19 Haziran 2013 Çarşamba

Bodrum'da işe gidiyorum

Ülkede olan bitenleri dehşet içinde izliyorum. Malum hepimiz sosyal medyaya kilitlendik, an be an haber almak istiyoruz. Ama bu arada hayat devam ediyor bir yandan. Bu da doğal ve böyle de olmalı. İlk günlerin heyecanı geçtikçe bu işin birkaç günde, ayda bitmeyeceğini anladık sanırım. Bu yeni bir süreç ve biz bu değişime tanık oluyoruz. Her şey değişecek. Ülke değişecek. Ben hayatımda ilk kez bu ülke için umutluyum. Bu sefer olacak çünkü olmak zorunda. Dünyanın enerjisi değişirken şu andaki yönetim üslubunun kalması mümkün değil.

İşte bir yandan bunları düşünür, tartışırken bir yandan hayat devam ediyor dedik ya, anlatalım. Buradaki hayatımı aktardığım bu blogda bugüne kadar bir iki defa ucundan kenarından iş hayatımdan söz etmiştim. Etme nedenim de buraya taşınmaya karar verirken beni zorlayan tek şeyin iş meselesi olmasından dolayıydı. Benim bütün iş yaptığım kurumlar İstanbul’da. Yaptığım işin niteliği gereği büyük markalar ve kurumlarla çalışıyorum. Projeler genellikle uzun vadeli projeler, yani haftada birkaç kez bir araya gelip toplantı yapmayı gerektiren bir iş değil. Hele artık günümüzün iletişim koşullarında bu gereklilik yok denecek kadar azaldı. Ajanslar toplantı yapmaya bayılırlar çünkü toplanmazlarsa iş yapmak zorunda kalırlar. Benim iş tarzım ajansların tam tersi bir yapıda olduğundan ne o kadar kalabalık kadrolara ihtiyaç var ne toplantıya. Ama Bodrum’a göç ettiğim 2009 yılında ofisimi Bodrum’a taşımadım. Bunun iki nedeni vardı; Birincisi kendimi denemek istedim, ikincisi buradan işi yürütüp yürütemeyeceğimi görmek istedim. Kendimi denemem sadece birkaç gün sürdü. Kararımın isabetli olduğunu görmek için bu yeterli bir süreydi. İşi denemek daha uzun sürdü. Bu da normal. Önce ev-ofis düzenine alışmam gerekti çünkü otuz yıldır hep işe gittim. Evden çıktım ve ama yakın ama uzak mutlaka bir yere gittim. Ev-ofis düzenine alışmam zor olmadı. İstanbul’da işbirliği yaptığım arkadaşlarımla son döneme kadar sorun yaşamadım. Ama son iki eleman ile sorunlar yaşamaya başlayıp da bunlar işe yansıyınca oturup düşündüm. Baktım ki otuz yılda oluşturduğum kimliğim, iş yapma biçimim, iş anlayışım olumsuz etkilenecek. O zaman iki yoldan birini seçmem gerekecekti. Ya İstanbul’daki ofise hem daha nitelikli bir yardımcı bulacak hem ben daha sık işin başında duracaktım. Ya da ofisi Bodrum’a taşıyacak, tamamen işin başında olacaktım. İkisinin de iyi ve kötü yünleri vardı. Birinci yolun kötü tarafı zaten İstanbul’da ofisin yüksek kirası, yüksek sabit giderlerinin yanında yüksek eleman maaşı ve sık seyahat gideri, konaklama gideri eklenecekti. Ama şirketin merkezi İstanbul olarak kalacaktı. İkinci yolun iyi yönü hem ben artık biraz sıkılmaya başladığım ev-ofis düzeninden çıkıp bir ofise gidecektim, hem işin sürekli başında olacaktım ki bu hızı artıracaktı, hem giderlerim İstanbul’un üçte birine inecekti. Kötü yanı demiyeyim de sakıncalı yanı ofisin adresi artık İstanbul olmayacak Bodrum olacaktı. Bunun ne sakıncası var derseniz, beni iyi tanımayan bir müşteri adayı için Bodrum’un imajı nedeniyle “dalgacı ve geç iş çıkaran” damgası yeme riski olabilirdi. Bu durum kararımda çok önemsiz bir yer tuttuğu için bu riski göğüslemek zor olmadı. Öte yandan sürekli iş ve danışmanlık yaptığım iki önemli kurum ile görüşüp kendileri için ofisin Bodrum’a taşınmasının bir sakıncası olup olmayacağını sordum. Her iki kurumun yetkilileri de “Senin nerede olduğunun önemi yok. Zaten Bodrum’dan çalışıyordun, artık tamamen orada olursun, işimizi aksatmadığı sürece sorun yok” dediler. Bu da bana güç verdi ve sonunda geçtiğimiz şubat ayında ofisi de Bodrum’a taşıdım. 1998 yılında İstanbul’da Levent’te, bahçe içinde iki katlı küçük evde başlayan Serdar Benli Tasarım Ofisi, on yıl sonra Beyoğlu’na taşınmıştı. 2013 yılında ise Bodrum’a göçtü.

Sol üstteki mavi işaretli yer evi, sağdaki turuncu ise ofisi gösteriyor
Ocak ayı yeni ofisin hazırlığıyla geçti
Şubat ayında İstanbul'dan eşyalar geldi

Şubat ayından beri ofis Bodrum’da Kumbahçe’de yeni yapılan cruise iskelesini geçince, sahilde yürürken TMT otelin de olduğu küçük koyun orada. Yeni yapılan bir bina olması önemli bir mesele çünkü Bodrum’un içinde emlakçıların ofis diye gösterdiği yerler hep bir şeylerden bozma, tesisatları eski, eciş bücüş yerler. Ana cadde üstündeki yerler İstanbul’u aratmayan kiralarda ve yazın boğucu sıcak oluyor. Bulduğum ve taşındığım ofiste bu sakıncaların hiç biri olmadığı gibi denize 70-80 metre olması da bir nimet. Ve çok iyi bir denizi var.

Artık sabahları evde kahvaltı yapıp ofise gidiyorum. Kışın fırtınada arabayla gidiyordum. Sonraları bisikletle gitmeye başladım. Ama bir buçuk ay önce dizimdeki bir problem yüzünden yürüyüşüm bile aksayınca doktor bisikleti yasakladı. Yürüyüşü de abartma dedi. Eh ev ile ofis arası yaklaşık 6-7 km. Git gel yürümek için uzun mesafe diye yürüyüşü de kesip arabayla gidip gelmeye başladım. Ama bu keyfimi kaçırdı. Bodrum’un harika sahilinden yürüyerek veya bisikletle gitmek varken arabayla gitmek tatsız bir durum. Ama neyse ki şu son iki gündür diz tamamen geçti sayılır. Yine yüklenmemek için bir gün bisikleti bir gün yürümeyi seçiyorum. Şu sıralar arabayı sattım, yenisi de onbeş yirmi gün sonra geleceğinden bahanem de var. Haftada bir araba gerekiyor, ofisin alışverişini yapıyorum. Onun dışında şimdilik böyle iyi. Ama havalar sıcaklamaya başladı. Bu da yakında Yalıkavak’a geçmem anlamına geliyor ki o zaman araba şart olacak. Fakat elimizdeki yoğun proje temmuz ayının ilk yarısı bittikten sonra artık her gün ofiste olmam gerekmeyecek. Yaz programına geçmeyi düşünüyorum. Bir gün gider bir gün gitmem diye plan yapıyorum. Bakalım nasıl olacak?

Geçen akşam ofisten eve dönerkenki durum
Bu ışığı ofisten çıktıktan sonra Berk Balık'ta rakı eşliğinde izledik.
Kışın ofisin önünden pek kimse geçmiyor. Şu an turist otobüsü dolu
Ofise giderken uğradığım yeni berberim. Artık Bodrum'daki berberim burası. Bodrum'lu bir gencin dükkanı
Karşıdaki burnu döndükten beş altı yüz metre sonra ofise geliyorum (Sağda arka plandaki Karaada'dır karışmasın)
Bazen makam bisikletimle (!) gidip geliyorum ve en zevkli yolculuk bu oluyor
Eve dönerken Kumbahçe sahili
Bu kareyi bu sabah çektim. Sonra dayanamayıp denize girdim ve işe öyle başladım
Bodrum’da iş yapmak bambaşka bir duygu. Herkesin tatil için geldiği yerde siz yaşıyorsunuz ve bunun sonucu da tabii işe gidiyorsunuz. Bir çok insanın garibine gidiyor. Bugün İstanbul’dan bir üretici numune göstermek için Bodrum’a geldi. İki üç saat sonra da döndü. O sırada tatile gelen bir dostum müsaitsen ahtapot yemeye gel biz gidiyoruz dedi. Gelemem numune bakacağım işim var deyince farkında olmadan “yaa Bodrum’da da iş olur mu?” dedi. Eh normal tabii, burası herkes için tatil yeri, iş ve Bodrum bir arada düşünülemiyor. İlk zamanlar iş yaptığım firmaların yetkilileriyle telefonda konuştuktan sonra kapatırlarken mevsim kışın ortası bile olsa “İyi tatiller Serdar Bey” derlerdi. Alışkanlık işte.

Kışın ofisten dışarı bakınca
Bu da kışın karşıya Kos'a bakarken. Tabii yağmurdan Kos görünmüyor

Kışın fırtına ve şiddetli yağmurunu saymazsak evden ofise kadar sürekli sahili izleyen yol çok zevklidir. Yolda bir kaç tanıdığı görür selamlaşırsınız. Kışın, biz bize kaldığımız zamanlar daha sık karşılaşırız. Bazen Tepecik kafeteryasında tostla kahvaltı yaparım. Kışsa yollar sakindir. Bahar ayında teknelerde hareket başlar, yol boyu vernik kokusu alırsın. Çarşıdan yürürken dükkanlarda tadilat ve sezon hazırlığı vardır, ortalık canlanmaya başlar. Şimdi artık yaz ve iki gündür sıcakta yürüyorum. O yüzden evden çıkış saatimi erkene çekiyorum. Şimdilerde yolda sabahın erken saatlerinde daha çok turla gelen turistleri görüyorum. Onlar kaleye, müzeye giderlerken ben işe gidiyorum. Akşamları kışın iş çıkışı çok zevkli ama biraz da tehlikeli oluyor. Çünkü önce Berk Balık’ın önünden geçiyorum. Hadi orayı atlattım diyelim, çarşının içinden geçerken illa Mahmut Kaptan’a kafayı uzatıp hal hatır sormak lazım. İşte direnme gücünün en çok sınandığı durum odur. Ya hatır sorup yola devam etme iradesini gösterirsiniz ya Mahmut Kaptan’ın gel at bir tane deyişine kanar ve saatlerce orada kalırsınız. Onun için bazen yolumu değiştirip kaptanın üst sokağından geçip meydana çıkıyorum.Yazın çok turist geldiğinden gitmediğim Hasan Amca’nın ve Ali’nin Körfez’ine de takılmadan geçmek lazım, onun için karşı kaldırımı tercih ediyorum. Geliyoruz en kritik noktaya ki o nokta Gemibaşı’nın önüdür. Tam o noktada karşıya geçerim ve eğer hızla, içeriye bakmadan devam edersem takılmam ve kendimi Zazu’da bulurum. Zazu uğramadan asla geçmediğim bir mekandır. Ama beş dakika otururum, ama bir kahve içerim. Mutlaka uğrar, oradaki dostlarla iki satır konuşurum. Eğer kaşınıyorsam, zaten Ahmet orayı işletenlerden olduğu için her daim mekandadır, hadi meyhane yapalım dediğimde hazır kıtadır. Eğer o akşamı evde geçireceksem genellikle Ahmet’in veya arkadaşların akıl çelici tekliflerine kulağı tıkar eve giderim.

Bu sabah ofise mavi bayrak değil ama kuruması için mavi mayomu astım. Böyle bir kareyi İstanbul'da hayal edebilir misiniz? Maslak'ta bir plazadan sarkan mayo mesela...
Ofisten çıkış Ege'ye çıkar

Eve varırken, mahallemiz Eskiçeşme'den bir görüntü
Evin arka sokaklarından 
Ofiste Bodrum işi öğle yemeğimiz. O gün pazardan alınan malzemelerle salata ve yine pazar işi sarma ile otlu börek
Ofisin arkasındaki sahil
Yürürken kestirme yolum
İskeleye inen yolumuz
Deniz Feneri'nin yazlığı da tam yolumun üstünde ve çok akıl çelici
Kışın iş çıkışının böyle tehlikeleri var ama onun dışında aklınızı çelen başka şey olmaz. Hayat sakin akar. Şimdi yaz geldi ve ilk kez yaz ayında evden işe gitmeye başladım. Sıcak konusunu anlattım. Bundan sonra daha da sıcak olacak ama ben de Yalıkavak’a gideceğimden şimdi yürüdüğüm yolu yürümeyeceğim. Yazın tehlikesi daha fazla. Biraz önce saydığım mekanların önünden geçerken herkes oturmuş rakısını koymuş, sokağa yayılmış oluyor. Hele şimdi Berk’in önündeki meydan açıldı, anason kokusu meydanın ucuna kadar geliyor. İnsanın aklı kalıyor. Hele bir de tanıdık masa varsa bittiniz. Ama bunların ötesinde kışın olmayan birşey başladı ki çok ayartıcı. O da sahilden gelen sesler. Kışın kafamı kaldırınca karşıda Kos’u görüyordum o kadar. Şimdi Kos’un yanı sıra gelip geçen yelkenliler, mavi yolculuk guletleri, sahilden gelen sesler, muza, hamburgere binen turistlerin çığlığı, yanımızdaki TMT otelinin havuz başındaki animatörün konuşmaları falan. Ortam tam tatil ortamı oldu. Ben de bu sabah itibariyle önce denize girmeye karar verdim ve bu sabah bunu denedim. Yalıkavak’a gidene kadar bunu sürdürmek istiyorum. Çünkü işe başlamadan denizde biraz yüzmek insanı diriltiyor. Ve madem Bodrum'a yerleştim, bunun nimetlerinden yararlanmalı. Sonra sahilde kahvaltı ve işe başlama. Bu öğlen de ekipçe aşağıya sahile indik sahilde yedik. İnsanın aklı denizde kalıyor. Ama o sıcakta ofisin serinliği iyi de geliyor laf aramızda. Akşam üstü iş çıkışı da denize girilebilir. Onu da deniyeceğim. Denizden sonra 6-7 km yürümek nasıl olur onu bilmiyorum.

Bu sabah işe giderken
Sabah rotam artık gölge olduğu için marina çarşısından geçiyor
Bu resim ve aşağıdakiler bu sabah yolumun üstünde gözüme takılanlar




Sabah dükkanlar açılırken





Hüsnü Baba Berk Balık'ın önünü sularken
Şu sıralar çok önemli bir markanın kimliğini hazırlıyoruz. İstanbul’da beraber çalıştığım arkadaşım da bu proje için Bodrum’a geldi, birlikte çalışıyoruz. Bir diğer arkadaşım İstanbul’daki ofisinden destek veriyor. Bu proje bittikten sonra bu sefer yine çok büyük ve önemli bir markanın yeni kimliğini hazırlayacağız. Bu kez projenin ayaklarından biri New-York’ta bir tasarım stüdyosu olacak. Hayalimdi, gerçekleşti; marka İstanbul’da, projenin bir ayağı Bodrum’da, bir ayağı New-York’ta, bir ayağı İstanbul’da. İşte bu çok iyi.



Bu sabah denize girdiğim ofisin sahili






Bu ve sonraki kareler de bu akşam üzeri dönüş yolumdan gözüme takılanlar






Bodrum’da iş yapmak diye başladım anlatmaya nerelere geldik. Sonuç olarak, benim yaşımda birinin çalışmadan, üretmeden Bodrum’da yaşaması hiç doğru değil. İşin maddi tarafını bir yana bırakıyorum, o ayrı bir konu. Ama üretmemek insanı bitirir. Hele Bodrum’da daha tehlikeli sulara yelken açarsınız. Ya profesyonel işiniz olmalı ya da maddi gücünüz yerindeyse bir hobiniz olmalı. Tabii hem çalışmak hem hobi en alası. Buraya yerleşmek isteyenlere her zaman ilk söylediğimi şimdi tekrar ederek bu yazıyı bitireyim. Bodrum’da yaşamak istiyorsanız ya işinizi ya hobinizi garanti ederek gelin. Önce bunları organize edin sonra yerleşin. İster balık tutun ister model tekne yapın ister maaşla bankada çalışın. Yeter ki evde boş oturup akşam olsa da içsek diye beklemeyin. Bu insanı bitirir. Bodrum’da böyle çok biten oldu.




Ivan Chermayeff'in hediyesi
Hocam Yurdaer Altıntaş'ın ellinci yaş günüm için hediye ettiği, afişinin orijinal ilüstrasyonu

Bodrum işi turistik malzemelerden

Bodrum insanın hayatında, hayatını bitirmek değil yeniden hayatın tadına varması için olmalı. Burası yeni hayata başlama yeri...


2 yorum:

  1. Burası yeni hayata başlama yeri...İşte en önemli cümle.Yazıyı okuyup en içten bir ah çekmemek mümkün değildir, bodrumu görmeyenler için kalemine emeğine yüreğine sağlık hocam.

    YanıtlaSil
  2. Kaçtım... İki günlüğüne zamanı durdurmak, Ege'ye sığınmak istedim.. Atladım otobüse, o huzur dolu kasabanın huzurlu bir köşesine gittim... Tek başına sokakları dolaştım, fotoğraf çektim, mezelerle ve rakıya sonlandırdım günü... İlaç gibi geldi.... Mutluluk bu işte... Küçük gibi gelen amam aslında çok büyük olan mutluluk anlarını yakalayabilmek...Oh be! İyi ki nefes alıyorum, o kokuları içime çekiyorum, yaşadığımı hissedebiliyorum! Sevgilerimle, Candan

    YanıtlaSil