30 Nisan 2012 Pazartesi

Kampana çaldı ve Bodrum'da Mahmut Kaptan'ın meyhanesini kapattık


Nisan ayının son Cumartesi günü, her yıl olduğu gibi bu sefer de Mahmut Kaptan’ın sezonu kapadığı gün oldu. Bu bloğu izleyenler biliyor ama izlemeyenler için bilgi vereyim; Mahmut Kaptan Bodrum’da çarşının içinde bir meyhane. Ama çok tipik bir meyhane. Öyle ana yemek filan yok. Küçük tabaklarda birbirinden lezzetli on oniki çeşit soğuk meze bulunur. Sıcak meze olarak da ızgarada yapılan kıymalı sigara böreği, inanılmaz lezzette arnavut ciğeri, köfte, hamsi tava ve kalamar tavayı sayabilirim. Masaya oturduğunuz zaman hemen peynir ve yeşil zeytin söyleyin. Hatta yanına bir küçük tabakta da zeytinyağı isteyin. Izgarada çevrilmiş ekmeği zeytinyağına banın. Bakalım bu lezzette zeytinyağını nerede yediniz. Çok gezerim, çok da yemek yerim. Severim bu işleri. Mahmut Kaptan’daki zeytinyağı tam benim istediğim buruklukta. O kadar övdüm ki, sonunda kaptan, zeytinyağını aldığı yerden 19 litrelik bir teneke yağ getirtti. Bodrum’un Kızılağaç bölgesinde, yani Gökova’ya giden yol üzerinde Yeniköy’ün zeytinlerinden yapılan yağ damak çatlatıyor.
Girişte bu zeytinyağı, zeytin ve peynir üçlüsünden sonra sıra favaya geliyor. Ardından iddia ediyorum Bodrum’un en iyisi olan ahtapot salatasını burada yiyoruz. Sonra araya arnavut ciğeri... ve devam ediyoruz. Mahmut Kaptan’da çok yemek yenmez zaten. Çünkü orası karın doyurma yeri değil, adabınla rakı içme yeri.

Mahmut kaptanla beraber
Trionun diğer üyesi Ahmet


Zeytin, peynir ve ahtapot salata... yanında ızgarada çevrilmiş ekmek ve zeytinyağı
Kaptan senenin altı ayı açık altı ayı kapalı. Bunu kime söylesen, kışın iş yapmadığı için açmıyor değil mi diye soruyor. Oysa tam tersi. Kışın açık, yazın kapalı. Bunun iki nedeni var. Birincisi Mahmut Kaptan adı üzerinde mesleği kaptanlık olan bir Bodrum’lu. Eskiden yazın mavi yolculuk kaptanlığı yaparken şimdilerde Farilya’da (Gündoğan) duran bir özel teknenin kaptanlığını yapıyor. Eskisi kadar denizle yoğun ilişkisi olmasa da yazı yine deniz üzerinde, açıkta demirli olan teknede geçiriyor. İkinci nedense, yazın Bodrum’a gelen kitleyi “pürrt püffff” diye nitelemesi. Bunu yaparken ikinci ve üçüncü parmaklarını birleştirip elini aşağıdan yukarıya doğru sallıyor. Yani gelenlerin rakı içme adabı konusunda endişesi var. Şaka bir yana kışın burada biz bizeyiz ve meyhanede herkes birbirine saygılı davranıyor. En gencinden en yaşlısına belli bir saygı çerçevesinde ilişkiler yürüyor, sohbetler ediliyor, rakılar içiliyor.

Bu yazıda kapadığımız sezonda Mahmut Kaptan'da çektiğim kareleri de paylaşmak istedim.







İşte kaptan bir kış sezonunu daha kapattı. Bu da yazın gelmekte olduğunun işareti. Şimdi bizler yazın harala gürelesine kapılacağız. Ben haziran ayı gelince Bodrum’un içindeki kalabalığa, purolu siyah cipli Bebek’teki Lucca’dan fırlamış tiplere ve sıcağa tahammül edemeyip bünyemi korumak için kendimi Yalıkavak’a atacağım. Eylül ayı geldiğinde, hava nispeten erken kararmaya başladığında, okullar açılıp da ortalık sakinlediğinde Bodrum’un içindeki hayatımı özlemiş olacağım. Ekim ayına doğru artık Yalıkavak’ta durmanın anlamı azalacak, Bodrum’a döneceğim ve kaptan dükkanı açsın diye beklemeye başlayacağız. Kasap önündeki kedi misali gidip gelip kolaçan edip kapısında bekleyeceğiz. Meyhanenin açılışı da çok eğlenceli olur. Yazın birbirini görmeyen, işe güce dalmış meyhanenen müdavimi kaptanlar, benim gibi koylara kaçanlar yeniden buluşup kadehlerimizi tokuşturduğumuz için şükrederiz. Bir yazı daha sağlıklı bitirdiğimiz ve bir kışa daha hep birlikte girdiğimiz için...


Bu duvardaki resimler artık hayatta olmayan Bodrum'un renkli simalarının resimleri. Hepsi bir biçimde Mahmut kaptana gelip gitmiş



Bir akşam kaptan o kadar neşelendi ki barın üstüne çıkıp çalan şarkılara dansıyla eşlik etti. 

Bu yazıya eşlik eden fotoğraflar bitirdiğimiz sezonda Mahmut Kaptan’da çektiğimi karelerden. Seneye yenilerini çekmek üzere şimdilik dükkanı kapattık efendim.
Bu arada, eskiden yazın kaptanı hiç görmez, altı ay sonra dükkanında buluşurduk. Bu yaz kaptanla birlikte yapacağım kitap projesi nedeniyle her hafta buluşma kararı aldık. O anlatacak ben yazacağım diyeyim ve kitap ile ilgili daha fazla detay vermiyeyim. Yani haftada bir kaptanla karşılıklı, teknesinde oturup kadeh tokuşturup sohbet etmeyi planlıyoruz.
Yaz sonunda tekrar Mahmut Kaptan ile ilgili yazmak üzere diyelim ve kış sezonunu resmen kapatalım. Dannnnnn ve gongggggg. Bunun ne demek olduğunu ancak Mahmut Kaptan’a gelenler bilir. Bir gün siz de gelirseniz bu çan efektinin anlamını öğreneceksiniz demektir...





Son akşam yemeği (Kapanış günü hatırasına katılanlarla aile fotoğrafı/)
Bu video ile bu yazıyı da kapatalım... Bir akşam yoldan geçenlerin şamataya dahil olup hiç birşey olmamış gibi yollarına devam etmesi tam bir Bodrum dünyası.




24 Nisan 2012 Salı

Bodrum'da bir 23 Nisan daha geçti

Temelli Bodrum'a taşındığımda bir 5 Nisan günüydü. Taşınma telaşı, ustalar, aksilikler, hoşluklar derken oturup kendime gelene kadar Bodrum'a 23 Nisan gelmişti. O yıl da 23 Nisan uygun bir güne denk düşmüş olmalı ki Bodrum'un dolduğunu hatırlıyorum. Aynen bu sefer olduğu gibi. O tatilin son gününün akşamı da çok net aklımda. Yürüyüşten eve doğru dönerken belediyenin olduğu meydanda tekerlekli bavullarını tar tar tar diye çeke çeke garaj yönüne giden insanlar görmüştüm. O an dedim ki kendi kendime; budur işte... tatil bitti ama sen burada kalmaya devam ediyorsun. Bu durumu kutlamak için doğru bir meyhaneye gitmişimdir herhalde. O kısmını hatırlamıyorum.
Bu yıl da 23 Nisan pazartesi gününe denk gelince Bodrum kalabalıklaştı. Cuma akşamı bir anda doldu. Cumartesi akşamı ise neredeyse bir yaz akşamına yakın doluluktaydı. Biz Mahmut Kaptan'ın artık son haftasına giriyor olmanın telaşıyla o cumartesi akşamını da Kaptan'da geçirdik. İstanbul'dan gelen dostlarla o akşam birlikteydik. Sonrasında tabii Zazu'ya gidildi.


Mahmut Kaptan'da Ferit ve Ahmet ile koyu sohbetteyken...
Herkes gitti bir biz kaldık meyhanede. Kaptan dükkanı nasıl kapatacağını düşünürken
Sait'ten...
Sait'te gün batarken hava pusluydu
Gece çökerken

Bodrum'da balıkçılar çarşısında yeni açılan Meyzen'e, hayırlı olsun'a gittim
Meyzen'de masam. Meyzen'i daha sonra yazacağım
Bir önceki cuma akşamı kalabalık basmadan Sait'e gidelim dedik. Sait dönüşlerinde araba kullanmamak için Yalıkavak'ta kalıyorum. Bu sefer de aynısını yaptık ama gece ilerledikçe geceyle birlikte azan lodos evde uyutmadı. Marinadaki tekne direklerine ıslık çaldıran lodos evde de gürültü yapınca sabahın beşbuçuğunda uyumak için Bodrum'daki eve döndük.
Bodrum esnafı 23 Nisan'dan memnun kaldı. Fink, Küba, Helva gibi yerler doldu. 


Marina'da açılan Vespa Cafe
Meyhanelerin tümü tıklım tıklımdı. Marina'da yeni açılan Vespa Cafe ilk haftasını dolu geçirdi.
23 Nisan tatili -bir anlamda- bizim için yaz provası niteliğinde oldu. Botdrum'u çok sevdiği için cebindeki üç kuruşu biriktirip gelen genç kesim ile, teknesine, villasına gelen kesim derhal fark ediliyor. Birincileri yolda, orada burada görüyorsunuz, neşeleri yüzlerinden belli oluyor. İkinciler ise kasım kasım kasıldıklarından yüzleri botoks yapılmış gibi ifadesiz oluyor, mutlu mu değil mi anlaşılmıyor. Vespa Cafe'nin sorumlularından Çisem'e yeni işi hayırlı olsun diye uğradığımızda yan masalardaki konuşmalara ister istemez kulak misafiri olduk. Hangi arabanın fiyatı ne kadar? Kaç km. hıza kaç saniyede ulaşıyor falan konuşuluyordu. Yanlış anlamayın, konuşanlar onbeş yaşındaki çocuklar değil, havalı gözlüklü, marka giysili, purolu tiplerden söz ediyorum. Bir başka masada ise konu finans piyasası ve paraydı. Vespa güzel bir kafe ama bu kitle biraz can sıkıcı. Anlaşılan o ki haziran ayında okullar kapanana kadar Vespa'ya gidebileceğiz. Sonrası sinir bozan Bebek ve Lucca atmosferi olacak.
Yaza doğru bu ilk tatilde Bodrum'a gelenler eğer ilk kez geldilerse muhtemelen akıllarını burada bırakıp gittiler. Öncekiler de böyle yapmış, akıllarını burada bırakıp gitmişlerdi. Ben de bırakmıştım, sonra almaya geldim. Geliş o geliş... Bunu ben demiyorum, bilirsiniz Halikarnas Balıkçısı'nın ünlü sözleridir.


Üç günlük tatilin nasıl geçtiğini en iyi bu resim anlatıyor
Bayramı Berk Balık'ta karşıladık
Şiddetli lodos bayram tatilinin ilk günü hafifledi

Her ilkbaharda damarda akan kanın akış hızı artar derler. Fikirler de öyle hızlanır. Eminim ki birçok evde bu akşam Bodrum'da geçen üç gün konuşulurken Bodrum'a yerleşme fikri tekrar gündeme gelecek. Çünkü yine eminim ki geçen üç akşam boyunca Bodrum meyhanelerinde bir çok masada sohbet dönüp dolaşıp bu konuya gelmiştir. Bodrum'da ılık bir havada, sokakta veya bahçede içilen içkinin de etkisiyle "yeter ya, ne için yaşıyoruz ki" sorusu yine bünyeyi zorlamaya başlamıştır. Üçüncü kadehten sonra genellikle gelme kararı alınır, dördüncü kadehte "yarın ilk iş emlakçıya gidiyoruz" denilir. Sabah olunca iş değişir o ayrı. Yine eminim ki dün akşam veya bu sabah Bodrum'dan şehirlerine, işlerinin başına dönenler bir an olsun dönmemeyi hayal etmişlerdir. Bir an istifa ediyorum lafını sessizce mırıldanmışlardır. Ama kolay değil tabii. Hep söylediğim gibi, borçlar, ev-otomobil kredileri... çocuğun okulu, taksiti derken ömür bitiyor. Bunu fark eden var, edemeyen veya edemeyecek kadar bu döngüye kapılan var. Özgürlük bırakmaktır. Arınmaktır. Sadeleşmektir. Maldan, maddiyattan vazgeçmektir. Mutluluğun Armani giymekte değil de mesela burada denize bakmak olduğunu anlamak için kimin ne kadar zaman harcaması gerekiyor bilmiyorum ama ayılanlar kendilerine bahşedilen hayatı daha anlamlı yaşayacaklar.


Bu cuma günü pazardaki Gümüşlük çilekleri
Datça'dan gelen enginarlar
Dün akşam gelenler döndü. Bodrum sakindi
Bu arada Bodrum'da 23 Nisan şenliklerinin yanında bu yıl beşincisi yapılan uluslararası halk oyunları festivali de vardı. Aşağıdaki videoda çeşitli uluslardan renkarenk çocukların Bodrum'un içinde geçerek meydana gelmelerini görebilirsiniz. Asıl şenlik bu akşam anfitiyatroda.







Bosna Hersek ekibi kendini tanıtan kısa bir gösteri sunarken


Daha sonra Bodrum Dans Festivali var. Hafta sonu Cumhurbaşkanlığı bisiklet turu organizasyonunda ekipler bir gece Bodrum'da kalacak. Her yıl çok renkli görüntüler oluyor. Yine hafta sonu Türk bilmemneleri jetlerinin akrobasi gösterisi varmış. Sabah bir saate yakın tepemizde prova yaptılar. Her gün bu provalar olacaksa yandık. Buranın bu mevsimdeki sessizliğini bozuyorlar. Burası sonuçta küçük bir kasaba. Sabahın dokuzbuçuğunda ses duvarını aşan jetler benim tepemden geçerken beni çok rahatsız etti ama biraz ilerideki hastanede uykuya zorla dalanlar ne düşünmüştür acaba? Ya da sabah ders yapan küçükler. 
Bu hafta sonunda ufukta kısa bir Fethiye-Datça turu gözüküyor. İki ay önce yaptığım turun Antalya ayağı olmadan yapılacak hali. Yine Ege'yi çok özledim. Akbük'ü... Fethiye'yi... Datça'da Palamut'u.













18 Nisan 2012 Çarşamba

Herkesin Bodrum'u kendine göre


Bodrum’da yılları devirmeye başladıkça buraya olan bağlılığım tuhaf şekilde artıyor. Arkadaşlarımın, eşim dostumun arasında buraya yerleşme kararımı geçici bir heves olarak görenlerin olduğunu biliyorum. Geçenlerde biri itiraf etti; ilk kışı geçirince dönersin sandım dedi. Çünkü algı genellikle şöyle: Bodrum’da lay lom bir hayat var. Yazın deniz, güneş, rakı, tekne falan... e bunlar bitince, millet gidince, fırtınalar başlayınca sıkılmalar da başlar.
Bu yazıyı bana yazdıran iki gündür yaşadığımız fırtına. Dün geceye doğru şiddeti hızla artan, sabaha karşı saatte 100 kilometreyi bulan fırtına ve yağmur normal şartlarda insanı depresif yapmalı. Ama işte burada öyle olmuyor. Çünkü burada biliyorsun ki bu fırtına, hır gür yarın bitecek. Güneş yine beyaz badanalı evlerimizi parlatacak, lacivert gökyüzü ile beyaz evler keskin, kontrast bir hat ile ayrılacak. Biliyorsun ki begonviller yavaştan açmaya başlıyor. Bir haftada bahçemdeki begonviller patlayacak. Geçen hafta dört gün için İstanbul’a gidip geldim, bahçemdeki iki kocaman dut ağacındaki değişimi görünce şaşırdım. Sürekli beraber olduğunuz bir canlılın büyümesini fark etmezsiniz ama araya biraz zaman girince ilerleme karşısında şaşakalırsınız. Aynen öyle oldu. Benim dutlar yemyeşil yapraklanmış, dallar görünmez olmuş. Doğanın bu mucizelerini görmek için onun içinde, yanında olmak lazım.
Hep söylediğim gibi, benim buraya sevgim ilk gördüğüm yıl, 70’lerin sonunda üniversite çağında geldiğim bir yaz tatilinde başladı. Artarak sürdü. Grafik eğitimimim tamamladığında acaba Bodrum’da ne iş yaparak nasıl yaparım konusunu düşünmeye başladım. Ama sonra sadece tabelacılık yapabileceğim gerçeği ile karşı karşı kalınca İstanbul’da kaldım ve taa 48 yaşıma kadar gelip yerleşemedim. Bodrum hep hayatımda oldu. Özellikle son onbeş yıldır her yaz birçok kez geldim. İkibinyedi yılında Yalıkavak’ta kiraladığım ev ile burada geçirdiğim gün sayısı arttı. Son üç yıldır da artık hep buradayım, İstanbul’da ofisim var ama artık bir evim yok.


Sadece kışın altı ay açık Mahmut Kaptan'ın meyhanesi. Bu ayın 28'inde kapıyor, ekim'de açar
Hayatımda Bodrum'da yediğim kadar taze karidesi İstanbul'da yemedim
Burada geçirdiğim yıllar içinde dostluklar kurdum. Kimi Mehmet ve Ahmet Kurşuncu kardeşler gibi yıllar önce İstanbul’dan tanıdığım arkadaşlarımla burada yeniden beraber olduk. Ya da kimi yeni arkadaşlar edindim. Bu blog sayesinde epey dostluklar kurdum. Çoğunu sadece isimleriyle tanıyorum. Bazılarıyla yolda karşılaşıyoruz, kendilerini tanıtıyorlar, ayak üstü de olsa sohbet ediyoruz. Kimi blog arkadaşlarımın da buraya yerleşmelerine önayak oldum. Yerleşen arkadaşlarımın hiçbiri bildiğim kadarıyla bana küfretmiyorlar (en azından şimdilik). Bunları niye yazdım? Şunu gördüm ki herkesin Bodrum’u başka. Buraya gelenleri üç kategoriye ayırıyorum. Biri sadece yazın yıllık izinlerini burada geçirenler. İkincisi burada yazlığı olup da yazın üç dört ayını burada geçirenler. Üçüncüsü de benim gibi buraya yerleşenler. Tabii Bodrum’un yerlileri de var, asıl çoğunluk doğal olarak onlar. Ama onlar bu yazı konusunun dışında kalan kitle.



Ortakent'te bir sonbahar akşamı
Yalıkavak'ta bir kış sabahı
Bodrum'a fırtına gelirken

Buraya gelenler üçe ayrılıyor ama Bodrum sevgisini öyle sınıflandıramıyorsunuz. Herkesin Bodrum’u kendine. Bodrum’da yaşayan, buraya sonradan gelip yerleşen, sadece yazları gelen ya da birkaç yılda bir gelenlerin Bodrum sevgisi aynı değil. Bodrum geniş manada bir özlemin simge adı. Kimi yazın kalabalığında gece hayatına akmakta buluyor bu sevgiyi, kimi kalabalıktan uzakta sakin bir köyünde dinlenerek. Kimi sevgisini her yaz 15 gün geldiği devremülkünde mangal yaparak, kimi her yarım saatte ayrı kıyafet giyerek Türkbükü’nde paparazilerin önünden geçerek yaşıyor. Ya da kimi görev icabı tayinle geliyor, sıkılıyor, bitmesini bekliyor... kimi tayininin buraya çıkması için torpil arıyor. Herkesin Bodrum’u farklı.
Benim Bodrum’um da bana özgü. Sevgiyi anlatabilmek için benzetmeler ya da sevgi duyduğunuz şeyin sizdeki izlerinden, yaşattıklarından söz etmek lazım. Daha önce yazdığım bir duygu hala geçerli olduğu için şimdi tekrarlıyorum: Bodrum benim için, uçağın İzmir’den sonra alçalmaya başlamasını takip eden 10 dakika sonunda aşağıda Güllük Körfezi’nin ve sağ tarafta Yalıkavak’ın kadraja girmesiyle birlikte içimin kıpırdamaya başlaması... mesela uçağın kapısının açılmasıyla yazın sıcak, kışın ılık ve kendine özgü kekik karışımlı kokusunun yüzüme çarpmasıyla içimden uzun bir oleeey çekme isteği... mesela alanda arabama biner binmez Yunan müziğini açarak kendimi önce Zazu’ya sonra bir meyhaneye atmam... mesela sanki aylardır ayrı kalmışım gibi ahtapot ızgara ve yanında buzlu rakıyı birlikte masamda görerek duyduğum sevinç... bunlar biraz anlatıyor gibi.
Bodrum’u sevmek artık bana yetmiyor. Burası bana o kadar çok şey kattı, bana o kadar iyi geldi ki burayı sevmenin dışında buraya bir borcum olduğunu düşünüyorum ve birşey yapmam gerektiğinin farkındayım. İşte kitap projem böyle oluştu. Eğer önümüzdeki ay çalışmalarına başlayacağım kitabı yüzümün akıyla çıkarabilirsem devamında daha farklı kitap projelerim de olacak. Önceliğim asıl işimde olduğu için kitap ikinci sırada geliyor ama aklımdakini yapabilirsem belki daha öne çekebilirim. Bunları zamanı geldikçe, olgunlaştıkça zaten burada paylaşacağım.


Gümüşlük Limon'da sezonun ilk günü... kimseler yokken

Mahmut Kaptan'ımız...
Yine bir lodoslu gün
Yalıkavak
Ev ofisin müdüriyet bölümü...



İnsanın Bodrum’u sevmesi için gereken bazı kriterler oluşturdum. Bunlar gözlemlerimden elde ettiğim sonuçlar. Örnek; Yunan müziğini sevmeyen birinin Ege’yi ve Bodrum’u sevmesi mümkün değil. Tamam, yukarıda dediğim gibi herkesin Bodrum sevgisi farklı. Serdar Ortaç ile Bodrum’da Helva’da, Küba’da dans edenler de bir şekilde Bodrum’u sevdiklerini düşünüyorlardır. Ama aslında onlar Bodrum’u değil eğlenceyi seviyorlar. Yarın Marmaris’te o tarz eğlence yerleri patlasa oraya gidebilirler. Çeşme’ye gittikleri gibi. Burayı içten sevmek için buraya zaman ayırmak, Bodrum üzerine düşünmek, burayı tanımak gerekiyor.
Mesela deniz mahsülü sevmeyenin Bodrum’u damarlarında hissetmesi bence mümkün değil. Yani bir yönü -ki Bodrum’u Bodrum yapan en önemli unsurlardan biri- eksik kalır demek istiyorum. Ahtapot ızgarayı sevmemek büyük eksiklik. Yalıkavak açıklarında tutulmuş dil balığı İstanbul’daki dil balığının aynısı değil. Bunları yerken içinde bulunduğunuz ruh hali mutlaka aldığınız lezzeti etkiliyor. Onu anlatmak istiyorum. Yaşadığın yeri seviyorsan mutlusun, bunu bilir bunu söylerim. Mutluysan hayattan da yediklerinden de farklı lezzet alıyorsun. O zaman dinlediğin müzik de ta içine işliyor, sahilde yürürken içine çektiğin iyotlu hava da.
Bakın bu video benim için Bodrum’un ta kendisi, Bodrum’da yaşamanın tadı, damardan Bodrum’dur; http://www.youtube.com/watch?v=7R8az2A5f8g İstanbul’da yaşarken Dalaras’ı ne zaman dinlesem aklım Bodrum’a gider, bir gün nasıl olacağı hakkında bir fikrim olmadan Bodrum’da yaşama hayalleri kurardım. Bu kaydı geçen yıl buldum. Her dinlediğimde o yıllar aklıma geliyor.



Mavi/lacivert ile beyazın keskin hatla ayrılması buraya özgü





Size bir sır vereyim mi? Yaz geliyor diye seviniyor kış geliyor diye üzülüyorsanız pek de doğru bir yerde yaşamıyor olabilirsiniz. Hı? Ne dersiniz? Bir sorgulamak ister misiniz?... Her mevsim aynı tadı alabileceğiniz bir ortamda yaşamanız dileğiyle...
İtiraf edeyim bu yazıyla kendimi fena gaza getirdim. Burnuma anason kokuları geliyor. Şimdi saat tam 18:40... aklımdan yağmurluğu giyip balıkçılar çarşısındaki Deniz Feneri meyhanesine gidip ahtapot ızgara, kalamar ve barbun yanında buzlu bir rakı söylemek geçiyor. İyi fikir değil mi?
Siz bu videoyu izleyin; http://www.youtube.com/watch?v=aZm62fxbMVs ... 1983 yılında genç Dalaras ve Parios konserdeler. Sona doğru sahneye Haris'i de çağırıyorlar. Müthiş. Siz izlemeyi bitirene kadar ben de hazırlanırım, meyhaneye beraber gideriz.