3 Eylül 2012 Pazartesi

Eylül'de Yalıkavak


Eskiden, yani henüz Bodrum'a yerleşmemiş, buralara sadece yazın gelirken Bodrum'lular bana “Bodrum'un tadı eylül ayında çıkar. Bir de ardından gelen sarıyazı vardır ki of of” derlerdi. O zamanlar İstanbul'da yaşayan ben Bodrum'u hep yazlık olarak görürdüm. Çünkü eylül artık sonbahardır, tatiller biter, işler hızlanır. Eylül kışın habercisidir. Sarıyazı zaten bilmezdim ama İstanbul'un pastırma yazı gibi olduğunu tahmin ederdim.

Annem eylül ayını Akyarlar'daki evinde geçirmeye, dönüşlerini ekim ayına sarkıtmaya başladığında, annemi alıp İstanbul'a dönmek bahanesiyle ben de eylülde Akyarlar'a gelir oldum. O zaman da burada eylülün ne anlama geldiğini anladım. Akyarlar Bodrum'a uzak köylerden biridir. Yan yana Meteoroloji, Akçabük, Akyarlar ve Karaincir olmak üzere dört harika koyu vardır. Bence yarımadanın en iyi denizi bu koylarda. Koylar küçük olduğundan özellikle ağustos ayında tatilciler yayılacak kumsal bulamıyorlar ve insanlar alt alta, üst üste oluyor. Eylül bu kalabalığın dağıldığı, koyda makul sayıda insanın kaldığı bir dönem. İşte o zaman da denizin ve hayatın tadına varıyorsunuz.

Eylül ile birlikte balık avı yasağı da bitiyor. Yalıkavak'ta deniz açılmayı bekleyen gırgırlar
Eylül'de Akyarlar'ın sakin hali
Sonraları yarı zamanlı Yalıkavak günlerim başlayınca eylül ayının ne kadar farklı olduğunu, daha uzun kalarak bizzat yaşadım. Üstelik eylülde İstanbul’a dönüşlerim eskisi kadar üzmez, zor gelmez oldu çünkü biliyordum ki bir ay sonra yine geleceğim. Ama asıl eylül ayının ve sonrasındaki sonbaharın ve sarıyazın tadına varmam, Bodrum’a tam anlamıyla yerleştikten sonra oldu. Şimdi yine eylül başladı, ben henüz Yalıkavak’taki yazlık evdeyim. Havalar her zamanki gibi giderse ekim ayına kadar burada kalırım. 

Her yaz Ağustos ayının sonuna doğru fırtınalı günler oluyor. Bu yıl da bayramın hemen sonrasında geldi, esti, bitti. İşte o fırtına bitince yaz da bitiyor. Sabahların kokusu değişiyor. Güneş sabah erken saatte eskisi gibi kavurmuyor. Geceler daha serin geçiyor. Sabah uyandığımda kendimi üstümü örtmüş buluyorum. Yalıkavak’taki evin yatak odasının dağlara bakmasının bir güzelliği de bu. 

Bizim çarşı da eylül sonuna doğru boşalıyor
Sabah erkenden denize girdiğim yer... su hareket etmiyor
Meyhaneler daha sakin oluyor
Mahallemizin plajı SuuMare de sakinleşiyor

Deniz sabahları neredeyse hareket etmiyor. Sabah erken saatte yüzerken kendi kulaç sesinizden başka ses duymuyorsunuz. Bazen benimle sabah aynı saatte yüzen, arkadaki pansiyonun sahibesi hanımefendiyle sabah hasbıhalini yapıp denize giriyoruz. Hani "eh işte yaz da bitti"... "ömür geçiyor beyfendicim ömür..." tarzı sohbetten söz ediyorum.

Eylül ayının bir diğer önemli farkı, buralarda kalan insan kalitesinde. Yazın ortalıkta gezinen siyah cipler gidiyorlar. Beachlerde puro içerek, etrafında elli metre çapındaki alan içinde bulunan herkesi rahatsız edenler, öğlenleri blushçıları... ha bir de hafta arası kocaları İstanbul’a gittiği için onların bıraktığı dev cipleri kullanamayıp trafiği mahveden botokslu sarışınlar. Bu yaz Yalıkavak'ta Billionaire ve Cipriani açıldığı için çok sık gördüğümüz, bir tabak makarnaya 120 TL veren züppeler de bir anda bomba atılmış gibi yok oldular. İnanılacak gibi değil ama daha üç gün önce cumartesi akşamı ortalıkta bunlar varken bu akşam hiç biri yok. Yalıkavak'ta metre kareye düşen platin sarışını ve şiveli konuşan madalyonlu adam sayısı inanılmaz azaldı. Muhtemelen haftaya hiç biri kalmaz.

Gölgeler uzadı
Daha onbeş gün önce burası tıklım tıkıştı
Eylül ayının ilk pazar günü Xuma Beach


Eylül ayında havayla birlikte hayat da sakinliyor. Kalabalığın gidişiyle sessizlik çöküyor. Yollar rahatlıyor. Akşam daha erken batan güneşi görmek isteyenler sahillerdeki kahveleri, balıkçıları dolduruyor. 

İki haftaya kadar okullar açılacak. O zaman hala burada kalan az sayıda, çocuğu okul çağında olan aileler de gidecek. Sabah ben yürüyüşe çıktığım saatte çocuklar da okula gitmeye başlıyorlar. O miniklerin bisikletleriyle okula gitmelerini seyretmeye bayılıyorum. Hele iki kardeş var ki onları bu sene de görmeyi umuyorum. Abisi kız kardeşini bisikletin arkasına atıyor, sahilde yanımdan şarkı söyleyerek, gülerek geçiyorlar. 

Eylülde burada kalanlar genellikle emekliler. Emekliler kısıtlı bütçeleriyle daha uygun fiyatı olan belediyenin sahildeki kafeteryasını tercih ediyorlar. Bu kafeteryayı çok severim. Çalışanları buralıdır, düzgün insanlardır. Yazın ortalığın harala gürelesinden sonra biz bize kaldığımız eylül sabahları ve ikindilerinde ben de gitmeye başlıyorum. Güneşe sere serpe yatan, kimseye bir zararı olmayan dört beş köpeğiyle huzurlu bir yerdir. Yazın köpeklere tekme atan, hoşt moşt diyen tipler eksik olmuyor. Şehir insanın kedi köpekle pek arası yoktur. onlara yabancıdır, ama biz burada yaşayanlar köpeklerle iyi anlaşırız. Hele Yalıkavak tam köpek cenneti. Şimdi şöyle aklımdan geçiriyorum da; bir çırpıda onyedi onsekiz köpeği sayabildim. Hangisi nerede durur biliyorum. İşte tadı bu aylarda çıkan belediye kafeteryasının tostu ve çayı çok güzeldir ki benim bazen kahvaltımı oluştururlar. İsteyen bira da içebilir. Burası Bodrum, burada insanların kafası aydınlık, belediye mekanlarında alkol satılır. Beyoğlu'nun artist başkanı buralara gelse sokaktaki masalarda içki içildiğini görse deli olur. Hamdolsun (!) karanlıklar henüz buralara gelemedi. Neyse, buralarda emekliliklerini geçirenler gerçekten şanslı. Hayatları boyunca çalışmış, didinmiş insanların buralarda gün batımlarını izlerken neler düşündükleri hep merak ederim. Henüz fiilen emekli olmadım ama burada yaşadıkça ne düşündüklerini artık tahmin edebiliyorum. 

Belediyenin sahildeki kafeteryası

Belediye kafeteryasında hakiki adaçayı içerken. Yani sallama değil demek istiyorum... Burası Bodrum
Çarşı da sakin
Saat sekize doğru güneş batıyor
Sait gibi, Çardaklı veya Deniz Kızı gibi sevdiğim ama ağustos kalabalığında gitmediğim mekanlara artık gitmeye başlayabilirim. Yazın insan üstü çaba sarfederek hizmet eden elemanlar bir oh demişlerdir. Yazın kalabalığında ister istemez aksamalar yaşanıyor. Herşey bir yana o sıcakta dip dibe yemek yemenin bir tadı yok. O yüzden özellikle ağustos benim Bodrum dışına -daha doğrusu Yalıkavak dışına- daha sık gittiğim dönem. Datça, Faralya gibi yerlerde -ne kadar dolarsa dolsun- bırakın Bodrum kalabalığını, Yalıkavak kalabalığı bile olmuyor.

Deniz Kızı'nda eylül ayının ilk hafta sonunu, ilk gün batımını yaşayalım dedik. Masayı da denizin dibine kurduk

Annem karşımda...
... kardeşim yanımda olunca... 
... keyiften dört köşe oldum tabii

Yalıkavak'ta sabah yürüyüşlerinde karşılaşanlar birbirlerini tanısın tanımasın günaydın der. Bu çok güzel bir adet. Bu sabah eylül ayının ilk iş günüydü. Sabah yürüyüşündeki insan sayısı dörtte bire inmişti. Epey giden olduğunu buradan da anlayabiliyorsunuz. Bu mevsimde sabah yürüyüşlerinin hazzı başka. Bir kere dediğim gibi o boğucu sıcak yok. Güneş ısıtıyor ama nazikçe. Deniz kıpırdamıyor, ara sıra sahile küçük dalgacıklar gönderiyor. Onların şırıltısıyla yürüyüş yapıyorsunuz, düşünsenize... Böyle erken sabahlarda sahile oturmuş buralı yaşlı kadınları görüyorum. Tek başlarına denizi seyrediyorlar. Birini mi ya da bir şeyi mi bekliyorlar bilmem. Ama o anda kafalarının içinin meşgul olduğunu sanıyorum. Bazen ayak sesime dönüp bakıyorlar, selamlaşıyoruz.

Kabus gibi kalabalıklar bitti mekanlar daha sessiz


Limon'da gün batımları eylülde başka oluyor


Eylül ayında akşamlar gittikçe daha erken çökmeye başlıyor. Şu sıralar saat 19:50 civarında batan güneş ay sonuna doğru bir saat kadar daha erken batacak. Akşam erken çökmeye başlayınca benim de Bodrum'daki eve geçme zamanım geliyor demektir. Çünkü ekim ayını ve sonuna doğru başlayan sarıyazı Bodrum'da yaşamanın tadı Yalıkavak'ta yok. Ekim Bodrum'un en ama en iyi ayı. Barlar sokağının boğucu kalabalığından eser kalmamış, gürültücü barların neredeyse tamamı kapanmış oluyor. Marinadan Halikarnas'a kadar olan yolu gidip gelmek, dönüşte Mahmut Kaptan'a, Berk'e, Gemibaşı'na, Deniz Feneri'ne veya Aykut'un Dükkan'a uğrayıp iki kadeh atmak... Sonrasında Zazu'ya geçip son kadehi orada dostlarla içmek. Bodrum'da sarıyaz ve kış hazırlığı böyle böyle başlıyor. Bunları da ekim ayında Bodrum'dan yazayım.

Masa sizi bekler
Bu yazıyı okuyorsanız Bodrum'a düşkünlüğünüz var demektir. Eğer eylül ve ekim ayında buraları görmediyseniz daha Bodrum'u tam bilmiyorsunuz demek ki. Biliyorsunuz bu aylarda artık uçak fiyatları düşüyor. Yazın 300 TL olan bilet fiyatı 40 TL'lere iniyor. Kendinize bir iyilik yapın; bir haftasonunu buraya ayırın. O aylarda ortalık sakin bakarsınız bir meyhanede, kahvede, yolda yürürken karşılaşırız. Bana ne düşündüğünüzü söylersiniz. Karışalamadık mı; o zaman da mail ile gönderirsiniz.

Eylül veya sarıyazda görüşmek üzere...




1 yorum:

  1. Bu seneye kadar Bodrum'a hep tatil için Temmuz, Ağustos aylarında geldim. Benim için Bodrum'un diğer tatil yerlerinden hiç bir farkı yoktu. Bu fikrim geçtiğimiz Nisan ayında iş için 1 haftalığına Bodrum'a geldiğimde tamamen değişti. İşim gereği koyların tamamını gezdim ve gerçek Bodrum'un nasıl olduğunu ilk o zaman gördüm. Rüya gibi bir hafta geçirdim. Kafamdaki bütün kalıplar yıkıldı. İstanbul'da çalışırken tek amacım akşam olması, bir an önce günün geçmesi ve hafta sonuna kavuşmak. Bu şekilde hayatım geçsin istemiyorum o yüzden Bodrum'da şube açmaya karar verdim. Şanslıyım çünkü yaptığım iş buna çok uygun. Bütün bunları araştırırken sizin bloğunuzu buldum ve bayıldım. Sürekli tekrar tekrar yazdıklarınızı okuyorum ve zorla herkese okutuyorum:) Şuan ev arayışındayım. Merkezdeki eviniz çok güzel, tam hayalimdeki ev. Olur da bu tarz bir evin olduğunu duyarsanız bana haber verir misiniz:)

    YanıtlaSil