16 Ocak 2012 Pazartesi

Bodrum'da kışın bir pazar günü, Havva Ana'da kahvaltı


Dün, yani pazar günü hava çok açık ve  güneşli olmasa da dışarıda kahvaltı yapalım dedik. Sevgili arkadaşımız Havva bir gece önce “yarın sabah kahvaltıya Havva Ana’ya gidelim” dedi. Ben orayı bilmiyorum dedim. Havva’nın bizi serin bir havada Havva Anamıza götürecek olması havamızı bulmamıza yarayabilirdi. İçinde bu kadar “hava” lafının geçmesi bile ilgimizi çekti ve pazar sabahı arabaya atlayıp Yalıkavak’ın yolunu tuttuk.

Sabah hava çok sakindi. Aşağıya Gümbet’in sabahki halinin görüntüsünü koyuyorum. Ne demek istediğim daha iyi anlaşılır. Havva Ana, Yalıkavak’a bağlı Gökçebel köyündeymiş. Gökçebel’I bilmeyenler için söylüyorum, Yalıkavak’a Bodrum yönünden gelince yokuş aşağı inip bir göbeğe gelirsiniz ya. İşte o göbekten sağa, Türkbükü yönüne devam edeceksiniz. Biraz sonra sağda Migros’u görürsünüz. İster Migros’un bitiminden, ister bir sonraki Cömert Çiçekçilikten sağa girip tırmanın Gökçebel’e gelirsiniz. Burası gizli bir cennettir aslında. Her zaman olduğu gibi öncelikle İngilizler buranın güzelliğine uyandılar ve 90’lı yıllarda ne kadar eski taş ev, köy evi, arsa varsa kapattılar. Arada bizim yurttaşlar da ev aldı tabii. Şu sıralar İngilizler Avrupa’daki ekonomik kriz nedeniyle pek ortada yoklar.

Dün sabah sakin Gümbet koyu
İşte bu Gökçebel köyünün içine kadar gidiyorsunuz ve sağ kolda köylülerin Çağdaş dediği Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin köy şubesini ve yanındaki bakkalı geçer geçmez sağa bir yol giriyor. Arabayla oradan geçilmez, burası yol olamaz demeyin girin. Altınızda acayip bir cip yoksa geçersiniz. Varsa zaten sizin orada işiniz yok, iyisi mi dönüp Türkbükü’nde kahvaltı edin. Çünkü adam başı 100 TL vermezse iyi bir kahvaltı yemediğine inananlardan olmalısınız.

Şöyle bir elli metreye varmadan yine sağ yapın ve gözünüzü dört açın. Çünkü yine sağ tarafta, aşağıdaki fotoğrafta göreceğiniz tabelayı kaçırmamanız lazım. Kaçırdınız mı “Napduru? Dönüp duru” olursunuz.


Havva Ana'nın kahvaltı tesisi işte burası. Öndeki de iki ayaklı yumurta makinesi


Fotoğraflardan göreceğiniz gibi Havva Ana’nın yeri tam bir köy ortamı. Yazın açık alanda kahvaltı yapıldığını, kış mevsiminde etrafının naylon ile çevrilmiş olmasından anlıyorsunuz. Yalıkavak hep eser. Gökçebel tepededir, daha da eser. Onun için bahçenin etrafını naylonla çevirmişler, ortaya da odun sobasını koymuşlar. Çatıyı da eğreti bir şekilde kapatmışlar. Olmuş size üç tarafı kapalı bir kahvaltı mekanı. Yani aslında bir anlamda bahçeyi ısıtıyorlar. Odunlu ocak bir yandan yanıyor ve içinde börek ile bazlama yapılıyor. Havva Ana ve kocası alem insanlar.


Havva Ana'nın kocası servise yardım ediyor. O plastik kovaların içinde reçeller var



Havva Ana iş başındayken bizim Havva da onu izliyor
Zeytinleri de kendileri topluyorlar
Biraz Havva Ana’dan bahsedeyim. Hani bazı insanlar ışık saçarlar, enerjileri yüksektir ya. Havva Ana onlardan. Kelimenin tam anlamıyla komik ve fırlama bir kadın. Kocası sessiz sakin, işini yapan ve sürekli bıyık altından gülen bir adam. Havva Ana –ki asıl isminin Güler olduğunu öğreniyoruz, her gece üçte kalkıp hazırlığa başlıyormuş. Sabaha kadar börekti, bazlamaydı hazırlayıp sabah dokuzda odun fırını çalışır durumda, çayı demlemiş müşterilerini bekliyormuş. Tahmin edeceğiniz gibi herşeyi kendisi yapıyor. Sadece kocası ona yardım ediyor ki onu da ağır kanlılığı yüzünden sürekli fırça yiyerek yapıyor. Biraz menüden bahsedeyim. Önden sıcak bazlama eşliğinde domates, salatalık, iki çeşit peynir, biber ve roka geliyor. Sonra başlıyor reçel ve marmelatlar gelmeye. Benim tatlıyla hiç aram olmadığı için yemedim ama portakal reçelinin kokusuna dayanamayıp tattım. Çok acayipti. Öyle markette satılan portakal reçeliyle ilgili yoktu. Domates, ayva, bergamut reçeli veya marmelatı da geldi. Hangisi reçel hangisi marmelattır, aradaki fark nedir hiç bilmem. Çünkü dediğim gibi ağzımı sürmem. Hayatımda hiç reçel veya bal satın almadığım için bu konuda beni mazur görün. Ben de asıl ilgimi çeken diğer iki konuya, yani börek ve yumurtaya geleyim. Önce peynirli, otlu börek ateşten alındı. Bir saat sonra bir de kabak böreği pişti ki sormayın. Yumurtayı imal eden tavuklar çevrede geziniyorlardı. Benim pazardan aldığım yumurtalar gibi, insanın elini boyayan türden sapsarı ve çok lezzetli bir yumurtaydı. Köy ekmeği üstüne biraz sızma zeytinyağı gezdirip, üstüne çökelek peyniri ve beyaz peynir koyup en üste de yumartayı oturttum. Sonrasını hatırlamıyorum…

Kahvaltının bir bölümü
O acayip yumurta


Kurutulmaya bırakılmış bergamutlar 
Bunlar da reçel olma yolundaki bergamutlar
Havva Ana işini bitirince, dört masa müşterinin iki masası da gidince kendine bir çay koyup, kocasıyla birlikte yanımıza soba başına geldi. Sohbet başladı. Havva Ana sıkı Halk Partili. Önce biraz siyaset konuşuldu. “Müşterilerimin yarısı Silivri’de. Beni de alırlarsa onlara orada kahvaltı yaparım” diye takılıyor. İlker Başbuğ da geçen aylarda kahvaltıya gelmiş. Müşterisi olup da şimdi Silivri’ye giden birkaç paşa ismi daha sayıyor. Kocasının İzmir’e bayrak mitinglerine gitmişliği varmış.

Yaz ayına denk gelen seçim gününün sabahı kahvaltıya gelen İstanbul’lu, Ankara’lı müşterilerini “Ne işiğiz va buuda, niye yerinizde yurdunuzda diilsiğiz? Niden oy kullanmadınız gari?” diye azarlamış. Halk Parti’li -ismi önemli değil- bir İzmir milletvekili yazın aramış demiş ki; senin dilin sivri ve uzundur. Ben yanımda AKP’li bir milletvekili arkadaşımla geleceğim dilini tut. Diyor ki on dakika zor tuttum kendimi. Sonra bir peynir verdim bir laf soktum, bir börek verdim bir laf soktum diye gülerek anlattı. Milletvekili da soktuğun laflardan doydum zaten demiş.

Havva Ana ve kocası

Sonuçta pazar sabahı uzun ve güzel bir kahvaltı yaptık. O soba bahçeyi ısıttı, sohbet zaten sıcaktı, içimizi da o ısıttı. Ekip iyiydi. Yedik, içtik, güldük. Biz zaten Bodrum’da bunu hep yapıyoruz (nazar değmesin). Resimlerini gördüğünüz ve anlattığım şaheser kahvaltının karşılığında kaç para verdik derseniz, adam başı 20 TL ödedik. Budur.

Yediklerimizi sindirmek için biraz Yalıkavak sahilinde yürüdükten sonra Gümüşlük’e de uğrayalım dedik. Muhtarın kahvesinde o acayip tostları görünce, daha birkaç saat önce yiyen biz değilmişiz gibi tostları da mideye indirdikten sonra evlere dönüp direkt uykuya daldık. Pazar akşamını şömine başında sadece peynir ve şarap sohbetiyle geçirirken Havva ve Ahmet’e, Zazu’ya uğrayıp orada da soba başında şaraba devam ettik. Erken bir saatte geceyi ve hafta sonunu bitirdik.

Gümüşlük'te mandalinalar kendini yere atıyor ama ortalık çok sakin, toplayan yok
Ocak ayının onbeşinde Gümüşlük'te Tavşan adası

Gümüşlük'ün meşhur kedilerinden ikisi. Oturduğu yere bir bakın
Hava kapalı ama çok temiz ve netti. Kalimnos Adası iyice yakına gelmiş
Bugün pazartesi. Burada sendrom olmadığından pazartesinin hafta sonundan tek farkı sabah biraz daha erken kalkmak o kadar. Yoksa Bodrum’da her gün güzel…


10 yorum:

  1. muhteşem resimler, muhteşem kahvaltı. sayenizde yeni bir yer daha öğrendim. artık kısmetse yaza .
    sevgiler
    gorki

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Size maalesef katılamayacağım. Her ürünün doğan olması tabi ki memnuniyet verici. Bu yüzden bende emeğinin hakkını veriyorum. Ancak fazla abartılıyor. Hafta sonu Bodrum'dan Akşam saatlerinde 23 Nisan dolayısı ile Ankara'ya geçtik. Sabah Hamamönünde yapmış olduğumuz kahvaltı tartışmasız daha leziz ve daha doyurucu idi. Teşekkürler.

      Sil
    2. Yazının tarihine dikkat ederseniz, 2012 yılı. O tarihteki Havva Ana ile şimdiki arasında fark var ve ben de 2014 yılından beri artık gitmiyorum. Bizde bir yer çok popüler oldu mu bozulması adettendir.

      Sil
  2. Ben de kendimi epeyce Bodrumlu sayarım ama Havva Ana'ya hiç rastlamadım doğrusu...En kısa zamanda tavsiyeye uymak isterim ;-)

    YanıtlaSil
  3. Fotoğraflar ve anlatım yine çok keyifli. Kahvaltı süper görünüyor.
    Kedilere de bayıldım:)

    YanıtlaSil
  4. Kıskanırım sizi beeeeeen

    YanıtlaSil
  5. Burasi harika..hele o bazlama...roka enfes..Havva Ana da gercekten ilginc biri...Italyaya bile gitti

    YanıtlaSil
  6. Evimiz Gökçebel 'de ama sayenizde bir güzel kahvaltı edecek yer daha öğrendik.Teşekkürler,

    YanıtlaSil
  7. Havva Ana'da yaptığımız kahvaltıyı hala anımsıyoruz , o kadar mükemmel ve kusursuzdu ki .. Herşeyden öte Havva Abla'nın güler yüzü , o muhteşem bahçe yetti bizim güzel vakit geçirmemize :) Mutlaka gidilmesi gereken bir yer , atlamayınız :))

    YanıtlaSil
  8. Havva Abla(Güler) , kocası Salih , mekan ve sunulan biribirinden nefis kahvaltı ancak bu kadar güzel anlatılır..Burasının müdavimlerinden birisi olarak söyleyebileceğim tek söz burada kahvaltı etmeden Bodrum da tatil yaptım demek çok eksik bir anlatım olur..Havva Abla bir taraftan en yakın yardımcısı kocası Salih'e talimatlari yağdırıyor,hem bazlamaları ve börekleri pişiriyor hem de mekandaki tüm konuşulanları duyarak anında eksikleri gideriyor...Harika bir insan.....Köy yaşamını seven kişiler için zor bulunur bir ortam...Sabırsız olan ve lüks arayanlar gidip Havva abla yı yıkıcı tenkitleri ile huzursuz etmesin..Ellerinden gelenin en iyisini yapıyorlar.....23 TL ye köşe başında bir tabak yemek zor yiyebilirken burada tıka basa doyup "Yeter artık getirme " diyorsunuz...Adı gibi Güler yüzle karşılanıp Güler yüzle uğurlanıyorsunuz...Herkese tavsiye olunur... ŞENER

    YanıtlaSil