31 Temmuz 2012 Salı

Yalıkavak'ta yazı ortalarken


Bugün temmuz ayının son günü. Benim için yazın yarısı demek. Yaklaşık birbuçuk ay sonra tekrar Bodrum’a göçerim. Tabii havalara bağlı. Ama günler kısalmaya başlayıp da gece balkonda otururken artık şort yerine pantalon giyme ihtiyacı ortaya çıktığında, yavaş yavaş Bodrum’a taşınma zamanı gelir. Buraların en güzel zamanı tartışmasız eylül ayıdır. Hatta eylülün ikinci yarısı ile ekim ayının ilk yarısı demek daha doğru. Gündüzleri yazın o boğucu sıcağı ve havanın pusu yok olur, yerini tatlı bir esintiyle birlikte net bir hava alır. Bu güzelliği bırakıp gitmek zor gelir ama öte yandan da Bodrum’un içinin en iyi zamanı başlamış olur. O yüzden bu dönemde ben iki evde birden yaşamaya başlarım. Bir iki gün Bodrum’da kalır, havaya bakar hop arabaya atlar Yalıkavak’a geçerim.





Biraz Yalıkavak’ın bu yazki halinden, gördüklerimden ve yaşadıklarımdan söz edeyim.
Baştan şunu belirteyim; Yalıkavak’tan bu sene pek memnun değilim. Bu yaz hem çok kalabalık hem de dolayısıyla gürültülü. En büyük şikayet, marinaya açılan Eğlence Adası adı altında konuşlanan Billionaire isimli kulüp. Burasıyla ilgili geçenlerde yazmıştım; http://bodrumluhayat.blogspot.com/2012/07/yalkavakta-gurultu-yapan-milyonerler.html
Burada hesapsız para harcayanların tümü aynı kategoride değil tabii. Bir kısmı mafyoz tipler. Bunlar da kendi aralarında ikiye ayrılıyor. Yerli malı olanlar ve Azeri/Rus hattından gelenler. Bir diğer bölümü ise yeni iktidarın yarattığı Anadolu çıkışlı sermaye mensupları. Diyeceksiniz ki onlar muhafazakar olur. Siz öyle sanmaya devam edin, o muhafazakarlıklar İstanbul’da aile ve iş çevrelerinde geçerli. Buraya gelince herşey mübah, bildiğiniz gibi değil. Bir kesim de İstanbul’daki eğlence anlayışını tatiline de taşıyanlar. İstanbul’da Bebek’te, Nişantaşı’nda nasıl yaşıyorsa burada da öyle yaşamak istiyorlar. Yani tatile gelmesinin tek anlamı burada denize girmek. Yine aynı kokoş kıyafetler, yine aynı insanlarla sanki hiç görüşmüyormuş gibi “vaayyy baba n’aber” muhabbeti. İstanbul’da gittikleri restoranın Yalıkavak şubesi falan. İşte bunların gittiği Billonaire denen mekan gürültü patırtıda dur durak bilmediği gibi işletmecileri de saygıdan zerre pay almamışlar. Hatta görgüsüzlüğün en belirgin göstergesi havai fişek bile attılar.
Ama yıllardır sinek avlayan marinaya bir hareket getirdikleri çok açık. Marinadaki restoranlarda yer bulmak neredeyse mümkün değil. Bitez dondurmacısı geçen senelerde on onbeş kişiye dondurma satarken şimdilerde iki sıra kuyruk var. Ha gelenlerin hepsi mi para harcıyor derseniz, hayır derim. Varlıklı kesimle, motoryatlarla aynı yerde bulunmak bazılarına iyi geliyor. O yüzden çekirdeğini kapan çitlemeye marinaya geliyor. Bu da var yani. Geçenlerde marinada dükkanı olan bir arkadaşım sadece gezen var alan yok diye durumu özetledi. Öyle veya böyle, kuş uçmaz kervan geçmez marinanın otoparkında artık yer bulunmuyor da arabalar bizim sokağa taşıyor.
Bu yıl ramazanın temmuz ayına denk gelmesinden dolayı yıllık izinlerin büyük bölümü haziran-temmuz arasında kullanıldı. Bu da aşırı bir yığılma yaptı. Yalıkavak çarşısında akşamları yaya trafiği tıkanır oldu. Herkes önündekenin dondurmasını yalayarak yürüyordu.. hani o derece.

SuuMare'nin beyaz kumları

SuuMare'de öğlen birası
Marinanın bitiminde eskiden küçük bir plaj vardı. İyi işletilmediğinden pek geleni gideni yoktu. Yeni işletmeciler orayı biraz toparladılar ve birine kiraladılar. Adı SuuMare Beach oldu. Biliyorsunuz artık memlekette her yer “biç”. Benim çocukluğumun plajı kalmadı. Bu SuuMare’nin denizinde pek bir numara yok, kuzeybatı rüzgarına açık ve Yalıkavak’ta yazın yetmiş gününün altmışında rüzgar bu yönden eser. Ama şu Mısır kumu denen beyaz kumdan getirip serdiler. Çok ilginç, ayaklarınız yanmıyor. Tabii kumun Mısır’dan değil de Manisa’dan geldiğini öğrendik o ayrı. İmha edilecek seramikleri böyle un ufak öğütüp bu kumu yapıyorlarmış. Çok faydalı bir eser. Sonra bu plajda –pardon beach’te- yiyecek içecek gayet makul. Kalabalık olmuyor çünkü şezlonglar diğer bazı biçlerde olduğu gibi dip dibe değil.
Bu yaz Sait yine formunda. Iki kere gittik, ikisinde de yediklerimiz harikaydı. Sait bir de Eğlence Adasının içine şube açtı, tabii gitmedim, gitmem de. Ben Sait’e ilk ve son baharda ve hatta kışın gitmeyi seviyorum. Çünkü yazın bu aylarında doğal olarak çok kalabalık. Çevremde tanıdık göremiyorum. Daha ötesi, gelenler biraz parabol arkadaşlar. Açık havada bile parfüm ile puro kokusu karışıyor.

Sait'te ortam
Sait'te günü batırırken
Sait'te giriş mezeleri
Sait ile aynı sırada yedi sekiz tane balıkçı var. Bunlardan ilki, Yalıkavak marinadan Geriş’e doğru giderken minik tepeyi aşınca sağdaki mekan Deniz Kızı’dır. Sahibi buralıdır. Kendisi, karısı, gelini, torunu falan tek sıra otururlar siz mekana onların arasından girersiniz. İşletmeyi yapan Murat işini bilenlerden. Eskiden balıkçı barınağının oradaki Cumbalı’da bizim Memet ile birlikteydiler. Sonra Memet Cumbalı’ın hemen yanında kendine Çardaklı’yı açtı, Murat da Deniz Kızı’nın işletmesini yapıyor. Bu sezon üç dört kez Deniz Kızı’na da gittik. Herşey bir yana, bana ayırdığı masalar hep suyun dibinde oluyor, onun için bile gidilir. Ayağınızın dibinde şıp şıp deniz, düşünsenize. Hele geçen akşam denize çıkma yaptığı iki masalık yerde oturduk ki, güneşin batışını oradan izlerken ilk yudumu almak başka birşey. Deniz Kızı’nda her daim taze balık ve meze bulunur. Eğer giderseniz benden selam söyleyin.
Çardaklı Memet’in yeri Yalıkavak’ın tam ortasında, çarşıya parallel olan sahil bölümündedir. Memet’in bende ayrı bir yeri vardır. Çalışkanlığını hep takdir ettim. İşleri tam oturtmuş, iyi iş yaparken bilmediğim bir nedenle Cumbalı’daki işi dağıttılar. Hemen Cumbalı’nın yanında, ondan daha küçük ve Cumbalı kadar albenisi olmayan bir mekanda yeniden başladı ve aldı yürüdü. Çünkü hep işinin başındadır. O mekanı da adam etti. Şimdi arı gibi çalışıyor. Hatta bu akşam güneşi batırmaya oraya gideceğiz. Her zaman iyi balık, iyi meze garantidir.

Çardaklı Memet'in yeri
Yalıkavak balıkçılarının kalitesiyle yarımadanın en iyi beldesidir. Buradaki mekanlar mesela Gündoğan’daki meşhur Terzi Mustafa gibi ismi var kendi yok yerler gibi değildir. Geçenlerde Terzi’ye gittik, rakı hariç herşey kötüydü. Servisi saymıyorum bile. Peki böyle isim yapmış ama iyi olmayan yerler nasıl iş yapıyor derseniz cevabım şu; Özellikle Istanbul ve Ankara’dan yazın gelenler, tatilde olmanın da rehavetiyle denizin dibinde rakı balık yaparken, önlerine gelen pek uzmanı olmadıkları, bilmedikleri Ege otlarını ve yaşadıkları şehirlerde pek görmedikleri ahtapot ızgara, kalamar ızgara gibi mezeleri hayranlıkla yiyorlar. Ben de buraya yerleşmeden önce ayıla bayıla yediğim şeylere artık burun kıvırıyorum. Çünkü yıllar içinde burada çok farklı yerlerde o kadar iyisini yedim ki, şimdi bazılarının ne kadar sıradan olduğunu görüyorum. Bodrum’un içi hariç, koylarda balık yiyecekseniz Yalıkavak ve Ortakent’ten şaşmayacaksınız. Gümüşlük tamamen turistik –adeta Kumkapı- oldu. Şu kadarını söyleyeyim, Bodrum’a yerleştikten sonra iki kere Gümüşlük’te balık yedim. Ikisinde de seçim benim değildi. Ikisinde de pişman olduk. Ama bakarsanız Gümüşlük’teki bütün mekanlar yaz boyu tıklım tıklım. Nedenini yukarıda anlattım. Bir ortalama tutturmuşlar, alan memnun satan memnun durumu var. Bu arada Gümüşlük balıkçıları asla ucuz değil.

Kavaklı köftecide sıra bekleyenler


Pleskevitsa

Yalıkavak’ın meşhur bir Kavaklı köftecisi vardır. Yaz kış açıktır. Sadece köfte ve piyaz satar. Şiş, tatlı falan bulunmaz. Ve yıllardır çok iyi iş yapar. Köftesinde kuyruk yağı olduğundan mıdır bilmem yağlı ama lezzetlidir. Yazın akşam yemeğinde masa bulmak bir meseledir. Zaten öğlen dolmaya başlar. Akşamüstü kimi geç öğlen, kimi erken akşam yemeğini yerken biraz sakinler ama akşam yemek saatinde tamamen dolar. Millet kuyrukta masa boşalsın diye bekler. İftar saatindeki halini hiç anlatmayayım. Geçen akşam yine bir otuzbeş kişi falan ayaktaydı. İşte bu Kavaklı’nın tam karşısına geçen yaz Saraybosna köftecisi açıldı. İlk yılın acemiliğiyle pek iş yapamadılar. Hatta kapatır diye tahmin ettim, yanılmışım. Bu yaz tekrar açıldılar ve geçen yıldan ders almışlar, servis gayet iyi. Cevapçiç, pleskevitsa, boşnak mantısı ve tabii boşnak böreği yapıyorlar. Göçmen bir aile. Ama Balkan savaşı göçmeni değil, seksenlerde gelmişler. Bir babaanne var. Oğul, gelin, torunlar falan ailecek koşturuyorlar. Sarajevo’da Başçarşı’daki Ferhatoviç çok meşhur bir köftecidir. Her gittiğimde mutlaka orada yerim, gerçekten başka bir tadı var. Bizim Yalıkavak’taki ona yaklaşmış. Aynı olması mümkün değil çünkü o malzeme burada yok. Oranın iklim koşullarında, oranın dağlarında yetişen hayvan ile Ege sahilinde yetişen aynı olur mu? Ama Sarajevo’da yememiş olanlar o tadı bilmeyeceğinden buradakini çok sevecekler. Biraz önce Istanbul, Ankara’dan gelenlerle burada yaşayanın beğeni konusundaki farkı meselesi aynen bunda da geçerli. Ama dediğim gibi burası lezzetli ve herşeyden önce malzemeler ev yapımı. Öyle yağlı da değil.
Bu yazın yeni mekanlarından biri de İvgen'in yeni mekanı Evgenia. İvgen'i bilenler bilir, İstanbul'da reklam sektöründeydi. Dayanamadı ve Bodrum'a yerleşti. Benim ilk hatırladığım mekanı Geriş köyünde tepedeki inanılmaz manzaralı yeriydi. Sonra Bodrum'un içinde Paşatarlası'nda bir yer açtı. Orası pek olmadı. Derken İvgen ile Bodrum'un içindeki balıkçılar çarşısında yeniden karşılaştık. Yine adı Evgenia olan sevimli bir yer açtı. Şimdi o mekan hala var, çalışıyor. Yalıkavak'ta Tilkicik Koyu'nda açtığı yazlık mekan ise çok buralı havası olan bir mekan. Denizin dibinde. Her taraf mavi beyaz. Tahta iskemleler, masalar, mavi beyaz örtülerle Bodrum kokan bir yer yaptılar. Bu yaz iki kez gittik. Mezelerin kalitesini biraz daha yükseltirlerse eşsiz bir yer olur. Her hafta giderim.
Evgenia

Burada günler nasıl geçiyor derseniz… Haftanın birkaç sabahı sekize doğru kalkıp, yürüyüş yapıp sonra denize girip ortalama 150 kulaç atıp eve dönüyor, kahvaltıyı sonra yapıyorum. Pazardan alınmış taptaze domatesler, biberler, salatalık yanında iki çeşit zeytin –biri yeşil Bodrum kırması, diğeri siyah Bodrum vişnesi denen zeytin- ve mutlaka biri keçi biri İzmir tulumu olmak üzere üç dört çeşit peynirle kahvaltıyı hallediyorum. O arada iPad’ten biraz haber biraz twitter… sonra mesai başlıyor. Yaz ayları genellikle bizim işlerin az olduğu dönemdir. Bu yaz da öyle geçiyor. Ben de aralarda Mahmut Kaptan kitabı üzerinde çalışıyorum. Gün içinde sahile gidip güneşte şezlonga uzanmak pek bana göre değil. Yani on gün tatile gelenler için lafım yok. Ben de eskiden öyle yapıyordum. Ama artık hayat burada geçince bir dahaki yaza kadar denizi göremeyecekmiş gibi bütün gün deniz kıyısında uzanıp durmanın alemi yok. Hele temmuz sıcağında tam bir işkence oluyor. Kuzeybatıya bakan bir evde oturmanın en iyi yanı sürekli esinti alması. Bodrum’un içindeki evde gün boyu klima açmadan durmak mümkün değilken Yalıkavak’ta bir iki gece hariç hiç klima kullanmadım. Zaten gündüz insan hiç ihtiyaç duymuyor. Öğlen yemeklerimi evde yiyorum. Sadece bir zeytinyağlı o kadar. Akşam üstü bisikletim çalınmadan önce bisiklete biniyordum. Şimdi o zamanı evde geçiriyor sonra tekrar yüzmeye gidiyorum. Yani saat yedi civarı denizde oluyorum. Hem o sıcaklık gitmiş hem etraf sakinleşmiş oluyor. Bazen şöyle bir bakıyorum da, gözümün gördüğü yerde bir tane bile yüzen olmuyor. Anlayacağınız herkes uyurken denizdeyim, herkes evinde akşam hazırlığı yaparken yine denizdeyim. Onlar denizdeyken de ben evdeyim. Arada fırsat olduğunda öğle uykularımı yapıyorum; yazın en büyük nimeti o uykular. Hani küçükken zorla yatırıldığımız, kıymetini bilmediğimiz o yaz öğle uykuları.
Stüdyo evin çalışma bölümü
Öğlen yemeklerini, yaptığım zeytinyağlılarla evde yiyorum

Bazı akşamlar evde bir kadeh şarap iyi gidiyor

Evde şarabım biterse aşağıya seslenmem yeterli. Evimin altı Kutman Şarapları'nın satış yeri de...
Haftanın iki veya üç akşamı dışarıda, balıkçılardayım. Yazın tahmin edersiniz ki gelen giden çok oluyor. Daha dışarıda sadece bir kere tek başıma akşam yemeği yedim. Hep birileri oluyor, bu da iyi bir şey tabii. Kış boyu görüşmediğim dostlarla laflıyoruz. Hiç bir şey olmasa biz Bodrum’da yaşayan arkadaşlar bir araya geliyoruz.
Hafta sonları sabahları biraz daha geç, yani dokuzu biraz geçe kalkılan günler. Cumartesi günleri yukarıda sözünü ettiğim SuuMare veya eski göz ağrım Xuma’ya gidip günü sahilde geçiriyorum. Pazarları ise her yer o kadar kalabalık oluyor ki genellikle evden çıkmıyorum.

Çarşıdaki Gülten Abla'nın ev yemekleri çok iyidir
Gece yürüyüşlerinden...
Pazar günleri Xuma, yayılma mekanım
Xuma; yarımadanın en kaliteli plajı
Yalıkavak sanatçılar çarşısından





Ev yapımı marmelatlar, reçeller, erişteler...



Yalıkavak'ın gün batımında renkler müthiştir
Yalıkavak iklimi bakımından yaz için ideal bir koy. Her zaman rüzgarı var, havası kuru. Ne kadar söylensem de seviyorum burayı. Yazın yarısını bitirdik, ikinci yarısının da herkes için iyi geçmesi dileğiyle…



24 Temmuz 2012 Salı

Tatile gelince Bodrum'a yerleşme fikri de gündeme gelir


Kimi bu sayfayı Bodrum’daki tatilini bitrimiş, mesela İstanbul’a dönmüş ve iş yerinde ortama ve duruma alışmaya çalışırken okuyacak, kimi şu an Bodrum’da tatildeyken okuyacak. Buralara gelince, iş hayatının sıkıntıları, büyük kentin trafik, pahalılık gibi sorunları hayatınızdan bir süreliğine çıkıyor ya. Bünye iyi şeye hemen alıştığından, tatilin sonuna doğru şu Bodrum’a yerleşsek konuşmaları başlar. Bu blog kanalıyla zaman zaman bana mail ile ulaşanlar sık sık şu soruyu soruyorlar; Bodrum’da ne iş yapabilirim? Bunun cevabını ben bilemem ki. Soruyu soran ne tür biridir? Çalışkan mıdır, tembel midir? Hayattan ne bekler? Elinden ne iş gelir? O yüzden bu gibi sorulara pek cevap veremiyorum. Ama eğer soru içinde bir veri, bilgi barındırıyorsa o zaman değerlendirecek bir şey oluyor, ona gore bir cevap bulabiliyorum. Mesela klima tamircisiyim iş yapabilir miyim diye sorana cevabım farklı olur.
Hazır Bodrum’da denizin dibine rakı masaları kurulmuş, sohbet Bodrum’a yerleşme konusuna gelmişken benzeri sorulara toplu bir cevap olması bakımından aklımdan geçenleri şuraya yazıvereyim. Belki bazı sorulara cevap bulmada yardımcı olur.
İşinizi buradan yapabileceksiniz hiç durmayın. Yani laptopunuzun olduğu her yer sizin ofisiniz olabiliyorsa o zaman Bodrum da olabilir. Benim işim buna izin verdiği için şanslıyım. Belki işin başında otursam daha çok para kazanabilirdim ama benim için burada yaşamanın bedeli o paradan daha fazla ediyor.

Yalıkavak'ta yazın tıklım tıklım olan balıkçı Sait'in sezon başındaki doluluğu
İyi lezzeti sunan parayı alır
Kışın Bodrum'daki buluşma mekanımız Zazu
Yazın gün batımında Yalıkavak'taki Çardaklı
Ama işinizi buradan yapamayacaksanız Bodrum’a yerleşmeniz için ya miras kalmış olmalı, ya da dünyalığı çoktan doğrultmuşsunuz, çalışmadan geçinebilir durumdasınızdır. Bodrum’da sanayi yok. Dolayısıyla üretim yok denecek kadar az. Bodrum’un temel geliri turizm. Yani hizmet satarak para kazanılıyor. Gıda sektörünü de buraya katabiliriz. İki odalı pansiyondan çok yıldızlı otellere, simitçiden pahalı restorana kadar çok çeşitli ve her gelir grubuna servis veren mekan var. Yıllardır var olan bu işletmelerin arasına girerek hayatı sürdürmek kolay değil ama bir farklılık yarattığınız zaman da başarı geliyor. Bunun örnekleri var. Mesela bizim Aykut ile Güleren’in “Dükkan”ı. Burayı daha önce yazmıştım http://bodrumluhayat.blogspot.com/2011/12/bodrumda-sempatik-yeni-bir-mekan-dukkan.html Dükkan anlatmak istediğime küçük ama iyi bir örnek. İşini iyi yaparsan, farklılaşırsan kazanırsın.
Turizm ve hizmet sektöründen sonra inşaat Bodrum’un en çok iş yapan sektörü. İnşaat deyince aklınıza ne geliyorsa hepsi Bodrum’da var. Yan iş kollarını da katmalısınız. İnşaat malzemesi satan küçük nalbur dükkanından Baumaxx, Koçtaş gibi büyük mağazalara kadar hepsinden burada bulunuyor.

Evimin altındaki galeri kafe karışımı mekanın da geleceğini iyi görmüyorum. Fotoğraftakı kalabalık sergi açılışı olduğu için kokteyle gelen davetliler. 
Mekanın bulunduğu yer de çok önemli. Mesela Bodrum'daki balıkçılar çarşısı 7/24 doludur. Bu fotoğraf kışın çekildi 
Yalıkavak'ın tepelerinde bir köyün içinde, bulması zor bir yerde kahvaltıcı Havva Ana. Yazın yer bulmanız mümkün değil. Kışın da önceden aramalısınız. Giysilerden anlaşılacağı gibi bu kare kışın çekildi 
Havva Ana işinin başında. Hiç bir para harcamadan derme çatma yapılan mekan sahiciliği ve iyi lezzetiyle iş yapıyor
Yine kışın balıkçılar çarşısı
Ister vali olun ister polis, ister general olun ister bakan, devlet denen sektör dışında kimse size bir yerde iş vermez. Ama elektrikçiyseniz, ya da otomobil tamirinde ustaysanız dünyanın her yerinde iş bulabilirsiniz, tabii Bodrum’da da.
Bodrum’da sezon sanıldığı gibi üç ay değil, taş çatlasa 70-75 gündür. O yüzden yapacağınız işe karar verirken bunu mutlaka göz önünde bulundurun derim. Aynı şekilde dükkan kiralarken de bunu düşünün. Yapacağınız iş mevsimlik iş olmayabilir, o zaman bu sizi etkilemez ancak Bodrum’da yüksek sezon dedikleri budur; 70-75 gün…
Bu süre içinde satacağınız mal veya hizmetin sizin yıllık gelirinizin en azından yarısını oluşturacağını unutmayın. Koylarda ise ancak mevsimlik iş yapabilirsiniz. Yazın cıvıl cıvıl olan Türkbükü, Gündoğan, Yalıkavak gibi yerler sizi yanıltmasın, oralarda kışın kimselerin olmadığını unutmayın. Yani önüne ve sonuna seyrek de olsa gelen insanları da eklerseniz sezonunuz 90 günü bulur. Koyları iyi tanımadan bu işe girenler her sezon sonunda hüsrana uğruyorlar. Her sene sezon başında Yalıkavak’ta tur atıyorum. Yeni açılan mekanlara, iş yerlerine bakıp bu sezonu tamamlayamaz, şu yazı bitirir ama seneye gelmez diye tahminlerde bulunuyorum. Her defasında tutturuyorum çünkü o kadar acemice, düşünmeden işe girişiyorlar ki, yürümeyeceği çok belli oluyor. Geçen yaz benim evimin olduğu yere yengeç ve deniz mahsülleri ağırlıklı güveç, makarna yapan bir yer açıldı. Lezzeti hiç fena değildi ama tutmaz dedik. Tutmadı tabii. Şimdi ismi hala Surfer Crub ama şiş ve pirzola yapıyorlar. Deniz mahsülü işi bitti. Tabeladaki yengeç mahsun mahsun öylece bakıyor. Bizim millete köfteyi ver her öğün yer. Yan yana üç köfteci var burada, üçü de iş yapıyor. Bir batacak yer de yine bizim buraya açılan balıkçı. Yalıkavak deniz kıyısında en iyi balıkçıların olduğu bir bölge. Adam başı 200 liraya çıkılacak balıkçı da var 35 liraya çıkılacak balıkçı da. Hepsi de denizin dibinde. Niye sahilde olmayan, önünden tekne değil araba geçen bir yere insanlar gelip balık yesin? Tabii kimse gelmiyor. Her akşam ailecek dükkanı açıyor, kendileri yiyorlar kapatıp gidiyorlar. Durumu görünce üzülüyorsunuz ama hani ne derler, übük diyeceğin ağzını büzmenden belliydi. O hesap.
Yalıkavak’ta kitabın yanı sıra aynı zamanda kahve de satan bir kitapçı açıldı mesela. Seneye devam edebileceğini pek sanmıyorum. Kaldı ki daha önce aynı yerin 20 metre yanında kitapçı açmış ve batmıştı. Muhtemelen doğru dürüst araştırma yapmadan, heyecanla işe kalkışıyorlar. Araştırma işin başarısını belirliyor. Yani bir cafe açalım, eşimiz dostumuz gelse yeter diyerek işe kalkışanların sonu, kaçınılmaz olarak hüsran. Eş dost gelmesiyle dükkan dönmüyor.

Halk Eğitim binasının olduğu meydanın kış hali
Kışın kale meydanı
Sonbaharda güneşli bir pazar günü Kumbahçe sahili 
Yine kış yine Kumbahçe
Kışın sessiz Kumbahçe mekanları
Bir kış günü Mavi'nin önü
Yazın insanın yürümekte zorlandığı barlar sokağının kış hali

Ya bildiğiniz işi yapın, ya da işi bilenle ortak iş açın. Bodrum –hele bu yıl- kiralar konusunda patladı. Geldiğim sene yıllık kirası 10 bin lira olan yerler önce 15, sonra 20 derken bu sezon başı 30 bine kadar çıktı. Barlar sokağında orta boy bir dükkanın yıllık kirası 80 bin civarı dersem bir fikir verebilir. Mal sahipleri de uyandı, sezon sonunda parayı ödemeden kaçanlardan ağızları yandığı için çarşıda, barlar sokağında veya Kumbahçe sahilinde dükkanların kirası yıllık peşin alınıyor.
Uzun lafın kısası; tatilin coşkusuyla Bodrum’a yerleşmeyi aklınıza getirirken burayı güllük gülistanlık sanmayın. Çok iyi araştırma yapmanızı öneririm. Ve gerçekten yerleşmeyi düşünüyorsanız sonbahar ve kış aylarında da mutlaka gelip birkaç gün kalın. Çevreyi gezin. Havayı koklayın. Kış hali size iyi gelecek mi bir bakın bakalım. Bunu özellikle öneriyorum çünkü burayı sadece eğlence, deniz, güneş diye bilenler var. O iş öyle değil. Benim gibi burayı kışın daha çok sevenlerden olamayacaksanız zorlanırsınız. Gelip, yerleşip sonra da dönen çok oldu. Biz sakinliğini, havasını seviyoruz. Buraya yerleşenlerin, burada yaşayanların yazın gelen çoğunluk gibi sonradan görmelerin olmadığı kış halini seviyoruz. Bodrum’u her haliyle seviyoruz yani…