23 Şubat 2013 Cumartesi

Antalya'dan Fethiye'ye, oradan Datça'ya doğru


Bir ay arayla yine Bodrum’dan Antalya’ya gidince, dönüşte yine Fethiye’ye uğradım. Çünkü Fethiye bu mevsim çok güzel. Makul bir sakinliği var. Üstelik artık alışkanlık haline gelen Girida’da yemek ve genç dostlarla sohbet de işin en keyifli yanı. İşi eğlenceye çevirmenin kime ne zararı olabilir ki? Böylece bir iş gezisinin dönüşünü turistik geziye çevirince ve de bu sefer işler izin verip de bir gün daha ekleyince Fethiye’den sonra Datça’ya geçtik. Bu yazıda Fethiye ve Datça’ya kadar olan yol izlenimlerime ait bir iki notu paylaşayım sonrasını fotoğraflara bırakacağım. Çünkü daha geçenlerde aynı rotayı yapıp yazmıştım. Bir ay içinde Fethiye’de değişiklik olmayınca anlatacak fazla, yepyeni birşey yok.

Antalya’da uyanınca bir gün öncesi yağmurun yerini pırıl pırıl bir havanın aldığını gördüm. Gece pek rahat uyuyamadığımdan olsa gerek sabah erken kalktım. Merkezi ısıtmalı otel odalarını sevmiyorum. Çünkü odanın içini 25 derece civarına ayarlıyorlar, benim gibi 15-16 derecede uyumaya alışanlar için o ısıda uyumak mümkün değil. Üstelik son derece sağlıksız bir ortam. Her yerden üfleyen sıcak havayı kesmek söz konusu olmadığından ben de gece cam açık yattım. İyi de oldu, denizin sesini dinledim. Sabah o güzel havayı görünce, otelde kapalı mekanda kahvaltı yapmaktansa sahil boyu yürüyüp kahvaltı edecek bir yer bulmayı tercih ettim. Üstelik geçen sefer de bu otelde konaklamış, kahvaltısını pek tutmamıştım. Lara sahilinde yürürken gözüme kestirdiğim yer, manzarasıyla, ortamıyla iyi çıktı. Biraz sonra güneş bulunduğum masaya gelince tişörtle kalana kadar üstümdekileri çıkarmak durumunda kaldım. Antalya hava bakımından iyi davrandı yani. Sıkı bir kahvaltının ardından toplantının yapılacağı Holding’in merkezine gidip işleri de hallettikten sonra sarkan randevu nedeniyle karanlığa kalmış halde Fethiye’ye doğru yola çıktık. Eğer Antalya’dan daha erken ayrılabilseydim niyetim sahilden dönmekti. Yani geçen sefer yaptığım rotayı izleyerek Kaş’a uğrayarak dolaşmak. Bu yol Toroslar’daki rotaya oranla çok daha uzun ama gündüz sahili izleyerek araba kullanmayı çok seviyorum. Ancak dediğim gibi toplantı saati sarkınca bir gün önce geldiğim yoldan dönmek zorunda kaldım. Fethiye’ye varıp otele yerleştiğimizde yemek saati gelmişti bile. Normalde kaldığım Yacht Boutique Oteli ile Girida arasını, Fethiye sahilinden yürüyerek katetmeyi tercih ederdim ama gecikince, Girida’da bizi bekleyen Can ve Deniz’i daha fazla bekletmemek, rakı saatini de kaçırmamak için taksi ile yollandık.

Bu manzarada çay içmek... daha ne olsun 
Kahvaltı çok başarılıydı. Manzara zaten olağanüstü. Üstelik bunların hepsi sadece 10 TL. 
Girida’yi birkaç kez yazdım. Artık kendimi çok rahat hissettiğim mekanlara bir yenisi katıldığı için seviniyorum. Mekanın sahibi çok candan biri. Garsonlar da öyle. Mezeler –moda deyimle- on numara. Balık zaten hep taze. Ve epey çeşit bulunduruyorlar ki bu önemli. Bir gece önce Antalya’nın koskoca Lara Balıkçı’sındakinden daha fazla çeşit vardı. İki mekandaki sandalye sayısını kıyaslayacak olursak muhtemelen Girida, Lara Balıkçısı’nın 30’da biridir. 

Güzel mezelere güzel sohbet eşlik edince hep aynı şey olur, zaman nasıl geçti anlaşılmaz. O akşamdan kötü olarak hatırladığım tek şey, her yaz büyük bir istekle gidip çok güzel günler geçirdiğim Faralya’daki Beyaz Yunus’un el değiştiriyor olacağı haberiydi. Yeni işletmeci büyük ihtimalle jakuziler koyarak, bostan olarak kullanılan alana kocaman bir havuz yaparak oranın doğal görünümünü ve sadeliğini bozar. Bütün değer verdiğimiz güzel yerler bozulmak, değişmek, daha lüks olmak zorunda mı?

Girida'nın taze balıklarının olduğu dolaptan bör bölüm

Kılıç şiş... mükemmeldi


 Ertesi sabah Yacht Boutique Otelinin terasında, otelin şahane kahvaltısını yaptık. Bu otelin üç şeyini çok seviyorum. Bir; makul büyüklüğü. Yani kocaman otellerden olmaması. İki; konumu. Hem kasabanın içinde hem sakin bir yerde. Her yere yürüyerek ulaşabiliyorsunuz ve muhteşem manzarası var. Üç; kahvaltısı. Dokuz çeşit peynir var desem gerisini tahmin edebilirsiniz. O yüzden sabah terasında, Fethiye körfezini ve marinayı seyrederek mükellef kahvaltı yapmak insana iyi geliyor. İşte biz de pazar sabahı bu güzel kahvaltıyı yapıp Datça’ya doğru yola çıktık.

Yacht Boutique Oteli'nin kahvaltısının giriş bölümü. Gelişme ve sonuç bölümleri de var yani.
Kahvaltı büfesinin kadraja sığan bölümü. Bir bu kadar daha var
Terastan manzara

Burası İsviçre diye yazsam yadırganmaz

Hep söylediğim gibi Bodrum Antalya arasındaki yollarda araba kullanmak müthiş zevk veriyor. Şahane koylar, kıvrıla kıvrıla tırmanılan dağların manzarası nefes kesen cinsten. Dönüş yolunda bu sefer epeydir girmediğim Göcek’e girdim. Göcek de sonuçta yazlık bir yer. Üstelik çok küçük ve tüm müşterisi tekne sahipleri. Göcek’e marina ve Dalaman’a havalimanı Özal’ın bir projesiydi. İnsanların İstanbul’dan, Ankara’dan uçağa bindikten birbuçuk saat sonra teknelerine ulaşabilmelerine olanak sağlayan bir projeydi ve tuttu. Ama sadece tekne ve yat turizmine yönelik bir “proje” olduğundan tabii kışın bomboş. Yazın tekne bağlamanın mucize olduğu ana iskelede hiç tekne yoktu. Sadece ağlarını onarak balıkçıları gördük. Iki gün önceki fırtınadan sonra sakin koyda biraz zaman geçirdik ve bu çok iyi geldi. Ruhumuz dinlendi. Bir espresso içip yola devam ettik. Bu arada gelen kitle tekneci olunca fiyatlar uçmuş. Iki kahve bir sodaya 17 lira verdik. Yazın fiyatların nerelere dayandığını düşünmek istemiyorum.

Akşama ne balık var?
Boş Göcek iskelesi
Sakin Göcek koyu



Göcek’ten sonra hiç durmadan Akyaka sapağına geldik ve sola dönüp Marmaris yoluna girdik. Solumuzda okaliptüslü eski yolu alıp rampaları tırmanıp Marmaris’e doğru inmeye başladık. Bir türlü bitmeyen, ikide bir toprak kayması nedeniyle çöken hala çökük, yol hala o bölümde tek şerit. Marmaris’in AKP ilçe başkanının geçenlerde “bu sene çok yağmur yağdı ondan çöküyor” diye yalan söylediği yol ilk günden beri böyle. Yani açıldığı zaman da böyleydi, yazın da çökme oldu. Bu yolu açmak için yüzlerce ağaç kesildi, Marmaris’lilerden karşı çıkanlar oldu diye hatırlıyorum. Ya müteahhit sahtekar ya mühendislik hatası var bilemiyorum. Bildiğim, o yolun hala bitmediği ve muhtemelen hiç bir zaman bitmeyeceği. Hem zaten ortada çalışan işçi de görmedim.

Sola dönülür ve istikamet Marmaris üzerinden Datça olur
Malesef son derece çirkin yapılarla dolan Marmaris.

Mavi Pide'nin ördekleri


Datça'ya doğru Gökova ve Bördübet sahili. Karşısı ise Ören
Marmaris’i geçip Bozburun-Datça istikametine devam ettik. Marmaris’in içini hiç sevmem. Ama çevresine ise hayranım. Öğle yemeği için tabii ki Hisarönü’ndeki Mavi Pide’de durduk. Yazın sakin olan derenin suyu ve debisi epey artmıştı, kanarına oturduk ve şahane pidelerinden yedik. Akşam yemeği için Datça’da Fevzi’deyiz diye fazla yemedik ama. Çünkü yolu bu kadar uzatıp Datça’ya gitmemizin iki sebebinden biri Fevzi’de Ege otları ve deniz mahsulü yemekti. İkinci sebep ise bahar açan bademlerin Datça’nın muhteşem doğasına yaptığı katkıyı yerinde görmek. Geçen sene onbeş gün geç kalmıştım, bu sefer tam zamanında Datça’ya vardım. Fevzi ve baharlar konusunu da bir sonraki yazıda anlatayım.

Aşağıdaki manzara Antalya'da kaldığım otelin odasından çekildi




1 yorum:

  1. Seyahatlerim nedeniyle bir süredir takip edemediğim yazılarınızı bu sabah yine büyük bir keyifle okudum.. Her zaman olduğu gibi yine ilaç gibi geldi.. Valla bir an önce o taraflara gelmek, yerleşmek, sizinle tanışmak ve de karşılıklı iki tek atmak isteği gittikçe yoğunlaşıyor bende de. Kaleminize, yüreğinize sağlık, dostçakalın.. (Bu arada meraklılarına(!) mal beyanında bulunmanız da iyi olmuş..)

    YanıtlaSil