2 Şubat 2012 Perşembe

Datça'da, dostum Balıkçı Fevzi'de bir akşam

Geçen hafta cuma öğleden sonra arabaya atlayıp Selimiye'ye gittiğimi yazmıştım. Ertesi gün, yani cumartesi Selimiye'den Datça'ya geçtim. Datça Bodrum'dan sonra en sevdiğim iki yerden biri. Diğeri de Fethiye'nin Faralya bölgesi. Bodrum'dan Datça'ya gidip gelmek kolay. Yazın günde iki kez feribot var. Sezon sonuna doğru günde bir sefere iniyor. Sonra haftada ikiye iniyor ve kışın bitiyordu. Bu kış seferleri kesmediler, yine haftada iki kere gidip geliyorlar. Canım bu aralar arabayla uzun yol yapmak istediğinden Selimiye'ye arabayla gitmiş, Datça'dan Bodrum'a ise feribotla dönmüştüm.
Datça'yı sevmek için bir kaç nedenim var. Bu blogu izleyenler ve beni tanıyan arkadaşlarım bilirler, yemeyi, içmeyi severim. İyi yemek için her yere giderim, üşenmem. Yurt dışına çıktığımda öyle kilise, katedral filan gezmem, gittiğim yerin en iyi yiyecek mekanlarını dolanırım. İşte Datça'yı sevme nedenlerimden biri bu lezzet ve damak meselesi. Ege mutfağının en iyi icra edildiği yörelerden biri de Datça. Yöre Ege otları konusunda çok zengin ve bu yemekler hayatlarının içinde. Dağlarda gezinirken köylü kadınlarını ot toplarken sık sık görürsünüz. Ama deniz mahsülü konusunda bizim Bodrum'lular kadar iyi değiller. Bir kişi hariç; Fevzi.
Fevzi ile üç yıl önce tanıştık. Datça'ya bir gidişimizde iyi balık, deniz mahsülü, meze nerede yenir diye sorup soruştururken Fevzi'yi tarif etmişlerdi. Biz deniz kıyısında bir mekan beklerken, içeride, pazarın kurulduğu yerde, sokak arasında bir yerle karşılaştık. Duvarları yaşanmışlığın izlerini taşıyan, sevimli bir dükkan çıktı. Sokakta kaldırım üzerinde bir masaya oturduk. Mezeleri bir saymaya başladılar ki son mezeye geldiklerinde ilk mezeyi unuttuk. Sadece onbeşe yakın Ege otu mezesi vardı. Onun dışında çok ilginç deniz mahsülleri. Mesela kurutulmuş ahtapot. Deniz şakayığı. Saymakla bitmez. Fevzinin elinden çıkma mezeleri Fevzi ile ilgili daha önce blogda yazdığım bir yazıda saymıştım. Aynı bilgileri tekrarlamıyayım ama siz o yazıyı mutlaka okuyun. Adını bile duymadığınız otları öğrenmeniz iyi olur. Fevzi öyle bir usta ki bildiğiniz papatyanın sapını bile yediriyor. Şaka yapmıyorum. Bakın o yazının linki şu;  http://bodrumluhayat.blogspot.com/2011/04/datcaya-ilk-gittigimde-galiba-2005-ylnn.html




Kış sezonunda Bodrum sakin oluyor ya, Datça Bodrum'dan da sakin. Hep söylerim, hayat Bodrum'da İstanbul'un üçte biri hızda akıyor. Datça'da ise Bodrum'un üçte biri hızda. Turizm yatırımının az oluşu, marina ve havalimanı olmaması gibi nedenlerle Datça kışın çok çok sakin. Cumartesi akşamı sahilde yürürken sadece üç beş restoranın açık olduğunu gördüm. O anda Datça'da dışarıda yemek yiyip içenlerin sayısını toplasanız bizim Bodrum'daki balıkçılar çarşısında kafa çekenlerin dörtte birine ulaşmaz. Hiç abartmıyorum.
Cumartesi Selimiye'den Datça'ya geçince pazar alışverişi filan derken otele gidip kendimi dinlenmeye aldım çünkü akşam yemeğinde Fevzi ile karşılıklı sohbet edilecek, rakı içilecek. Sohbet uzun olacak, harika lezzetler tadılacak, uyku gelmemeli, doydum dememeli. 

Akşam yiyeceklerimiz tepsiye dizilmiş mutfakta beni bekliyordu
Fevzi'nin mutfağından

Fevzi'nin dükkanında ikimizdik, sanki evinde yemeğe gitmişim gibi oldu. Sofra hazırlandı, Fevzi'nin seçtiği otlar ve benim tadına doyamadığım çörek otlu keçi peyniri ile başladık. Yanında o yörenin ceplemesini yedik. Cepleme sebze veya ot ile yapılan bir pişirme biçimi. Hafif sulu bir sebzeli yemek diyeyim. Lagos balığının kafasından yaptığı bir salata vardı ki, moda deyimle "yok böyle bir şey". Fevzi'de her gittiğimde yeni bir lezzet ile karşılaşıyorum. Çünkü özellikle kışın zamanı bol, deneyip duruyor. Lagos kafasından salata da bunlardan. 
Laf lafı açtı, oradan, buradan, Ege'den, Bodrum'dan, Datça'dan, Knidos'tan, arkeolojiden, Ege mutfağından derken rakılar yuvarlandı. Biz yuvarlanacak hale gelmeden sohbeti bitirdik. Çünkü ertesi sabah Fevzi ile Datça'nın köylerini turlamaya çıkacaktık. Her Datça'ya geldiğimde gittiğim Hayıtbükü, Palamutbükü gibi yerlere gittiğim ana yol yerine, beni arkalardan, vadilerden, artık kullanılmayan bir kenarı uçurumlu yollardan geçerek Knidos'a götüreceğini söyleyince çok sevindim. Bu Datça turunun izlenimlerini ve fotoğraflarını bir sonraki yazıya bırakıyorum. Şimdi siz Fevzi'nin mezelerine bakıp yazı düşünün. Ne yapıp yapıp Datça'ya gidip Fevzi'de bu olağanüstü lezzetleri tatmanın planlarını yapın. Giderseniz benden de selam söylerseniz.

Etiketteki gibi iki kişi içtiğimiz için Kulüp rakısı masaya uydu

Ege otlarından seçmeler... Sağ üstteki peynir ezme, keçi peynirini zeytinyağı ile ezip üstüne çörek otu koyarak yapılıyor. Galiba Girit mezesi olarak da biliniyor
Bu ve alttaki resim eski yazıdan alınma
Balık pastırması, kurutulmuş kalamar ve kurutulmuş ahtapot
Cepleme
Bu mekan artık terk edilmiş, Datça'nın çok eski meyhanesiymiş. Datça'nın dışında, köy yolu üzerinde badem ağaçları ile çevrili bir bölgede. Fevzi'nin rehberliği sayesinde bunları öğrendim.
Size bir sır vereyim; O kadar konuştum ki, Fevzi'nin aklına yattı bu aralar Bodrum'da yer bakıyor. Yazın Datça, kışın Bodrum gibi bir planı var. Bakalım bu yıla yetişecek mi? Ama daha çok insanın Fevzi'nin mezelerini yemesi için Bodrum'a gelmesi iyi bir şey. Bodrum'a da Ege otu nasıl yapılır göstermiş olur.
Karnım acıktı.

3 yorum:

  1. Bodrum aşığı olarak size tek bir cümlem var ;
    İyiki bu bloğu açmışsınız da biz de Bodrum'u ve çevresini en azından fotoğraflarıyla gün gün takip edebiliyoruz ...
    Teşekkürler :)

    YanıtlaSil
  2. Fevzi enterasan bir yerdir. Çarşı içinde küçük bir dükkanı varken bizim en sevdiğimiz yerdi. Sonra sahil tarafına geçti. O sıralarda eşim onunla ilgili bir blog yazısı yazmıştı. Gelen ''aman sakın gitmeyin oraya'' yorumlarına çok şaşırmıştık. Bugün itibari ile bir Datça'lı olarak şunu söyleyebilirim ki, yemekleri, mezeleri hakikaten çok lezizdir ama yemeğin yanında sıkı bir dayak yemeyi ve sıkı bir hesabı göze alırsanız..Eski Fevzi'yi biz Datça'lılar özlüyoruz..

    YanıtlaSil
  3. Siz biryerlere gittikçe biz kendimize geliyoruz.Mutlukalın,.

    YanıtlaSil