5 Şubat 2012 Pazar

Kışın hafta sonunda Bodrum'dan Datça'ya

Geçen hafta yaptığım Bodrum-Selimiye-Datça rotasının Selimiye bölümünü ile Datça'ya gelişimi ve akşam Balıkçı Fevzi'de yediğim yemeği yazmıştım. Bugün de biraz Datça ve Knidos'dan bahsetmek istiyorum.
Datça'yı geç keşfettim ama keşfettikten sonra da çok sık gider oldum. İstanbul'da yaşadığım yıllarda, bir sonbaharda muhtemelen bayram tatiliydi Bozburun'da kalıyorduk, günü birlik gidip neresidir bir görelim istemiştim. Doğrusu pek sevmemiştim. Çünkü bomboş sokaklar, soğuk bir atmosfer, çirkin yapılaşma bana cazip gelmemişti. Merkezinde bir öğlen yemeği yiyip, küçük limanında turlayıp Bozburun'a dönmüştük. Yıl galiba 2003 filan olmalı, çok emin değilim.
Sonraki gidişim ise çok yeni, 2009 yılının 1 Mayıs günüydü. Tümüyle Bodrum'a taşınmış artık Ege'li olmuştum. Daha tam zamanlı taşınmadan, yarı zamanlı Yalıkavak'ta yaşamaya başladığımda güney Ege'nin Bodrum dışında kalan her yerini karış karış gezmeye başlamıştım. Güney Ege beni çok cezbediyordu. Ve artık sıra Datça'yı keşfetmeye gelmişti. İşte böyle bir ruh haline geçmişken ben de Bodrum'dan feribota atladığım gibi karşıya, Datça'ya geçtim.
Datça'yı sevme nedenim çok net; Akdeniz'e bakan sahil bölgeleri. Önce Hayıtbükü'ne vuruldum. Sonra Palamutbükü'ne. Ve tabii Eski Datça'ya, bir de Knidos'a.

Marmaris - Datça yolunda manzara
Yine aynı yoldan. En arkada karlı tepeler görünüyor
Datça'ya çok yaklaşırken Aktur'un plajı
Datça'nın girişi
Fırsat buldukça dört mevsimde de Datça'yı gezdim. Gerçekten doğal güzelliğine ve iklimine hayran kaldım. İlk gittiğimde bana tuhaf gelen sakinliği şimdi öyle gelmiyor tabii. Çünkü o zaman İstanbul'da yaşıyordum. Ne yaparsanız yapın koşturmalı kent hayatı insana bir format atıyor. Onun dışına çıkmaya çabaladığınızda ise error veriyorsunuz. İşte bu durumdayken sakinliği farklı algılıyorsunuz, yorumluyorsunuz. Ben bir koşturmanın içinde yaşarken sistem ona uydurulmuşken, aykırı olan bir durum, sessizlik ve huzur size tuhaf geliyor. Her neyse, sonuçta Datça'yı çok sevdim ve sık gider oldum. Bu blog her ne kadar Bodrum ile ilgiliyse de bir diğer amacım Bodrum'lu hayatımı anlatmak. Datça'ya, Selimiye'ye, Faralya'ya fırsat buldukça gitmek de buradaki hayatımın önemli bir parçası. Onun içindir ki bu blogda birkaç kez Datça ile yazdım. Bir önceki yazım olan Fevzi ile ilgili yazıda verdiğim linkler aslında bir anlamda Datça'yı da anlattığım, bendeki duygusunu yazdığım yazılardı. Şimdi bir eski yazımın daha linkini paylaşayım. Daha önce okumayanlar için o yazıdaki fotoğraflar çok cazip gelecektir; http://bodrumluhayat.blogspot.com/2011/06/bodrumdan-datcaya-feribot-seferleri.html
Datça'ya geliş gidişlerimde kullandığım yollar belli. Marmaris yönünden gelirken Ege'nin lacivert sularının kıyısından geliyorum. Sonra Datça'nın içinde geziniyorum, mutlaka bir akşam Fevzi'de yiyeceğim için Datça'nın içinde kalıyorum. Günü birlik Hayıtbükü veya Palamut'a gidiyorum. Arada birkaç kez bu büklerde de gecelediğim oldu tabii. Onun da tadı başka. Hele Hayıtbükü'ndeki Ortam'da kalıp sabah yüzümü denizde yıkamanın ruha verdiği arınma duygusu başka türlü.
Bu gidişimde geçen yazımda anlattığım gibi Fevzi ile saatlerce sohbet edip, yedik içtik. Bana ertesi gün Datça yarımadasını, benim bilmediğim, köylüler dışında pek kimsenin kullanmadığı arka yollardan, artık kullanılmayan eski Knidos yolundan, köylerin içinden geçerek gezdirmeyi önerdi. Bu fikre atladım tabii.

Aşağıdaki resimler bu beş saatlik turdan çektiğim resimler. Bu rotayı öğrendim, artık bundan sonra daha detaylı, sindire sindire birkaç kez gezip fotoğraf çekerim.
Planımız Datça'dan Knidos'a arka yollardan, köy içlerinden gidip, yine pek kullanılmayan yollardan Palamutbükü'ne varmak. Oradan da benim feribota bineceğim Körmen limanında Datça'ya veda etmemdi.

Datça'da ilk günümde pazara çıktım. Ama sert hava koşulları nedeniyle mahsül zarar görmüş, aradığım otların hiç birini bulamadım






Datça merkezinden yola çıktık ve Knidos yönüne doğru giderken her zamanki yoldan ayrılıp Hızırşah köyü yönüne saptık. Hızırşah ilginç bir köy. Hızır Şah Menteşeoğulları'nın bir beyi. Köy Datça merkeze 6 km mesafede, yakın bir köy. Köyden eski Datça görünüyor. Yol üzerinde bir cami görüyorsunuz. Adı tabii Hızırşah Camii. Camiinin bir özelliği, personelinin olmaması. Bana rehberlik eden Fevzi bunu söyleyince "İlginç çünkü ibadet yapılıyor gibi bakımlı duruyor" dedim. Meğer ibadete kapalı değilmiş, sadece personeli yok. Köylü belli zamanlarda mesela mevlüt, birinin duası gibi durumlarda camiyi açıyor, ibadetini yapıyor sonra kapıyı çekip çıkıyormuş. Temizliği ve bakımı da köylülerce yapılıyormuş. Bilirsiniz, Ege'nin köylüsü Anadolu köylüsü gibi pek sık camiye gitmez. Bu dünyanın nimetleri yöresinde ve önünde olunca yukarıyla ilişkisini farklı tutar. Anadolu insanı ne yapsın yaşadığı toprak bir şeye benzemeyince, aylarca kar altında, kar olmadığında da çorak bozkırda yaşamak zorunda olunca ibadet yapıp duruyor. 

Ocak ayının sonunda bazı badem ağaçları bahar açmıştı. Şubat ayınınortasına kadar bütün bademler  açar


Datça'nın metruk eski meyhanesi. Bir zamanlar badem ağaçlarıyla çevrili bu meyhanede kim bilir neler yaşandı? 
Burası çok ilginç bir tepe. Ortadaki büyük oyuğu görebiliyor musunuz? Oraya güneşin tam vurduğunda öğle saati oluyormuş. Eski dönemde kol saati yokken insanlar bu oyuğa gelen güneşin açısına ve içini tam doldurup doldurmadığına göre zamanı buluyorlarmış. Ocak ayında gereken güneşi göremedik tabii ki
Bu köyün içinden, hafif bozuk yoldan devam edip bir ara ana yola bağlanıp sonra Sındı köyüne girdik. Burası badem ve zeytin ağaçların bol olduğu bir vadiye kurulmuş Rum köyü. İlginç bir bilgi; 30'lardaki mübadelede gitmeyi reddedenlere İslama geçme şartı konulmuş ya. Buradaki bazı aileler ne göçmüş ne dönmüş. Dönmüş gibi yapmış. Onların torunları, torun çocukları bu köyde yaşıyorlar. Çok yaşlı kadınlar içinde adı Anastasia olanlar var yani. İyi bir şey.

Sındı köyünden
Taş eve sığamayınca yanına kötü evler yapılarak gerçekleşen yatay büyüme örneği
Harika bir manzara. Pek yakında o ağaçlar bembeyaz olacak
 Sındı'dan sonra Knidos'a giderken artık kullanılmayan, sol yanı uçurum, sağı yüksek tepelere bakan çok acayip manzaralı bir yoldan geçtik. Başı dönen, yükseklik korkusu olan veya biraz acemi şoförler için kesinlikle önermem. Eğer aracınız dört çeker değilse kış mevsiminde kesinlikle girmeyin. Çamurların içinden geçerken zorlanabilirsiniz. Burada durup Mesudiye'ye tepeden baktık. Hava bulutlu olmasa daha iyi bir görüntü yakalardım ama şimdilik bununla idare edeceğiz. Bir dahaki gidişimi daha iyi bir havada yaparsam iyi fotoğraflar çekerim diye tahmin ediyorum. Buradan Yazı üzerinden Knidos'a geçtik.
Pencerenin üstündeki parçaya dikkat. Bu ev Knidos'a yakın bir köyde. O parça 2500 yıllık olabilir
Knidos Datça'nın en ucunda yer alan antik kent. 2500 yıllık bir medeniyetin izlerinin üstünde gezinmek çok başka bir duygu. Knidos döneminin çok ileri bir medeniyetti. Knidos konusuna ileride daha detaylı değinmek istiyorum. Çünkü çok ilginç bir konu. Şimdilik birkaç kısa notla geçeyim. Kos ile burun buruna. Tıp alanında döneminin en büyük merkeziymiş. Çok zengin bir ülke devlet olan Knidos tüm ticari yolların üzerinde ve son derece stratejik önemde bir yerleşim. Aşağıdaki resimde de göreceğinizi gibi uç noktasında iki limanı var. Soldaki liman ticari liman. O deniz Akdeniz. Sağdaki askeri liman ve orası da Ege. Yani iki denizin tam sınırında duruyorsunuz ve arada küçücük bir kıstak, yaklaşık 20-30 metrelik bir kara parçası iki denizi ayırıyor. Çok güzel bir duygu.
Kentin limana açılan ana caddesinde çarşı bölümü. Küçük küçük dükkanları birbirinden ayıran duvar kalıntılarını görebiliyor musunuz?
Bu da da çarşı ve dükkanların daha yakından çekilmiş fotoğrafı
İşte o bölüm; sol taraf ticari liman ve Akdeniz, sağ taraf askeri liman ve Ege


Yalnız fener... karşıda Kos
Tabii geçiş yolu üzerinde olduğu için Knidos aynı zamanda bir ticari merkez. Yapılan kazılarda ortaya çıkan ana cadde üzerinde dükkanların izlerini görebiliyorsunuz. Muhtemelen onlar da şimdiki torunları gibi hediyelik incik boncuk, badem ve zeytin, zeytinyağı satıyorlardı.
Knidos antik kenti çok bakımsız malesef. Ödeneksizlikten kazılar bir başlayıp bir duruyormuş. Amfora'ya, sütun başlarına çanak çömlek diyen zihniyet ile yönetilince Sudan'a veya Hamas gibi eşkiyalara verilen paraların binde biri bu kültür hazinesine ayrılmıyor. Zamanında Afrodit heykeliyle dünyaya ün salan Knidos'ta bugün Afrodit heykelinin kaidesinin olduğu yer duruyor. Heykelin nerede olduğu bilinmiyor. Bir rivayete göre denizin dibinde. Bir rivayete göre toprağın altında. Afrodit ile ilgili Wikipedia'da yazılı bilginin bir bölümünü buraya alıyorum.



Bakımsızlıktan dağılan mozaik

Yukarıdaki mozaiğin bulunduğu yer ve telleri yerlere serili koruma (!)
Bu da başka bir koruma ve koruduğu mozaik

Kentin güneş saati. Sopayı koyduk ama saati bilemedik
Derin bir su kuyusu. Uzaktan otomobil lastiği sandık

Askeri limanın bugünkü hali

"Knidos Afroditi ya da Çıplak Aphrodit, Datça Yarımadasının batı ucunda yer alan antik Knidos şehrinde bulunan ünlü Afrodit heykelidir. Atinalı heykeltraş Praksiteles’in beyaz, sert mermerden yaptığı heykel, dünyadaki ilk çıplak kadın heykeli olması bakımından önemlidir. Heykelde tanrıça Afrodit, sol elinde kıyafetini tutar ve sağ eliylede cinsel bölgesini kapar biçimde betimlenmiştir. Heykeli görmek için diğer bir çok şehirden Knidos'a ziyaretçi geldiği anlatılır.

Pranksites, İstanköy Adası sakinlerinin siparişi için iki Afrodit heykeli yapar. Bunlardan birinde tanrıça figürü örtülüyken diğerinde tanrıça çırıl çıplaktır. Ada sakinleri, çıplak heykeli almak istemez ve heykel Knidos şehri tarafından alınır ve şehrin en yüksek terasına yerleştirilir.

O zamana kadar tanrı heykelleri çıplak yapılır ama tanrıça heykellerinin sadece gerdan ve bir göğsü açık olurdu. Dünyadaki ilk çıplak tanrıça heykeli Datça'daki bu heykeldir. Knidoslular parlak dönemleri geride kalıp yoksullaştıklarında bile Bithynia Kralının büyük para önerisini, yapılan halk oylaması sonucu geri çevirip heykelleriyle birlikte sıkıntıya katlanmayı seçerler."
Knidos'ta birbuçuk saat kadar gezindikten sonra Palamutbükü'ne dönüp, bizden başka üç beş kişinin olduğu sahilde birer bira içip yorgunluk attık ve ben sonra Körmen'de beni bekleyen feribota binip Bodrum'a doğru yola çıktım. 
Palamutbükü

Datça'yı arkada bırakıyorum
Kos üzerinden güneş batarken
Işıklarını yakmış akşama hazırlanan Bodrum
Yolda iki günlük, kısa ama dolu dolu turumu, gezdiklerimi gördüklerimi düşünürken yorgunluktan gözlerim kapanmış. Bodrum'un karşısındaki Karaada'ya gelirken uyandım, gün batımını ve ışıkları yanan Bodrum'u izledim. Bir daha, bir daha cennette yaşadığım için şükrettim.

9 yorum:

  1. Detaylı, bilgi veren ve keyifli anlatım ve harika fotoğraflar için çok teşekkürler.

    YanıtlaSil
  2. Hayret pazarda nasıl karşılaşmadık :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. havalar kötü gidince pazarda aradıklarımı bulamadım, hızlıca gezip çıktım ondandır :)

      Sil
  3. çok keyifli anlatım ve fotolar Datça da yaşayan biri olarak beni sanki ilk defa geziyormuşcasına tanıttınız, bura da bir sorum olacak eski köy yolları dediğiniz güzergahın tanıtımını yaparsanız sevinirim, bildiğim tek yol Knidosa kadar giden asfalt. sındıya giderken+ knidos tarafındaki kullanılmayan eski yollar hakkında bilgi verirseniz sevinirim, geçtiğiniz bölgelerin isimleri de olursa güzergahı çıkarırım zannederim. şimdiden teşekkür edrim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Arkadaşım Fevzi'nin rehberliğinde gittiğim için yolu haritadan izlemedim. Bir daha tek başıma aynı yolu yaparsam daha iyi tarif edebilirim. Ama geçtiğim yerler Hızırşah, Döşeme, Sındı, Cumalı. Ara sıra ana yola çıkmak zorunda kalıp tekrar içeri giriyorsunuz.

      Sil
  4. süper fotograflar güzel bir anlatım tesekkürler

    YanıtlaSil
  5. Bizim yazin gezip görebildigimiz keyfini cikarabildigimiz yerleri siz kisin dahi hayatinizin bir parcasi olarak yasiyorsunuz ya, kiskaniyorum sizi:) saka bi yana cok güzel anlatmissiniz, tadini cikarin...

    gezgindirgezeninadi.blogspot.com

    YanıtlaSil
  6. merhaba eylül de balayı için marmamirs teyim ama bodrum a bir gün uğrayacağım bu konuda bilgisizim en özel yerlerini görmek istiyorum. beni bilgilendirirseniz sevinirim şimdiden teşekkürler. ismim serap.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bodrum'u bir günde gezince ancK kabaca fikir sahibi olabilirsiniz. Daha uzun zaman ayirabildiğiniz zaman Bodrum'u dahaniyi tanıyacaksınız. İlgi alanınızı bilmiyorum ama en azından kaldığınız saatler içinde sokaklarında kaybolarak gezinmenizi öneririm.

      Sil