3 Nisan 2012 Salı

Hafta sonundan Yalıkavak notları

Geçtiğimiz cumartesi günü öğleden sonra Yalıkavak'a gittim. Gece orada kalıp ertesi gün akşam üzeri Bodrum'a döndüm. Bu blogu yeni izlemeye başlayanlar için bilgi vereyim ki Yalıkavak zaten Bodrum'da değil miydi demesinler. Benim Bodrum maceram önce Yalıkavak ile başlamıştı. Denizin dibinde bir küçük ev kiralamış, yazlarımı Yalıkavak'ta geçirmeyi planlamıştım. Sonra kışları önce ayda bir uzun haftasonu, derken ayda tam bir haftayı Yalıkavak'ta geçirmeye başladım. İkinci yıl sonunda Bodrum'a yerleşmeye karar verince yaz kış Yalıkavak'ta yaşamak pek doğru gelmediğinden Bodrum'un içine yerleştim. Ama Yalıkavak'ı da çok sevdiğimden bir türlü bırakamadım. Özellikle okulların kapandığı günden açıldığı güne kadar olan dönem Bodrum'un içi çok kalabalık ve bunaltacak kadar sıcak oluyor. Yalıkavak kuzeyli rüzgarlara açıktır ve Bodrum'dan altı, yedi derece daha serin olur. İşte o dönemi Yalıkavak'ta geçiriyorum. Yani yazlığa gidiyorum. Bunu söylediğimde çok küfür yediğimi biliyorum ama ne yapayım ki öyle. Kışları Bodrum, yazları Yalıkavak, ayda bir iki gün de İstanbul. Budur.




Bahara girip yazın ayak sesleri duyulmaya başladığında ben de cumartesi veya pazar gününü Yalıkavak'ta geçirmeye başlıyorum. Bu cumartesi günü de hem oradaki ev ile ilgilenmek hem akşamı Sait'te geçirmek için Yalıkavak'taydım. Bir önceki yazımı yazmama sebep olan soruyu soran Ahmet ve arkadaşı Hülya da Yalıkavak'a geliyorlardı. Onlarla bir akşam rakısı daha yapmak iyi fikirdi. 


Sait'te masaya oturur oturmaz gelen ikram
Nisan ayının birinci günü rüzgarsız bir Sait akşamı
Sait ile ilgili daha önce de yazdığım için uzun uzun anlatmayacağım. Ama tekrar etmeden geçemeyeceğim şeyler var. Örneğin bana Bodrum'un en iyi üç balıkçısını say deseler mutlaka Sait'i sayarım. Yazın bana gelen misafirlerimi, dostlarımı Sait'e götürmemezlik etmem. Çünkü buradan ağızlarında iyi bir tadla ayrılsınlar isterim. Sait'te hiç kötü sürpriz ile karşılaşmazsınız. Herşey çok çok iyi ile mükemmel arasındadır. İşte Ahmet ve Hülya'nın da Sait'i görmelerini istemiştim. Onlara sorun anlatsınlar. Güzel bir yemek yedik. İçki biraz kaçtı ama arada o kadar olur. Sohbet iyiyse içkinin adedine bakmayız. Hava çok iyi davrandı. Birkaç gündür Bodrum'da hep güneyden esiyor. Bu da Sait'in önündeki denizin düz havanın rüzgarsız olması demek. Nisanın birinci akşamında denizin dibindeki masamızda güzel bir yemek yedik. Finaldeki "kılçık üstü dülger" enfesti. Şimdi yazarken tadı aklıma geliverdi. Yarın yine gitsem mi bilemedim?








Muhtemelen Yalıkavak'ın en eski pansiyonu. Biraz daha uzaktan çekemedim çünkü arkamda deniz...
Direkt yemek konusunda girdim ama öncesinde uzun ve güzel bir yürüyüş yaptık. Yalıkavak'ın konumu yürüyüş veya bisiklet için mükemmeldir. Koy boyunca sahilde yürüreyebilirsiniz, deniz hep yanınızdadır. Mesela bu konuda Farilya'yı (Gündoğan) pek sevmem çünkü yürürken deniz ile ilişkiniz yer yer kopar. Yeri gelmişken; şu köy, kasaba isimleriyle bizim kadar oynayan başka ülke var mıdır bilmiyorum. Nasıl bir kompleksse artık, nerede bölgenin eski isminde Yunanca, Ermenice isim varsa değiştirmişler. Özellikle Türkleştirme operasyonlarının en cevval zamanında Bodrum köyleri de bundan nasibini almış. Farilya'yı Gündoğan, Kefaluka'yı Akyarlar, Müskebi'yi Ortakent yapmışlar. İsimler de bu işte.





Neyse, dönelim Yalıkavak'a. Uzun yürüyüşten sonra Sait'e gittik. Gece Yalıkavak'taki evde kaldım ve ertesi sabah kahvaltı için değişmez adresim Yalıkavak belediyesinin kafeteryasına gittim. Tostu güzeldir. Ama asıl çayı çok iyidir. Sahilde güneşe bir masa çekip manzaraya takılıp kaldım. Yalıkavak beni çok etkiler. Kendine özgü bir havası, kimliği vardır. Çarşısı çok sempatiktir. Küçük küçük kahveleri, yemek yiyeceğiniz yerleri, bakkalı, berberi, kuyumcusu, saatçisi, birkaç konfeksiyoncusu, peştemalcisi, ayakkabıcısı... Dondurmacısı, balıkçıları, beyaz eşyacısı ve en güzeli de adına "herşeyci" dediğim dükkanı ile kişiliklidir. Bu herşeycide herşey vardır. Aklınıza ne gelirse bulursunuz. İğne de vardır, saat de. Ne bileyim plastik kova da vardır çay bardağı da. Birşey sorarsınız, arkaya geçerler karalık raflar arasında bir süre gezindikten sonra istediğinizi bulur getirir, tozunu alırlar, verirler. Baba oğul işletirler. Aşağıya geçen aylarda çektiğim bir resmini ekliyeyim, görün.


Herşeyci




Pazar öğlen saatlerinde çarşının sonundaki balıkçıda oturanlar
Belediye kafeteryası da çok iyidir mesela. Hem çok ekonomiktir hem iyi şeyler satar hem de konumu nefistir. Hep eser. Yalıkavak'lıların buluşma yeridir. Özellikle akşam üstü kalabalıklaşmaya başlar ve yaz akşamlarında geç saate kadar yükünü tutar. Bira da satıldığı için uzun oturulan yerlerden biridir. Kışın Yalıkavak'ta kaldığım akşamların sabahında burada kahvaltı yapar sonra uzun yürüyüşe çıkarım. Aynısını bu pazar sabahı da yaptım.
Bu kış İngiliz'ler ortadan kayboldular. Ne var bunda diyebilirsiniz ama Yalıkavak'ın hatırı sayılır bir İngiliz nüfusu vardı. Kışları Yalıkavak'ta geçiren bu koloni her cuma akşamı farklı restoranda bir araya gelirdi. Bingo oynarlar, karaoke yaparlar esnafa da kış zamanı iyi para kazandırırlardı. Sadece İngiliz'lerin gittiği barlar vardır mesela. Kriket ve futbol maçlarını canlı izlemek için o barlarda toplanırlar su gibi bira içerlerdi. Bu kış bir anda yok oldular. Birkaç yüz kişi değil çok daha fazla bir sayıdan söz ediyorum. Önceleri sorduğumda esnaf "abi evlerinden çıkmıyorlar" demişti. Pek aklım kesmemişti. Yolda da mı yürümezler diye düşünmüştüm. Bu gittiğimde öğrendim ki hepsi sonbaharda memlekete gitmiş. Ekonomik kriz onları, onlar da Yalıkavak esnafını vurdu. Şimdi tek tük gelen var. 


Belediyenin İskele Kafeteryası

Pazar günü güneşin tadını çıkaran, tığ ören teyze
Eskiden kışın kapatmayan bazı bar ve restoranlar da bu kış kapamışlardı, yavaş yavaş açmaya başlamış. Etraftan çekiç sesleri geliyor. Otellerin bazısı da tadilata veya hazırlığa girişmiş. Nisan ayı Bodrum için tadilat ayıdır. Herhangi bir iş için usta bulmanız çok zorlaşır. De ki buldun, aynı anda beş kişiye söz verdiğinden işini aksatırlar. Artık şansınıza size kızı hasta olan usta mı düşer teyzesi vefat eden mi bilinmez. Bildiğim birşey geleceğiz deyip gelmediğidir. Hele bu sene Bodrum'un içindeki kaldırım, yol inşaatı yüzünden her taraf şantiyeye döndü. O bölgedeki restoranlar barlar da tadilata girişti. Ortalık toz duman. Yalıkavak da tadilat mevsiminden payına düşeni almış, her yerde taka tuka sesleri... Tersanede yer kalmamış tekneler dip dibe. Orada da tekne bakımları son hız devam ediyor. 







Yalıkavak'a gelip de berber Turgut amcaya uğramamak olmaz. Meşhur köftecinin karşısındaki dükkanında tek başına oturur. Pek işi yoktur. Çünkü çevrede en az onbeş berber vardır ve hepsi klimalı, yerler seramik, koltukları rahat, ustaları havalı falandır. Benim Turgut amcayı farklı olduğu için çok severim. Kırk yıldır aynı dükkandaymış. O zaman ne yaptıysa öyle duruyor. Ayna bile kırk yıllık olabilir. Duvarda takvimler, plastik çiçekler, birbirinin aynısı yanyana iki Yalıkavak posteri, tuhaf bir saat, Turgut amcanın gençlik resimleri. Yani "yaşanmışlık" hissini veren bir mekan. Böyle yerler azalıyor. Birgün o da dükkanını kiraya verecek ve alan ilk iş heryeri yıkıp bambaşka bir yer yapacak diye kaygılanıyorum. Turgut amcanın gözler iptal. O gün gözlüğünü unutmuşsa saçınızın çekeceği var. Benim saçım olmadığı için böyle bir sorunum yok, makinayla girişiyor saç, sakal aynı ayar yapıp çıkıyor. Kesmeyi unuttuğu bazı saç tellerini de sonra ben hallediyorum. Bu iş için on lira alır. Kışın bazen siftahı olmuyormuş. Yazın işleri daha iyi tabii. Yalıkavak'a gelip de Turgut amcayı görmemeniz mümkün değil, önünden en az birkaç defa geçmişsinizdir. Her gittiğimde bir konu bulup konuşturuyorum. Çok saf bir insan. Bunu temiz anlamında söylüyorum. Aklı hinliğe hiç çalışmıyor. Dükkanın üstündeki kiracı bile aylık üçyüz lirayı ödemeyip taktığında kızıp çıkmasını söyleyememişti. Bir iki aradım açmadı telefonu dedi. Bir de hep bir kadın çıkıyor not bırak diyor ben de anlamıyorum dediydi. Dedim Turgut amca o telesekreter, makina yani. Ona söyleyecektin işte derdini. I-ıh olmadı. Bana dert oldu da jandarmaya gitmesine ön ayak oldum. Üç ay kira verip bir yıl kalan kiracısı jandarma lafını duyunca bir gece ansızın kaçıvermiş. Turgut amcanın takıntıları var. Mesela çok yıldızlı otellere kızgın. Daha önce de yazmıştım bunu, "hiç otelin içinde berber dükkanı olur mu?" diye söyleniyor. Bu ara Saraybosna köftecisine takmış. Geçen yaz açılan bu köfteci hem acemiliklerinden hem servisi becerememekten hem de meşhur Kavaklı köftecinin hemen karşısında olmaktan iş yapamadı. Kışın da açmadılar. Daha da açmış değil. Turgut amca o isimle iş yapamayacaklarına takılmış durumda. "Kim ne bilcek Bosna mosna. Koycekti misal Ankara. Ne bilem bir Türk yeri ismi olcekti ki iş yapsın". Turgut amcaya hak vermelisin yoksa tıraş uzuyor.


Huzurlarınızda Turgut amca





Tıraşımızı da olup dükkandan çıktım bizim Paprika restoranın sahibi Ahmet Bey kahvede okeye oturmuşlar. Kahve dediysem köftecinin karşısındaki meydancıkta güneşe yaslanmışlar matrak geçiyorlar. Bir çay içimi onlarla oturup Bodrum'a dönmek üzere yollandım.
Normalde ben pazar günleri evde balık yapmayı adet edindim. Cuma, cumartesi rakı içildiğinden o akşam içki de içmem. Ama bu pazar adeti bir kenara koydum. Yalıkavak'tan Bodrum'a dönerken o tepeyi aşarken Yalıkavak manzarası, tepeyi aştıktan sonra yemyeşil Ortakent ve karşıda Kos, daha arkada Datça çok kışkırtıcıydı. Arabayı eve bıraktığım gibi kararlı adımlarla Berk Balık'a gittim. Bir ara Berk'i de fotoğraflayıp yazacağım. 


Berk yanındaki dükkanı da aldı mutfağı ve tabelayı yeni yere taşıdı. Eskisinin balkonunu yine kullanıyor





Berk Girit Mahallesinde yani Kumbahçe'de. Bodrum'un yerlisinin çok sık gittiği, benim gibi sonradan olma Bodrum yerleşenlerinin de uğradığı bir mekan. Yeri çok iyidir. Üst balkondan kaleye bakarak yiyip içersiniz. Aşağıda sokakta oturursanız gelen geçen tanıdıklarla sohbet imkanınız olur. Hemen geçince Mavi, öncesinde de Selçuk Erez'in İstanköy Altı Bodrum adlı kitabında anılarını anlattığı Ali Cengiz'in kahvesi vardır. Tabii artık adı cafe. Oysa Ali Cengiz kahvesi diye bilinen, öyle anılan dükkanın olunca niye cafe diye yazarsın anlamak mümkün değil. İnsanlar yıllanmış, marka olmuş yer ararken, buna sahip olanlar değerini anlamıyor, bilmiyor. Hoş biz neyin değerini biliyoruz ki. Halikarnas Balıkçısı'nın değerini bilmeyen Bodrum bence o konuda çok ayıp etmiş. Gelmiş geçmiş bütün belediye başkanlarının, kaymakamların ve tüm Bodrum yerlisinin, tabii ailesinin de bir ayıbıdır Halikarnas Balıkçısı'nın ilk oturduğu evin Sultanahmet köftecisi, asıl ikinci evinin de Temple adında bir bar olması. Ben Bodrum'a ilk geldiğimde - yani yetmişlerin sonunda Balıkçı'nın Pansiyonu diye bir yerde kalmıştım. Sorunca öğrendim ki Cevat Şakir'in eski evi oradaymış. Şimdi artık pansiyon da değil, bar. İçeriden dım tıs sesleri gelen yüzlerce bardan biri. Oysa ev müze haline getirilebilirdi. Küçük de olsa bir kültür merkezi olabilirdi. Eskiden balıkçının ısındığı şömine karşısında şimdi köfte yeniyor.
Neyse, Berk'ten çıkıp eve yürürken Körfez'de Ahmet ile Havva hem maç seyrediyorlar hem demleniyorlarmış. onlara da uğradım. Derken Körfez'in sahibi Hasan Amca masaya geldi. Çapkınlık hikayelerini dinlerken katıldık. Hasam Amca da Girit göçmeni. Çok hikayesi var. Oradan hep beraber kalkıp yürürken tabii Ahmet'in ve abisi Mehmet'in sahipleni oldukları Zazu'ya da uğrandı. Son yolluk filan derken bizim yol uzadıkça uzadı.


Bodrum'un Hasan amcası
Hasan amcanın çapkınlık hikayeleri insanı çatlatır

Ahmet, Havva ve Mehmet ile Zazu'da yollukların alındığı saatler
Bir Yalıkavak günü böyle geçti işte. Artık yavaş yavaş evi temizleteceğim. Bundan sonra Yalıkavak'a daha sık gidilir. Havalara bağlı ama onbeş haziran civarında da yazlığa geçerim herhalde...



3 yorum:

  1. Merhaba serdar bey,blogunuzu tesadüf eseri 3 hafta kadar önce buldum ve bulduğumada çok sevindim,tüm yazdıklarınızı okudum,urfada çalışan bir doktorum,hasta baktığım küçücük odamda bana gerçekten güzel,rahatlatıcı,ufuk açıcı bir pencere açtınız,herkesin adına teşekkürler,şimdiden bir sürü bodrum planlarım var,gerçekleştirmeye çalışacağım,iyiki varsınız,hep hoşkalın.Levent Rastgeldi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşte bu yazdığınız beni çok sevindirdi. Bodrum'dan Urfa'daki odanıza pencere açabiliyorsam, bu durum blogu açmakta doğru bir karar verdiğimi gösteriyor. Yüreklendirdiğiniz için çok teşekkür ederim.

      Sil
  2. Merhabalar, bu guzel yaziniz nasil olduysa gozumden kacmis. Bana adim adim Yalikavak'i dolasdirdiniz, cok tesekkurler. Gunduzuyle gecesiyle Bodrum'u iyice tanimaya basladim sayenizde.

    YanıtlaSil