18 Kasım 2011 Cuma

Bodrum'dan İstanbul'a günübirlik gidiş; teyzeme son görev

Dün -yani 17 Kasım Perşembe- günü annemle günübirlik İstanbul'a gidip geldik. İki gün önce teyzemi kaybetmiştik ve O'na yapmamız gereken bir son görev vardı.


Önce buradan İstanbul'a gidiş ve Atatürk Havalimanından Fenerbahçe Camiindeki namaza yetişme macerasını anlatmak istiyorum.


Dün sabah Bodrum'da hava çok açık, rüzgarsız ve sabah saat 8'de 14 derece civarındaydı. Annemin evi Akyarlar köyünde. Oradan Bodrum-Milas Havalimanı yaklaşık 60 km. Bu mesafeyi -Bodrum içindeki ışıklara takılmak dahil- 50 dakikada aldım. Yol üzerinde bir iki kısa videoda çektim, aşağıda görebilirsiniz. Sonra uçak tam zamanında kalktı ve tam zamanında Atatürk Havalimanına indi. Oto kiralama işi için yarım saat harcadık ve saat 10:45'de Yeşilköy'den yola çıktık. Önce TEM'e girdim. O saatte ağır vasıtalar köprü yoluna giriyormuş. Ne bileyim, unutmuşum. Bir anda TIR'ların arasında kaldık. Yağmurlu ve soğuk bir hava bir yandan, araba içinde öylece kalakalmak bir yandan, öğle ezanından kılınacak namaza yetişme sıkıntısı bir yandan... başıma bir ağrı saplandı. Şehre ve trafiğe saydıraraktan bu sefer 1. köprü yoluna girdim. Oranın tek farkı TIR olmaması. Ama trafik yine akmıyor. Değişen birşey yok. Seçim size kalmış; ister TIR arası sandviç olun ister iki otomobil arası.


video


Sonuçta biz Fenerbahçe'ye vardığımızda teyzemin namazı kılınmış, araç hareket ediyordu. Yani tam 1 saat 45 dakikada 40 km civarı yol alabildik. Bu mesafe yaklaşık olarak benim Bodrum'daki evimle havalimanı arası ve bu mesafeyi yazın 35, kışın 25 dakikada alıyorum. Üstelik denizi seyrede seyrede.


İstanbul'a her gidişimde daha kötü buluyorum. Annem senelerdir 7-8 ay Bodrum'da, kalan sürede İstanbul Fenerbahçe -bir yıldır Feneryolu'nda- oturuyor ve senelerce TEM'e hiç çıkmamış. Hayretler içinde etrafı seyrediyordu. Bir türlü aklı almadı. Bu çileyi her gün neden çekiyorlar diye sordu. Ne diyeyim? Kimi mecburiyetten, kimi İstanbul sevgisinden.


Camiden sonra kabristan filan derken o gün İstanbul'da Yeşilköy - Fenerbahçe - İdealtepe - Fenerbahçe - Yeşilköy rotasını yaptım ve sürekli trafik içinde kaldım. TEM, E5, Bağdat Caddesi, Sahil Yolu... hiç farkı yok, her yer her saat tıkalıydı. Bana İBB'nin trafik sitesine neden girmedin diye soruyorlar. Girsem ne olacaktı ki? Sadece her yerin tıkalı olduğunu önceden öğrenecektim o kadar.


Bu kahrı çekenler içinde İstanbul'da yaşamak zorunda olanlar varsa onlara diyecek lafım yok. İstanbul'u, oradaki hayatı seviyorum ve benim trafikle hiç işim yok diyen varsa ona da bir lafım yok. Ama hem bu sıkıntıyı çekip, hem şikayet edip sonra da İstanbul bir tane diyene lafım var. Böyle düşünenin ruh sağlığın da bir tane. Hayatı da bir tane. Kendine nasıl bakacağı, nasıl bir çevrede yaşayacağı kişinin kararı. Ama bari şikayet etmesinler.


Teyzem benim Bodrum'a yerleşmemi takdir ederdi. Çünkü genç yaşta, henüz 35 yaşındayken bir motorsiklet kazasında kaybettiği oğlu, kuzenim Sedat ta benim gibiydi. Ya da ben onun gibiyim çünkü o benden 5 yaş büyüktü. O da sonunda İstanbul'u terketmiş, Antalya'ya yerleşmişti. Sedat ilkokulu Almanya'da okumuştu. Lise çağındaTürkiye'ye dönmüşlerdi ve Türkiye'de Alman Lisesi'ne devam etmişti ama hiçbir zaman tam uyum sağlayamadı. Benim sırdaşımdı. Gençliğimizde çok beraber eğlendik. Minibüs kiralayıp Fas, Tunus, Cezayir'i bile gezmişti. Macerayı, gezmeyi severdi. Yazları uzun yıllar aynı evde oturduk. Bizimki eskiden büyük aileydi. İlkokul çağlarında biz, iki dayımlar ve teyzemler ve anneannemiz aynı yazlık evdeydik. Kuzenler birlikte büyüdük. Sonra kaçınılmaz olarak dağılındı ama en son 80'li yılların başında biz ve teyzemler kalmıştık o yazlık evde. İdealtepe'nin "sayfiye" olduğu yıllardan söz ediyorum. Yani 70'li yıllar...Aşağıda o yıllardan bir resim göreceksiniz. Sol alttaki benim. Yanımdaki kız kardeşim. Bu resimden artık sadece ben, kardeşim, kuzenim ve annem hayattayız. Önce annemin Bosna'daki teyzesi, sonra anneannem, sonra Bosna'daki büyük dayı, sonra teyzemin kocası, sonra babam ve şimdi de teyzem göçtüler. Bu fotoğrafta babamın kolunda duran saat şimdi bende.


70'lerin başında İdealtepe'deki yazlık evimizdeyken
Teyzem Nezahat Türel -ki ben Nezoş demeyi severdim- otoriter, kuralları olan bir kadındı. Bundan korkulacak bir tip anlamı çıkmasın. Hiç alakası yok. Neşeliydi, konuşkandı. Düğün, toplantı gibi ortamlarda votka içmeyi, dans etmeyi severdi. Kuralları vardı o kadar. Anneannem öldükten sonra ailenin büyüğüydü. 30 yıl bu ünvan onda kaldı. Bayramlarda anneannem boşnak böreği ve hurmacika denen tatlı yapardı. Hem de yufkayı filan kendi açarak. O vefat edince annemin teyzesi bayramlarda ilk gidilen yer olma sırasını aldı. Dolayısıyla börek ve hurmacika yapma işini de o üstlendi. O da vefat edince sıra teyzeme geldi. Ama yıllar geçmeye başlamış, bayramlar tatil bahanesi olmuştu bile. Ben eğer İstanbul'daysam mutlaka bayramın ilk günü teyzeme gider, böreğini, tatlısını yerdim. İlginçtir, şimdi hatırladım ki hep aynı koltuğa oturur, masada aynı iskemleye ilişirdim. Bodrum'a taşındıktan sonra hiçbir bayram İstanbul'da olmadım. Bayram sabahı telefonla konuşur olmuştuk. Bu bayram son bayramı oldu.


Kuzenimin düğün gecesi, Tünel'deki Geçit Kave'de
teyzemle bir Balkan havası çalarken yanyanayız
Çok iyi bir kocası vardı. Bence mutluydu. Ta ki Sedat kazada vefat edene kadar. Ondan sonrası farklı oldu. Acısını bile belli etmezdi. Ama gözünden anlardın.


Tam cumhuriyet çocuğuydu. Her 10 Kasım'da Atatürk ile ilgili yapılan yayınlarda teyzemin ortaokul üniformalı halini izlerdim. Çünkü Atatürk'ün ölüm haberinin filmini yapanlar yol kenarına dizilmiş ahali içinden teyzem ve iki arkadaşını ağlarken görüntülenmiş, devletin arşivine girmişler. 


Gülerdi...
Her hafta kuaförüne giderdi. Son ana kadar bakımlıydı
Hayat böyle birşey işte... Nezoş da gitti.













4 yorum:

  1. Başınız sağ olsun. Tüm ailenize ve sevenlerine sabır diliyorum.

    YanıtlaSil
  2. Fotoğraflarda ne kadar metanetli ve asil bir kadın olduğu belli oluyor.Başınız sağolsun Serdar Bey,Allah geride kalanlara ömür versin.

    Videoya dalıp ekrana yapışmıştım ki,birden puslu İstanbul görüntüsü gelince irktim.:) Bulutlu ve soğuk hava İstanbul'la eşdeğer maalesef.Dün anneme dedim ki,bu soğukta zeytin toplamak ne zor olmuştur. Dedi ki; yok kızım nasıl sıcaktı,terledik sıcaktan diye.Biz burda kat kat giyinikken hayal bile edemiyoruz başka yerlerin sıcacık olduğunu...

    YanıtlaSil
  3. Başınız sağ olsun. Nekadar hoş bir bayan. Hayat dolu bir bir yüz, sevgi dolu bakışlar...mekanı cennet olsun.
    arzu

    YanıtlaSil
  4. Başsağlığı dileyen tüm dostlara teşekkür ederim

    YanıtlaSil