14 Nisan 2013 Pazar

Bu hafta sonu Mazı, Mahmut Kaptan derken...


Blogun formatında bir değişiklik yapmayı düşündüğümü yazmıştım. İlk yazım 22 Ocak 2011 tarihindeydi (http://bodrumluhayat.blogspot.com/2011/01/ilk-mesaj.html). Aradan iki yıl geçti, burada yaşadıklarımı, yediklerimi, içtiklerimi yazdım. Gezdiğim yerleri anlattım. Bodrum ile bazı bilgileri paylaştım. Bana en çok sorulan iki soruya, “Bodrum’da nerede yaşanır?” ve “Bodrum’da ne iş yaparım?” sorularına elimden geldiğince cevap yazdım. Bazen buranın folkloru, kültürü ile bildiklerimi ve öğrendiklerimi aktardım. Ve artık bir süre sonra tekrarlar başladı. Sonuçta benim hayatım burada geçiyor ve burada anlattıklarımdan göreceğiniz gibi sakin bir hayatımız var. İstanbul’da hayat hızlı akıyordu, yetişmeye çabalıyordum. Burada sakin akıyor ve hayatımız da öyle çok hareketli değil. Her gün ilgi çekici yeni bir şey olmuyor yani. Aynı yerlere gidip geliyorum. Mesela her yıl birkaç kez Datça’ya gidiyorum. Çünkü orayı seviyorum. Her gidişimde farklı yazacak birşey bulmak mümkün değil. Ancak biraz farklı fotoğraflar koyabilirim o kadar. O bile çok kolay değil çünkü benim bazı sevdiğim açılar ve noktalar var. Her geçişimde oralarda duruyor, manzarayı bir daha seyrediyor, fotoğraf çekiyorum. Datça’da Mesudiye’ye tepeden bakan noktadan son dört yılda, farklı mevsimlerde hiç değilse 15 kare çekmişimdir. Yani demem o ki yazılardaki tekrarlar kaçınılmaz olmaya başladı. Ben de bu yazıdan itibaren yeni bir yol deniyeceğim. Daha sık ama kısa kısa yazılar yazacağım. Bu bazen o gün gördüğüm bir şeyin bende çağrıştırdıkları olabilir bazen de şimdi yazacağım gibi bir cumartesi gününün izlenimleri. Tabii ki yazıların iki unsuru yine ben ve Bodrum olacak. Yine Bodrumlu hayatımı anlatacağım. Başlayalım…

Bodrum’da bu kış ılık ama çok yağışlı ve fırtınalı geçti. Geçen yıllarda daha serin geceler olurdu ama hava açık, gök yıldız dolu olurdu. Bol lodos, burada hiç alışık olmadığım kadar gri günler getirdi. Ve her ne hikmetse otomatiğe bağlanmış gibi neredeyse her cuma hava kapadı, her cumartesi-pazar fırtına ve yağmur oldu. Bu durumda Bodrum’un en sevdiğim yanı olan, hafta sonları o koy senin bu koy benim gezmeye pek fırsat bulamadık. Bu hafta sonu hava artık açınca, İstanbul’dan gelen dostlarımız da olunca herkesin gittiği koylara değil de biraz daha uzağa, Gökova kıyısına gidelim dedik. Çökertme’de sevdiğim bir aile işletmesi vardır. Adı Çökertme pansiyon/restoran. Bir buçuk ay önce Antalya dönüşü geçerken öğlen bir şeyler yemek için uğramıştık ama tadilat vardı, servis yapamamışlardı. Buranın artık huyunu suyunu öğrendim, herşey yavaş gidiyor, cumartesi günü önceden arıyayım de boşuna gitmeyelim diye düşündüm. İyi ki aramışım, tadilat daha bitmemiş. Biz de rotayı Mazı’ya çevirdik.

Mazı yolları şu sıralar bu halde
Pınarlıbelen üzerinden Mazı'ya giderken
Mazı Çökertme’ye oranla Bodrum’a daha yakın. Burası da Gökova kıyısında, araba kullanması zevkli bir yoldan gidilerek varılan küçük bir köy. Asıl yerleşim tepede ve adı Yukarı Mazı. İki Mazı var, sahildeki yerleşimin de adı tabii ki Aşağı Mazı. Aşağı Mazı da kendi içinde ikiye ayrılıyor, sol koy ve sağ koy. Hep sağ koya giderdik bu sefer sol koya gidelim istedim. Sahildeki bölümünde kışın in cin top oynuyor. Bu mevsimde bazı pansiyonlar yavaş yavaş açıyor. Mazı yakında patlama yapabilir, ilgi yoğun. İlk berbat bina da yapılmış zaten. Kim nasıl yaptı bilmiyorum. Yeşillikleri gösteren fotoğrafta, tepede bina sırıtıyor. Bildiğim kadarıyla buralar SİT alanı ve imar izni yok. Ama adım gibi biliyorum ki yakında bu hükümet Araplara buralarda koy pazarlar, tesisler yapılır, buralar da bozulur.

Sözünü ettiğim çirkin yapı sağda görünüyor

Mazı Bodrum’un bir köyü. Ama tam anlamıyla bir köy. Buralarda zeytincilik yapılıyor. Arıcılık da yapıldığını duymuştum. Yavaş yavaş turizm de başladı. Mazı pansiyonlarında hiç lüks aramayacaksınız. Hepsi sahilde, yüzü Gökova'ya dönük mekanlar. Gördüğüm kadarıyla aralarında işletme ve temizlik bakımından biraz daha öne çıkanlar var. Ama hepsinde taze kalamar, balık, buram buram zeytinyağı kokan körpe salatalar bulabilirsiniz. Ben hiç kalmadım çünkü sabah gelip akşam dönüyorum. Bodrum Mazı arası 50 km civarı. Iki yoldan gidilebilir. Biri daha sık kullanılan ve bilinen Bodrum-Güvercinlik-Mumcular-Yeniköy üzerinden giden yol. Diğeri benim bu aralar daha sık kullandığım Yalıçiftlik-Etrim-Pınarlıbelen-Yeniköy üzerinden giden yol. Bu yol birincisine göre daha kısa gibi dursa da köylerden geçtiği ve daha dar olduğu için aynı sürede gidiliyor. Çünkü birinci yolda Bodrum’dan Güvercinlik’teki Mumcular sapağına kadar olan bölümü 100 km ile gidebilirsiniz. Ama bir yere yetişmiyoruz, acelemiz yok, maksat gezi olsun deyip ben birinci yolu tercih ediyorum. Manzara çok daha güzel.









Cuma akşam uçağıyla İstanbul’dan gelen dostlarım Okyar ve Ayşe ile aynı gün geç bir akşam yemeği yiyince haliyle geç yatıldı, geç kalkıldı. Mazı için yola çıktığımızda öğlen bire geliyordu. Pırıl pırıl ve 25 derece bir havada daha önceden İstanbul’dan gelen başka dostlarla Yalıçitlik’te buluşup iki araba Mazı’ya yollandık. Bizi biraz rüzgarlı bir Gökova karşıladı. Pansiyon-restoranda bizden başka kimse yoktu. Sonra üç kişi geldi gitti o kadar. Rüzgar ortalığı serinlettiğinden ve hafif çırpıntı yaptığından deniz pek çağırmadı. Biz de kendimizi yemeğe vurduk. Hoş denize girseydik de bu sefer deniz acıktırdı deyip yine aynı şeyi yapacaktık. Köy ekmeği, harika zeytinyağı ile hazırlanmış salata masaya gelince gözlerimiz döndü ve biralar açıldı. Mutfaktan nefis zeytinyağı kokuları gelmeye başlayınca patlıcan, biberlerin kızardığını anladık. Zaten açık olan iştahı tetikleyen bu koku gözleri karartı… sonrası mı? sahilde güneş altına atılan şezlonglarda, sadece suyun şırıltısını dinleyerek çekilen öğle uykusu.


Zeytinyağının kokusunu alabiliyor musunuz?



İstanbul'dan gelen dostlarımız Okyar, Ayşe, Hale ve adaşım Serdar. Ayşegül artık Gümüşlük'lü
Okyar ve Ayşe ile beraber 36 saatlik hızlı bir Bodrum turu yapmaya çalıştık
Akşam ekipçe Mahmut Kaptan’a gidileceğinden saat beşe doğru Bodrum’a doğru yola çıktık. Bilenler bilir Mahmut Kaptan Bodrum’un en kişilikli, en hoş meyhanesidir. En büyük özelliği de Mayıs-Ekim ayları arasında kapalı oluşu. Yani sadece biz kışın burada yaşayanlar gidiyoruz. Bir de buranın tadına varıp da kapanmadan bir kere daha olsun burada bulunmak isteyen, İstanbul’dan sırf bu nedenle hafta sonu gelen arkadaşlarımız. Bir iki kare de bu akşamdan fotoğraf alıyorum. Yine bu akşama ait YouTube’a yüklediğim 30-40 saniyelik iki minik video size Mahmut Kaptan’daki ortamımızı ve akşamımızı daha iyi anlatacak. Sonrası ne oldu derseniz, Kaptan’dan Barbeast’e geçildi. Henüz İstanbul’un bakışlarıyla birbirini kesen kadın ve erkekleri basmadan biz bize olalım deyip geceyi Barbeast’te uzattık.


Mahmut Kaptan'da girizgah
Ayşegül'ün doğum gününü kutladık. Alper abimiz cümbüşüyle her zamanki gibi aramızdaydı
Bu sabah Özden, Hale, Serdar ve Ayşegül ile bahçede yaptığımız kahvaltıdan. 

Tilkişen ve naneli köy yumurtası yapmaya giriştim
Datça'nın erken hasat soğuk sızması kahvaltıda ekmeği banmak için ideal lezzette




Güzel bir hafta sonuydu. Bu sabah da, fotoğraflarda göreceğiniz gibi evde, bahçede uzun bir kahvaltıyla hafta sonunu noktaladık. Ve bu sabah mevsimin dostlarla bir arada ilk kahvaltısını yaptım. İyi bir yaz sezonu geçirelim. Hep birlikte…

3 yorum:

  1. Merhaba Serdar bey,
    Su siralar Mazi da temiz odali pansiyon ariyorum.
    Sizin yemek yediginiz pansiyon-restorant in adini ögrenebilirmiyim? Belki internette orasini bulabilir ve belki fotograflari var ise odalara bakabilme imkanim olur diye düsünüyorum.
    Simdiden tesekkürler.
    Saygilarim ile
    Hülya Aytekin

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Hülya Hanım. Size şu anda henüz kapalı olan http://www.tasturizmmazi.com adlı yeri öneririm Gördüğüm kadarıyla en iyisi burası

      Sil