18 Nisan 2012 Çarşamba

Herkesin Bodrum'u kendine göre


Bodrum’da yılları devirmeye başladıkça buraya olan bağlılığım tuhaf şekilde artıyor. Arkadaşlarımın, eşim dostumun arasında buraya yerleşme kararımı geçici bir heves olarak görenlerin olduğunu biliyorum. Geçenlerde biri itiraf etti; ilk kışı geçirince dönersin sandım dedi. Çünkü algı genellikle şöyle: Bodrum’da lay lom bir hayat var. Yazın deniz, güneş, rakı, tekne falan... e bunlar bitince, millet gidince, fırtınalar başlayınca sıkılmalar da başlar.
Bu yazıyı bana yazdıran iki gündür yaşadığımız fırtına. Dün geceye doğru şiddeti hızla artan, sabaha karşı saatte 100 kilometreyi bulan fırtına ve yağmur normal şartlarda insanı depresif yapmalı. Ama işte burada öyle olmuyor. Çünkü burada biliyorsun ki bu fırtına, hır gür yarın bitecek. Güneş yine beyaz badanalı evlerimizi parlatacak, lacivert gökyüzü ile beyaz evler keskin, kontrast bir hat ile ayrılacak. Biliyorsun ki begonviller yavaştan açmaya başlıyor. Bir haftada bahçemdeki begonviller patlayacak. Geçen hafta dört gün için İstanbul’a gidip geldim, bahçemdeki iki kocaman dut ağacındaki değişimi görünce şaşırdım. Sürekli beraber olduğunuz bir canlılın büyümesini fark etmezsiniz ama araya biraz zaman girince ilerleme karşısında şaşakalırsınız. Aynen öyle oldu. Benim dutlar yemyeşil yapraklanmış, dallar görünmez olmuş. Doğanın bu mucizelerini görmek için onun içinde, yanında olmak lazım.
Hep söylediğim gibi, benim buraya sevgim ilk gördüğüm yıl, 70’lerin sonunda üniversite çağında geldiğim bir yaz tatilinde başladı. Artarak sürdü. Grafik eğitimimim tamamladığında acaba Bodrum’da ne iş yaparak nasıl yaparım konusunu düşünmeye başladım. Ama sonra sadece tabelacılık yapabileceğim gerçeği ile karşı karşı kalınca İstanbul’da kaldım ve taa 48 yaşıma kadar gelip yerleşemedim. Bodrum hep hayatımda oldu. Özellikle son onbeş yıldır her yaz birçok kez geldim. İkibinyedi yılında Yalıkavak’ta kiraladığım ev ile burada geçirdiğim gün sayısı arttı. Son üç yıldır da artık hep buradayım, İstanbul’da ofisim var ama artık bir evim yok.


Sadece kışın altı ay açık Mahmut Kaptan'ın meyhanesi. Bu ayın 28'inde kapıyor, ekim'de açar
Hayatımda Bodrum'da yediğim kadar taze karidesi İstanbul'da yemedim
Burada geçirdiğim yıllar içinde dostluklar kurdum. Kimi Mehmet ve Ahmet Kurşuncu kardeşler gibi yıllar önce İstanbul’dan tanıdığım arkadaşlarımla burada yeniden beraber olduk. Ya da kimi yeni arkadaşlar edindim. Bu blog sayesinde epey dostluklar kurdum. Çoğunu sadece isimleriyle tanıyorum. Bazılarıyla yolda karşılaşıyoruz, kendilerini tanıtıyorlar, ayak üstü de olsa sohbet ediyoruz. Kimi blog arkadaşlarımın da buraya yerleşmelerine önayak oldum. Yerleşen arkadaşlarımın hiçbiri bildiğim kadarıyla bana küfretmiyorlar (en azından şimdilik). Bunları niye yazdım? Şunu gördüm ki herkesin Bodrum’u başka. Buraya gelenleri üç kategoriye ayırıyorum. Biri sadece yazın yıllık izinlerini burada geçirenler. İkincisi burada yazlığı olup da yazın üç dört ayını burada geçirenler. Üçüncüsü de benim gibi buraya yerleşenler. Tabii Bodrum’un yerlileri de var, asıl çoğunluk doğal olarak onlar. Ama onlar bu yazı konusunun dışında kalan kitle.



Ortakent'te bir sonbahar akşamı
Yalıkavak'ta bir kış sabahı
Bodrum'a fırtına gelirken

Buraya gelenler üçe ayrılıyor ama Bodrum sevgisini öyle sınıflandıramıyorsunuz. Herkesin Bodrum’u kendine. Bodrum’da yaşayan, buraya sonradan gelip yerleşen, sadece yazları gelen ya da birkaç yılda bir gelenlerin Bodrum sevgisi aynı değil. Bodrum geniş manada bir özlemin simge adı. Kimi yazın kalabalığında gece hayatına akmakta buluyor bu sevgiyi, kimi kalabalıktan uzakta sakin bir köyünde dinlenerek. Kimi sevgisini her yaz 15 gün geldiği devremülkünde mangal yaparak, kimi her yarım saatte ayrı kıyafet giyerek Türkbükü’nde paparazilerin önünden geçerek yaşıyor. Ya da kimi görev icabı tayinle geliyor, sıkılıyor, bitmesini bekliyor... kimi tayininin buraya çıkması için torpil arıyor. Herkesin Bodrum’u farklı.
Benim Bodrum’um da bana özgü. Sevgiyi anlatabilmek için benzetmeler ya da sevgi duyduğunuz şeyin sizdeki izlerinden, yaşattıklarından söz etmek lazım. Daha önce yazdığım bir duygu hala geçerli olduğu için şimdi tekrarlıyorum: Bodrum benim için, uçağın İzmir’den sonra alçalmaya başlamasını takip eden 10 dakika sonunda aşağıda Güllük Körfezi’nin ve sağ tarafta Yalıkavak’ın kadraja girmesiyle birlikte içimin kıpırdamaya başlaması... mesela uçağın kapısının açılmasıyla yazın sıcak, kışın ılık ve kendine özgü kekik karışımlı kokusunun yüzüme çarpmasıyla içimden uzun bir oleeey çekme isteği... mesela alanda arabama biner binmez Yunan müziğini açarak kendimi önce Zazu’ya sonra bir meyhaneye atmam... mesela sanki aylardır ayrı kalmışım gibi ahtapot ızgara ve yanında buzlu rakıyı birlikte masamda görerek duyduğum sevinç... bunlar biraz anlatıyor gibi.
Bodrum’u sevmek artık bana yetmiyor. Burası bana o kadar çok şey kattı, bana o kadar iyi geldi ki burayı sevmenin dışında buraya bir borcum olduğunu düşünüyorum ve birşey yapmam gerektiğinin farkındayım. İşte kitap projem böyle oluştu. Eğer önümüzdeki ay çalışmalarına başlayacağım kitabı yüzümün akıyla çıkarabilirsem devamında daha farklı kitap projelerim de olacak. Önceliğim asıl işimde olduğu için kitap ikinci sırada geliyor ama aklımdakini yapabilirsem belki daha öne çekebilirim. Bunları zamanı geldikçe, olgunlaştıkça zaten burada paylaşacağım.


Gümüşlük Limon'da sezonun ilk günü... kimseler yokken

Mahmut Kaptan'ımız...
Yine bir lodoslu gün
Yalıkavak
Ev ofisin müdüriyet bölümü...



İnsanın Bodrum’u sevmesi için gereken bazı kriterler oluşturdum. Bunlar gözlemlerimden elde ettiğim sonuçlar. Örnek; Yunan müziğini sevmeyen birinin Ege’yi ve Bodrum’u sevmesi mümkün değil. Tamam, yukarıda dediğim gibi herkesin Bodrum sevgisi farklı. Serdar Ortaç ile Bodrum’da Helva’da, Küba’da dans edenler de bir şekilde Bodrum’u sevdiklerini düşünüyorlardır. Ama aslında onlar Bodrum’u değil eğlenceyi seviyorlar. Yarın Marmaris’te o tarz eğlence yerleri patlasa oraya gidebilirler. Çeşme’ye gittikleri gibi. Burayı içten sevmek için buraya zaman ayırmak, Bodrum üzerine düşünmek, burayı tanımak gerekiyor.
Mesela deniz mahsülü sevmeyenin Bodrum’u damarlarında hissetmesi bence mümkün değil. Yani bir yönü -ki Bodrum’u Bodrum yapan en önemli unsurlardan biri- eksik kalır demek istiyorum. Ahtapot ızgarayı sevmemek büyük eksiklik. Yalıkavak açıklarında tutulmuş dil balığı İstanbul’daki dil balığının aynısı değil. Bunları yerken içinde bulunduğunuz ruh hali mutlaka aldığınız lezzeti etkiliyor. Onu anlatmak istiyorum. Yaşadığın yeri seviyorsan mutlusun, bunu bilir bunu söylerim. Mutluysan hayattan da yediklerinden de farklı lezzet alıyorsun. O zaman dinlediğin müzik de ta içine işliyor, sahilde yürürken içine çektiğin iyotlu hava da.
Bakın bu video benim için Bodrum’un ta kendisi, Bodrum’da yaşamanın tadı, damardan Bodrum’dur; http://www.youtube.com/watch?v=7R8az2A5f8g İstanbul’da yaşarken Dalaras’ı ne zaman dinlesem aklım Bodrum’a gider, bir gün nasıl olacağı hakkında bir fikrim olmadan Bodrum’da yaşama hayalleri kurardım. Bu kaydı geçen yıl buldum. Her dinlediğimde o yıllar aklıma geliyor.



Mavi/lacivert ile beyazın keskin hatla ayrılması buraya özgü





Size bir sır vereyim mi? Yaz geliyor diye seviniyor kış geliyor diye üzülüyorsanız pek de doğru bir yerde yaşamıyor olabilirsiniz. Hı? Ne dersiniz? Bir sorgulamak ister misiniz?... Her mevsim aynı tadı alabileceğiniz bir ortamda yaşamanız dileğiyle...
İtiraf edeyim bu yazıyla kendimi fena gaza getirdim. Burnuma anason kokuları geliyor. Şimdi saat tam 18:40... aklımdan yağmurluğu giyip balıkçılar çarşısındaki Deniz Feneri meyhanesine gidip ahtapot ızgara, kalamar ve barbun yanında buzlu bir rakı söylemek geçiyor. İyi fikir değil mi?
Siz bu videoyu izleyin; http://www.youtube.com/watch?v=aZm62fxbMVs ... 1983 yılında genç Dalaras ve Parios konserdeler. Sona doğru sahneye Haris'i de çağırıyorlar. Müthiş. Siz izlemeyi bitirene kadar ben de hazırlanırım, meyhaneye beraber gideriz.



5 yorum:

  1. Yazınız ve paylaştığınız fotoğraflardan yine büyük keyif aldım.
    Kitap projeleriniz beni de heyecanlandırdı. Merakla bekliyor olacağım.

    YanıtlaSil
  2. "mesela uçağın kapısının açılmasıyla yazın sıcak, kışın ılık ve kendine özgü kekik karışımlı kokusunun yüzüme çarpmasıyla içimden uzun bir oleeey çekme isteği..."
    aslında bir tek bu değil aklıma yazmaya çalıştığım alıntılar.. Ben çok yanlış bir yerde yaşıyorum. Şimdilik. Çok kısa bir süreliğine! :)
    Yarın Bodum'a geleceğim, 40 günlükten beri gidip geldiğim gibi. 40 günlükken ilk kez kaldığım çatının altında kalacağım. içimde uzun bir oleeeey çekme isteği var! Bodrum'un zamanı var ama biliyorum, ben de döneceğim bir gün. Yol boyu Gipsy Kings dinleyerek döneceğim.

    Deniz

    YanıtlaSil
  3. Buram buram Bodrum doldum okuyunca yazınızı ve seyre dalınca fotoğraflarınızı. çok güzel yazmış,doğru anlatmışsınız. Bodrum'da yaşamış biri olarak kışı apayrı bir keyif yazından farklı olarak...ancak en önemli nokta esnaf değilsen ve geçim derdin yok ise... sizin gibi bir home ofis yapacak bir işim olsa şu an valizleri toplamaya koşarım

    YanıtlaSil
  4. İşte o kendine özgü kekik karışımlı koku benim için de eşsizdir ve hep mutluluk verir. Bu arada insanın Bodrum'u sevmesi için Yunan müziğini ve denizden çıkan böcek ,balık sevmesi bahsine gelince, bence de öyle , benim için tamamen doğru.Ben bir de zeytin ağacını ,zeytinyağını,zeyitini de ekleyebilirim listeye.Belki bir de Bodrum'u sevenlerin kendilerine göre bir zaman anlayışları olan insanlar olduğunu söyleyebilirim. Koşuşturmaktan ve illa da her yere yetişmekten çok da hoşlanmayabilirler, ağırkanlı ve tembel değil ama.İçsel bir saat anlayışı daha çok demek istediğim, belki denizin rengi çok güzel olduğunda sadece denizi seyredip ,ne kadar vakit geçtiğini bilmemek ,ya da günbatımına takılıp kalmak ,keyfini çıkarmak gibi zamanı rakamsal hesaplardan uzak yaşamaktan mutlu olmak.
    Kitap yazma bahsine gelince ,siz yazmayacaksınız da kim yazacak , yazılarınız keyifle okunuyor, blog okurken çoğunlukla hızlı ve atlayarak okuyan ben ,iş sizin yazılara geldiğinde her satırı dikkatilice ve hiç sıkılmadan okuyorum.Kolaylıklar dilerim.
    Selamlar,Canan.

    YanıtlaSil
  5. Kulağımda Haris-Dalaras, gözlerimde nem..Evet biz bu şehre kış geldiğinde üzülüyoruz..

    YanıtlaSil