22 Ekim 2012 Pazartesi

Cumartesi, pazar günü için Bodrum'dan Datça'ya...


Biliyorsunuz Bodrum’dan sonra en severek gittiğim yer Datça oldu sayılır. Her yıl en az altı yedi kere gidiyorum. Bodrum konumu itibariyle Ege’nin en güzel yerlerine birkaç saatlik mesafede. Bunun kıymetini bilenlerdenim, bu avantajı mümkün olduğunca değerlendirmeye çalışıyorum. Bu yıl şu ana kadar onbeş günümü Bodrum ve Yalıkavak dışında, Ege’nin farklı yerlerinde geçirdim. Yıl sonuna kadar fırsat bulabilirsem daha da giderim. Her gidişimin en fazla iki gece olduğunu düşünürsek aşağı yukarı yedi sekiz kere Bodrum’un dışına çıkmışım demektir.

Datça’ya karşı farklı bir sevgim var. Yalınlığı, sakinliği, kültürü, denizi, bükleri ve bademiyle bu sevgiyi fazlasıyla hakkeden bir yer. Datça uzaktaki, sevdiğim akraba gibi. Yazın Yalıkavak’tan Bodrum’a inerken değirmenlerin olduğu tepeyi aşıp Ortakent’e doğru bakarken karşıda Kos’u ve Datça’yı gördüğümde aklıma hemen ilk fırsatta Datça’ya gitmek fikri gelir. Bu yaz yeterince gitmediğimi düşünüyorum. Ama şu da var ki, temmuz ve ağustos ayında Datça da pek hoş değil. Hayıtbükü Çin plajına dönüyor. Palamutbükü keza öyle. Hayıt kadar sıkışık olmadığından Palamut’ta kalabalık dağılıyor ama oraların mayıs, eylül, ekim halini bilince yine çok kalabalık geliyor.

Bodrum Datça arası feribotla iki saat. ama Sunny Express isimli olanına denk gelirseniz bir buçuk saatte gidersiniz. Biz şanslıydık
Bodrum çıkışında limanı on dakika tıkayan acemi kaptanın kullandığı yat

Körmen limanı... Datça'ya varış yeri
Datça’ya gidilir, Datça’dan geçilmez. Yani yol üstü değildir. Ben hep çıkmaz sokağa benzetirim. Kıvrıla kıvrıla gidersiniz gidersiniz ve yol biter. Knidos’a varırsınız. Ötesi yoktur. Orası Datça yarımadasının son noktasıdır. Oradan geri dönmeniz gerekir. Sağınıza bakarsınız Ege’yi, solunuza bakar Akdeniz’i görür bu iki deniz kıyısında kurulmuş kadim uygarlıkları düşünür dalarsınız. Knidos’tan etkilenmeyen bir daha güneye inmesin bence. İstinye Park’ta alış verişe çıksın.

Datça hem yakındır hem uzaktır. İstanbul’dan Bodrum’a bir saatlik uçuşla gelirsiniz. Bodrum’dan bakınca Datça’yı görürsünüz ama orası Gökova’nın tam karşısıdır ve eğer otomobille gidecekseniz Gökova’nın iki sahilini de geçmek zorundasınız. O yüzden Bodrum’dan feribot kurtarıcıdır. Gerçi o da iki saatlik bir yoldur. Yani istanbul’dan Datça, hiç beklemediğinizi, ondan inip hemen diğerine bindiğinizi düşünseniz bile, bir saat uçak, kırkbeş dakika havalimanından Bodrum, oradan iki saat feribot, oradan onbeş dakika Datça merkezi... Ne etti? Dört saat. Dalaman yoluyla giderseniz de aynı hesaba gelir. Dalaman’dan sonra üç saat otomobil kullanmanız gerekir. Aslına bakarsanız İstanbul’dan Kars’a daha çabuk gidersiniz. Bu yüzdendir ki Datça hep sakindir. Yalnızlığından olsa gerek biraz içine kapanıktır. Bu melankolik halini çok severim işte. Bozulmamış, insana insan olduğu için değer verenlerin yeridir. Cipine, kotrana bakarak sana daha fazla değer verilmez. Bu anlamda Bodrum gibi değildir.






Bu sabah Datça’nın içindeki adı Melissa olan küçük kahvede kahvaltı ederken bunları düşünüyordum. O anda tümü emekli, tertemiz giyimli Ankara’lı olduklarını konuşmalarından anladığım oraya yerleşmiş insanlarla beraber Datça’nın yerli halkından kimseler de vardı. İçlerinden biri hayli yaşlı bir kaptandı. Kahvenin sahibine o an esmekte olan sert poyrazı arkasına alarak, nasıl Datça’dan taa Kaş’a, Demre’ye kadar gidileceğinin püf noktalarını söylüyordu. O arada bir hava koridoru varmış, işte onu yakaladınmı he heeeyyt diye anlatıyordu.

Benim için Datça demek Palamutbükü’nün inanılmaz türkuvaz denizine girmek, Hayıtbükü’nde Ortam’da öğlen kalamarlı ve ahtapotlu börek yemek, akşam da illa ki Fevzi’de binbir çeşit ot ve deniz mahsülüne dalıp rakı içmektir. İşte hazır yazdan yeni çıkmışken, Ağustos ayından beri Datça’ya gitmediğimi düşünüp Cumartesi sabahı kendimizi feribota attık. Körmen’e yanaşır yanaşmaz doğru Palamutbükü’ne gittik ki bizden başka taş çatlasa on kişi var. Sonra biraz daha gelenler olduysa da denize girerken, gözümün gördüğü alanda altı yedi kişiydik. Yazın denizde aynı anda yüzlerce insanı gördüğünü düşünürsen az şey midir bu keyif?

Bomboş Palamutbükü sahili



Mavi Beyaz otelinden
Mavi Beyaz'ın sahili

Mavi Beyaz'da sadece iki arabaydık. Bayramda gelenler olur




Sezonun son Palamutbükü ziyareti anısına
Her zamanki gibi denize girmek, öğlen yemeğini yemek için Mavi Beyaz’da geçirdik zamanımızı. Orada da müşteri olarak beş kişiydik. Hep söylediğim gibi Palamutbükü’nde Mavi Beyaz hariç hiç bir yerde kalınmaz. Burası da pahalıdır ama eder. Ben zaten artık Palamutbükü’nde kalmıyor, akşam Datça merkeze dönüyor orada kalıyorum. Bu yıl bir kez, arkadaşım Haluk gelince bir gece Palamutbükü’nde başka bir tesiste kalmıştık. Hayatımın en kötü balığını da orada yemiştim. Palamut böyle garip bir yerdir. Doğanın cömertliğini dengelemek için olmalı, hizmet aldığınız yerler fenadır. Hiç kimseye Mavi Beyaz dışında bir yerde kalmayı önermem. Pis değildirler ama çok özensizdirler. Daha doğrusu işi hiç bilmezler. Yani niyetleri kötü değil ama ellerinden gelen budur ve kimse de şikayet etmediği için bu standartla işi götürürler. Salaş olmakla özensiz olmayı birbirine karıştırmamak lazım. Eh alan memnun satan memnunsa söylecek laf yok. O yüzden bir barem daha iyi olmak için hiç çabalamazlar. Adaaam sen de durumu.

Sonbahar güneşi puslu havada bu kadar olur
Palamutbükü'ne giden üst yoldan Mesudiye'ye bakış
Burnun solu Hayıtbükü sağı Ovabük

Yeni bakım yapılan Palamutbükü Mesudiye arasındaki sahil yolu
Bu Anadol Ovabük'te böyle durur
Ovabük'e bakış
Cumartesi öğleden sonra Datça merkezine döndük ve akşam tabii Fevzi’ye gittik. Fevzi yine döktürdü. Baştan dedik ki bize girişteki ot çeşitlerini abartma ki diğerlerine yerimiz kalsın. Çünkü onbeş çeşitten fazla Ege otlarından hazırladığı meze vardır. Geçen hafta arayıp geleceğimizi bildirmiştim. Size bu akşam için bir sürpriz yemeğim var dedi. Gecenin sonunda narlı palamut geldi. Fevzi de birlikte hem sohbet edip hem eşlik ettiği masamıza gelen palamutu çok beğenmedi. İkinci denemesinde daha iyi olacağına eminim. Geçtiğiliz şubat ayında da enginarlı lagos sürprizi yapmıştı, parmaklarımı yemiştim.

Gece Datça merkezi
Bu sabah pırıl pırıl havada karışıda Simi adası
Hilalın görüldüğü saatlerde Datça
İki yıldır terkedilmiş durumda, sahildeki öğretmen evi
Şu çirkin yapılardan Datça korunabilseydi diyeceğim ama neresi korundu ki?


Datça’nın şubat ayı çok önemlidir. Çünkü o ayın ilk haftası biterken bademler çiçek açar. Datça yarımadası gelin gibi beyaza bürünür ve o manzara karşısında insanın nefesi kesilir. Geçtiğimiz şubat ayında ben bir hafta erken gittiğim için o anını tam yakalayamadım. Bu yıl hedefim yakalamak. Hatta öyle birşey yapalım ki, İstanbul’dan tanıdıklara haber verelim, Bodrum bağlantılı bir gezi düzenleyelim istiyorum. Mesela bir gece Bodrum’da Mahmut Kaptan’da yemek yiyip o gece Bodrum merkezinde kalıp, ertesi gün Datça’ya feribotla geçip öğlen bademlerin altında yemek yemece. Akşam Fevzi’de damak çatlatmaca. Gece kalıp ertesi gün Knidos’a gidip akşam bu sefer belki Dalaman’dan dönmece. Fikir kulağa hoş geliyor. Bu iş için turizmci arkadaşlarımı arayıp bilgi alayım istiyorum.

Fevzi kurbanı erken kesmiş...
Masaya ilk gelen, her biri erik büyüklüğünde zeytin. Tek bir taneyle bir kadeh içilir
Muhteşem balık çorbası. İnanışıma göre önden bunu içince o akşam en azından 35 cc rakı içilebiliyor
Sarıot mezesi
Tabağın solu kapanoz (kapanaki ya da kopanisti) peyniri,  sağı sarmısaklı tulum
Acılı badem ezme
Papatya ve şevketi bostan
Çintar
Ançuez
Asma yaprağına sarılı sardalya ile sağda kabak çiçeğine sarılı midye
Dolmalık biber turşusu ile yer elması turşusu
ve narlı palamut
Ben fotoğrafı çekene kadar yenilmiş olan kaymaklı enginar tatlısı
Dün akşam Fevzi’de yukarıda gördüğünüz harika yemekleri, mezeleri yedikten ve bir okka rakı içtikten sonra bu sabah sahildeki kahvede kahvaltı edip Hayıtbükü’na yollandık. Hayıtbükü’nü ilk gördüğümde aklıma gençliğimin Assos’u gelmişti. Aynı sakinlik, aynı dar bir alana sıkışmış pansiyonlar, moteller, kahveler, balıkçılar o yıllarımı hatırlattı. Hayıtbükü yazın kalabalığında çok gürültülü oluyor. Çünkü dediğim gibi dar bir sahil şeridi var. Hele çocuk gürültüsü hiç çekilmiyor. Ama mayıs, haziran ve eylül ekim aylarındaki hali anlatılacak bir güzellik değil. Huzur ve sessizlikten içinizin arındığını hissediyorsunuz. Hayıt’ta Ortam’a giderim başka yeri de tanımam. Sahipleri çok sıcak insanlardır. Personel de öyle. Kaç senedir değişmeyen bir iki eleman var. Bu öğlen de oradan denize girdik ve gözümde tüten böreklerini yeniden tattık. Ortam’ın ortamı da yemekleri de çok iyidir. Hele bu mevsimde... offf of diyeyim siz anlayın.

Hayıtbükü
Ortam pansiyon ve restoranı
Hayıtbükü'nden Kızılbük'e bakarken
Mesudiye tepelerinden Hayıtbükü'ne inerken
Ortam'ın kalamarlı, ahtapotlu ve kıymalı/bademli börekleri
Sarmısaklı balkabağı kızartması ile çağla turşusu




İşte bu iki günlük kısa Datça turu böyleydi. Sakin. Huzurlu. Lezzetli. Türkuvaz denizli. Bol sohbetli... Daha ne olsun? Şimdiden mayıs ayı için böyle bir kısa gezi ayarlayın bence. Ya da ben aklımdakini yapacak zamanı bulursam bakarsınız şubat ayında, kış güneşi enseden ısıtırken, pırıl pırıl havada Datça’da buluşuruz. Belli mi olur?

Buralarda hayat zor diyorum inanmıyorsunuz. İşte Hayıtbükü'nde mücadele veren biri


Ne yapın yapın kendinize zaman ayırın...




5 yorum:

  1. ooo sahane..
    subati kacirmayi hic istemem, ne olur haber verin:)))

    YanıtlaSil
  2. Siz Tanıtım yapmada ustasınız.. Bu tür yazıları okurum zaman zaman ama sizin kadar doğal olanına rastlamadım sanki oralarda imişim gibi.. fotoğraflar da bir o kadar usta işi olunca yeni yazılar sabırsızlıkla bekleniyor.. Ayrıca .. istiye park önerinize kahkahalarla güldüğümü söylemeden gidemem..
    Sevgilerimle..

    YanıtlaSil
  3. Çok güzel resimlerde,yazılardainsan kendini alamıyor.Tebrikler,başarılarınızın devamını dilerim.

    YanıtlaSil
  4. Bloglar arasıda yeni keşifler yapmak üzere dolanırken,Datça kelimesini görünce hemen tıkladım.Ziyaretinize geldim.Keyifli anlatımınızla ,bir bardak su içer gibi dün kaleme aldığınız yazınızı okudum ve takipçinizim. Güzel paylaşımlarınızın devamını merakla bekliyorum.

    YanıtlaSil
  5. Bende şubatı kaçırmak istemeyenlerden olabilirim değil mi? Yazınızı zevkle okudum. Kaleminize sağlık:)) pardon klavyenize sağlık:)))
    Hayırlı bayramlar.

    YanıtlaSil