4 Ekim 2012 Perşembe

Bodrum'a asıl eylül, ekim aylarında gelmeli


Eğer okula gitmesi gereken çocuğunuz yoksa veya yıllık iznini belli bir zamanda kullanmak zorunda olan ücretli bir çalışan değilseniz, Bodrum’a temmuz, ağustos aylarında gelmenizi önermem. Buyük şehirlerde yaşayanların, kendilerini yaz ortasındaki boğucu sıcaklarda sahil kasabalarına atmaları çok anlaşılır bir şey. Ama işte o aylar da buraların en kötü zamanı. Kalabalık, curcuna bir yandan, sıcak bir yandan. Fiyatların arttığı ama servis kalitesinin düştüğü, insanların restoran kapılarında kuyruk oluşturduğu yüksek sezonda memnun olarak dönmek pek mümkün değil. Ben buralara gelmek için en iyi zamanın okullar açıldıktan sonraki dönem olduğunu bilirdim. Yaşayınca iyice emin oldum. Ağustos ayı ile eylül ayının ikinci yarısı arasındaki fark inanılmaz. Başka diyarlardan söz ettiğimi düşünebilirsiniz. Ağustos ayındaki tüm olumsuzluklar eylül ile birlikte yok olmaya başlıyor. Ortalık sakinleşiyor. Çocuklu aileler şehirlerine dönüyor. Havanın boğucu sıcağı bitiyor. Özellikle Yalıkavak’ın yazın çalkantılı denizi çarşaf gibi oluyor. Sabah yürüyüşlerinde boncuk boncuk terlemeler bitiyor. Yürüyüş yapanların sayısı azalıyor ve karşılaştığında birbirine günaydın diyenler kalıyor. Akşamları balıkçılarda, meyhanelerde boş masalar bulunuyor, insanlar alt alta üst üste yemiyor. 

Güneşi yolcu ettiğimiz akşamlardan 
Sonra deniz de sakinleşiyor
Bodrum'a giden yolun şu hali, yazın buraları bilenlere her şeyi açıklıyor olmalı

Yalıkavak'ın İngiliz müdavimleri ağzının tadını biliyor ve eylül ekim aylarında yoğunlaşıyorlar

Bizim Yalıkavak belediye kafeteryasında yaz akşamlarında masa bulmak mümkün değildir. Şimdi hafif bir kazak giyip tadını çıkarabilirsiniz
Geçen sabah kafeteryada kahvaltı ettim. Tostu ve sigara böreği harikadır, personel çok düzgün insanlardır. Bu aylarda ağırlıklı olarak emekliler kalıyor.
Denizin tadını çıkaran iki kişiyi görebiliyor musunuz?
Küdür bölgesinde öğleden sonra... bir şanslı da burada var
Mazı
Yalıkavak'ta malihanesi olan Kuveyt Emiri'nin oğlunun yatı da geçen gün düdük çalıp Yalıkavak'ı selamlayıp buradan ayrıldı
Gün batımında balıktan dönen Yalıkavak sakini
Eylül tatilcileri yüksek sezondaki tatilcilere oranla daha kaliteli oluyor. Daha doğrusu yüksek sezonda o kadar çeşit insan geliyor ki, düzgün insanlar arada kaynıyor. Ama eylül ile birlikte beach beach gezenler dönmüş oluyor. Tatili öğleye kadar uyuyup, öğleden sonra beach partilerinde votka içmek, sonra gece rakıyla devam edip finali gece kulüplerinde bayılana kadar yine votka falan içmek olarak algılayanlar da yok oluyor. Bilmem kaç tonluk siyah cipini direksiyonun arasından bakarak kullanan kısa boylu, şişman ve tayt giymiş, platin saçlı, yüzü kadar güneş gözlüğü takan kadınları görmüyorsunuz. Yanına boya küpüne düşmüş en az iki kadını –tercihan üç olmalı-  almış, arabasını mekanın önüne getirip, trafiği kilitlediğini umursamadan bütün kapıları açık bırakarak, elinde puroyla içeri dalan görgüsüzler de gitmiş oluyor. Gece insafsızca gürültü yapıp çevreyi rahatsız eden Bilyoner, Halikarnas, Katamaran benzeri yerler kapanıyor. Biraz önce anlattığım, genellikle bu tür mekanların müdavimi tipler ortadan kaybolunca, buraların gerçekten tadını çıkarmayı bilenler geliyor. Sahilde boşalan şezlonglarda rahat rahat uzanıp kitabını okuyanları, sakin akşamlarda yemeklerini yiyip, rakısını şarabını içenleri görüyoruz. Neredeyse hareket etmeyen Ege’nin kadife sularında kimselere çarpmadan, çocuk bağrışmaları olmadan dilediğince yüzenler Bodrum’u içlerinde hissediyor olmalılar. Ben kendi adıma yazın bittiği sonbaharın ve ardından sarıyazın başladığı şu dönemi burada yaşayabildiğim için kendimi çok iyi hissediyorum. Çünkü gerçekten buralar bu aylarda çok daha güzel. Her sabah uyanıp balkona çıktığımda, içime çektiğim iyot kokusuyla bir defa daha buralara vuruluyorum, burada yaşayabildiğim için şükrediyorum. Geceleri tek tük kalmış cırcır böceklerini dinlemenin tadı bambaşka. Yazın dım tıs sesini tercih edenler için söyleyecek lafım yok tabii.

Güneş battıktan sonra balkonumdan gördüğüm, erguvanlaşmaya başlayan gökyüzü
Yoğun çalıştığım bir günün sonunda sahilde deniz şırıltısını dinleyerek yürümüştüm...

"Hadi vakit tamam" zamanı...
Bu sabah yürüyüşe giderken çektiğim bir kare. Dönüşümde kendimi suya basıp laptopun başına öyle geçtim
Yazın çırpıntılı Yalıkavak koyunun ekim ayındaki hali

Mazı'nın eylül hali
Mazı'da o gün nüfus muhtemelen elli kişiyi geçmezdi
Yalıkavak'ın bakımlı, çiçek kokulu parkı bu aylarda başka kokuyor
On onbeş gün içinde muhtemelen iki üç gün sürecek yağmur ve fırtına olacak. Buna "göç kaçıran" diyoruz. Tamam artık buralara kış geliyor diye panikleyenler alel acele şehirlerine dönecekler. Ve sonra sarıyaz başlayacak, gidenlerin akılları burada kalacak. Ama zaten her ne zaman olursa olsun Bodrum’a bir gelen “geldiği gibi dönmeyecek”... Bakın bu blogun tepesinde yazıyor, Halikarnas Balıkçısı ne demiş?

4 yorum:

  1. Ne işim var şu koca İstanbul'da diye içimden geçirdim, dün, yine... Çocukluğumdan beri Bodrum'u yazın bilirdim. Sonra, yazları sıkıcı olmaya başladı. Zaten işten güçten tatile zaman kalmadı. Ailemi yolladım oralara, sıra bana da gelecek. Gerçi geçen yazınızdan sonra korktum. Aşçıyım ben, restoran açma hayallerindeyim! ama Bodrum'da.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili E.E,

      Bende aşçıyım 2 sene önce attık kendimizi buraya ailecek Bodrumun tadını çıkarıyoruz. Bodrum her türlü güzelliği ve hali bakirliği ile bir çok yeniliğide bakir ve aç.
      Yolunuz bu zamanlarda düşerse bekleriz.
      alironay@gamil.com adresinden bana ulasabilirsiniz.
      sevgiler

      Sil
  2. ne kadar şanslıyız...

    YanıtlaSil
  3. Bu da müthiş bir yazıydı, kaçırmışım,... Elinize sağlık ....

    YanıtlaSil