11 Nisan 2013 Perşembe

Bodrum'da dört yılım bitti


Geçtiğimiz hafta Bodrum’da dört yılımı doldurdum. Altı yıl önce Yalıkavak’ta bir ev kiralamıştım ama 4 Nisan 2009 gününe kadar İstanbul’da da bir evim vardı. Önceleri kışın ayda bir uzun hafta sonu yaparım, yazın da belki bir ay geçiririm diye düşündüğümden Yalıkavak’taki o evi yıllık tutmuştum. Kışın o ayda birler ayda ikiye, sonra uzun hafta sonları programı dokuz günlük uzun haftalara dönüştü. Böyle böyle Yalıkavak’ta kışı geçirmenin ne büyük bir nimet olduğunu görünce içim kıpır kıpır olmaya başladı. Yalıkavak’a gideceğim uzun haftaları ayarlamak için çabalıyor, uçaktan iner inmez Bodrum’un havasıyla sarhoş oluyor, o da kesmediği için çantamı eve atıp doğru Sait’te rakı balığa oturuyordum. Yazın insanların kuyruk olduğu Sait’in kışını görünce, şömine başında rakımı yudumlayınca her geçen gün Bodrum’a daha bağlanmaya başladım. Hele Bodrum’un merkezinin kış hali beni resmen çarptı. Çünkü yıllardır yazları annemin Akyarlar’daki evine gider gelirdim ve sadece havalimanına giderken Bodrum’un kıyısından şöyle bir geçerdim o kadar. Yani yıllarca yazın Bodrum’a inmedim. Çünkü o kalabalığı ve sıcağı bana iyi gelmiyordu. Ama dediğim gibi, ocak, şubat aylarında Bodrum’un içindeki hayatı ve havayı görünce herşey değişti. Artık üniversiteden beri aklımın bir köşesinde duran “Bodrum’a yerleşmek” fikrini hayata geçirmeliydim. İyi de ne zaman olacaktı bu? Bu konudaki kararımı vermemi bir anlamda babam sağladı. Bir eylül günü denize girdi ve maviliklerden cennete geçti. O zaman dedim ki hayat kısa. Hani şairin “uyudun uyanmadın olacak” dediği gibi. Babamı eylül ayında kaybettik, altı ay sonra ben arabanın kontağını çevirdim ve dikiz aynama baktığımda Levent’teki gökdelenleri görerek, birinci köprüden Ege’ye doğru yola çıktım. İşte bugünlerden tam dört yıl önce, onbeş yılı aşkın bir süredir yaşadığım Rumelihisarı’ndan ve Bebek’ten sonra, biraz şehrin ortasında olayım dediğim Asmalımescit’teki, kendi çok güzel ama çevresi berbat İstanbul’daki son evimi boşalttım.



Dört kışın çoğu günlerini, akşamlarını bu odada ve bu koltukta geçirdim
Taşınmama yardım için gelen kızkardeşim ile birlikte Bodrum’a vardığımızda hava yağmurluydu. Bizden bir gün sonra kamyon ile eşyalarım geldi ve yerleşmeye başladık. Yorucu birkaç günün sonunda ev yaşanır oldu. O gün bugün her sabah gözlerimi o evde, Bodrum’da açmanın tadını çıkarmaya çalışıyorum. Buraya gelmenin kolay olmadığını yaşayarak gördüğüm için de buranın değerini ve hayatımdaki yerini iyi biliyorum.

Evi teslim aldığım hali ve taşındığımın ertesi günü çektiğim kareler
Kızkardeşim Sena'nın taşınma yorgunluğunu attığı çay saatimizi de anılar arasına koymuşum
Bodrum'un içindeki bu ev dört yıldır bana iyi davrandı. Ben de ona iyi davranıyorum
Yalıkavak'ta üç yıl kaldığım evi insan faktörü yüzünden terk edip başka bir eve geçtim. Sol üstteki kare denizin dibindeki eski evden
Dört yılda bu maviye ve beyaza iyice vuruldum
Kimbilir kaç gün batımını aynı yerden aynı kale manzarasına karşı hayran hayan izledim. Hiç bir gün batımı diğerinin aynısı değil çünkü
Bodrum'un daracık sokaklarında kaybolmak burada en sevdiğim işlerden biri
Dört yıl içinde Bodrum'un yenilenmesini de izledim, yerel kültürlerini de keşfettim
Bisiklet burada elim ayağım oldu. Bu fotoğrafları çekerken de yanımdaydı, pazarda alış verişe gittiğimde de
Hafta sonları Akyarlar, Gümüşlük, İasos, Mazı gibi yerlere gitmek tatil gibi geliyor
Gökova Çökertme yolundaki ağaca her geçişimde selam veriyorum. İlk fotoğrafladığımda baharlarıyla büyülemişti.

Bu yazıya fotoğraf seçmek yazıyı yazmaktan daha uzun bir iş oldu. Dört yıl boyunca çok malzeme biriktirmişim. Binlerce kareden, dört yılı özetleyecek kareleri seçmek zor iş. Zaten bir sure sonra seçemediğimi farkettim. O da iyi bu da güzel derken yüzlerce fotoğraf çıktı. O yüzden yine bir eleme yaptım ve dörtlü gruplar haline getirdim. Aksi halde sayfanın açılması mümkün olmayacaktı. Bu arada bir eleme daha yaptım. Sonuçta sayfaya koymadığım fotoğraflar da yer verdiklerim kadar değerliydi. Ama ne yapayım ki bir yerde kesmek gerekti. Geçmiş yazılarda zaten çoğu var deyip kendimi avuttum.

Dört yılı aslında fotoğraflar anlatıyor ama bazı noktaları da yazmak gerek tabii.

Her geçen yıl bir öncekinden daha az İstanbul’a gitmeyi başarmışım. Ve her geçen yıl bir öncekinden daha fazla sayıda Güney Ege ve Akdeniz kıyılarında turlamışım. Bodrum-Antalya ve Bodrum-Datça arasını artık gözü kapalı gidebilecek kadar yolları biliyorum. Birkaç kez Antalya’ya iş için toplantıya gittim. Her gidişimde aklıma yağmurlu veya karlı bir günde arabanın içinde bogaz köprüsü üzerinde tıkanmış halde toplantıya yetişme gerginliğimi hatırlayıp gülümsedim. Türkiye’nin en iyi manzaralarını görerek zevkle yapılan seyahat beş saat sürse de köprü yolunda ikibuçuk saat egzos koklayıp beklemekten iyidir.

Kelebekler Vadisi - Bozburun - Datça Knidos - Demre Kekova
Bozburun... diğer üç resim ise Datça'dan
Mesudiye - Datça - Gökova Akyaka - Marmaris
Akbük - Türkevi - Ören - Knidos
Toroslar - Elmalı - Köyceğiz - Fethiye
Kumlubük - Bozburun - Datça - Selimiye
Selimiye - Palamutbükü - Ölüdeniz Belcekız Plajı - Faralya
Palamutbükü - Datça - Faralya - Faralya'da Beyaz Yunus'ta gün batımı
Ören - Toroslar - Gökova - Ören


Yollar yollar...
Daha önceleri belli zamanlarda geldiğim ve -biraz önce anlattığım gibi- içine pek inmediğim Bodrum’da yaşamaya başlayınca buradaki lezzetlerle buluşmak Bodrumlu Hayatımın en zevkli tarafı. Şu dört yılda hayatımda yemediğim ahtapotu, kalamarı, otları yedim. Yazları her perşembe Yalıkavak pazarı ile kışları her cuma Bodrum pazarı burada yaşamanın bir nimeti. Meyvanın, sebzenin, otun, zeytinin, peynirin ne kadar farklı lezzetleri olabileceğini burada öğrendim. Mutfağa girip yemek yapmak tam bir zevk ve keyif halini aldı. Yıllarca istediğim lezzette ve renkte olmadığından ara sıra yediğim yumurtaya burada kavuşunca, otları katarak kendi kendime farklı yumurtalı yemekler yarattım. İstanbul’daki hayatıma göre daha az ama çok daha tadında rakı içiyorum mesela. Herkes bana Bodrum’a gidince daha çok içki içeceğimi söylediyse de bunun öyle olmayacağını bildiğim için şu andaki duruma şaşmıyorum. İstanbul’da stresten burada keyiften içki içiyorum çünkü. Ve burada kendimi daha yakın hissettiğim mekanlarda masayı kuruyoruz. İstanbul’dayken Asmalı Cavit’I, Sabahattin’i ve Kuruçeşme’deki Marina’ya sık giderdim. Onun dışındaki balıkçılar ya çok sevimsiz tiplerin, purolu, cipli, kolyelilerin geldiği mekanlar oluyordu ya da çok lezzetsiz ve kötüydüler. Arada bu saydığım mekanlara da o tiplerden geliyordu ama çok rahatsız olmuyordum. Burada özellikle kışın tam kafama uygun mekanlarda kafama uygun dostlarla birlikteyiz. Tanımadıklarım da sade hayatın parçası insanlar.

Mahmut Kaptan'da Süslü Celal akordeonuyla coştururken - Pazar alış verişi - Fevzi'de bir kış akşamı Kulüp içtiydik - Çökertme'de tadını unutamayacağım bira ve kalamar
Günü rakı eşliğinde keyifle gönderidğimiz akşamlardan kalan 
Berk Balık'ta bir akşam masası - Evde yaptığım bir salata - Bozburun Orfoz'un tadı tarif edilmez midyeleri - Mahmut Kaptan'da klasik giriş mezelerim
Kısmet Lokantasının ot tabağı - Sait'te zevkli ve lezziz bir masa - Limon'da kahvaltı ve kahve
Bazen bir Bodrum mandalinası meze olurken bazen bol çeşit ile rakılar içtim. Bazen de Orfoz'da pavurya, bazen Fevzi'de deniz şakayığı gibi az bulunan tadlarla içtim.
Son iki üç yılda İstanbul'da Karaköy Lokantası'na epey gittim - Hisarönü'ndeki Mavi Pide beni yeniden pideyle barıştırdı - Limon'da bir gün batımında bir kadeh rakı - Fevzi'de12 çeşit Ege otu mezesi
Yalıkavak pazarında yeni çıkmış laym ile damağımı temizledim - Deniz Feneri'nin karidesi - Bozburun Yak Kulübünün anlatılmaz kahvaltısı ya da gün batırırken rakı zevki
Yalıkavak'ta Havva Ana'nın köy kahvaltısı - Deniz Feneri'nde kalamar - Orfoz'da tarak - Ve evde karışık otlu pazar sabahı yumurtası 
Fevzi'de ilginç tadlardan karidesli sübyeli makarna ve enginarlı sübye - Otlar ve evde bir pazar kahvaltısı
Bir sabah köy yumurtası - Bodrum pazarında enfes domatesler - Tadına meftun olduğum çintar ve Bozburun Orfoz'un muhteşem domatesli salatası
İş konusu buraya gelişimi erteleten nedenlerin biriydi. Zaman içinde teknolojinin gelişmesi mesafeleri kısalttı ve artık şu aşamada nerede çalıştığınızın pek önemi kalmadı. O yüzden önce kendimi buraya getirdim. Ofis İstanbul’da kaldı. Ayda bir mutlaka gidiyor bir iki gün ofiste çalışıyordum. Sonra baktım ki artık İstanbul’da ofisi açık tutmak, ayda iki gün için o masrafa katlanmak çok anlamsızlaştı. Bu yılın şubat ayı itibariyle artık İstanbul’da ofisim kalmadı. Bodrum’un içinde aklıma yatan, yeni, temiz bir ofis buldum. İki aydır artık ev-ofis düzeninden çıktım, Bu da iyi oldu. Daha hareketli bir hayata geçtim. Şu anda tek sıkıntım hem yetenekli hem aklı başında bir asistan bulamamak. Herhalde Bodrum’da bu işi yapmak isteyen çıkacaktır diye düşünüyorum. Olmazsa İstanbul’dan transfer edeceğim galiba.

Dört yıl boyunca pek uğramadığım İstanbul'daki ofisimin ilk ve son boşaltılmış hali
Bu da Bodrum'daki yeni ofisim ve ofise elli metre mesafedeki plaj
Yazları Yalıkavak kışları da Bodrum’un içinde oturma şeklinden memnunum. Bu iyi bir fikirmiş, yaşayınca anlıyorum. Buradayken Yalıkavak’ı, oradayken burayı Bodrum’u özlüyorum. İkisinin de yeri ayrı ve biri kış ile baharlarda diğeri ise yazın iyi. Gelecek ne gösterir bilmiyorum, belki iki ev yerine tek eve geçerim, o zaman da nerede oturacağıma karar veririm. Sanki İçmeler’e doğru gitmek iyi fikir gibi geliyor.

Yalıkavak... yazlık köyüm
Yalıkavak
Buranın sevdiğim yanı çok ama birkaç tanesini dördüncü yıl nedeniyle buraya alayım;
Küçük yerde yaşamanın çok avantajını görüyorum. Hele devletle, bankayla, belediyeyle olan işler için bu bulunmaz nimet. Bisikletle her işimi halledebiliyorum. Mesafeler o kadar yakın. Iki yıl önce İstanbul’dan bir arkadaşım birkaç günlüğüne gelmişti. İlk günü karşılaştığımızda pasaport için emniyete gidiyordum. Ertesi gün karşılaştığımızda pasaportu almıştım. Nasıl yani bitti mi demişti.



Kargo elemanı seni tanıyor, yolda görünce abi dur paketin var deyip eline tutuşturuyor. Meyhanecisi, balıkçısı iyi tanıyor. Akşama bilmemne yaptık gel abi diyor meyhaneye çağırıyor. Yolda yürürken tanıdık insan görüyorsun. Eskiden İstiklal Caddesine çıktığım zaman üç beş tanıdıkla selamlaşırdım, bir o kadarıyla ayak üstü sohbet ederdik. Son yıllarda kimseyi tanımaz olmuştum. 

Yani özetle şunu söyleyebilirim ki burada hayatı ısıtan, yaşanır kılan küçük küçük çok sayıda detay var. Burada hayat ağır akıyor ve kendi kurallarına gore işliyor. Ya uyum gösterirsiniz ya da dönersiniz. Ben hem dalgamı geçiyor, eğleniyorum hem yavaştan uyum sağlıyorum. Eskisi gibi aceleci olmadığımı söylemeliyim. Kalan mı çok dönen mi onu da bilmiyorum. Ama birkaç dönen tanıdım. Yine de kalan daha çok galiba.

Henüz üç aylıkken bulduğumuz Neriman'ı anmadan geçmek olmaz. Neriman büyüdü artık üç yaşını bitirdi
Dört yılı bir yazıda anlatmak zor. Ama zaten bu blogu izleyenler biliyorlar. Ben kısa bir toparlama yapayım istedim. Bu yazıdan sonra blogun formatında bazı değişiklikler yapacağım. Daha sık ama daha kısa yazılar olacak. Biraz daha gözleme dayalı notlarımı göreceksiniz. Amacım buradaki hayatı ve benim Bodrumlu Hayatımı kısa kısa yazılar ve fotoğraflarla aktarmak. Seyahatlere gittiğimde yazının uzunluğu olmasa da fotoğraflar artacaktır. Yani bir anlamda twitter ile blog arası bir yere konumlaya çalışacağım. Dinlediğim müzikleri daha sık paylaşmak istiyorum. Müzik paylaşımını artırmayı düşünmemin nedeni indirilen, dinlenen parça sayısının her geçen gün artıyor olduğunu gösteren blog raporları ve istatistikler. İstatistik demişken bir iki de sayısal veri paylaşayım:
Blogun bugüne kadarki tıklanma sayısı şu an itibariyle 139.382. Geçtiğimiz ağustos, ekim ve kasım ayları hariç ilk yazıyı yayınladığım 2011 yılının ocak ayından itibaren 27 ay boyunca sürekli yukarı doğru giden bir eğri var. Bu yazıya kadar 196 yazı yazmışım. Bunların içinde en çok okunanı hangisi derseniz, 6 Nisan 2011 tarihli “Bodrum’da nereye yerleşilir?” başlıklı yazı. 5.216 kez okunmuş. Ardından 943 tıklanmayla Bodrum’da yaşabilir misiniz? başlıklı yazı geliyor. Yani en çok okunan yazı açık arayla önde. Trinidad ve Tobago’dan Vietnam’a, Endonezya’dan Avusturalya’ya, Birleşik Arap Emirliklerinden Kenya’ya, ABD’den Kanada’ya, Brezilya’da Ekvador’a kadar ve de Avrupa’nın bütün ülkeleri dahil izlenmiş, okunmuş. Ama kimi ülkeden birkaç kere tıklamış kimi ülkeden binlerce kere. Bodrum’u anlatmakla iyi mi ediyorum kötü mü diye düşündüğümde iyi ettiğimi sanıyorum. Sadece bu blog sayesinde tanıdığım dostlar bir yana, bazı yazıların sonundaki yorumlardan da göreceğiniz gibi buraya yerleşmek isteyenlere rehberlik etmişim. Hani kumsaldaki deniz yıldızlarını toplayıp denize atan adamın hikayesi gibi… Ne fark eder dememeli, bazıları için fark ediyor. Onların özledikleri hayata sahip olmalarında küçük bir desteğin bile manevi değeri çok büyük.

Bazen format değişir, belki ileride mecra değişir. Ama nice yıllar boyu paylaşmaya devam edebilmek üzere. Özlediğiniz hayat hangisiyse ve neredeyse orada o hayatı yaşamanızı dilerim. Şansınız bol olsun.





15 yorum:

  1. Ne mutlu size,bizede bakıp yutkunmak düşüyor:)Hak etmişsiniz ,çalışmışsınız ve hala çalışıyorsunuz,hayallerinizin peşinden gitmişsiniz,darısı başımıza.Sayenizde bugün Yalıkavak'ta yazlık baktım internette tüm gün!!Fakat öncelikle yıllık kiralık bir ev bulmanın daha mantıklı olabileceğini düşündüm,şu tahminen kiraladığınız ofis çok hoşuma gitti,rica etsem nerede yıllık kiralar nasıl yada daire fiyatları nedir?Boş vaktinizde yardımcı olursanız çok sevinirim..denizbagis@hotmail.com

    YanıtlaSil
  2. Size Trinidad ve Tobago'dan sevgiler. Kanada'dan Bitez'e gelmeyi planlarken is ruzgari bizi buraya getirdi. Umarim buradan sonra emekli zevkini orada Kaptan'da gecirmek hayalleri ile gecen gunlerimize kenar susu yapiyoruz. Daha nice saglikli 4 yillar dilegimizle.

    YanıtlaSil
  3. Gunes,cesit cesit meyveler, taze fidanlar agaclar,denizin kokusu,serin ve sessiz golgeler,bahceler,baglar,lezzetli katiksiz yiyecekler,denizden yeni cikmis baliklar,anason kokusu, bir bilselerdi dunyanin bir ucunda dogup olen buradaki insanlar!!!.Biliyorlarmi acaba orada dogup buyuyen nimetlerinden faydalanan insanlar?:)
    Buradan sayenizde bakiyoruz yasiyoruz sanki cennete acilmis pencereden.
    Orada olmak fikri olacak olma fikri motive ediyor insani.
    tesekkurler Vladivostok'tan

    YanıtlaSil
  4. bir solukta okudum. okurken bile kimyası değişiyor insanın. çok teşekkürler...

    YanıtlaSil
  5. Her sabah işe gelipte bilgisayarımı açtığımda acaba bugün yazmışmısınız diye heyecanlanıyorum,küçücük odamda yazdıklarınızla ve fotoğraflarınızla büyük bir penceresiniz,herşey için teşekkürler...levent

    YanıtlaSil
  6. Yaşamdan zevk almak bu olsa.Daha uzun yıllar birlikte olmak dileklerimle,Hayatın artıları sizinle olsun

    YanıtlaSil
  7. Hani 'pozitif insan' deyimi vardır ya ,işte o deyim sizin için söylenmiş olmalı.Hayatın artıları sizinle olsun.

    YanıtlaSil
  8. Çok keyif alarak okudum her zamanki gibi.. Nice keyifli yıllara, sağlıkla ve mutlulukla!

    YanıtlaSil
  9. Sizi okumayı seviyorum ama yorumlara cevap yazmamanızı sevmiyorum :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Soru soran olursa ya buradan ya mail ile cevaplıyorum ama.

      Sil
    2. Yorumlarımı bir daha soru cümlelerine çevirmeye çalışırım o zaman.. :))

      Sil
  10. Güzel adamsın vesselam...

    YanıtlaSil
  11. Bende 1 yıl kaldım Bodrumda. İsmini vermeyim ama bir barda iyi bir konumdaydım. Ama artık fethiyedeyim ve fethiyeyi daha çok seviyorum :))

    YanıtlaSil
  12. Okurken bile çok keyif aldım.....kısmetse 2 ay içinde benim ve oğlum içinde orda yaşam başlayacak ....benim gönlüm tek yalıkavakta....oraya aşığım......tek düşüncem oğlumun okulu......bu arada asistan arayışınız devam ediyorsa kısmetse ilerde belki size yardımcı olabilirim......iyi akşamlar...zeynep

    YanıtlaSil