28 Haziran 2012 Perşembe

Yalıkavak pazarı


Benim için yaz sezonunu resmen Bodrum’un merkezindeki evimden Yalıkavak’ın merkezindeki eve göçünce başlar. Bu da havanın sıcaklığına göre haziran ayının ikinci yarısıyla temmuz ayının ilk haftası arası değişir. Bu yaz haziran ayının son haftası sıcaklar birden bastırdı, Bodrum’daki evde geceleri klima açmadan uyumak zorlaşınca ben de Yalıkavak’a göçtüm. Geçen hafta başında İstanbul’daydım, önce Bodrum’a döndüm ve ertesi gün Yalıkavak günlerim başladı. Haziran’ın 23’ünden beri Yalıkavak’tayım. Burayla ilgili gözlemlerimi, geçen yıla göre değişen yerleri, yeni açılan mekanları önümüzdeki günlerde yazacağım. Bugün Yalıkavak pazarını yazmak istiyorum.


Pazarın giysi bölümü

Her Perşembe Yalıkavak pazarının kurulduğu gündür. Şansıma, Yalıkavak yarımadanın en iyi pazarlarından biri. Çeşit ve büyüklük açısından doyurucu bir pazar. Renklilik bakımından da öyledir. Gıdayla birlikte burada bez pazarı denilen giyim bölümü de vardır ve yazın gelen turistler özellikle bu bölüme çok ilgi gösterir. Hele Fransızların kapış kapış çakma Lacoste depolamaları görülecek şeydir. Bu bana, bu kardeşim Nicole için, bu mahallenin papazı peder Michel’e, bu da barmen Gerard diyerek çantalarını doldururlar. Yalıkavak’ın turist sayısı bakımından yükünü tuttuğu temmuz ve ağustos aylarında turist otobüsleri sabahın köründe misafirlerini pazara bırakırlar. Turistlerin ilk kez karşılaşmış gibi domates, biber, patlıcan fotoğrafı çekmeleri görülecek şeydir. Bizler için bu durum biraz sıkıntı yaratır çünkü alış veriş etmezler ama ortalıkta gezinip kalabalık yaparlar.




Datça bademinin farklı türleri, Yatağan bademi, Milas bademi... en az altı çeşit badem bulabilirsiniz
Yalıkavak pazarı yaklaşık 45 yıldır her Perşembe kurulurmuş. Öyle diyorlar. Bayrama denk gelen Perşembe günleri bile tezgah sayısı azalsa da kurulduğuna şahidim. Pazarda yarımadadaki köylülerin yanı sıra Muğla, Milas, Yatağan ve Aydın’dan gelen yerel üretici ve esnaf da tezgahını açıyor. Pazarda satılan sebze, meyva her zaman çok iyidir. Mevsimine göre ot çeşitlerini bulabilirsiniz. Mesela bugün sirken otu vardı. Sirken zeytinyağlı olarak haşlanmış yenileceği gibi soğanla kavrularak da yapılır. Çok lezzetli bir ottur. Ispanak familyasından olabilir, tadı benzer. Ama bana sorarsanız ıspanaktan lezzetlidir. İşin komiği doğada kendiliğinden yetişir. Yani kimsenin tarlasına sirken ektiğini duymadım. Civarda gezinirken üstüne basıp geçtiğimiz onlanca çeşit Ege otundan birisi yani.
Yalıkavak pazarında otlu börek, ebegümeçli gözleme gibi yerel lezzetleri de bulabilirsiniz. Ayakları sakat olduğu için hep oturan bir kadın vardır, zeytinyağlı yaprak sarması ve otlu böreği çok iyidir. Bir gün pazarı gezerseniz rastlarsınız zaten. Mutlaka tadın. Pazarın sonunda –ya da nereden girdiğinize bağlı olarak başında- anne ve iki kızının imalatı olan reçel ve marmelatları göreceksiniz. Benim tatlıyla hiç aram yok, o yüzden yorum yapamıyorum ama yıllardır oradalar ve ne zaman geçsem tezgahlarında müşteri vardır. Herhalde iyi iş çıkarıyorlar.

Birbirinden lezzetli no name zeytinyağları



Bu tezgahın sahibi her yaz aynı imlayla yazar; Yerli layim...

Sirken otu



Rakı yanında severek yediğiniz deniz börülcesi demetleri
Kendisini pazarın en sevimli esnafı seçtim
Görünüşü kötü ama lezzeti müthiş domatesler
Reçel, marmelat, erişte, pul biber vs satan anne-kız












Ve sonunda eve getiririm, ev mis gibi kokar...
Kasabada yaşamanın en büyük nimetlerinden biri böyle yerel pazarlarda yerel üretcilerin taze, körpe mallarına elinizi uzattığınızda ulaşabilmeniz. Bodrum’a yerleştikten sonra “taze” kavramımın değiştiğini söylemeliyim. En iyisini, en tazesini, en uygun fiyata alarak beslenmenin, doğal olanla haşır neşir olmanın tadına varmak için buralarda yaşamanız lazım. Şanslıysanız belki kentte oturduğunuz bölgede -mesela Beşiktaş, Kadıköy gibi yerlerde olduğu gibi-semt çarşınız vardır, bir ölçüde daha taze malzemeye ulaşabilirsiniz. Ama oralarda fiyatlar buradan pahalıdır onu söyliyeyim. Eğer semtinizde böyle yerler yoksa Migros’a, Tansaş’a, Carrefour’a falan talim etmek zorundasınız. Bir zamanlar benim talim ettiğim gibi. 

23 Haziran 2012 Cumartesi

İstanbul'a altmış saat zor dayandım


İstanbul’a gidiş gelişlerim buradaki hayatımı gözden geçirmeme neden oluyor diye yazmıştım. Bunun yanında ayda bir İstanbul’a gelen ve daha önce hayatının 48 yılını orada yaşamış biri olarak İstanbul’daki -bence olumsuz-gidişatı da daha iyi gözlemleyebiliyorum. Eğer İstanbul’a özel bir ilgisi, bağı, sevgisi yoksa, orada yaşayanları pişmek üzere tencereye konan ıstakoza benzetiyorum. Istakozu ılık suya koyarlar ve tencerenin altını açarlar. Istakoz kalın kabuğu nedeniyle sudaki ısı değişimini hemen algılayamaz üstelik yapısı nedeniyle dayanıklıdır da. Bir süre sonra bir bakmışsınız ıstakoz haşlanıvermiş. İstanbul’da yaşamak da böyle bir şey. Benim Fenerbahçe’de, ve Kalamış’ta yaşadığım yıllar arabayla Pazartesi sabahları birinci köprüden (ikincisi zaten henüz yapılmamıştı) karşıya geçerken, trafik Çamlıca çıkışını biraz geçince tıkanırdı. “Burası da yaşanmaz oldu” diye söylenirdik. Şimdi ta Şükrü Saraçoğlu’nun orada tıkanıyormuş. Yakında daha da kötü olacak. İnsanlar gün içinde saatlerce trafikte zaman kaybediyor. Yirmi yıl önce bu kadar kötü değildi. On yıl önce yirmi yıl öncesine göre daha kötüydü. Şimdi on yıl öncesine göre daha kötü... böyle gidiyor. Istakozun haşlanması gibi, içinde yaşadıkça alışır gibi olunuyor ama aslında tükenmeye devam ediliyor.
İstanbul yaşaması maliyetli bir kent. Çok bedel ödeniyor. Üstelik en basit ihtiyaçlar için ödeniyor bu bedel. İşinden evine gidip gelme gibi, hafta sonu bir eğlenceye gitme gibi. Yiyecek içecek maliyetleri, kira veya konut fiyatları gibi. Yani masraflı bir şehir. Bunu ödeyip de karşılığını aldığınızı düşünüyorsanız sizin için mesele yok. Köprüden geçerken manzaraya bakıp tadını çıkarın. Ama kış sabahı, hava karanlık ve dışarıda pis bir yağmur yağarken uykulu gözle evden çıkıp, serviste uyuyarak işine gidenlerin mutlu olduğunu hiç sanmıyorum. En iyi ihtimalle Maslak’ta şık bir plazada bile çaışıyor olsa akşam aynı şekilde evine gitmek için yine aynı bedel ödenecek. Akşamın sekizinde dokuzunda eve giden birinin ertesi sabah altıda tekrar aynı şeyleri yaşamak için kendine ayıracak ne kadar zamanı olabilir ki? İstanbul’da yaşamak için ödenen bedel derken bunları kastediyorum. Ve insan bu bedelleri, şehir hayatının yıllar içinde kendi ruhunda ve vücudunda daha ağır tahribat yapması için ödüyor. Yani kendini mahvetmek için kiralık katil tutuyorsun ve parasını kendin ödüyorsun.

Tam karşıda İstanbul'un en çirkin yapılarından TRT binası, solda ona nazire yapan Pera Palas Oteli
Nişantaşı ile Asmalımescit'in kalite makası gittikçe açılmış
Bu gidişim de iş içindi ve ofisten Bodrum’a taşınacak malzeme vardı. O yüzden yine arabayla gittim. Bir ay arayla ikinci kez araba yolculuğu yapmış oldum. Bu süre içinde yollarda gördüğüm tek olumlu değişiklik Bafa Gölü yolundaki 10 km’lik bozuk satıhın düzeltilmesi olmuş. Ama Balıkesir-Akhisar arasında adı duble kendi tek olan yollar hala öyle duruyor. Karayollarının son birkaç yıldaki kadar kötü çalıştığı zamanı hatırlamıyorum.
Bodrum'un çıkışındaki Torba'daki Opet'ten her zamanki gibi yakıt alıp, kahvaltı yapıp saat 10:30'da yola çıktım. 18:30'daki Bandırma feribotuna biletim ve binmek için zamanım vardı o yüzden Susurluk’a geldiğimde dinlenmek için tesislerden birine girdim. Cep telefonuma gelen mesaj keyfimi kaçırdı çünkü poyraz yüzünden sefer iptal edilmiş. O gün ikinci köprü ve Haliç köprüsünde bakım çalışmaları başladığı için istanbul’da trafiğin arap saçı olduğunu tahmin etmek zor değildi. Benim de derdim Yenikapı’ya yanaşmak ve trafiğe girmeden Tepebaşı’na otele gitmekti. Neyse, Yalova’dan Yenikapı seferi olduğunu hatırlayıp, yoldan internetten bilet alıp Yalova’da kuyruğa girdim. Arabadan inince etrafımda gezinen insanlara baktım, şaşakaldım. Arabistan’dayım sandım. Gerçek arapların yanısıra bizim vatandaşların takkelisi, peçelisi yani arap gibi olanları sarmış etrafı. Park alanının bir ucundan diğerine "yaa ağma yaağı leeee höööyy" diye bağıran, bermudalı, göbeği tişörtünden çıkmış, ayağı plastik terlikli insanı andıran yaratıklar. Bu söyleneni anlayıp aynı üslupla karşıdan cevap veren bir diğeri. Nasıl böyle berbat bir hal aldı buralar diye düşünürken feribota bindik. IDO özelleşince sürekli açık olan tv’lerde Kanal 24 yerine NTV yayını yer almış. Eh artık NTV de mahçup bir iktidar yanlısı kanal olduğuna gore biraz daha light Kanal 24 yayınlanıyor sayılır. Feribot müşterisinin yarısından çoğu sözünü ettiğim arap ve ona benzeyen canım halkımdan oluşuyordu. Kalan bölümünün de çoğunluğu başörtülü muhafazakar kesimdi.

Yenikapı'ya yaklaşırken


Geç de olsa Yenikapı’ya geldiğim için memnun bir şekilde trafiğe karıştım. Ilk fark ettiğim şey sürekli çalan kornalar oldu. Bodrum’da korna çalınmamasına o kadar alışmışım ki çok rahatsız etti. Ittire kaktıra otelime, Pera Tulip’e vardım. Üstümü değiştirip karnımı doyurmak için Asmalımescit’e çıkıp Cavit’e gittim. Cavit’in özlediğim sardalyasından söyleyip iki kadeh içip yorgunluğumu attım. Bir rastlantı sonucu o akşam alt salonu kapatmış olan Yale Üniversitesi’nden gelen gençlerle aynı yerdeydim. Cavit ile karşılıklı oturduğumuz için alt salonda bir köşedeydik. Yemeğin sonunda gençler ayağa kalktı ve bir şarkı söylemeye başladılar. Muhtemelen üniversite korosunun üyeleri olan gençler kulak pası sildiler. Aşağıya hem bu videoyu ekliyorum hem yüklediğim Youtube linkini veriyorum; http://www.youtube.com/watch?v=Njr30gnc5b4&feature=g-upl  İzlemenizi öneririm.


Cavit'in sardalyası
Asmalımescit ile ilgili bir iki gözlemimi ve fotoğrafı da paylaşmak istiyorum. Sonunda söylediğimi baştan söyliyeyim; Asmalımescit’i bitirmişler. Bu, iktidarın bilinçli politikası sonucu oluşan bir durum. Günün birinde padişahı yuhalamışlar ya. Asmalı’nın bu halinde bunun etkisi yoksa ben hiç bir şey bilmiyorum. Kaldırımlardaki masaları kaldırmak esnafı batırmanın bir yöntemiydi. Bu uygulandı. Bir zamanların canlı Asmalı’sından eser kalmamış. Yıllardır gittiğimiz Aslan’ın meyhanesi kapanmış. Babylon Lounge’a giden sokaktaki tekilacılar bitmiş. Durumu önceden gören İrfan abimiz Flamm’ı devretmişti zaten. O zaman niye devrediyorsun diye sorduğumda “buranın müşteri kalitesi değişiyor, biracılar artıyor” demişti. Haklı çıktı. Şimdi o biracılara bile yer yok artık. Bu iktidarın içki içen, eğlenen kitleye tahammülü yok. Son derece gerici bu kafalarla İstanbul da giderek muhafazakarlaşmıştı, artık daha geriye gidiyor. Ama ıstakoz meselesi burada da geçerli. İstanbul’da yaşayanlar bunun farkında değil, öyle yaşayıp gidiyorlar. Ya da farkındalar öyle seyrediyorlar. Artık hangisiyse…
Kaldığım oteli de Araplar basmış. Sadece gözleri açıkta kara fatmaları ellerinde taşlı işlemeli iPhone’lar ile lobide otururken görmek hiç de iyi gelmedi. Çoluk çombalak, dört kadınlı Arap aileleri berbat bir görüntü. İktidardaki sünni ve ümmetçi zihniyet ile bu rezil Araplar iyi örtüşüyor. Bence İstanbul artık onlara göre, bu görüşe uygun dizayn ediliyor. Asmalı da bir sure sonra dönüşecek. İktidara yakın bir firma müteahhitliğini yapacak. Asmalı hepten bitecek.

Pera Tulip otelinin odaları yenilenmeye başlamış
Asmalımescit Caddesinin girişindeki Asmalı Bar kapanmış 
Sofyalı Sokaktaki Arslan'ın meyhanesi de bitmiş, kapanmış
Flamm geleceği görüp önceden devredilmiş, biracı olmuştu. O akşam bomboştu. Beş yıl önce bu sokaktaki masalarda oturur yemek yer içerdik
Tıklım tıklım olan tekilecıların hali
Eskisine oranla bomboş Sofyalı sokak
Geçitin yarı dolu hali
Ertesi gün ofisteki giysilerimi bavullara yerleştirdim ve artık ofisteki bazı eşyalarımı boşalttım. İstanbul’daki ofisime en fazla ayda iki üç gün geliyorum. Kullanmadığım iki odayı kiraya vermeye karar verdim. Ofisi birlikte kullandığım arkadaşlarım da tamam deyince, kendi bölümümü boşalttım ve iki arkadaş bir odaya geçtik. Şimdi benim bölüm kiralık. Eğer istediğimiz gibi birini bulamazsak önümüzdeki yeni kira döneminde artık o ofiste olmayacağım. Belli olmaz belki tümden şirketi tasfiye eder Bodrum’da yeni bir oluşuma başlarım. Önümüzdeki birkaç ay bunu gösterecek. Aslında gönlümden geçen İstanbul ile ilişkimin minimuma inmesi. Sevdiğim dostlar ve ailemin İstanbul’da yaşayan kalan fertleri dışında Istanbul ile ilişkimi tamamen kesmek ise hedefim. Onun da zamanı gelecek. Yani senede bir iki kez dışında hiç gitmesem kendimi çok daha iyi hissedeceğim.

Öğlen yemekleri için en iyisi hala Helvetia
Kışları İstanbul'da daha çok zaman geçireceğimi tahmin edip ofiste bıraktığım giysilerimi alıp Bodrum'a götürdüm
Bu da Nişantaşı'ndaki Medica'nın tavanı. 
İstanbul’daki son akşamımı sözünü ettiğim sevdiğim dostların bir bölümüyle geçirip, Sabahattin’de her zamanki gibi mükemmel bir yemek yedik. Ertesi sabah kahvaltı yapıp Yenikapı’dan 14:00 feribotuna binip Bandırma’ya geçtik. Güneye doğru yol aldıkça göğün mavisi koyulaştı, manzara değişti. Söke’deki Ortaklar’da çöp şiş ritüelini yerine getirip Bodrum’a vardık. 


Sabahattin'deki ekipten Mihriban ve Yıldırım
Amirim Selçuk ve Oğuz. Bu fotoğrafları çekerken mezeler geldi ve heyecandan sağıma soluma dönmeyi unutup mezelere odaklandım. O yüzden iki yanımdaki dostlar kadraja giremedi
Bodrum'a doğru yola çıkmadan önce Galatasaray'daki House Cafe'de vitamin aldım

Yenikapı'da feribot beklerken
Yanaşırken kirli camlar ardından Bandırma 
İstanbul'da sticker bastırıp Bodrum'da dağıttım. Bu da arabama yapıştırdığım sticker
Akhisar yolunda çektiğim bir kare. Hayatımda bu kadar çirkin bina az gördüm 
Manisa'ya girerken Spil dağı
Ortaklar'da çöp şiş.... of of offf


İstanbul'daki geleneksel Lale Plak soygunumda elde ettiğim ganimetten bazıları
Derhal kendimi sokaklara attım. Çevremde aydınlık yüzler, el ele gezinen çiftler, şortlu insanlar, tıklım tıklım kafeler, cıvıl cıvıl seslerin sokağa taştığı meyhaneler çok iyi geldi. Ait olduğum yere gelmenin rahatlığıyla şükür ederek oturup iki kadeh içtim. Bir gün önce meyhanelerin önündeki masaları kaldıran artist kılıklı başkanın yönettiği Beyoğlu, bir gün sonra kaldırımları genişletip esnaf daha fazla masa koysun diyen başkanın yönettiği Bodrum. Bir yanda rüşvetin en çok işlediğinin ayyuka çıktığı ama kimsenin sesini çıkarmadığı Beyoğlu, bir yanda sadece Bodrum için çalışan ama tüm baskılara rağman AKP’ye geçmediği için manipülasyonla çete lideri suçlamasına maruz kalıp tutuklanan Bodrum. Bir yanda AKP’ye yüzde elliye yakın oy çıkan İstanbul, bir yanda AKP’ye yüzde beş altı oy çıkan Bodrum. Ben tarafımı çoktan seçmiştim, kararımı uyguladım. Siz neyi bekliyorsunuz?