26 Mayıs 2013 Pazar

Bodrum'da sıradan bir hafta

Bu blogda buradaki hayatımı anlatıyorum. Arada sırada hayata bakışımla ilgili bazı notlara da yer veriyorum ki bu çok doğal. Burayı kendi bakış açımdan anlattığıma göre bu ülkede olup bitenlerle ilgili ne düşündüğümü ara sıra fırsat olduğunda yazıyorum. Çünkü bunlar benim İstanbul’dan ayrılmama, burada bir hayat kurmama neden olan bazı konular. Bu gibi yazılar çok az da olsa, yazdığımda gelen tepkiler ilginç. Beni eleştirdikleri tavırları aynen kendileri yaparak yazan da oluyor veya espri anlayışı Mars’ta yaşamamın daha iyi olacağını söyleyecek seviyede olan da. Bilenler bilir, blogger gelen yorumları önce denetiminize sunuyor. Üzerinde değişiklik yapamazsınız ancak yayınla/yayınlama diye tercih kullanabilirsiniz. Bugüne kadar içeriği küfür olan bir yorum hariç olumlu/olumsuz tümünü yayınladım. Ki böylece nasıl bir toplum olduğumuza dair çok küçük de olsa bazı ipuçları elde edebilelim. Bu blog bir tartışma platformu değil, benim Bodrum’daki hayatımı anlattığım bir blog. Adından belli zaten. Gelen yorumların bazılarını ya demek istediğimi yanlış aksettirdiğimi düşündüğümden, ya karşı tarafın yanlış anladığına inandığımdan cevaplandırmaya çalışıyorum. Fakat son zamanlarda bir şey dikkatimi çekti. Özellikle son İstanbul ve 19 Mayıs yazılarına gelen yorumlarda gözüme çarpan bir durum var. Önce biri yazıyor ve derken bir iki saat içinde arka arkaya “adsız” eleştiri bombardımanı başlıyor. Bu hafta “Adsız” gelenleri yayınlamayacağım diye yazdıktan sonra arkası gelmedi, kesildi. Sanki bir şekilde birbirleriyle ilintililer gibi. Aksi halde belli bir yazıya sadece belli bir günün belli bir saatinde yorum gelmemesi gerekir. Bu kadar rastlantı fazla. Öncelikle eleştiri yapanın adını yazmasını isterim ki ben cevap yazacaksam kiminle konuştuğumu bileyim. Fikirlerini açıklarken adını yazanların üslupları ile yazmayanların üslupları hemen ayrışıyor. Fikrinin arkasında durmaktan çekinen kişilerin “adsız” yorum göndermesi, çapları, zihniyetleri ile ilgili bir ipucu sayılabilir kanısındayım. Neyse, ara sıra böyle durumlar olabilir.

Şu sıralar işler yoğun, zamanım ofiste geçiyor. Sabahları her zamankinden erken gidiyor, daha geç çıkıyorum. Bir aya yakın bir süre böyle bir tempo olabilir. Havalar şu sıralar çok iyi o yüzden henüz Yalıkavak’a geçmedim. Ne zaman ki sıcak basar, bir sabah ter içinde kalkarım, o zaman “hadi bakalım istikamet Yalıkavak” derim, giderim.

Kahvaltıyı evde yapıp çıkıyorum. Pazardan alınan domates, biber, salatalık, iki çeşit zeytin, üç çeşit peynir, zeytin ezmesi ve çay. Kahvaltı menüme bazen simit ekleniyor. 
Her akşam vur patlasın çal oynasın bir hayatımız, rakı-balık akşamlarımız yok. Arada ayran da içiyoruz. Bu toplumsal içerikli Akepe yağcısı mesajımdan sonra geçenlerde aynı anda eleştirmeye başlayanların övgü yorumlarını beklerim artık
Bazen de ofise yürüyerek gidiyorum. Öyle günlerde belediyenin Tepecik kafeteryasında tost/çay iyi gidiyor
Bugün öylesine sıradan bir haftadan bazı karelerle Bodrum’u anlatmak istedim. Hani sabah kalkıyorsun, bahçede kahvaltı ediyorsun, bazen yürüyerek, bazen bisikletle, bazen arabayla ofise gidiyorsun. Ofiste çalışırken gözün bazen karşındaki Ege’ye ve Kos’a takılıyor. Hafif dalıyorsun sonra iş ile ilgili gelen bir mail seni dünyaya döndürüyor. Akşam üzeri ofisten çıkıyorsun, akşam yürüyüşü yapıyorsun. Evde yemek hazırlıyorsun, bahçede bazen kitap okur, daha çok iPad’de birşeylere bakarken gözler kapanıyor, odana çıkıp yatıyorsun. Çıt çıkmayan bir ortamda iyi bir uyku çekiyorsun. Sabah güneşli bir havaya kalkıyorsun güne iyi başlıyorsun. Haftada üç akşam dışarıda rakı-balık yapıyorsun. Dostlarınla sohbet ediyorsun, Bodrum’un bazı mekanlarına gidiyorsun filan. Yani sakin, huzurlu bir Bodrum yaşantısından söz edeyim dedim. Burada her günümüzün vur patlasın çal oynasın geçtiğini düşünen yoktur herhalde ama yine de yazayım, yok öyle bir şey. Bodrum’a ilk taşındığım aylarda İstanbul’dan arayan müşterilerimle iş konuşurken, telefonu “iyi tatiller” diyerek kaparlardı. Ben burada tatildeysem işleri kim yapıyor peki? Şaka bir yana bu tamamen Bodrum’a sadece tatil için gidilir algısının bir sonucu. Zamanla alışıldı artık kimse iyi tatiller demiyor.


Sıradan bir günü akşamı arabayla ofisten eve dönerken
Bazen gün batımı böyle oluyor...
Bazen de böyle
Geçen sabah yürüyerek ofise giderken
Ofis yolu üzerinde insanı kışkırtacak çok bahane var
Güneşi gören İskandinavlar
Havalar iyice ısındığında bazen sabah denize dalıp çıkıp ofise öyle gitmeyi planlıyorum
Burası da ofisin arkasındaki sahil. Bazen de öğlenleri kısa kaçamak yapma planlarım var
Evimin yolu üzerinde
Evin sokağında. Böyle şeyler görerek, sakin sokaklardan yürüyerek eve dönmek bünyeye iyi geliyor
Bahçe kapısından çıkınca...
Hafta sonu İstanbul’dan gelen arkadaşım ile bir akşam Orfoz’da yemek yedik. Bu sabah da Limon’da kahvaltıya gittik. İstanbul’dan gelenler için bunlar gerçekten nimet. Sadece hafta sonu için gelenler bile aynı şeyi söylüyor “Buradaki iki üç gün İstanbul’daki on güne bedel. Dinlenmiş olarak dönüyoruz”. Oysa belki İstanbul’daki hayatlarına göre daha hızlı bir hafta sonu yaşanıyor ama Bodrum’un öyle bir özelliği var işte.

Şimdi bu yazının fotoğraflarını yerleştirip yazıyı yayınlayacağım ve izninizle bahçede biraz uzanıp ikindi kestirmesi yapacağım. Tam bir Pazar günü olabilmesi için bu şart.


Cuma günleri pazar alışverişim Bodrum'lu hayatımın en sevdiğim işlerinden biri


Yarış sezonu bu haftaki ayakla bitti. Yurt dışından gelen ekipler birbirlerine kadeh kaldırırlarken


Bu hafta antik otomobil yarışının startı Bodrum'dan verildi



Bu hafta ayrıca uluslararası dans ve folklor yarışması vardı. Bodrum'da bir haftada üç etkinlik (Dans, otomobil yarışı, yat yarışı) ilçeyi çok hareketlendirdi





Geçen akşam dolunay vardı


Orfoz'un "damak çatlatan" deniz mahsüllerinden
Orfoz



Dün akşam Berk Balık'taydım. Bu kaya barbunlarından iki tanesini ızgara yaptırdım.
Benim Berk'teki klasik giriş mezelerim. Cibez, kaya koruğu, bu mevsimde başlayan çiçek dolması ve patlıcan salatası
Bu sabah da kahvaltı için İstanbul'dan gelen arkadaşımla birlikte Gümüşlük'teki Limon'daydık. Bu kare her şeyi anlatıyor, ne yazayım?

Berk Balık'ın bulunduğu meydan yeniden yapıldı. Tam ortadaki set iptal edildi meydan yol seviyesine indi. Böylece artık Berk'te oturunca kale rahat görünüyor.
Yazın Yalıkavak'ta olduğumdan hem de Halikarnas'ın gürültüsünden kaçmaktan Berk Balık'a pek gelemiyorum. Yakında "ekim ayına kadar veda" yemeği yaparız.



Şimdi buraya uzanıp bir pazar günü ritüelini yerine getireceğim
Yaz sıcakları basmadan bir hafta sonu gelin diyeceğim ama uçak biletleri uçmaya başlamış. Onun için hep diyorum ya, kıştan biletlerinizi alın. Gelemezseniz de en fazla elli liranıza malolur. Ama ya gelirseniz?



9 yorum:

  1. Cok guzel bir konu. Resimler de cok hos ve yerli yerinde. Dolunay Amerika'dan da cok guzel izlendi. Dogu kiyilarinda ozellikle gece 9 dan sonra cok buyuk ve parlak gorundu.

    Limon' a seneler once gitmisdim, hic kalitesini bozmamis, orada bir kahvaltiya kesinlikle vakit ayirmam lazim.

    YanıtlaSil
  2. Kendi halinde yaşamınızı anlattığınız,bizlerin de huzur hissederek okuduğumuz yazılarınıza,ülkemizde fütürsüzca herkese saldıracak kadar gözü dönmüş,kendi kuşatılmış beyinlerinden kaynaklanan arızalarla hayatı eksik yaşayan,insanca yaşayabilenlere fesatlanan gürühun hedefi olmanız ,hemde anlaşılan o ki sadece dostlarınızla paylaştığınız sofralarınızı betimlediğiniz için... Çok üzücü.
    Bazen ardında gözü dönmüş kötü insanların zorladığı her an açılacak bir kapının arkasında durduğumuz hissine kapılıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayatın güzelliklerini ıskalayanların nasıl bir zihniyete sahip olduklarını hep birlikte anlamamıza yarayan laflarını özellikle yayınlıyorum.

      Sil
  3. Daha önce paylaştığım gibi ismim Serhad Kara. Anadoluhisarı'nda ikamet ediyorum. Uşak, 01.06.1975 doğumluyum. Yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim:)
    Yine daha önce ifade ettiğim gibi yaşam tarzımız, hayattan aldığımız zevkler benzer olduğundan ve böyle bir yaşama geçme arzumdan blogunuzu takip ediyorum. Dediğiniz gibi Bodrum'a da yerleşsek günlük hayatımız olacak/oluyor ve o hayatın içinde politika da olacak. Çok normal. Başka dünya görüşleri size yanıt verecek, bu da normal. 19 Mayıs'a dair dört "adsız" mesajın üçü bana aittir, diğeri zaten sizi destekler nitelikteydi. İstanbul'a gidip gelişinizle ilgili yazınızdaki son üç "adsız" mesaj da bana aittir. Karşılıklı düşüncelerimizi paylaştığımız için tekrar ismimi yazmadım, haklısınız, yani "organize" bir mesaj bombardımanı yok. Medeni bir tartışma yürüttüğümden yukarıdaki eleştirileri üzerime almıyorum. "Bir ara İstanbul'a gidip geldim de" başlıklı yazınızda şöyle bir yorum vardı; "Memleketin yarısı maalesef sabun yapımlık." Herhalde gözünüzden kaçtı ki hiçbir küfür bu cümleden daha aşağılık olamaz. Ya da sansürlememekle çok iyi yapmışsınız ki toplumun bir kesiminin vahametiyle ilgili ipuçları veriyor.

    YanıtlaSil
  4. Merhaba Serhat Kara. Arka arkaya yorum gönderdiğinizi belirttiğiniz iyi oldu, aksi halde paranoyak olacaktım. Hani paranoyak olmanız izlenmediğiniz anlamına gelmez meselesi... Daha önce bir kere daha benzeri bir durum olunca "ne oluyor" diye düşündüm. Sabun meselesinin gözümden kaçmış olabileceğini ima etmeniz üslubunuzla ve karşınızdakini etiketlemenizle ilgili bir durum olabilir, karışmam ama gözümden kaçmadı. Yazıda belirttiğim "küfür" günlük kullanımda anladığımız manada bir küfür, diğer yorumları yazanlara, okuyanlara bırakıyorum. Onun için de gelenleri yayınlıyorum. Dediğim gibi burası bir tartışma platformu değil. Yanlış anlamaları önlemek istedim o kadar. Ayrıca ilginize de teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  5. Özellikle Bodrum'un köy ve mahallelerine dair verdiğiniz bilgilerden, yapılacak işle ilgili uyarınızlarınızdan çok yararlandım. Bir grup yazı ve fotoğraflar ise çok imrendirici yani acımasızca:)Farklı etnik kökenlerin, inanç gruplarının, cinsel kimliklerin, yaşam tarzlarının birarada, eşit, özgür yaşamasından yanayım. Benim iddiam o ki kentli laikler bu evrensel değerin taşıyıcısı olamadı, tutarlı, ilkeli bir yaklaşım sergileyemedi. Sizi temin ederim ki İstanbulunuzun meraklısı değildik/değiliz. İmkan olsa bir dakika durmayız. Doğup büyüdüğümüz topraklarda yaşamak, yine o topraklara gömülmek isterdik. Mecbur kaldık. İş yoktu, yatırım yoktu, kimimizin köyü yakılmış zorla göçertilmişti. Sizi rahatsız etmek istemedik. Güzel anlarınızı paylaştığınız restoranlarda size servis yaptık, bulaşıklarınızı yıkadık, sokaklarınızdaki çöpleri topladık, oturduğunuz güzel evlerin inşaatında çalıştık, evlerinize temizliğe geldik... Bu nedenle belki otobüste ter koktuk, hayat acımasızdı, sertti bu nedenle belki kaba davrandık, başımızı sokacağımız derme çatma evler yaptık ve sizin göz zevkinizi bozduk, muhafazakardık, bu koca şehirde belki daha da ona sarılıp dindarlaştık. Gerçekten böyle olsun istemezdik. Verdiğimiz rahatsızlık için özür dileriz. Eşit koşullarda olmadığımızı anlamanızı, kendinizi bizim yerimize koymanızı isteriz. Bodrum'un da meraklısı değilim, ağırlıklı benzer yaşam tarzının varlığı, bir gettoda yaşama değil beni dürten. Genlerim beni hem Ege'ye, hem de daha doğal bir yaşama çağırdığından ve yine az çok bir ekonomik döngüsü olduğundan. Sağlıcakla kalın. (Serhad Kara)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu yazınızı da yayınlıyorum ama bundan sonra bu gibi konularda belki bir blog açıp düşünce ve görüşlerinizi orada yazmanız daha doğru. Bu blogun bir tartışma platformu olmadığını bir kaç kez yazdım. Görüşlerinizin katıldığım ve katılmadığım yönleri var. Bunları kendime saklıyor, izninizle bu konuyu burada sonlandırmak istiyorum. Sağlıklı, gönlünüze göre bir hayatınız olmasını dilerim.

      Sil
  6. merhaba, datça'dan sevgiler, yurdagül ben yine, anladım ki terazi burçlarının anlatılamaz estetiği, yaşlar, sınırlar, keyifler,ve algılayışlar arasında zaman aşımı köprü oluşturuyor :))(Pardon yeni öğrendim burçları) yazılarınız o kadar keyifli ki Serhad
    Kara neden hala ter kokabiliyor (su ve sabun bu kadar ucuz ve ulaşılabilirken)anlayabilmiş değilim.polemik yaratmak istemiyorum ama üff buram buram ezik edebiyatı, ayy neyse konu bunlar değil, yakaladığınız ve her insanın avucunun içinde olan ''istersen yaşamını değiştirebilirsin'' kılavuzu.... Verdiğiniz mesajları anlayan anlıyor zaten, bütün içtenliğinizle hayatını değiştirmek isteyenlere resim ve yazı ile gösterdiniz, harika bir anlatımla ne nasıl olur, kış nasıl, yaz nasıl, cafe açmak gibi hayalin varsa ne olur, ne tuttu, ne tutmadı, çalış çabala, senin de olur, pazarların güzelliği, doğanın neşesi...eğer Datça'ya yerleşmeseydim kesinlikle oradaydım, ama ben burada eksik gedik herşeyle çooook mutluyum, hep sevgiyle kalın, ister yayınlayın, ister yayınlamayın ama hep yazın, yazın ki hep keyifle okuyalım :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Yurdagül Hanım. Datça, eğer işlerim nedeniyle bazen günü birlik İstanbul'a gitme zorunluluğum olmasa yazları geçirmek istediğim yer. O nedenle yaz kış yılda en az beş altı kez gelip gidiyorum. Siz orada mutlusunuz, hep mutlu olun.

      Sil