29 Mart 2011 Salı

Bodrum'da yaz hazırlığı

Bodrum’da geçtiğimiz Aralık ayında başlayan altyapı çalışmaları gündüz gece demeden, çok hızlı biçimde ilerliyor. Arada sel, fırtına gibi nedenlerle kesintiye uğrasa da çalışmalar zamanında bitecek, sezona yetişecek gibi görünüyor. Barlar sokağı olarak bilinen Cumhuriyet Caddesi’ndeki -bir arabanın ancak geçebildiği genişlikteki yola cadde denir mi o ayrı- çalışmaların bitişi için bu ay sonu hedeflenmişti. Bir iki hafta sarkacak ama çok yol alındı. Sadece alt yapı çalışması yapılmıyor, binaların kaçak bölümlerinin yıkılması gibi işler de yapılıyor. Barlar sokağındaki binaların cephelerindeki klimalar söküldü. Cepheleri çirkinleştiren boru, kablo gibi malzemeler de yok edildi. Şimdilerde binalar boyanıyor, dükkanların neredeyse hepsinde tadilat sürüyor. Bodrum’da beyaz boya bulmak zorlaşmış olabilir. Otobüs garajının olduğu Cevat Şakir Caddesi, belediyenin olduğu meydan ve Neyzen Tevfik Caddesi’nin Tepecik Camii’ne kadar olan bölümünün kaldırımlarının genişletildiğini yazmıştım. Şimdilerde yollar asfaltlanıyor ve kaldırımlar mermer kaplanıyor. Gerçekten de Bodrum bu yaz gelecekleri epey şıklaşmış olarak karşılayacak.

 
Bitez Dondurmacısının yeni binası, inşaatın ilk aşamalarındayken

Kaldırımların betonu döküldükten sonra
Yakında kaldırımların mermerleri ve bordürleri de döşenecek ve iş bitecek
Kapakların etrafına taş döşeniyor ve aralara seramik nazar boncukları, balık motifleri ekleniyor

Dükkan girişlerine de süslemeler yapılıyor
Belediye meydanı
Azmakbaşı
Islah edilen Azmakbaşı'ndaki derenin üzerine yapılan minik köprü
Genişletilen kaldırımlarıyla belediye meydanı
Küba Bar'ın önü
Heryerde tadilat var
Yazın en çok iş yapan dönercinin meğer yarısından çoğu kaçakmış
Neyzen Tevfik Caddesi'nin yeni hali.
Sökülen klimalar, borular, kablolar
Azmakbaşı'ndaki boncukçu vb. kulübeler yıkılınca ortaya bir meydan çıktı
Cafe Delmar tamamen yıkılıp, yeniden yapılıyor
Hey Yavrum Hey'in olduğu aralık
Halk Eğitim meydanına döşenecek mermerler
Neyzen Tevfik Caddesi'ndeki asfaltlama ve bina yenileme çalışmaları
Barlar sokağı
Başkan çok çalışkan. Bodrum’a yarı zamanlı gelmeye başladığım yıllarda yerel seçimler vardı. Benim nüfus kaydım henüz İstanbul’da olduğundan ve tam olarak Bodrum’a yerleşmemiş, yılın bir bölümünü Yalıkavak’ta geçiriyor olmamdan dolayı oyumu İstanbul’da kullanmıştım. Bodrum belediyesini hep CHP kazandığından yine öyle olacak derken seçimi DP’den Mehmet Kocadon’un kazandığını öğrendiğimde ise çok şaşırmıştım. DP diye bir parti var mıydı ki kazandı diye de düşünmüştüm. Sonra tamamen Bodrum’un içine yerleştikten sonra başkanı orada burada görür oldum. Son 1 yıldır yakından izliyorum. Bodrum’un turizm sezonunu 12 aya çıkarmak gibi bir hedefi var. Bu altyapı çalışmaları hep o hedef için. Güzel projeleri var diye duyuyorum. Genç biri, onun için de hızlı. Seçim olsa ben de oyumu hiç düşünmeden veririm. Zaten yerel seçimlerde –hele böyle nispeten küçük yerlerde- partiden çok kişi öne çıkıyor.

İçki içen insandan değil, içmeyenden korkarım. Bizim başkanı balıkçılar çarşısındaki meyhanelerde ya da sık sık Gemibaşı’nda görünce daha bir ısınıyorum.

Bu yaz buraya gelecekler, bizim yıl içinde çektiğimiz eziyete değecek değişiklikleri ve temiz, şık bir Bodrum'u görecekler diye tahmin ediyorum.

video

27 Mart 2011 Pazar

Bodrum'da workshop

Geçtiğimiz hafta 15 ve 16 Mart günleri, Muğla Üniversitesi’nin Bodrum’un Ortakent beldesindeki Güzel Sanatlar Fakültesi’nin yeni kampüsünde, grafik tasarım öğrencileriyle bir workshop yaptığımdan söz etmiştim. Fakülteden o iki günle ilgili fotoğraflar elime ulaştı. Şimdi yaptığım workshoptan yola çıkarak hem biraz Bodrum’da grafik tasarım eğitimi ile ilgili düşüncelerimi hem genel olarak büyük şehirlerin dışındaki yerleşimlerde yapılan grafik tasarım eğitimi ile ilgili düşüncelerimi paylaşmak istedim.
Öncelikle Üniversite’nin yeni kampüsünden söz edeyim. Geçen günkü notlarımda da yazmıştım; fakülte Ortaken’te, Yahşi’ye ve koya bakan bir yamaçta, müthiş manzarası olan bir kompleks. Masmavi Ege ve Kos adası tam karşısında. Bahçede veya kantinde otururken birçok bol yıldızlı tesiste olmayan manzarayla içiçesiniz. Grafik, resim ve heykel bölümleri var. Sınıflar 15’er kişilik. Bu iş için tasarlanmış binalar olduğundan, ders yapılan mekanların ışığı, yerleşimi gayet iyi. Şu sıralar inşaatı devam eden yeni bir binanın içinde, sergi salonu, workshoplar için mekanlar ve etkinliklere Bodrum dışından gelecek sanatçı veya tasarımcılar için düşünülmüş küçük bir otel/misafirhane bölümü de olacakmış. Bodrum’da workshop, seminer, söyleşi yapma fikri cazip gelebilir diye tahmin ediyorum.



Tabii asıl önemli olan binadan çok içindeki insanlar. Yani eğitim kadrosuyla birlikte öğrenciler. Binanın önemini inkar edecek değilim. Üstelik İstanbul’da o zamanki (70’lerin sonu, 12 Eylül darbesi ve 80’lerin başı) adıyla Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulu’nda (UESYO) eğitim gören biri olarak binanın önemini iyi bilirim. Bizim Beşiktaş’ta kömür deposundan tasarım okuluna çevrilmiş binamızda gerek devletin parasızlığından gerekse o yıllardaki petrol sıkıntısından, yanmayan kaloriferlerle kışı geçirdiğimiz düşünülürse. Elde eldivenle ne kadar rapido, fırça tutulursa artık...
Ama dediğim gibi asıl mesele insanda. Biz o deniz kıyısında, kırık pencerelerinden boğazın poyrazının esip üfürdüğü mekanda iyi eğitim aldık. O okuldan bugün bu sektörün en önemli, en iyi tasarımcıları yetişti. Çünkü eğitim kadromuz çok iyiydi, bizler de iyi çalıştık. Şimdikilerde iş yok diyen, gençlere düşman, eskinin herşeyinin iyi, şimdinin ise kötü olduğunu ileri süren eski kafalılardan değilim. Ama bu yeninin herşeyinin tartışmasız iyi olduğunu da belirlemez. 2000’li yılların başında Mimar Sinan’daki hocalık dönemimde de gözlediğim bir durumla burada workshopta da karşılaştım. O da genelde öğrencilerdeki konsantrasyon eksikliği. İşi sahiplenmede yaşanan heyecan azlığı, meseleyi ucundan tutma durumu. Bir şekilde okula girilmiş, nasıl olsa bir biçimde de bitecek. Hani çok yorulmayalım bu süreç de bitsin işimize bakalım duygusu var sanki. Workshopa katılması gereken öğrenci sayısı yanılmıyorsam 30’du. Tümü gelmedi. Geldiyse de iş vermedi. Oysa onların eğitim dışından, hayatın içinden gelen bir tasarımcıyla çalışırken öğrenecekleri şeyler vardı. Güneşli ılık havada bahçede oturmayı tercih eden hayli öğrenci gördüm. Belki de onlar haklı ne diyeyim?
Grafik hayatın içinden beslenir. Hele öğrenciyken, okuldan eve giderken bile bir afiş, bir sergi, iyi tasarlanmış bir tabela görmek çok önemli. Onun için bu işin eğitimi büyük şehirlerde, metropollerde olmalı. Bodrum grafik eğitimi için uygun değil. Isparta da uygun değil, Balıkesir de. İstanbul, hadi biraz da Ankara dışında grafik eğitimi verilmesinin doğru olmadığına inanıyorum. Ya da en hafif deyimiyle “yeterli” olmadığına diyeyim. Tatil köyü yapılacak yere üniversite açılacaksa hiç değilse turizm üzerine bir üniversite açmalı. Sakin ve huzurlu bir çevre iyi birşey ama grafik eğitimi için doğru değil. Bakın aşağıda Google’da Üniversitenin olduğu yerin krokisine yer veriyorum. Başka şey söylemeye gerek yok, bu anlatıyor.


İkinci mesele eğitim kadrosu. Bodrum’da hocalık yapacak akademik hayatı seçmiş birini bulmak kolay değil. Hadi diyelim hem piyasada iş yapan hem eğitmenlik yapabilecek ve Bodrum’da yerleşik birini buldunuz, bu sefer YÖK çeşitli engeller koyuyor. Akademik kariyeri seçmiş biri, iyi bir tasarımcı olmasa da kadro varsa okula giriyor. Ama dışarıda çok başarılı olan, ödüller almış, yurtdışında sergilere katılmış birini hoca olarak okula almak istediğinizde de birçok bürokratik engel çıkarıyorlar. Üstüne üstlük ödenecek aylık da yol parasını karşılamıyor. İyi tasarımcılar genellikle dışarıda çalışıyor, akademik kariyere girmiyor. Özveride bulunup ders vermeye ikna edilse de bu sefer binbir bürokratik mesele çıkıyor. Bu durumda Bodrum’daki fakülte ne yapsın? Bodrum için söylediklerimi aslında İstanbul, Ankara hariç heryer için söylüyorum. Hepsinin sorunu aynı. Bir ölçüde Eskişehir’i bu kategoriye sokmayabiliriz. Orada eğitim nispeten iyi, bunu bir dönem bana staj için gelen öğrencilerden izliyordum. Bu arada yanlış anlaşılmak istemem, İstanbul ve Ankara’da olup ta berbat grafik eğitimi veren fakültelerden çok var. Yani sadece metropolde olmak yetmiyor.
Bodrum’daki workshop konumuz bir “made in Bodrum” logotaypı tasarlamaktı. Bodrum’da, Bodrum için hizmet veya mamul üreten kurumlara verilecek bir paye olarak kurguladığım bu projede öğrencilerden birkaç tane ilginç iş çıktı. Genel seviye pek yüksek değildi ve bunu tahmin edebiliyordum. Onun için çok zorlamadım.









Fakültedeki hocalarda da bir bezginlik sezdim. Sohbetlerde de bu anlaşılıyordu. “Bunlardan birşey olmuyor” duygusu hakim olmuş. Çok tehlikeli tabi. Çünkü bu bir kısır döngüye yol açıyor. Hocaların hiçbir zaman şikayet etmeye hakları olmadığını düşünürüm. Öğrenci kaytarabilir, hoca kaytarmayı gündemden çıkarmak zorunda. Öğrencinin aklına bile gelmemeli. Öğretmek hiç kolay iş değil.
Tabii asıl sorun öğrenciler için. Devlet bir üniversite açmış ve demiş ki burada grafik tasarım eğitimi veriyorum. Öğrenci de ne bilsin, inanıyor, geliyor ve bu eğitimi alıyor. Mezun olduğunda da grafik tasarımcı olduğunu düşünüyor. Ama örneğin İstanbul’a gidip piyasaya çıkınca gerçekle yüzleşiyor. Mimar Sinan’ı bitiren öğrenciyle hiç de aynı klasmanda olmadığını görüyor. Peki suç kimin? Başta devletin. Sonra o üniversitenin. En az suç öğrencide. Eğer eğitim yıllarında biraz birşeylerin farkına vardıysa kendini geliştiriyor, araştırıyor. Ama eğer gerçeği görmediyse, o zaman işte ılık havada bahçede güneşlenip Ege denizine bakarak bir biçimde mezun oluyor. Sonra da Allah kabul etsin.





Sonuç olarak workshoplar, seminerler, söyleşiler öğrenci için heyecan verici olabiliir, yeni fikirlerle, yeni işlerle bu sayede tanışabilirler. Bu etkinliklerin eğitime katkı yaptığına inanıyorum. Seneye bitecek yeni binayla beraber Bodrum’da daha çok workshop yapılabilir. Bu konuda ben de yeni bir Bodrum’lu olarak elimden geleni yapıp, İstanbul’dan iyi tasarımcıların bir iki günlüğüne Bodrum’a gelmelerini sağlamaya çalışacağım.



22 Mart 2011 Salı

Gözüme takılanlar > 2

Daha önce de yazmıştım, burada yolda yürürken, gezinirken gözüme takılanları kaydediyordum. Bir alışkanlık haline geldi. İyi ki de böyle oldu, ileriye yönelik birer belge olabilecek bazı kareler birikiyor. Şimdilerde yeni havalimanı inşaatını kaydetmek istiyorum. Birgün gelecek bitecek, hizmete açılacak. İnşaat aşamalarını unutacağız, hep oradaymış gibi olacak.

Bu akşam da Bodrum'un içinde biraz gezinip bitmekte olan yol çalışmalarını kaydedeceğim. Kaldırımların henüz bitmemiş hali de olsa, baktığımda hafif bir Nişantaşı havası seziyorum. Bizim başkan Sarıgül'ü beğeniyor galiba. Neyzen Tevfik caddesine kırmızı halıyı da sererse o zaman Neyzen yattığı yerden doğrulup sunturlu bir küfür çakar gibime geliyor.

Geçen hafta iki gün İstanbul'daydım. Cuma akşamı Bodrum'a, direkt Mahmut Kaptan'a vasıl olduk. Şu sıralar tam bir bahar havası var, dışarısı bugün 20 derece ve pırıl pırıl. İstanbul'un soğuk ve ıslak olduğuna dair haberler geliyor. Haftaya iki gece için yine İstanbul'a gideceğim. Bunlar iş gereği toplantı, sunum için yapılan zorunlu seyahatler. Daha az gitmek istesem, bu iş azlığı demek. İş olmalı ki burada yaşayabileyim. Bunun dengesi üzerine biraz konuşmak lazım.

Muğla Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde yaptığım workshop ile ilgili yazacaktım ancak üniversiteden beklediğim fotoğraflar henüz gelmedi. Gelir gelmez o konuyu paylaşacağım. Her şehire bir güzel sanatlar fakültesi kurmanın vahameti üzerine yazacak, söyleyecek çok şey var.




video






Bir kış akşamı Yalıkavak
Yalıkavak'ta bir fotoğrafçının vitrininden
 
Cehalet her yerde kendini belli ediyor işte. 
Yanındaki evi görüp de böylesine berbat (ve kaçak) bir ev yapmak kolay değil.
İstanbul'a gittiğimde bir toplantı için Kanyon'daydım. Öğle yemeği için Konyalı'yı es geçmedim.
Bodrum'un resmi (!) yılbaşı süslemesi
Sakin bir sonbahar akşamı Bodrum liman içi
Tipik bir Bodrum evi ve sokak girişi
Hükümet konağının bahçesi ve teller... dikkat devlet var!
Rakıcı Eyüp kapanmadan önce, bir kış akşamı
Sonbaharda gün batımı
Bitez'de pazar kahvaltısı
Serinlik duygusu veren dar sokaklardan biri
Yeni liman tarafından kalenin görünüşü
Bakımı yapılan Seyfi Bar'ın girişindeki ev
Buna ne yazayım?
Evimdeki uzo şişeleri
Yalıkavak

16 Mart 2011 Çarşamba

Workshop ve yeniden İstanbul

İki günlük bir workshop için Muğla Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü'nün, Bodrum'un Ortakent beldesinde geçen yıl açılan kampüsündeydim. İkinci sınıfların da katıldığı ama ağırlıklı üçüncü ve dördüncü sınıflardaki öğrencilerle "made in bodrum" konulu bir çalışma yaptık.
O nedenle blog yazılarına biraz ara verdim, iki tam günüm fakültede geçti. Yarın sabahtan da bir dizi toplantı ve sunum için İstanbul'a gidiyorum. Orada notları yazacak zamanım olmayacak. Zaten bir gece kalıp dönmeyi planlıyorum (araya Sabahattin de balık yiyeceğim bir akşam yemeğini sıkıştırıyorum, o ayrı). Döndükten sonra workshop izlenimlerimi yazmak isterim. Şimdilik sadece kampüsün bahçesinden görünen manzarayı buraya alıyorum. Bu manzarada nasıl çalışılır siz karar verin.
İki bina var ki içeri girdiğimde "bu bina yapılış amacının dışında kullanılmalı" diye düşünmüş, o manzarada ne güzel yenir içilir diye aklımdan geçirmiştim. Biri Kadıköy'deki adliye binası. Bir arkadaşımın davasında şahitlik için gittiğimde meyhane yapılacak yere nasıl adliye yapıp kıymışlar demiştim. Diğeri bizim Yalıkavak'taki Küdür camii. O manzara da müthiştir. Üçüncü yapı da iki gündür sabahtan akşama kadar zamanımı geçirdiğim Ortakent'teki fakülte oldu. Aslında haklarını yemiyeyim, gençlerin üniversite amacıyla gittikleri binaları başka amaçlar için kullandıkları açık. Aşağıdaki resimde görünenlerin muhtemelen bir bölümü benim workshop'u asıp çimlere yayılan öğrencilerdir. E haklılar tabii...