2 Mayıs 2012 Çarşamba

Kısa bir Ege turunun Bodrum - Fethiye etabı

Bir Mayıs salı günü tatil olunca bir gün önceki pazartesi gününü köprü yapmak şart oldu. Köprü yapınca da geçen hafta 23 Nisan tatilinde yerimden kıpırdayamadığım için bu sefer kısa da olsa bir Ege turu yapmak da şart oldu. Bodrum'da yaşamaya başladığımdan beri kendime bahaneler yaratıp Ege coğrafyasını turlamayı çok seviyorum. Bir yerin kültürünü tanımak için en iyi yöntem oralarda gezinmek. İlk taşındığım yıl toplam on oniki gün gezinmiştim. Bu sabah notlarıma baktım, son bir yıl içinde yirmibeş günümü Bodrum dışındaki Ege kasabalarında geçirmişim. Bu sayıyı her geçen yıl artırmak istiyorum.


Yaz sıcakları bastırmadan Fethiye'yi bir daha görmek istedim. Yazın Faralya bölgesine gidiyorum ama o sıcakta Fethiye'nin içinde bir dakika bile durmak mümkün değil. Faralya'ya giderken Fethiye'nin biraz dışından geçersiniz. O yoldaki binalar falan hiç hoş değildir. O yüzden olsa gerek, Fethiye'ye hep mesafeli davrandım. Fakat geçtiğimiz yıl Eylül sonunda Fethiye'ye gidince kasabanın içinde gezindik. Sevdim Fethiye'yi. Sonra geçtiğimiz aylarda yaptığım turda bir gece kaldım. Girida balıkçısında yediğim mezeler aklıma gelince bu sefer bir gece için de olsa Fethiye'ye gitmeyi istedim. Hem Bodrum - Fethiye yolunu çok seviyorum. Herkeste aynı etkiyi yapmıyordur tabii ama bana yaşama sevinci veren bir güzergah. Hele ki son seferde yolu uzatıp Bodrum'dan Gökova sahili boyunca Akyaka üzerinden gidince araba kullanmak iyice zevkli bir hal aldı. Ana yolun sürati, kamyonu, trafiği olmadan, yer yer bozuk ve virajlı ama sakin yolda köylerin içinden geçip tepeler tırmanmak çok iyi geliyor. Acele etmeden, yolun tadını çıkara çıkara, fotoğraf çekmek için durarak, yol üzerindeki harika beldelere girip bir çay içip mola vererek gezinmek buraları tanımak için iyi fırsat. Bu sefer de önce bir Çökertme'ye uğradık. Köyde yaza hazırlık son hız sürüyor. İki ay önce uğradığımda sahilde benden başka kimse yoktu. Bu kez ustalar çalışıyor, mekanlar yaza hazırlanıyordu.

Bodrum'dan Çökertme'ye giderken
Bir önceki geçişimde yemyeşil olan tepeler sarı bitkilerle kaplanmış
Bodrum'un içinde yeşil az sayılabilir, ama çevresi hiç de öyle değil
Çökertme
Çökertme
Gökova yollarında...
Gökova köylerinden geçtim
Güzel manzaralı yollarda araba kullanmak da zevkli
Çökertme'de çok oyalanmadan Türkevleri mahallesini geçip Ören'e vardık. Ören'in yazını bilmiyorum. Muhtemeler orası da kalabalıklaşıyordur. Ama şu sıralar dinginliği ve huzuru müthiş. İki ay öncesine göre Ören'de de hareketlilik başlamış. Sahile renkli hasırdan şemsiyeler konmuş. Etrafta boya kokuları, taka tuka sesleri aslında yazın ayak sesleri duyulur olmuş. Ören gördüğüm kadarıyla daha çok yazlıkçıların geldiği bir yer. Yani yazlık evler yoğunlukta. Kalacak otel çok az. Olan da pek parlak görünmüyor. Belki de ben iyisini bulamadım diyeceğim ama internette otel ararken de aynı mekanlar karşıma çıktı. Açıkçası, ben kalacak bir yer göremedim. Sahilde birkaç restoran var, onlar da çok vasat görünümlü yerler. Gözleme, bir iki de balıkçımsı yerler. Öyle sanıyorum ki Ören Datça'daki Palamutbükü'nün on yıl önceki hali gibi. Derme çatma vasat restoranlar falan. Ama orta direğin tatil yeri olduğunu gördüğüm Ören bu haliyle çok güzel ve mütevazı. Sahil boyundaki banklara oturup ay çekirdeği çitleyip sohbet etmce. Çocukluğumun Bostancı, İdealtepe yazlıkları gibi.



Ören'den

Korku filmi gibi... Ören'e doğru giderken Gökova termik santrali zehir kusuyor
Sakin bir pazar günü Ören


Çay içerkenki halimi kayıt altına alalım dedim
Saatlerce botuyla uğraşan emekli ve onu seyreden başka bir emekli
video

Dediğim gibi Ören tam emekli yeri. Bu videodaki emekli amcayı çay içerken farkettim ve epey seyrettim. Belli ki şişme botu onu günlerce meşgul edecek bir uğraşı olmuş. Ağır hareketlerle bir şeyler yapıp duruyordu. Derken yanına başka bir emekli geldi, iki kelam ettiler. Seyretti ve sonra ağır adımlarla uzaklaştı. İşte bu video Ege'deki yavaş akan hayata iyi bir örnek. Burası Ege... Acele yok!


Ören'de sahildeki bir kahveye oturup yolda aldığımız sandviçlerimizi yedik. Sakinliğe daldık. Bıraksalar Gökova'nın karşı sahiline saatlerce bakıp durabilirdim. Ege insanı ağırlaştırıyor, sakinleştiriyor, dinginleştiriyor.


Ve sonra Akbük'e doğru yola çıktık. Geçen seferden manzarasına vurulduğum Akbük'ü bir daha görmek için sabırsızlanıyordum. Sahilde oturup dakikalarca denizi seyrettim. Bambaşka bir denizi ve kokusu var buranın. Yazın kalabalık halini düşünmek bile istemiyorum. Ama tahmin etmesi zor değil. Bu sefer bile tek tük piknik tüpünü kapıp gelenler vardı. Tabii ki gelecekler. Bu güzel sahilde yaşadıklarına göre tabii ki tadını çıkaracaklar. Önemli olan çevreye zarar vermeden, etrafın keyfini bozmadan, oranın tadını çıkarmaya gelenlerin tadını kaçırmadan yaşamak. Yoksa sakin bir hafta sonu için denize girmek isteyenleri, bangır bangır pop veya arabesk çalan arabalarının kapılarını açıp etrafa müzik yayını yaparak rahatsız ettiğin zaman mesele karışıyor. 


Yine Akbük, yine müthiş deniz








video


Akbük'de bir saate yakın oyalandıktan sonra Akyaka'da durmadan Köyceğiz'e devam ettik. Köyceğiz hep yolumun üstünde olan, hep mola vermek için girip çıktığım bir kasaba. Dinginliğine her zaman vurulduğum bir yer. İnsanında da bir sakinlik var. Hareket etmeye üşenen gölün verdiği bir sakinlik olsa gerek. Bir de sıcağı meşhur. Hangi mevsimde geçersem geçeyim Bodrum'dan en az beş altı derece daha sıcak. Bu sefer de geçerken arabanın termometresi 31 dereceyi gösterdi. Ağustos ayında 45 dereceyi çok görmüşlüğüm vardır. Göl kıyısında öğle yemeğimizi yiyip Fethiye'ye doğru yola devam ettik.


Soldan devam ettim
Geçen seferki turda çektiğim karenin benzeri... Aynı bölgeden geçiyorum ve hala tepeler karlı
Köyceğiz
Köyceğiz
Fethiye'de Yacht Otel'ine yerleşip güzel bir ikindi uykusu çekip akşam yemeği için Girida'ya yürüdük. Otel ile Girida arası dört beş kilometre vardır. Fethiye'de belediye sahil boyu çok güzel yaya yolu yapmış. İsterseniz deniz kıyısından yürüyebilirsiniz, isterseniz araba yoluna paralel tartan yaya yolunu kullanabilirsiniz. Akşam saatlerinde tartan yol spor yapanlarca değerlendiriliyor. Fethiye çok temiz ve aydınlık bir yer. Tahminimce belediyesi iyi çalışıyor. 


Fethiye'de yine Yacht Otel'de kaldım. Odanın balkonundan
Fethiye marinasının odamdan görünüşü
Yacht Otel
Odamda ters asılmış tablo. Kimse farkında değil herhalde. Asan da böyle uygun görmüş.
Kahvaltı masası
Marina
Fethiye'deki  Girida balıkçısında ilk kadeh...
Lezzetli mezeler

Fethiye'de de günlük tekne turları başlamış
Fethiye'de akşam
Gece yemek üstüne otele doğru yürüyüş yaparken...
Gün batımında Fethiye körfezi
Anladığım kadarıyla Fethiye'de yazın hatırı sayılır bir İngiliz nüfus oluyor. Özellikle Çalış plajı bölgesindeki otellerin hemen tümü İngilizlere çalışıyor. Turlarla gelenler olduğu gibi münferit olarak gelip belli bir otele müdavim olanlar da var. Geçen yıl Çalış'taki bir otelin görevlisi sektirmeden her yıl gelen yüz küsur müşterisi olduğunu söylemişti. İngiliz'in emeklisi ve orta direği için Çalış bölgesi ideal. Emekli maaşlarıyla krallar gibi yaşıyorlar. Denizden de pek anlamadıkları içi o bulanık Çalış suyuna bayıla bayıla giriyorlar. Yüzeni görmedim, hemen sahile birkaç metre açıkta yüzer gibi yapıp dakikalarca sohbet ediyorlar. Eh deniz da çorba gibi olunca... Bu arada Çalış gibi Fethiye körfezindeki plajlardan denize girmek bizler için nasıl mümkün değilse, körfezden çıktınız mı da inanılmaz bir deniz sizi bekliyor. Körfezin suyunun bulanık olması kirlilikten değil, deniz dibinin jeolojik yapısından. Deniz yeşil ve bulanık. Oysa hemen körfez çıkışında -mesela Hillside'ın denizi inanılmazdır. Keza Ölüdeniz tarafı ve Faralya. Faralya'nın denizinin lacivertini ben başka hiç bir yerde görmedim. Ya da Kabak koyunun türkuazını. Zaten o kadar şahane deniz olmasa mavi yolculuğun parlak rotası olur muydu?


Girida'da Ege otlarıyla başlayıp, ahtapot ile devam eden ve lagos ızgara ile biten iyi bir yemek yedim. Bu Girida'da dördüncü yemek yiyişimdi. Hepsinde de verdiğim para helal olsun dedim. Pahalı sanmayın, Bodrum'daki eşdeğer balıkçılardan ucuz. 


Ertesi sabah Yacht otelin terasında, Fethiye körfezini ve Marina'yı seyre dalarak mükemmel bir kahvaltı yaptık ve daha önce görmeyip merak ettiğim Marmaris'in Kumlubük'üne doğru yola çıktık. Gezinin ikinci durağı bir sonraki yazıya...

5 yorum:

  1. ne kadar keyifli bir gezi olmuş. severek tatil yaptığımız yerlere bakmak çok güzeldi, teşekkürler...

    YanıtlaSil
  2. Yazılarınızı okumak ve çektiğiniz güzel fotoğraflara bakmak bizim için çok büyük bir keyif.
    Botla oyalanan amcanın halini ve sakinliği öyle güzel anlatmış ve aktarmışsınız ki.
    Otel odasındaki ters asılan tabloya ve sizin anlatımınıza çok güldüm:))
    Paylaşımlarınızı okurken ve fotoğraflara dalarken bahsettiğiniz dinginliği inanın biz de yaşıyoruz.

    YanıtlaSil
  3. Ören ile ilgili saptamalarınız çok doğru,biz de kış halini daha fazla seviyoruz.Mehmet amca videosunu görürse sizden telif ister haberiniz olsun:)

    YanıtlaSil
  4. Mehmet amcaya Bodrum'dan selam gönderiyorum, iletirseniz sevinirim. Hepimiz öyle emeklilik geçirebilsek...

    YanıtlaSil
  5. Serdar bey uzaklardan size gene selamlar...

    Umarim iyisinizdir. 7 Mayis sonrasi guzel hikayelerinizi bekliyoruz. Evet, malesef insanlar boyledir. Guzel seylere cabuk alisirlar ve daha da beklerler. Simdi buda aliskanliklarin icine girdi. (a) Sabah kahvesini al (b) Feyzbuk'a gir, ese dosta like cek :-) (c) Serdar beyin Bodrum gozlemlerini oku ve hayallere basla (d) Google'da son dunya karisikliklarina goz at (e) oglen programini hazirla (e) is toplantilarina basla....

    Kanada'dan Sevgiler ve saygilar....

    YanıtlaSil