24 Şubat 2012 Cuma

Eski Bodrum'luların hatıralarına ve anekdotlara devam


İstanbul’dan beklediğim kitaplar geldi. Bodrum ile ilgili öyle yüzlerce kitap yok diye yazmıştım. Olanları da Bodrum’daki kitapçılarda bulmak mümkün değil. Bu nasıl dükkancılıktır, niye bulundurmazlar, nasıl anlayıştır diye sormayın. Burası Bodrum. Muhtemelen akıllarına gelmiştir de üşenmişlerdir.


Baskın Oran’ın Dalavera Memet’in Bodrum Tarihi ve Enişte Gözüyle Bodrum adlı iki kitabını hemen okuyup bitirmek istiyorum. Kolay okunan, akıcı diliyle sizi de sohbete dahil eden kitaplar. Baskın Oran İstanbul bağımsız milletvekili adayı olduğu dönemde ben İstanbul’da yaşıyordum ve benim bölgemin adayıydı. O zaman oyumu kendisine vermiştim. Ben de bu konuyla ilgili bir anekdotumu aktarmak istiyorum; o yıllarda ofisimde birlikte çalıştığımız işlerimde bana yardımcı olan grafik tasarımcı arkadaşım Almanya’da doğmuş, üniversiteye kadar orada okumuş biriydi. Bazen Türkçe konusunda özellikle kelime bulmada sıkıntı çekebiliyordu. Baskın Oran lafı çevremizde çok sık geçiyordu. Bir gün bana “ya abi ben Baskın Oran’ın bir insan olduğunu yeni anladım. Hep istatikte kullanılan, ağırlığı olan bir oran, bir veri sanıyordum” dedi.

Bodrum’u Bodrum yapan unsurlardan biri de insanları. Hele 1930’lu yıllardaki mübadele ile gelen Girit, İstaköy ve Rodos’luların Bodrum’a kattıkları çok renk var. Toplumsal hayatı, yemek anlayışını, mutfağı, hayat tarzlarını etkilemişler. Bodrum’un içine kapanık ve kapalı yerli toplumuyla önceleri tam kaynaşamasalar da kısa zamanda bütün olmuşlar. Bu süreçte yaşananlar başlı başına araştırma konusu. Gelenlerin ya az Türkçe bilmeleri ya hiç bilmeyip sadece Rumca konuşmaları sevimli yanlış anlamalara konu olmuş. Sizin yaptığınız tarhana çok güzel olmuş diyeceğine, sizin kerhane çok iyi olmuş demeleri gibi. Önceleri Türk’lerin mahallesi ile göçmenlerin yerleştirildiği ve adına Girit Mahallesi denilen mahalleler  ayrı dünyalarken kısa zamanda kaynaşmış. Birbirlerinden kız alıp vermişler. Yine de iki kesim arasındaki bazı farklar bugün bile kendini gösteriyor. Önceleri çok dikkat etmiyordum. Sonra okuyunca, merak edince gözlemlemeye başladım. Misal; benim oturduğum evin olduğu Eskiçeşme Mahallesi yüzlerce yıldır aynı isimle biliniyor ama o dönemde Adalardan göçmenler gelip de Bodrum’u terk eden Rumların mahallesine yerleşince orası Girit mahallesi olmuş ya. Bizim Eskiçeşme mahallesine de Türk mahallesi denir olmuş. Kale kasabanın tam ortasındadır. Yüzünüzü denize döndüğünüzde kalenin sağındaki koy Türk mahallesi, kalenin solundaki koy ise Girit mahallesi. İki mahalle arasındaki en belirgin fark, iki toplumun yaşama kültürünü yansıtan evlerin yapısında açıkça görülüyor. Bizim mahallede evler genellikle geniş bahçeli ve bahçeler duvarlarla çevrili. Benim evimde olduğu gibi bazı evlerde duvar adam boyundan yüksek. Bahçe gizli bir yaşama alanı olarak belirlenmiş. O dönemki Osmanlı yaşantısının bir tezahürü olsa gerek. Bahçelerin büyük olmasının iki nedeni var. Hem ailenin ihtiyacı olan temel sebzelerin yetiştirilmesi hem birkaç hayvanın ahırlarına yer açmak. Oysa Girit mahallesindeki –bir önceki yazıda belirttiğim gibi bu günkü adıyla Kumbahçe mahallesindeki evler ise küçük avlulu ve bir kapıyla avludan hemen dar sokağa açılıyor. Bahçe yok, evler yanyana. Her evin önünde iskemleler var ve mahalleli hayatı evde değil sokakta yaşıyor. Avlu kapısı gün boyu açık. Toplum açık. Bu bilgiden sonra dikkat ettim, günlük yürüyüşlerimde mutlaka Kumbahçe’den geçerken oraları bu gözle izliyorum. Şu günlerde hava ısınmaya başladı, hemen iskemleler sokaklara atılmış durumda. Yaşları 80 ve üzerindeki insanlar sokakta muhabbet ediyorlar. Kadınların çoğunda beyaz bir tülbent var. Erkekler genellikle ağızlıkla sigara içiyorlar. Daha bu öğlen yaptığım yürüyüşte gördüm. Bir dahaki sefere birkaç kare çekip blogda yayınlıyayım ki sizler de şahit olun.

Girit mahallesinden (Kumbahçe) bir sokak
Türk mahallesi denilen bölgedeki evlere tipik bir örnek. Yüksek bahçe duvarları göze çarpıyor
Türk mahallesinde eski bir zengin konağı
Bu da benim yaşadığım yüksek bahçe duvarlı ev
Bahçe kapısından görünüş
 Bodrum’lu denizcidir. Hele adalardan gelenler denizle daha da iç içe yaşadıklarından deniz onların hem ekmek kapısı, hem ulaşım yolu, hem vazgeçemedikleri bir tutkuları. Böyle olunca da hava ile ilgili bilgileri ve tahminleri kuvvetli. Gözlem deneyimleri de oluşmuş. Şimdi bundan sonra eski Bodrum ve Bodrum’lularla ilgili anekdotları veya sohbetleri yazayım. Araya bazı bilgileri de kendimden ekleyerek. Tabii yine Selçuk Erez’in ve Baskın Oran’ın kitaplarından aktarıyorum.


Bodrum’un renkli simalarından Dalavere Memet havadan bahsederken “Akşam güneş durulmaya doğru eğer Karaada’nın sağ tarafındaki burun ile İstanköy’ün (Kos) sol tarafındaki burun arasında oturmuş bulut varsa hava lodosa işaret. Yani ılık olur ve yağmur getirir. Ama eğer Adaboğazı üzerine oturmuş bulut varsa bu poyraza işaret. Soğuk getirir” diyor. Adaboğazı Bardakçı koyundan sonraki burun ile karşısındaki küçük adanın arısındaki sığ bölüm. Günlük tekne turları burada dururlar. Deniz türkuvazdır. Buraya akvaryum da denir. Bu bilgiyi öğrendikten sonra Dalavera’nın dediği yerlere bakıyorum da tahmin neredeyse hep tutuyor. İnsanın doğanın biraz içinde yaşaması böyle birşey aslında. Ben de geç olsa bile öğrenmeye çalışıyorum. İnternetten meteoroloji sitesine girip öğrenmekten daha zevkli.
Karaada'nın sağ ucuyla İstanköy arası diye tarif edilen yer soldaki bulutsuz bölge
Dalavera’dan naklen; “İspita Hasan (Dinç) Dayı vardı bir de, pazarda. Bugünkü Dinç Pansiyonun yerinde otrurdu. Evin altında da bakallık (bakkallık) yapıyo. İspita şimşek demek. Yani kıvılcım, ateş demek. Ufak bir teknesi vardı bunun; Fethiye, Datça, Marmaris bakal gibi alışveriş yapardı. Alaman Harbında (ikinci savaş) bunun teknesi battı. Bu İspita pazara da çıkardı. Patates satardı.Ama Türkçesi çok az, kırkbeş diyeceğine kirki beş, kirki beş diye bağırıyo. Köylünün biri duyuyo bunu, gelip ayırıyo patatesleri bi yana, bu kadar bi yığın yapıyo parayı veriyo. “Ne more bu?” dedi İspita. “yok more yok kirki beş!”. Adam almadı gari patatesi, pahalı geldi. İspita diyo okkası kırkbeş, adam anlıyo kırk okkası beş.


İspita’nın torunun bi cipi var. Bildiğimiz eski Willys ciplerden. Toparlamış, kocaman kalın lastikli havalı birşey. Bazen yolda görür, kaportasında “İspita” yazıyor bu nedir diye merak ederdim. Meğer Bodrum’un renkli siması İspita Hasan Dayı’nın torunuymuş.
Dalavera Memet’in bir g-string tarifi var ki evlere şenlik. Baskın Oran’dan naklediyorum; “Eve yaklaşıyoruz. Açık kumral saçlarını bayrak gibi dalgalandıran, kısacık blucin eteği kasıklarda, zargana gibi bir genç kızın yanından geçerken: "Memet abi, şu eteğe bak, dört parmak ya var ya yok, her an da düşebilir" diyorum. "Bundan iyisi de var. Hani apışaralarına yular gibi bişey koyuyolar, koyun budu gibi görünüyo?" diyor. G-string'in Bodrumca tarifi!
Bodrum’da yaşı yüze merdiven dayamış Girit göçmeni kadınlar arasında bir kulağı veya parmağı kesik olanların halen yaşadığı anlatılıyor. Bunun nedeni Yunan çetelerinin isyan çıkırdığı 1920’lerin Girit’inde küçük Türk kızlarının kulaklarındaki küpeleri veya parmaklarındaki yüzükleri acımasızca alma yöntemi.

Türk mahallesinin 1900 başlarındaki hali. Sahildeki cami Tepecik Camii
26 Mayıs 1915’te Bodrum’un sakin ve sessiz limanının önünde bir Fransız krüvazörü belirir. “Dublex” adındaki kruvazör kalenin açığına demirler ve denize bir kayık indirilir. Kayıkla iskeleye gelen subay kaymakamı görmek istediğini söyler. Kaymakam Faik Bey limana gelir. Subay Akdeniz’deki Alman gemilerine yakıtın Bodrum’dan sağlandığına inandıklarını onun için kenti, limanı ve gemileri arayacaklarını söyler. Kaymakam da bu iş için İstanbul’dan izin istenmesi gerektiğini belirtir ve 24 saat süre ister. Bu sürede izin mizin alınması mümkün değidir ve kaymakam aslında zaman kazanmak istemiştir. 24 saat içinde Bodrum’lular ve o sırada Bodrum’da görevli otuz otuzbeş jandarma kalede ve limanda mevzilenirler. Ertesi sabah 7:30’da gemi daha da kıyıya yaklaşır ve gemiden daha büyük bir kayık iner. İçine askerler doluşur. Kayığın burnuna da mitralyöz koyarlar. Gerek görürlerse zorla arama yapacakları anlaşılır. Askerler karaya çıktığında arama izni verilmeyeceği söylenir ve bir anda tüfekler ateşlenir. O gün üçbin mermi yakıldığı anlatılır. Fransız askerlerinin on sekizi öldürülür, on altısı esir edilir. Kaptanın gemisini kaleye çok yaklaştırması büyük bir hata olmuştur. Kaleden açılan ateşle de güvertedeki birçok asker ve subay da öldürülür. Esir alınan askerlerin kafalarına birer fes geçirilip Milas’a oradan İstanbul’a yollanırlar. Ölenler oraya yakın gömülürler. Barış zamanı Fransız hükümeti gelip onları alır götürür.
Geminin kaptanı çok kızar, gemiyi açığa çeker ve Bodrum’u bombalar. O tarihte kale hapishaneydi ve içinde altıyüz mahküm vardı. Bombardıman başlayınca kaymakam kale kapılarını açtırır mahkümları salıverir. Aslanlı kule bombalamada delinir ama kale sapasağlam ayakta kalır. Tepecik Camiinin bir duvarı ve minaresi yıkılır. Caminin yanındaki gümrük ofisinin duvarında bombalamanın tarihinin yazılı olduğu bir plaket dururdu. Restorasyondan sonra hala duruyor mu bilmiyorum, bakmam lazım. (Tepecik Camii ile ilgili daha geniş bilgi için eski bir yazıma bakabilirsiniz; http://bodrumluhayat.blogspot.com/2011/01/tepecik-camii.html. Kayıtlara gore canlılardansa bir eşek, bir karga ve bir horoz kaybedilmiştir.

1900 başlarında Tepecik Camii
Tepecik Camii'nin bugünkü hali
Fransızlar bu işe çok hırslanmışlar. Bodrum’dan her geçişte mola verip, Bodrum’a birkaç mermi gönderip yola devam etmişler. Bu durum aylarca sürmüş. Halk bombalama başlayınca tepelere kaçışırmış. Bombalama artık son bulsun diye yarı Türkçe yarı Rumca namaz kılan Girit göçmenleri o aralar namazlarını “dio rekati” fazla kılmışlar.
Bodrum’un bombalandığını biliyor muydunuz? Bombalanma hikayesi bile matrak diyeceğim de ayıp olacak diye dilim varmıyor.

1 yorum:

  1. Serdar Bey elinize sağlık,
    Yine çok güzel yazıp, çok güzel bilgiler vermişsiniz.
    İnsan tecrübelerine dayalı hava tahminlerini ben, İstanbul'da bile tutturabiliyorum. Size ve site izleyenlerine yararlandığım basit hava tahminlerini vermek isterim.Kaynağım; meslektaşım, gazeteci Serdar Bapoğlu'nun www.turksail.com sitesi. Kendisi birçok yelken yarışında baterist (Yelkenlideki bir sürü ipin, mekanizmanın sorumlusu)olarak görev almış. Tecrübeli bir denizci. Yazdığı herşey ince elenmiş, sık dokunmuştur. Sitede amatör denizcilikten, "Nasıl bir tekne almalıyız?"a kadar bir sürü tatlı bilgi var. Size ve yazılarınızı izleyenlere faydalı olacağını düşünüyorum.
    İşte İstanbul'da bile hava tahmini yaparak hava atabileceğimiz bilgiler:

    Barometre ve termometre değerlerinin ilişkilendirilmesi dışında sadece gözlemlere dayalı da hava tahmini yapılabilir.

    Denizcilerin özellikle de balıkçıların hava tahminleri genellikle doğru çıkar.

    Bu kişiler meteorolojik tahminlerin yanı sıra kendileri de tahminde bulunmaktan geri durmaz. Bu yolla yapılan tahminler gözleme dayalıdır. Yılların tecrübesi bu kişilere gözlemlerini değerlendirme şansı verir.


    GÜNEŞ BATARKEN:

    * Bal renkli gökyüzü güzel havaya,
    * Tatlı kırmızı renk iyi havaya,
    * Hafif sarı gökyüzü rutubet ve yağmura,
    * Pembe ve fıstık rengi şiddetli fırtına ve yağmura,
    * Güneş kırmızı olarak batarsa rüzgar çıkacağına işaret eder.

    GÜNEŞ DOĞARKEN:

    * Güneş dumanlı görünüyorsa fırtınaya,
    * Güneşin doğarken kırmızı olması ve yükseldikçe
    donuklaşması şiddetli yağmura,
    * Kızıl renkli gökyüzü yağmur veya rüzgara dikkat çeker.

    AYIN GÖRÜNÜŞÜ:

    * Ay hilal halindeyken kırmızı görünmesi şiddetli yağmura,
    * Ay doğarken kırmızı görünmesi fırışka rüzgara (saatte 20 deniz mili)
    * Ayın fazla parlak görünmesi fırtınaya,
    * Ayın fazla kırmızı veya donuk ve dumanlı görünmesi yağmura,
    * Sakin havada hale görünmesi rüzgar çıkacağına,
    * Hale küçük olursa kısa zaman sonra fırtına çıkacağına,
    * Hale büyük olursa fırtınanın yaklaşık 4-5 saat sonra çıkacağına,
    * Hale ile birlikte ufukta alçak siyah bulutlar görülürse şiddetli fırtınaya işarettir.

    GÖKYÜZÜ VE DENİZ:

    * Gece gökyüzünde beyazlık havanın iyi olacağına,
    * Denizin koyu yeşil görünmesi (bitkisel kökenli yeşillik değilse) havanın sertleşeceğine,
    * Denizin ayna gibi parlak görünmesi fırtınaya,
    * Yağmurdan sonra kuzey rüzgarı çıkması güzel havaya,
    * Gece sis ve çiğ olması güzel havaya işaret eder.

    Müjdat Tolu

    YanıtlaSil