10 Kasım 2011 Perşembe

Bodrum'da bayram sonrası


Bayram tatilinde perşembe ve cumayı köprü yapanlar da gidince bayram resmen bitti. Bizbize kaldık. Şimdi artık nisan ayına kadar "bizbize" mevsimi.


Bayram biter bitmez pazar günü itibariyle hava bozdu, karayel sert esmeye başladı, iki gün boyunca yağmur yağdı. Buraları bilmeyenler eğer şu günlerde Bodrum'daysalar havanın en az bir ay açmayacağını düşünmüşlerdir. Oysa Bodrum böyle bir yer işte, şiddetli yağıyor, esiyor, gürlüyor ve iki üç  gün sonra hiç birşey olmamış gibi açıyor. Ve bugün hava açtı.


Önümüzdeki beş günlük meteoroloji raporuna göre hava açık ve ısı ortalama 17 derece civarında olacak. Yani sabah bisiklet ve akşam yürüyüşleri yapılabilecek. Haftasonu Bodrum Belediyesi'nin Gümbet'teki yüzme havuzuna gidip bakacağım. Kış sezonu için kayıtlar açıldıysa yüzmeye başlamak istiyorum. Ne yürümek ne bisiklet yüzmenin yerini tutmuyor.


Aşağıda haftasonu henüz yağmur yağmadan önce Bodrum'dan Akyarlar'a giderken manzarası çok iyi olan tepede durup çektiğim görüntüleri igörebilirsiniz. Buranın manzarası her mevsim ayrı. Fotoğrafta önce Bağla, Yahşi, Ortakent ve ileride Bitez ile Bodrum'un İçmeler bölümü görünüyor. Cumartesi sabahı da kahvaltı sonrası bahçede çektiğim küçük video var. O saatlerde İstanbul'da havanın epey bozmuştu, yağmur vardı.
Cumartesi günü Bodrum sahili
Bağla-Akyarlar yolundan manzara


video


Bu bayram hava yapabileceği her türlü iyiliği yaptı, Bodrum gelenlere iyi davrandı. Sabahları hafif puslu, öğlenleri pırıl pırıl, geceleri de yarım da olsa mehtaplı geçti. Artık kasım ayında olduğumuzdan geceler serinlemeye başladı. Ama buna rağmen öğlenleri rahatlıkla güneşlenildi ve denize girildi. Ben bile salı günü Delmar’ın önünde güneşlenip denize girdim. Ben bile dedim çünkü -ukalalık değil, gerçek- her istediğinde deniz önünde olunca ilk taşındığım yıllardaki gibi buldumcuk halim geçti.

Bayramın üçüncü günü denize girenler oldu. Ben dahil...
Bu bayram da her bayram olduğu türlü çeşitli insan Bodrum’daydı. Gelenleri gözlemleyip türlere ayırdım. Eğlenceli bir iş. Sizinle de paylaşayım.

Birinci grup; Bodrum’un koylarında yazlığı olan, orta direk, orta üstü yaştakiler.
Bu grup her uzun bayramda olduğu gibi gelenler içinde en yoğun kesimdi. Bu gruptakiler genellikle kendi arabalarıyla gelmeyi tercih ederler. Çünkü hem yolların uzmanı olmuşlardır, hem bilirler ki Bodrum’da arabasız hiçbir şey yapılmaz. Arabasızsanız, yaşadığınız beldede kalmaya mahkümsunuz. Hele mevsim itibariyle Bodrum’a gidip gelen minibüs sefer sayısı azaltılmışken. Bilinler bilir, Bodrum’da taksi ücretleri araba kiralamadan fazladır. Örneğin Bodrum Yalıkavak arası 18 km’dir. Gidiş geliş için 120 TL’yı gözden çıkarmalısınız. Bu mevsimde 59 TL’ye İstanbul’dan uçak ile gelmişken bu parayı vermek ne demeye gelir siz söyleyin. Oysa yerel, küçük oto kiralama firmalarından günlüğü 60 TL’ye araba kiralayabilirsiniz.

Yalıkavak'ta belediyenin işlettiği kafede güneşle ısınıp  çay içenler
Akyarlar sahilinde yazlıkçıların toplandığı plaj
Yazlıkçılar genellikle orta yaş üstüdür, sitelerde otururlar ve o site komşuları da bayramlarda gelmiş olur. Akşamları birlikte eğlenilir, birlikte restorana gidilir, yenilir, içilir. Yaş gereği çok içilmez, hafif yenir, erken yatılır. Sabahın erken saatlerinde bazılarını yürüyüş yaparken görürsünüz. Gündüzleri de yaşadıkları sitenin sosyal tesisinde veya sahildeki hem restoran hem plaj olan yerlerde okey, tavla, poker oynarlar. İyi eğlenirler. Bence Bodrum’un tadını çıkaran en istikrarlı grup bu gruptur. Hele çocukları, damatları, gelinleri, torunları filan da gelmişse daha da keyiflenirler. Daha çok öğlen yemeklerinde dışarıda görünürler. Öğlenleri restoranlardaki kalabalık masalar bu gruptur. Erkekler rakı veya bira, kadınlar da ya şarap, ya bira ya kola içerler. Masada nispeten somurtanlar eğer kadınsa bayram tatili için kocasının ailesine gelmişlerdir. Ya da tersi olur, erkek kendini rakıya vuruyorsa anlayın ki sıkıcı bir tatildedir. Ergen çocuklar ise masanın diğer ucunda ellerindeki telefonla uğraşır, dünyayla ilişkiyi kesmişlerdir. Onlar zaten hep mutsuzdur. O an bir burgercide olmak varken Ortakent sahilinde kurulmuş masada yenen altı saatlik öğle yemeği onları bezdirmiştir.

Sahilde gün batımına doğru
Ortakent sahilinde gün batımı
Ortakent'te gökyüzü pembeleşirken

Yalıkavak sahilinde öğle yemeği hazırlığı yapan balık restoranları
Bu ekiptekilerin çoğu daha dönmedi, koylardaki evlerindeler. Muhtemelen pazar akşamı dönmüş olurlar. Gelen misafirleri varsa, onlar dün döndüler.

Ikinci grup; Türkbükü’nde yazlığı olan paralı kesim
Bu grup gündüz ya evlerinin havuzunda ya daha kapanmamış Türkbükü plajlarında –pardon beach demeliydim- henüz rengi tam açılmamış tenlerini yakmakla meşgul olurlar. Bazı akşamlar Bodrum’a inerler. Allahtan bizim balıkçı çarşısını pek bilmiyorlar. Bilseler oranın ortamı enteresan gelir de bir dadanırlarsa bizim fiyatlar uçar. Bu ekip adambaşı 150 TL vermeden iyi yemek yediğine inanmadığından, bayram nedeniyle fiyatları daha da yukarı çeken, marina civarı balıkçıları tercih eder. Oraların neresi olduğunu bulmanız zor değil. Kapıdaki siyah ciplerden ve yola yayılan puro kokusundan anlarsınız.

Bu ekibin tercih ettiği bir yer de bizim marina tarafındaki Tango et restoranı. Benim kırmızı etle pek aram yok onun için bunca yıldır içeri girmedim. Girmeme nedenlerimden biri de gelen tipler. Tam bu tarif ettiğim insanlar. Yani yıllarca İstanbul’da, orada, burada rastladığım tür. Burada mümkün olduğunca onlardan uzakta yaşıyorum. Yazın bazen Yalıkavak Sait’te aynı ortamı paylaşıyorsak da senede birkaç gün bünyeyi bozmuyor. İşte geçen gece Tango’nun önünden yürürken bütün kadınların sarı saçlı olduğu, erkeklerin puro içtiği İstanbul’dan gelen o tipler yemek yiyorlardı. Gayet nezih bir ortam efendim… mumlar, meşaleler. Hafif hafif latin çalıyor. Şen kahkahalar ama asla bağırarak konuşmak yok tabii. Herşey kararında. Ha sonra ne oldu onu da söyleyeyim. Biz gece Mahmut Kaptan’ın meyhanesinden eve yürürken Tango’dan Fatih Ürek’in “hadi hadi” şarkısı bangır bangır çalıyor, millet göbek atıyordu. Gömlek bir tarafta, elde şarap kadehi ve puro ile kıvıran erkekler de bir tuhaf oluyor. E bizde “kalite” doğuştan değil de parayla elde edilince iğreti oluyor ve ilk oynak havada boya dökülüveriyor.

Aşağıdaki videoda bayramda bir akşam gittiğimiz Mahmut Kaptan'ı, bu mevsimde bile sahilde öten cırcır böceğini ve yukarıda sözünü ettiğim Tango'daki durumu görebilirsiniz.

video




Üçüncü grup; tatil için Bodrum otellerini seçenler
Bunlar da kendi aralarında ikiye ayrılıyor. Daha önce gelenlerle, ilk kez gelenler. Nereden anlıyoruz? Giysilerden. Daha önce gelenler gece serinliğini bilip ona göre giyinenler. İlk kez gelenler ise Bodrum ile güneşin ayrılmaz ikili olduğunu düşünüp bayrama şort ve tişörtle gelenler. Geldiklerinin ertesi günü ilk işleri birer kazak almaktır. Genellikle ekip olarak gelirler. En az üç dört çifttirler. Sevgili, nişanlı veya yeni evli olurlar. Akşamları meyhanelerde görürüz. Uzun masa yaparlar. Bodrum’da rakı içilir deyip rakının dibini bulurlar. Ikinci şişe açılınca “biz Heybeli’de” söylenmeye başlar. Final “Çökertme’den çıktım da Halil’im” ile biter.İçkiye çok alışık olmayıp havaya girenler daha çok genç kızlardır ve yanındaki erkeklere yaslanıp sürüklenerek dışarı çıkarlar. O hale gelmelerinin sebebi, masada içilen alkolün etkisinin, oturduğun yerde anlaşılmaması. Bulundukları meyhanede biraz oynak birşey çalarsa hemen ayağa kalkarlar, eller tam havaya kalkmışken baş dönmeye başlar ve mide de ayağa kalkar. Sarı benizle mekandan ayrılırlar. Ertesi günü haşlanmış patates ile geçirirler.

Ekipte daha once gelenler gelmeyenlere hava atarlar. Mesela birkaç yıl önce geldikleri mekana girdiklerinde garsona veya patrona çok samimi davranırlar. Arada “kış nasıl geçiyor?” gibisinden sanki aralarında özel bir sohbet varmış, birbirlerini tanırlarmış gibi muhabbet açarlar. “Bize her zamanki gibi bir fava ver bakalım” derler. Böylelerine çok rastladım. Garsona veya dükkan sahibine kim bunlar diye sorduğumda “ne bilem tanımıyom gari” cevabını alırım. Bu gibiler arkadaşlarına da hava atmak için “eskiden bu dükkanın yerinde çantacı vardı” gibisinden sallarlar. Kim nereden bilecek di mi?

Evin verandasında bayramı genel olarak yatay pozisyonda geçirdiğim kanape
Dördüncü grup ise düzgün, aklı başında insanlardır. Çoğunlukla Bodrum’un içinde otelde kalırlar. Ne için geldiklerini bilirler. En fazla iki çift halinde gezerler. Akşamları nerede iyi meyhane var, nerede ne yenir araştırıp gelirler. Bodrum’u yürüyerek gezerler. Araba kiralayıp koyları turlarlar. Bodrum’un tadını çıkarırlar.

Tabii daha başka türler de var. Ben daha çok rastladığım türleri gözleyebildiğim için onları yazdım. Mesela gündüz uyuyup gece çıkan zombiler var ki onlarla rastlaşamıyoruz.

Şaka bir yana herkes başka bir cins ve herkesin Bodrum’u başka. Bodrum herkese hitap edebilecek şeyleri barındırıyor. Tarih mi? Arkeoloji mi? Yemek, içmek mi? Deniz, güneş mi? Yatçılık mi? Gece partilemeleri, eğlence mi? Hepsi var. Onun için dört mevsim yaşıyor. Haftaya yarışlar var. Yine nereden baksanız bin kişi gelir. Şubat ayında da böyle oluyor. Onun için Bodrum ile Çeşme-Alaçatı kıyaslaması çok anlamsız. Şu saatte gidin, Alaçatı sahilinde kimseyi göremezsiniz. Ama şimdi ben birazdan yürüyüşe çıkacağım, sahilde insanlar yürüyüş yapıyor olacak. Sonra Zazu’da bir kahve içeceğim. Bakarsınız oradan Mahmut Kaptan’a geçer, Atatürk’ün hatırasına beyaz leblebi rakı yaparım.

2 yorum:

  1. Bodrum'da bayram- gözlemlerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim.

    not: yorumlardaki kelime doğrulamayı kaldırırsanız yorum yazmak daha keyifli olacak:))

    YanıtlaSil
  2. Kelime doğrulama neden var bilmiyorum doğrusu. Araştırayım. Ben yazarken yapmadığı için farkında değilim.

    YanıtlaSil