24 Ocak 2013 Perşembe

Antalya'dan Bodrum'a dönerken bir gece Fethiye


Bir önceki yazıda iş için, arabayla Bodrum’dan Antalya’ya gidişimi ve Antalya’da geçirdiğim yaklaşık 12 saati yazmıştım. Kaldığım yerden devam edeyim.

Gece tepemde patlayan gök gürlemeleri, çakan şimşekler ve şiddetli yağış eşliğinde uyumaya çabalarken sabah olduğunda bir de baktım ki dünden eser kalmamış. Sanki o fırtına hiç yaşanmamış gibi pırıl pırıl güneşli bir havaya uyandım. Bodrum’da da böyle oluyor. Gün içindeki havaya bakınca artık önümüzdeki bir hafta hayatta güneş çıkmaz diyorsun, ertesi gün bir uyanıyorsun ki hava bambaşka. İlk zamanlar buna çok şaşıyordum. Çünkü İstanbul’da yaşarken onbeş gün gri havayla yaşadığımı bilirim. Ama artık alıştım. Gün içinde bile dört beş defa hava değişebiliyor. Hele içinde bulunduğumuz “zemheri” ayında bu sık oluyor. Yani 15 Ocak-15 Şubat arası soğuğu da, fırtınayı da, kış güneşini de dibine kadar yaşıyoruz burada. İşte böyle sürpriz güneşli bir havada otelde gayet sıkı bir kahvaltı yapıp yola çıktım. 


Antalya'dan Kemer istikametine giderken
Planım Kaş’a girip bir öğlen yemeği yemek ve Fethiye’ye devam etmekti. Tekirova, Kemer üzerinden ilerlerken Olimpos tabelasını görünce aniden Olimpos’a saptım. Bu gibi yolculukların en çok bu kısmını seviyorum. Bir yere giderken birden rotadan çıkıp, farklı yere girip, orayı gezip sonra yine rotaya giriyorum. Olimpos’a ilk gidişim yine sezon dışı bir zamanda, bir kahve içmeye uğramak içindi. O zaman da Olimpos’un içine girmemiş, Lodge isimli tesisin sahibi Ziya Bey’I arkadaşlarımla birlikte ziyaret etmiştim. Güneşli bir kış sonuydu, sahilinde gezinmiştim. Bu dediğim muhtemelen onbeş yıl öncedir. Sonra 2005 yılının ağustos ayında Çıralı’da kalarak hayatımızın hatasını yapmıştık. Böyle bir sıcak ve nem hatırlamıyorum. Etrafta yemek yenen yerler epey kötüydü. Hala herkese anlatırım, kumsalda bir lokantada barbun tava istemiştim. Yanında garnitür olarak kızarmış patates ve şehriyeli pilav geldiğini görünce anladım ki benim için Ege’de yemek yenecek bölge kuzeyde Assos ile güneyde Fethiye arası. Bunun dışındaki yerlerin yiyecekleri bana uymuyor. İstanbul’u ayrı tutuyorum tabii. Ama kebap yiyeyim diye güneydoğuya gitmeyi aklımdan bile geçirmem. Gaziantep’in yemekleri çok iyi derler. Doğru olduğuna eminim ama et ve kebap bana biraz uzak lezzetler. Senede bir bilemediniz iki kere kebap yersem yeterli. Ama Ege mutfağı dediniz mi akan sular durur. İyi meze ve balık için gitmeyeceğim yer yok. Bu konuda mesafelerin de anlamı yok. İşte bu gezinin Fethiye ayağı da bir anlamda yeme içme meselesinden çıktı. Daha önce de birkaç kez gittiğim Girida’da balık yeme hayalim beni Fethiye’ye sürükledi. Fethiye’yi ayrıca seviyorum o başka.


Ana yoldan Olimpos'a iniş. Yer yer sular taşmış
Buradan karşıya geçmek zorunda kaldım. Yol bu...
Bomboş Olimpos
Yazlık beldelerin de kış halini oldum olası çok severim. Yazın insanların alt alta üst üste olduğu sokaklar, sahiller bomboş olur. Restoranların, eğlence yerlerinin, tesislerin neredeyse tamamı kapalıdır. Usul usul sokaklarında gezinmek başka türlü bir duygu verir. Hangisi o beldenin gerçek halidir? Olimpos’a da girme nedenim buydu. Hem kış halini göreyim hem tarihi kalıntıları sıcak ve insan kalabalığı olmadan gezeyim istedim. İyi ki de böyle yapmışım. Tek kelime ile şahaneydi. Güneyden esen şiddetli rüzgar denizi kabartmış, sular kumsalın yarısına kadar geliyordu. Benden başka üç köylü ve üç de Kültür Bakanlığı’nın ören yerlerinde görevli personeli vardı o kadar. Ana yoldan aşağıya inerken kışın yollarda yaptığı tahribatı yakından izleyerek sahile indim ki dere epey su tutmuş, kuvvetli akıyordu. Olimpos’a yazın gidenler derenin cılız sularını hatırlar. Kışın öyle değil. Baharda kar sularının erimesiyle bundan daha da kuvvetli akacak. Yol olmayınca dereyi arabayla aşıp karşıya geçtim. Bu gibi koşullarda yüksek altlı ve dört çeker araç çok işe yarıyor. Ören yeri personeli ısıtıcının önünde oturmuş laflarken karşılarında beni görünce şaşırdılar. Öyle ya, ocak ayında üstelik hafta için bir günde kim Olimpos’u gezmeye gelir ki? Beş lirayı ödeyip biletimi aldım, turnikeyi benim için çalıştırdılar, biletimi okutup içeri geçtim. Sonrası enfesti zaten. Biraz önce dediğim gibi karşıdan gelen üç köylü ile selamlaştıktan sonra bir saate yakın zaman geçirdim Olimpos’ta. Kimseler yokken, sadece derenin şırıltısını ve biraz sonra da denizin kumsala yayılırken çıkardığı sesi duyarak. İnsan böyle yerlerde arındığını hissediyor.


Olimpos ören yeri parkında sadece benim ve personelin aracı var

Karşıdan gelen üç köylü de olmasa tek başına kalmıştım 





Bu fotoğrafı çekerken, binlerce yıl önce birileri de bu açıdan baktı ve ne hissetti acaba diye düşündüm
Mezar soyguncularının izleri


Olimpos’un kütük evlerinden yapılan pansiyonlar, o ortam, o tatil anlayışı ve dönen muhabbet bana uymaz. Elinde gitarıyla, yaz günü siyah bot giymiş, genellikle kıvırcık ve arkadan toplanmış saçlı arkadaşların sahilde Akdeniz Akşamları’nı söylediği ambiyansları sevmem. Zayıf, hiç gülmeyen, yine botlu genç kadınların o bunalım hali ve yaydıkları enerjiyi garip bulurum. O yüzden de bu sakinlikte Olimpos’u gezmek iyi geldi. Kışın orada kalan, söz ettiğim tiplerden birkaçı vardı ki onların da benim orada ne işim olduğuna anlam verdiklerini sanmıyorum.

Olimpos’ta tahminimden fazla oyalanınca Kaş’ta öğlen yemeği programını değiştirip, Kumluca’ya yukarıdan bakan ve tabii ki adı Şahin Tepesi olan yere girip hafif bir şeyler yedim ve bu sefer kahve içmek için Kaş’a gittim. Kaş da bu mevsim çok sakin. Meydanı bomboştu. Hemen meydanın oradaki kahvelerden birine oturdum, hava çok güzel olduğundan o saatte mesaisi biten memurlar ve çocuklu aileler oturmuş çay içiyorlardı. Kışın hava erken karardığından, daha fazla karanlığa kalmamak ve akşam yemeğinden önce biraz otelde dinlenmek için çok oyalanmadan, kahvemi içip Kaş’tan ayrıldım. Eşen civarında hava karardı ama zaten Fethiye’ye de gelmiş bulundum.


Rota...
Bu coğrafyada gezerken kadraja her an bir sürpriz girebilir
Kumluca'ya bakış
Demre
Kaşmarina
Kaşmarina'da gün batımı
Kışın Kaş'ta sokaklar çocukların
Birasını yudumlayan Kaş sakini
Kaş meydanı
Fethiye’nin içindeki Yacht Butik Oteli’ni çok seviyorum. Oldum olası büyük otellerden hoşlanmam. Gittiğim yerlerde de asla o tip otellerde kalmam. Ne yurt içinde ne yurt dışında. Gözünüz bağlı iken bu otellerden birinin içinde bıraksalar ve gözünüzü açsalar Kamerun’da mısınız İtalya’da mısınız, Dubai’de misiniz anlayamazsınız. Hepsi birbirine benzeyen her şeyin gereksiz büyük olduğu bu mekanlara ısınamadım. Yacht otel hiç böyle olmayan, tam Fethiye marinasının dibinde, küçük ve sevimli bir butik otel. Her gidişimde orada kalıyorum. Kahvaltı yaptığım terasın manzarası çok güzel olduğu gibi kahvaltısı da tek kelime ile mükemmeldir. Sekiz dokuz çeşit peynir sunan otel benden tam notu alır zaten. Ha bir de plastik ambalajda bal, reçel sunmayacak. Otele yerleşip biraz dinlenip Girida balıkçısı için yürümeye başladım. Yaklaşık olarak 4-4,5 km mesafedeki Girida’ya yürüyerek gitmeyi çok seviyorum çünkü daha önce de yazmıştım, Fethiye belediyesinin gayet başarılı bir sahil düzenlemesi var. Körfeze parallel yürürken, spor amacıyla bu parkuru tercih edenler için özel yol yapmışlar. Tartan pist gibi bir şey. Yürürken yaylanarak gidiyorsunuz ve bacaklarınız ağrımıyor.


Fethiye'deki Yacht Butik Otelindeki balkonumdan
Otelin kahvaltı yapılan terasından
Yine terastan... Fethiye Körfezi ve uzakta Şövalye adası görünüyor
Ben Fethiye’ye yaz sezonu dışında gidersem marinadaki Yacht Butik otelinde kalıyorum dedim ya. Yazın gidersem de hiç başka seçenek araştırmadan doğru Faralya’daki Beyaz Yunus’a giderim. Faralya’yı bilirsiniz, Ölüdeniz’den Antalya yönüne giderkenki muhteşem bir bölgedir. Eski Likya yolunun geçtiği Faralya’da her yaz üç dört günümü geçirmek en sevdiğiim tatillerden biri. İşte bu Beyaz Yunus’u çekip çeviren genç arkadaşlarla kışın da görüşüyoruz. Fırsat bulup Fethiye’ye gittikçe müsait olduklarında bir araya gelip sohbet edip rakı içiyoruz. Bu sefer de içlerinde ilk tanıdığım –Ölüdeniz’deki Jade isimli tesisten- Can ve bu yaz Beyaz Yunus’ta tanıştığım Ahmet sağolsunlar beni yalnız bırakmadılar. Artık kendimi hakikaten evimde gibi hissettiğim Girida’da masayı kurduk. Eh her yıl üç beş defa Girida’ya uğrar olduk. Hatta bundan bir önceki seferimi sadece Girida’da balık ve meze yemek için yapmıştım. Benim Bodrum’daki ev ile Girida’nın arası 235 km. Yani bu yolu balık için mi alıyorsun diyenlere cevabım evet olacak. Tabii Bodrum Fethiye arasındaki yolun harika manzarası, yolda girilip çıkılan Akyaka, Köyceğiz gibi beldelerde gezinmenin zevki, Faralya tepelerinden Akdeniz’e bakma ve dostlarla rakı içmek ve sohbet de yanınıza kar kalıyor.

Güzel sohbetin, yenilen nefis mezelerin ve -Antalya’da yediğim ağır lagos tavadan sonra- benim alıştığım, damağıma uygun Ege lagosundan yapılan ızgaranın da zevkine varıp geceyi bitirdik.


Otelden Girida'ya yürürken gözüme çarptı. Oldukça alçak gönüllü bir arkadaş olmalı
Girida balıkçısı... mükemmel lezzetler içeride
Girida'daki masa gittikçe genişledi
Ertesi sabah otelin terasındaki manzarada o mükemmel kahvaltıyı yapıp Bodrum’a doğru yola çıktım. Aslında hava iyi olursa Akyaka’dan Datça’ya sapar mıyım gibi bir düşünce aklımdan geçtiyse de hem havanın Bodrum’a doğru çıkarken kapayıp yağması, hem yolda gelen mailler cuma günü yarım gün de olsa çalışmam gerektiğini gösterince paşa paşa Bodrum’a döndüm.


Yacht otelindeki kahvaltının girişi. Gelişme ve sonuç bölümlerini koymuyorum
Yolu uzatıp, Akyaka'dan Gökova yoluna girdim. Akbük, Ören, Çökertme, Mazı, Pınarbelen'den Bodrum'a vardım
Pınarbelen... Bizim buraların en yeşil hali bu dönem
Her geçişimde durduğum nokta. Karşıda Bördübet, arkada Datça kıyıları
Akbük'ün kış hali
Gökova'da kış ve lodos
Sonuçta 60 saat süren, tam 998,7 km yol yaptığım, iş ile karışık kendimle de baş başa kaldığım kısa yolculuk bana çok iyi geldi. Şimdi bu pazar günü, bu sefer İstanbul’a doğru yola çıkıyorum.İstanbul’daki ofisi tamamen boşaltıp, kamyona yükleyip Bodrum’a taşıyacağız. Önümüzdeki hafta boyunca İstanbul’dayım. Ofisi de taşıyınca artık İstanbul ile bağım daha da azalacak. Bütün bunların hazırlığı, şirketin resmi olarak da taşınması, vergi dairesinin değişmesi falan zaman alıcı işler. Bodrum’a döndükten sonra tekrar buluşmak üzere…


1 yorum:

  1. SABIRSIZLIKLA YENI YAZI VE RESIMLERI BEKLIYORUM! VLADIVOSTOKTAN HER GUN SAYFANIZI ACIP YAZILARINIZI OKUYUP RESIMLERE BAKARAK FERAHLIYORUM ALDIGIM HAZZIN TARIFI MUMKUN DEGIL SANKI ORALARDAYIM GIBI:))))

    YanıtlaSil