20 Kasım 2011 Pazar

Bodrum'da günlerim nasıl geçiyor?

Bu blogda Bodrum'u, buradaki yeme içme yerlerini, Bodrum'da ve çevresindeki coğrafyada olan biteni, mekanları, güzellikleri anlatmaya çalışıyorum. Bunu yaparken de ister istemez kendimden de söz etmiş oluyorum. Çünkü yazdıklarımı bizzat yaşadığım için, hem anlatan benim hem bazen de anlatılan ben oluyorum. Ama yazdıklarımın tümüne şöyle bir baktığımda, okuyanlar benim burada sadece yiyip içen ve gezen biri olarak algılayabilir düşüncesine kapıldım. Böyle algılanmaktan hiçbir şikayetim olmaz, o ayrı. Fakat günün uyku dışında kalan yaklaşık 16 saatini de böyle geçirmediğim gibi bir gerçek var. Yani benim de burada bazı yapmak zorunda olduğum işlerim, görevlerim var. Biraz onlardan da söz etmek istiyorum. Böylece buraya yerleşmek isteyenlere kendi modelimi biraz daha açmış olurum belki.


Herşeyden önce buradaki hayatımı sürdürebilmem için para kazanmam lazım. Ve hayatımda miras ya da piyango gibi müthiş iki seçenek malesef olmadığından çalışmam da lazım. Benim asıl yaptığım, işimi mümkün olduğunca Bodrum'dan sürdürebilmeyi sağlayan sistemi kurabilmek oldu. İstanbul'daki ofiste bana bu konuda yardımcı olanların katkısı çok önemli. Orada yardım edenler olmasa ben burada yaşayamam. İlk yerleştiğim yıl, iş yaptığım kurumlardaki dostlarla telefonda iş ile ilgili konuştuktan sonra kapatırken onların "iyi tatiller" demelerine gülümsüyordum. E ben Bodrum'dayım ya, direkt olarak insanın aklına tatil geliyor. Kış sezonuna girince iyi tatiller demeler azaldı. Bodrum, akla hemen tatil algısını getiriyor. Peki o zaman o kurumların işlerini ben tatildeysem kim yapıyor? Di mi ama?... Artık alışıldı, iyi tatiller diyen kalmadı.


Yalıkavak'taki stüdyonun çalışma bölümü
Yani ben de hafta içinde her çalışan gibi saat dokuzda bilgisayarımı açmış oluyorum. Maillerime bakıyorum. Vergi ödemesi ya da iş yaptırdığım firmalara yapmam gereken ödemeler varsa, kısaca banka ile ilgili işlerim varsa onları internetten hallediyorum. Saat 10'a kadar bunlar sürüyor. Peki mesela Maslak'ta bir plazada çalışandan farkım ne diye sorarsanız; temel farklarım şunlar. Kışın en serin günleri haricinde kahvaltımı evde, bahçede -yaz mevisimiyse ve Yalıkavak'taysam balkonda- yapıyorum. Yeşilliklere bakıyorum. Kuş sesleri dinliyorum. Mevsimine göre bunları ya bir tişört ve şortla ya da kışsa rahat bir pantalon ve kazakla yapıyorum. Sabah trafiğe girmiyorum. O zamanı kışın yürüyüş yaparak, bisiklet turu yaparak, yazın yüzerek değerlendirebiliyorum. Hava fırtınalı ve yağmurluysa biraz daha fazla uyuyarak o saatli kazanıyorum.


Her zaman en iyi ve taze mezeleri bulabiliyorum
Kahvaltı sonrası iş başlıyor. Yapılacak tasarımlar, işler, müşterilerle görüşmeler, mailler, İstanbul'dakilerle konuşmalar, iş planları... derken öğlen oluyor diyelim. Öğle yemeklerini hep evde yemeyi tercih ediyorum. Çünkü çok sade şeyler yiyorum bunları da en iyi evde bulabiliyorum. Bu arada yazın denizi seyrederek yerken, baharda bahçede genelikle dergi okuyarak, kış ise televizyondaki öğle haberleri izleyerek yemek işini hallediyorum. Bu da aynı zamanda dinlenme oluyor. Şehirdeki gibi dışarıya çıkıp kalabalıklarda yemek yemiyorum.
Bodrum mandalinası olmadan kış olmaz
Yolda yürürken böyle kapılar görmek istiyorum, apartman kapısı değil
Böyle sokaklarda yürümek istiyorum, Nişantaşı'nda değil
Yalıkavak'ta sıcak bir öğlen saati, yemek sonrası öğle uykusuna hazırlık
Sonra yine işe devam ediyorum. Yazın saat 17:00'de kışın ise genellikle 18:00'de işi bırakıyorum. Yazın cuma günleri yarım gün çalışmayı prensip haline getirmeye başladım. İşlerimi ona göre programlıyorum. Cuma öğleden sonraları müşterilerim her istedikleri anda bana ulaşabiliyorlar, ama ben iş ile ilgili kafa yormuyorum diyelim.


Yalnız yaşıyorum. Bu da evin işlerini üstleniyorum anlamına geliyor. Onbeş günde bir gelip temizliği ve ütüyü halleden sevgili Nezahat dışında yardımcım yok. (Ayda bir gelen bahçıvan İmdat'ı sayabilirim belki). Yemekleri kendim yapıyorum. Bodrum pazarı bu konuda bir hazine. Yazları üçbuçuk ay Yalıkavak'tayken perşembe günleri, diğer dönemde Bodrum'daki evdeyken cumaları bisiklete atlayıp pazara gidiyorum. O hafta ne yemek istiyorsam liste yapıp, o malzemeleri alıp evde yemek hazırlıyorum. Bildiğiniz mutfak işi işte. Her gün yemek işine zaman ayıramayacağım için genellikle haftada bir yoğun bir mutfak seansım oluyor. Haftanın iki veya üç akşamı dostlarla dışarıda yiyorum. Hazırladığım haftalık menü 7 öğlen öğünü ile üç dört akşam öğününü karşılıyor. Yemek yapmaktan zevk alıyorum. Hele Bodrum'a yerleştikten sonra daha da zevk alır oldum. Ege otlarıyla çok sağlıklı ve lezzetli zeytinyağlılar yapılabiliyor. Bazen öğlen salata yaparken telefon geliyor ve acil bir belgenin gönderilmesi isteniyor diyelim. Eller kurulanıyor, çalışma odasına geçiliyor ve doküman mail ile gönderiliyor. Ya da yemek ateşte unutuluyor, işe dalınıyor. Oluyor böyle şeyler.


Pazarda mandalina 1 TL
Bir sonbahar, pazar sabahı
Sadece seyrediyorsun, etrafta çıt çıkmıyor, insanın ruhuna iyi geliyor
Bir evde tek başına yaşayan biri ölçeğinde yapılması gereken ne varsa onları yapıyorum. Keşke Sebastian isimli bir uşağım olsaydı ama yok işte. Sabah çayı da ben demliyorum, kahvaltıyı da ben hazırlıyorum, kışın bahçeden odunu da ben taşıyorum, şömineyi de ben yakıyorum. Bulaşıkları makineye dizip, iş bitince boşaltıp raflara yerleştiren de benim. Pırasa doğrayan da benim, yarım saat sonra logotayp tasarlayan da. Çamaşırı yıkayan da kurutmak için asan da benim. Arkadaşlarım bilir, acayip düzenli biriyim. Hiçbir yer dağınık olmayacak. Ne çalışma odam, ne okuma ve müzik dinleme odam. Üç dört çeşit yemek yaptıktan sonra mutfakta bir çöp görmemeliyim. Ama bu düzenlilik olmasa ne yalnız Bodrum'da bir evde yaşaşabilirdim ne de buradan işimi götürebilirdim. Sistem, zamanlama, düzen ve titizlik. Benim hayatım bunlarla tanımlı.


Pazar kurulduğu günler öğlene doğru pazar alışverişim oluyor. Hava yağmurlu olmadığı sürece bu işi bisikletle yapıyorum. Bodrum'daki evden pazara gidiş geliş 5 kilometre tutar. Bisikletin arkası ve sırt çantam aldıklarımla doluyor, bisiklete atladığım gibi eve yollanıyorum. Son yokuş biraz yoruyor ama dert etmiyorum. Bakın bazen ne oluyor biliyor musunuz? Cuma günü kan ter içinde yüklendiğim malzemeyle, sırt çantamla eve gelip yemek yapıyorum. İki gün sonra İstanbul'a bir holdinge veya önemli bir kuruma toplantıya ya da sunuma gidiyorum. İstanbul'da başka kıyafetlerle başka formasyona giriyor, başka bir hayata dahil oluyorum. Plazaya giriyorum. Asansöre biniyorum. Cam odalarda manzara seyrediyorum. Bazen toplantılarda iş dışında günlük hayatla ilgili konuşulur ya. Konuşulanların artık bana ne kadar uzak kaldığını görüyorum. Şehirde ne kadar dert var diyorum. İnsanların bir yandan bana imrendiklerini de hissediyorum. Ama onları oraya, o odaya, o mevkiye, ünvana hep bir bağlayan neden(ler) var. Ya çocuk henüz büyümemiş oluyor. Ya eşinin işi dolayısıyla orada olmalılar. Zaten yeni bir dairenin borcu ödenmişken, yatırım olsun diye ikinci daireye girilmiştir. Ödenecek borç vardır. Böyle olunca tabii sadece imrenmek kalıyor. Benim ne yatırım için ikinci bir evim var ne birinci evim var. Ne de bir kuruma, koopeeratifi filan kredi borcum var. Benim için orada veya burada mülk almak anlamsız. Sırtımda yumurta küfesi olmadığı için, uygun zaman olduğunda eşyalarımı kamyona yüklediğim gibi arkama bakmadan Bodrum'a gelmemi buna borçluyum. Yarın bakarsınız Bodrum bozulur Datça'ya veya Faralya'ya gitmişim. Belli mi olur? Böyle bir hayatı seviyorum, buna engel olacak hiçbir yere, hiçbir kuruma ve kişiye bağlanmıyorum. Yıllar önce Mimar Sinan'da hocalık yaparken bölüm başkanı hocamız kadroya girmemi teklif etmişti. Hemen hayır demiştim. Devletle en ufak bir bağım olmasını istemediğimden hayır dedim. Hiç bir yere kurumsal, ilkesel bağım ve beni bağlayacak köküm olsun istemiyorum. Hayata bakışım böyle birşey.


Yazın Sait'te günü batırırken
Bahçede en sevdiğim köşe
Bodrum'da evde olacağım akşamlar yemek sonrası üst kata çıkıp müzik dinlemek mutlaka yaptığım bir şey. Yanında kitap mı olur, böyle şimdi yaptığım gibi blog mu yazılır belli olmaz. Ama en az yaptığım şey TV seyretmek. Bugün gece evdeyken televizyonu açmayalı en az 15. gün olmuştur. En son Hırvatistan maçını ara sıra açıp bakmış, her açışımda bir gol yemiştik, onu hatırlıyorum.


Bakın buraya taşındıktan sonra uykularım çok değişti. Geceleri mutlak sessizlik var. Çıt çıkmıyor. Eğer kepenkleri kaparsam sabah olduğunu ancak horoz seslerinden anlayabiliyorum. Horoz sesiyle uyanmak ne demek hatırlıyor musunuz? Muhtemelen senede bir tatile gittiğinizde o da eğer bir tatil köyü değil de gerçek bir köy gibi yerse o zaman duymuş olabilirsiniz. İşte ben burada her sabah horozları duyuyorum. Senenin en az 320 günü sabah uyanıp kepenkleri açtığımda mavi gökyüzü ve güneş görüyorum. 


Sabah uyandığımda kepengi açtığımda begonvil görmeyi istiyorum, apartman değil
Akşamüzeri olduğunda yürüyüş zamanı geldi demektir. Evden Halikarnas'a gidiş geliş rotası yaklaşık 7 kilometre tutuyor. Bu etap haftanın en az dört günü yapılıyor. Bazen sabahları bunun yarısı kadar bir etabı, yani evden kaleye kadar olan bölümü ayrıca yapıyorum. Bodrum yürüyerek gezilecek bir kasaba. Herşey yürümeye uygun. Hava, yollar, güzergah.


Akşamları neler yaptığımı zaten bu blogda çok anlatıyorum Onun için buraya almıyorum. Yazın Yalıkavak'ta Sait ağırlıklı, kışınsa Bodrum merkezinde Zazu, Mahmut Kaptan ve Deniz Feneri ağırlıklı yemek ve içmek ve de sohbet odaklı geceler yaşıyoruz. Biliyorsunuz ayda en az iki günüm İstanbul'da geçiyor. Bu gidişler tamamen iş için. Önümüzdeki haftadan sonra üç gece dört gün için yine gideceğim. İş olmasa ve oradaki arkadaşları, akrabalarımı özlemesem öyle her ay gitmezdim. İnanın böyle hissediyorum. İnsanın güzeli gördükten sonra ondan vazgeçmesi mümkün mü?


Sonuç olarak Bodrum'lu hayatımın da kuşkusuz bazı zorlukları var. Ama burada yaşadığım her gün bana o kadar iyi geliyor ki, yorgunluk filan hissetmiyorum. Çok iç içe olmayan ilişkiler, sakinlik, huzur ve iklim insanı başka bir insan haline getiriyor. Beni getirdi en azından.


Yukarıda anlattıklarım, Bodrum'un iklimi şusu busu bazılarına birşey ifade etmiyor. Geçenlerde buraya yerleşmeye karar vermiş iki kişi marinadaki Kahve Dünyasında oturup burayla ilgili hayaller kurarken yan masadaki münasebetsiz biri -buradaki devlet hastanesinde doktormuş- Bodrum'un ne kadar yaşanılmayacak yer olduğundan söz etmiş. Şimdi öyle insanlar var tabii. Adam AVM istiyor. Eşini, dostunu, arkadaşlarını geldiği yerde bıraktığından ve de insanlarla ilişki kurmayı beceremediğinden burada patlıyor yalnızlıktan. Sahilde yürümek, iyot kokusunu içine çekmek de anlamsız geliyorsa. Veya bir meyhanede sohbete katılıp rakı masasında mutlu olmayı, ortama dahil olmayı da bilmiyor veya o ortamı sevmiyorsa. Haftasonu güzel havada eşini, ailesini, arkadaşını her nesi varsa alıp mesela Ortakent'e gidip kumsalda kurulan masada kahvaltı etmiyorsa. Alışverişini Migros'tan yapıyorsa. Kısaca Bodrum'u Bodrum yapan unsurları ıskalıyorsa işte onlar burada sıkılırlar, haklılar. Neyse ki o arkadaşlardan biri olan Seda bu blogu izliyormuş da işin diğer yüzünü biliyor. Bodrum'a geldiğinde anlattıklarımı kendisi yaşayacak zaten.


Bu da Bodrum'daki evdeki çalışma odamdan
Evimin yolu üzerinde bahar zamanı açan ağaç
Yine bir ilkbahar ve biz baharı karşılamak içen Datça'daydık
Yalıkavak'ta bir pazar günü
Neymiş? Buradaki hayatım tamamen laylom değilmiş. Laylomu varmış ama arada başka işler de oluyormuş. Oranı nedir derseniz, o kişinin hayata bakışıya ilgili. Kimine zor gelen işler bana öyle gelmiyordur. Ne bileyim işte... ben burada yaşamak için bedel ödemeyi göze alıp geldim. İyi yemek için bir bedel ödersiniz ya. Yemek de iyiyse o bedel göze batmaz. Bu da öyle bir şey. Sizin için iyi hayat her neyse, onu yaşamak için ödenen bedeller göze batmıyor. Bodrum'lu hayat çok güzel... öneririm.

4 yorum:

  1. Bodrum'u ve Bodrum'da yaşamı sizden dinlemek dahi bana yeterli huzuru sağlıyor. Düşünüyorum da bir de canlı kanlı orada yaşamak ve deneyimlemek ne değişilmez bir keyiftir. Değişim için gün sayıyoruz, günler geçmek bilmiyor. İnşallah yakında sizin kaleminizden okuduklarımı yaşayacağım.

    YanıtlaSil
  2. Serdar Bey Ne güzel Yazmışsınız....Ruhunuzdaki o güzellikleri ne güzelde yansıtmışsınız...Okurken Serdar bey Benim Dünyamı anlatıyor dedim....Anlattıklarınızı birebir yaşıyorum..Cuma Pazarı..Sabah horoz sesi....Ben bunları yaşamak için İstanbuldan geldim...İlk alış verişim şalvar oldu...o kadar mutlu oldum ki o gün...Artık Ben olmuştum çünki...Bir sabah uyandım...bahçe kapımı açtım...ımmmm mis gibi tezek kokusu...:))))site grvlisine sordum koyun sürüsümü geçti buradan diye..O da hayır Belgin Hnm bahçenive İnek girmiş dağıtmış her tarafı dedi..Bende Evet görüyorum ama ben çok büyük bir şey kaçırdım bilseydim uyumazdım onu rahatsız etmeden teresdan seyrederdim dedim..Tabii bizim Görevli Bey bu lafa şaşırdı...Onlar için rutin bir şey...Aşığım Bodruma.....Sabah kalkınca ilk işim camı açıp o güzel havayı içime çekmek....Pazar yerleride benim mekanlar....buranın yerli hanımlarıda benim arkadaşlarım...Otları anlayarak bilerek almama da yardımcı....yanlızlık zor biraz ama bu güzellik herşeyi ört bas ediyor....Sonuçda Tatil için geldiğiniz yer sizin yaşam alanınız oldu..Geride Yıllar yıllı arkadaş eş dost doğup büyüdüğünüz yerleri bırakmışsınız.....Ama ben burada Huzuru keşfettim..O ist..trafiğini kalabalık insanların içinde yaşamayı bben olmadığımı bunaldığımı biliyordum....koyun sürüsü gibi herkesin yaptığını yapmaktanda nefret ediyorum....:)Toprak Ana la arkadaşlığımız da hislere dayandığı için bir birimizi hisediyoruz....)
    Neyse Serdar Bey Çooook uzatığımı biliyorum bu yazıyı..Ama İş Bodrum olunca anlayan bir Bey de olunca eller durmuyor...Çünki Herkes bizim gibi değil..Yok Atm Ne zaman açılacak yok buranın şusu eksik?????neden bu bu kadar yetersiz!!!!..Yaw kardeşim Cennet gibi bir yerdesin Görmiyeceğin dikkate alınmıyacak şeyleri bu GÜZELLİKTe görebiliyorsun Hellal Olsun Sana yani...ne diyeyim.......
    Cennet Vatanın Benim....Bizlerin elinde bile yine de güzel kalmayı becere biliyor.....Hoşçakalın....:)
    Belgin ...

    YanıtlaSil
  3. Arada oraları özleyince size misafirliğe geliyorum .tv de abuk dizileri seyreden o dizilerdeki hayatın içine giren halkım gibi bende sizi okurken oraları yaşıyorum özlem gideriyorum.Bir çoğumuzun özlediği hayal etiği hayatı yaşayıp ne güzel anlatmışsınız.Kaleminize sağlık . Teşekkürler
    /cilginmevdos.blogspot.com/

    YanıtlaSil
  4. Selamlar Serdar bey yazınızı dudaklarımda gülümsemekten ağzım sürekli açık olarak bir solukta hiç bitmesin diyerek okudum. allah kısmet ederse yaklaşık 4 sene sonra 3 aile olarak turgutreis'e yerleşmeyi düşünüyoruz bu fikri ilk olarak bundan 2 sene önce ortaya attım ( aslında bu fikir bende 15-20 senedir var)ve yatırımlarımı bodrum'a yönelik yapmaya başladım en nihayetinde çorbanında kaynaması lazım ve en yakın arkadaşımında aklını çelmeyi başardım geriye sadece emeklilikler kalıyor buda yaklaşık 4 sene sonra. Ofiste bütün gün sizin yazılarınızı arkadaşlara yollayıp üzerine yorumlar yaptık çıkan sonuç ofisin %99 'unun size ve bana imrenmeleri önümüzdeki ay bir hafta sonu arkadaşımla beraber geleceğiz bodrum'a eğer müsait olusanız bir çayınız içmek isteriz sağlıkla ,mutlulukla ve huzurla kalın

    YanıtlaSil