16 Kasım 2012 Cuma

Bodrum'da başlayan, İstanbul'da süren, Bodrum'da biten bir gün


İlk kez blogda peş peşe iki İstanbul yazısı denk geldi. Bu istediğim birşey değil tabii. Ama iş hayatı bazen gerektiriyor işte. Yoksa sürekli Bodrum, Ege yazmayı isterim.
Geçen hafta iki gece üç günlük iş için gittiğim İstanbul’a bu kez yine bir sunum için gitmem gerekti. Ama randevuyu sabah gidip akşam dönecek şekilde uçak saatine göre ayarlayabilince hızlı bir gün geçirdim. İstanbul’un bir ucunda oturup diğer ucuna gidenler varacakları yere kaç saatte ulaşıyorlar bilmem ama ben Bodrum’dan İstanbul’daki ofisime ikibuçuk saatte varıyorum. Sabah 07:50’de evden çıktım. Beyoğlu’ndaki ofise vardığımda 10:30 olmamıştı. Zaten yolun kilometreye göre harcanan zaman bakımından uzun kısmı İstanbul ayağı. Bodrum’daki evimden havalimanı 25 dakika. Uçak normalde 55 dakika ama dün hava trafiği uygundu 45 dakikada vardık. Kalanı da işte Yeşilköy’den Beyoğlu’na olan mesafe.

Sabah 8:30

İstanbul'a götürecek uçak
Günü birlik İstanbul’a gitmek biraz yorucu olsa da, akşam döneceğimi bilerekten uçağa binmek keyfimi kaçırmıyor. Bu sefer de 8 saat kaldım ve döndüm.
Dünkü rotam şöyleydi; Bodrum merkezi – Güllük (Havalimanı bölgesi) – Yeşilköy – Tünel – Maslak – Eyüp – Yeşilköy – Güllük – Bodrum merkez. Sabah ofiste çalıştıktan sonra hızlı bir öğle yemeği (her İstanbul öğle yemeklerinde olduğu gibi) yiyip toplantıya gidildi. Saat 16:30’a doğru işim bitti ve ver elini havalimanı.
İstanbul’dan sıkıldığım ve Bodrum’da yaşamayı ezelden beri çok istediğim için işlerimi, hayatımı, düzenimi değiştirip -veya farklı kulvara geçip diyeyim- Bodrum’a taşındıktan sonra buranın sakinliği, huzuru insanı değiştiriyor. İstanbul’daki aceleciliğim zaman içinde azaldı mesela. Ciddi biçimde rahatlama hissi kapladı içimi. Git gide gürültüye, pisliğe ve kalabalığa daha zor katlanır oldum. O yüzdendir ki İstanbul’da geçirdiğim süreler, ilk zamanlara göre daha fazla yormaya başladı.

Sabah Tünel'de ofise doğru yürürken gözüm yine Narmanlı Han'a takıldı. Öğrenciliğimden beri çok girip çıktığım bir yer. Öyle bakımsız, kimsesiz kalmış. Bir gün AVM olabilir
Ofiste Emre Senan'ın oyuncaklarından. Sıkılınca oynamamıza izin veriyor
Toplantıya gittiğim ajanstan manzara. Son dört yıldır Bodrum'da gördüğüm en yüksek bina üç katlı
İstanbul'da güneş güzel batıyordu. Her ne kadar tellerin ardından, arabaların arasından görsem de...
İçinde yaşayanlar çevrelerinde olanları uzaktan bakan kadar fark edemiyor. İstanbul’un her geçen gün bir Pakistan şehrine benzemesinden korkuyorum. Ama gidişat öyle. Geçen yazıda söz ettim, Demirören gibi bir ucubeyi ben İstanbul’da yaşarken yapsalardı çok sinirlenirdim. Keza Taksim projesi. Şimdi yine kızıyorum ama sonra “İstanbul’a bu adamları seçenler düşünsün” deyiveriyorum. Artık çok ilgimi çekmiyor. Bodrum’da olacaklarla İstanbul’a olanlardan çok daha fazla ilgiliyim.
Ankara’ya, İzmir’e İstanbul kadar sık gitmiyorum. Oraları İstanbul kadar bilmem. Tabii ki doğup 48 yıl yaşadığım şehri iyi biliyorum. Ama dedim ya içindeyken fark etmiyorsunuz. İstanbul’da yolda neredeyse kimse gülmüyor. Bunu Bodrum’da yolda yürüyenlerin neşeli oluşlarını gördükten sonra çok daha fazla fark ettim. Korna çalan, sinirlenip bağıran şoför burada yok denecek kadar az. Başka bir deyişle Bodrum’daki pozitif enerjiyi İstanbul’da göremiyorum. Bu konuda söylenecek çok şey var. İstanbul düşmanı değilim tabii ki. Ama çok sıkıldım, kaçtım. Bir ara bu konuda aklımdakileri yazarım.

Saat 19:00
Mahmut Kaptan'da ilk kadeh ve ahtapot salatası 
Kaptan'ın meze dolabından
İkinci kadeh ve ızgara kıymalı börek
Kaptan şarkıya eşlik ederken... bir araya gelince böyle gülüyoruz ve hep Bodrum'da böyle gülmeye devam edelim
Mahmut Kaptan'da güzel şarkılar dinledik
Ve kaptandan sonra yeni açılan caz bara geçtik. Deep Blue'da Neşet Rucan çalıyordu.
Bizim sevgili Ebru'muz da iki şarkıda eşlik etti.
İstanbul’da işim bittikten sonra havalimanına biraz zor yetiştim. Malum İstanbul trafiği. Havalimanını görüyorsunuz ama ulaşamıyorsunuz. Bu çok sıkıcı ve geren bir durum. Neyse, alana girdiğimde uçağa çağıran ilk anonsu duydum. Sonrası sakin, rahat ve yine 45 dakika süren bir yolculuk. Bodrum’a varmanın hazzıyla doğru eve gidip, üstümdekileri çıkarıp İstanbul’un tozunu çamaşır makinasına atıp buradaki hayatımda giydiklerimle, geçen hafta yaptığım gibi Mahmut Kaptan’a koşturdum. O peynir ve zeytinle alınan ilk yudum damarlarımda dolaşırken yorgunluğum çıkmaya başladı. Ait olduğumu hissettiğim ve mutlu olduğum yere dönmek iyi geldi.


1 yorum:

  1. istanbul resmen bunaltıyor artık o binalarla mahfettiler şehri. 200 yıllarında cumayı iple çeker sırt çantamı aldığım gibi iş çıkışı 2 saatlik yolculukla istanbula gelir hafta sonu gezer gezer pazar gece dönerdim. Şimdi mecburiyetler harici gitmiyorum bile en son 4 ay önce babamı izmire göndermek için otogardan metro ile havaalanı ve dönüş metro otogar ile bulunduğum şehir eskiden olsa oraya buraya gideyim düşünceleri olurdu bir istiklal yapardım en azından artık o istek bile kalmamış
    bitmiş istanbul...........

    YanıtlaSil