2 Aralık 2011 Cuma

Rutin İstanbul seyahati... dönüşte Bodrum pazarı

İstanbul'a her ayki rutin gidişlerimden birini daha yapıp Bodrum'a döndüm. Kasım ayının sonuna doğru günübirlik gidiş gelişi saymazsak en son bir ay önce İstanbul'daydım. Cumhuriyet Bayramı'nın hemen öncesinde dönmüştüm.

Ofisteki odamdan akşam saatlerinde İstiklal'in görünüşü
 İstanbul'a tabii işlerim için gidiyorum. Bu arada özlediğim akraba ve arkadaşlarımla da yemeklerde bir araya gelip özlem gideriyoruz. Yemekleri belli bir sıraya koymaya çalışıyorsam da olmuyor. Her gidişimde herkesi birden görmek istiyorum ama buna ne benim kısıtlı kalma sürem ne büyük şehir hayatı imkan veriyor.

Bu gidişimde de ilk akşam Asmalı Cavit'te aile büyüğümüz halam ve kuzenlerle birlikteydik. Sezonun ikinci lüferini tattım. Ertesi akşam Karaköy Lokantası'nda bu sefer üniversitedeki iki hocam Yurdaer ve Bülent hoca ve öğrencilikten arkadaşlarım Yıldırım ve Haluk ve de Melis ile birlikteydik. Yurdaer Hoca ile yıllara dayanan bir dostluğumuz var. Önceleri benim grafik bölümündeki hocamdı. Mesleği sevdiren bir hocadır. Mezun olduktan sonra ilişkiyi koparmadık. Ara sıra bir araya gelir rakı içer sohbet ederdik. Yıllar geçtikçe aramızdaki dostluk pekişti. Ben evlenirken nikah şahidimdi. Evliliğe karşı olan Yurdaer Hoca'dan yıllarca evlilik karşıtı öğütler dinlediğim için suça O'nu da ortak etmek istemiş, şahit yapmıştım. Ellinci yaşımı Bosna'da kutlarken hoca yine yanımdaydı. Ama ben Bodrum'a taşındıktan sonra doğal olarak eskisi kadar görüşemiyoruz. Her İstanbul'a gidişimde mümkün olduğunca bir araya gelmeye çabalıyorum.

Üçüncü akşam Sıdıka'ya gidildi. Sıdıka'yı bizim ekipten duymuştum. Mezelerinden övgüyle söz etmişlerdi. Bu gelişimde gidelim görelim istedim. İşte aşağıda o akşamdan bazı karelere yer verdim. Mezeler gerçekten iyiydi. Özellikle ahtapot ızgarayı önemsiyorum çünkü İstanbul'da yıllarca yediğimiz ahtapot ızgaranın aslında nasıl yapılması gerektiğini ben Bodrum'a yerleşince öğrendim. Dikkat edin İstanbul'da ızgara ahtapot yapan yer fazla yok. Ama ahtapot salatasını neredeyse her yerde bulabilirsiniz. Yapması kolay. Bu ahtapot ızgara meselesi Sıdıka'da hafif yollu bir endişe yaratmış. Çünkü bu konuda twitterda bir iki şey yazmıştım. Bir biçimde Sıdıka okumuş. Beni izlemeye aldı. Ellerinden geleni yapmışlar, bu sayede iyi bir ahtapot ızgara yemiş olduk. Sıdıka Akaretler'deki W otelinin sağındaki caddede. Küçük ve sevimli bir yer. Çalışanlar da çok sevimli ve candan. Benim için artık bir seçenek oldu. Önümüzdeki aylarda her İstanbul'a gittiğimde mümkün olamasa da uğramak isterim. Yeni yerleri keşfetmek heyecan verici.

Sıdıka'daki sofra
Uğurcan ile Ayşe
Semin, Yıldırım ve Selçuk (amirim)
Ortaya karışık ot
Sıdıka'nın içinden
Bizim ekiple akşamları yiyip içerken bir bakıyoruz yemek üzerine,  yemek yenecek yerler üzerine konuşuyoruz. Geçen akşam hepimizin aklına Selanik geldi. Orada yemek yediğimiz Krikelas'ın yılan balğı fümesinin tadını hatırladım. Önümüzdeki yıl muhtemelen bir Selanik gözüküyor. Zaten bizlerin yurtdışı gezileri ağırlıklı olarak yeme içme üzerine. Önemli bir müzeyi gezmeye zaman ayırırım ama o katedral gezmeleri falan, yeni bir restoran keşfetmek için gereken zamanımdan çalınmış gibi geliyor. Onun için de hiç gezmem.

Selanik'ten...
Selanik'te açıkta satılan işkembe ve sakatatlar
İnanılmaz lezzetler sunan Krikelas. En genç garson 70 yaşındaydı
Yıllar içinde İstanbul gidişlerim nedeniyle bir alışveriş uzmanı oldum. Hangi malzemeyle ne kadar yemek yapmalıyım ki tam İstanbul'a giderken bitsin, dökmeyeyim. Artık İstanbul'a gideceğim sabahlar buzdolabımda hiçbir şey kalmıyor. Zamanlamayı iyi kaptım. Bu sefer de öyle oldu. Bodrum dönüşlerimi de perşembe akşamları ve olabildiğince saat 18:00 uçuşu ile yapıyorum. Çünkü geldiğimin ertesi günü yani cuma günü Bodrum pazarı kuruluyor ve boş bıraktığım buzdolabını doldurmam için harika bir fırsat çıkıyor. Neden 18:00 uçuşu derseniz; saat 20:00'ye doğru eve varıyorum, üstümü değiştirip doğru bir yerde yemek yemeye gidiyorum. İyi bir saat yani.









Bodrum pazarında köylülerin sattığı no name zeytin ve zeytinyağları
Bugün de pazardaydım ve bütün hafta yiyeceğim ot ve sebzeleri alabildim. Ebegümeci, ısırgan, pazı, pırasa, kereviz, lahana, karnabahar... salata malzemeleri, yerli kırma zeytin, keçi peyniri falan derken birbuçuk saate yakın zaman geçirmişim. Bodrum pazarı çok renkli, cıvıl cıvıl bir ortam. Herşey bulabiliyorsunuz. Sebze, meyva dışında kuruyemişçiler, şarküteriler... oyuncakçılar, züccaciyeciler, ev işi börekçiler, dolmacılar, ev yapımı erişte, tarhana satanlar, kekik, adaçayı toplayıp bir köşede sadece onları satanlar. Tahta kaşıkçıdan, simitçiye, milli piyangocudan, çiçek fidesi satanlara kadar aklınıza ne geliyorsa bulabiliyorsunuz. Yazın adım atmanız neredeyse mümkün olmayan pazarda kışın alışveriş yapmak çok zevkli. Hem hareketli hem kalabalık değil.






Ben ilkokuldayken de bunlardan vardı. Hani kalem ucunu delikten geçirirsiniz dairesel hareketler yaparsınız, desenler çıkardı


Kendi facebook sayfası için fotoğrafını çekmemi istedi

Yazları Yalıkavak'ta ne zaman Sait'e gitsem piyangocu Sedat gelir, beni bulur ve en az üç beş bilet satar. Bugüne kadar ne çıktı derseniz, birkaç amorti o kadar. Cuma günleri Bodrum pazarının girişinde duruyor. Sıkı Beşiktaş'lı
Cuma alışveriş yapılınca ya cuma ya cumartesi günleri benim için mutfak seansı demek. Mesela bugün tam ikibuçuk saatimi mutfakta harcadım.

video

Bu akşam da pazardan aldığım malzemeyle yaptığım yemekleri yedim. Şimdi de bu yazıyı şöminenin başında yazıyorum ve bu hafta İstanbul'daki temponun da etkisiyle yorgunluğum çıkmaya başladı. Şöminedeki son odunun içi geçerken benim de içim geçmeye başladı. O zaman direnmeyecek, uyku gelmişse kaçmadan gereğini yapacaksın.

Yazdan kalma havalar varken sabahları erken kalkıp yürüyüş yapmak güne iyi başlamak demek. Onun için geç kalmadan yatmak en doğrusu.

İyi geceler...



2 yorum: