şu tip fotoğrafları.. Koyma yahu içim gidiyor. Rakının da, mezelerin de tadını unuttum. Hadi burada bulsamda o eski tadı yakalayamam.. Oralara gelmem lazım.. Sart oldu.. 2ci yılımı doldurdum sayılır.. Cok mu abarttım ne?? Bunyem de, ruhum da isyanlar da.. Ben ise perişan bu fotolarla :)

    YanıtlaSil
  3. Sakinlik ve yeşillik içinde kaybolmak ruhumuza en iyi gelen şeylerden olduğu için, Bodrum'da bu fazla fazla olduğundan insanın sıkılması mümkün değil.Bodrum kiralık ev fiyatları internette çok uçuk rakamlarda, gelip bakmak mı daha iyi ne tavsiye edersiniz.Küçücük evler {hiç sevmediğim açık mutfaklar} 50-60 m2 evler bin eurolardan başlıyor bu gerçekten böyle mi Serdar Bey :)

    Selamlar,

    YanıtlaSil
  4. Merhabalar,

    Bloğunuzu yaklaşık 3 aydır takip ediyorum,hemde inanılmaz iş tempomun arasında hergün.Bana manevi destek oluyorsunuz,rehberlik ediyorsunuz çünkü bizimde ailecek Bodruma taşınma planlarımız var,oralara yabancı değilim Ege'li bir ailenin çocuğu ve 22 senelik yazılıkçı Bodrumluyum:).
    Bayramda ev bakmaya ve iş görüşmesine geleceğiz.Henüz 37 yaşında ve İstanbul doğma büyüme olmama rağmen buradan ve buranın keşmekeşliğinden çok fazla bunalmış durumdayız.

    Umarım Bayramda Mahmut'un yerinde karşılaşırız.

    Sevgiler,

    YanıtlaSil
  5. Serdar bey, ben ve eşim sizi 3 ay önce keşfettik.Tatillerimizi son üç senedir Ortakent'te yapıyoruz.Ömrümüzün geri kalanını orada yaşamak istiyoruz.Ben bu temmuz emekli oldum.Eşimde seneye iş yerini kapatmayı düşünüyor yani hazırlıklar yavaş yavaş tamamlanıyor Bodrum'a kavuşmak için .İçimiz kıpır kıpır.Ankara'da oturuyoruz ve sıkılacağımızı hiç ama hiç düşünmüyoruz.Çok çeşitli hobilerimiz var çünkü.Yaşımız 50'lerde çok geç anne-baba olduk.Geçen sene Bodrum'a yerleşmeye karar verdik.Fakat kızımız ilkokul 4.sınıfta ve biz öğretmeninin her yönden çok iyi olması nedeni ile yerleşmeyi ilkokul bitene kadar erteledik.Biz Gümüşlük düşünüyorduk hatta orada güzel birde okul gördük fakat siz Yalıkavak'ı önerince(orada kışın yaşanmaz diyorsunuz) bu sene tatilde gidip bakalım diyoruz.Takdir edersinizki bizim okula göndermek zorunda olduğumuz bir kızımız var.Önceliklerimiz sizinde dediğiniz gibi farklılık gösteriyor.Bu arada bir takipcinizin de dediği gibi kiralar önemli bir konu.Araştırmalarım sonucu gerçek kira fiyatlarını öğrenemedim.Çünki hepsi yaz sezonu için verilen fiyatlar.Bizim önce kiraya çıkıp sonra bütcemize uygun bir ev bulunca, alma düşüncemiz var.İki emekli insan bu kiraları ödeyebilir mi?Üç oda bir salon(açık mutfak kabul olunur) bulunabilir mi? malum misafirlerimiz olacak.Bizi bu konularda bilgilendirirseniz çok memnun oluruz.İyiki varsınız Serdar bey...O güzel ve keyifli yazılarınıza, çektiğiniz harika fotograflarınızı yayınlamaya devam edin...ellerinize sağlık.Çok teşekkürler.

    YanıtlaSil
  6. merhaba bende yalıkavakta yaşıyorum gerçekten buranın havası tertemiz hele ki araba ya binip memleketim izmire doğru yola çıktıkmı bunu görebiliyoruz...
    kışın sakin yaz ise tam aksi çok hareketli

    YanıtlaSil
  7. Yalnız Serdar bey bu gidişle Bodrum da İstanbul kalabalığına dönecek , o kadar davetkar anlatıyorsunuzki okuyan herkesin amacı Bodrum a yerleşmek oluyor...

    YanıtlaSil
  8. biz de istanbuldan kaçabilmeyi çok istiyoruz. fakat ne iş yapacağımız konusunda o kadar çaresiz ki. bir de bizim elde avuçta birşey yok. anadan babadan da birşey yok. emekli oldugumuzda ancak gelebiliriz sanırım :((
    ahh bi kaçabilsek. ahhh şu istanbuldan bir kaçabilsek.. ahhh ahhh ahhh :(

    YanıtlaSil
  9. ahhhh ahhhh keşke yapabileceğimiz işimiz olsa :( iş konusunda o kadar çaresiziz ki.. anadan babadan bişey yok. biz de de yok.. ahh ulan para. istanbula bizi tek baglayan şey iş. bodruma gitsek ne iş yapabiliriz ki. açlıktan ölürüz :((

    YanıtlaSil