28 Kasım 2013 Perşembe

Bodrum'u hayal edenler için bazı notlar

Bu blogu açalı yakında üç yıl bitecek. Blogda kendimden, buradaki hayatımdan söz ediyorum. Tabii ki bazen arka planda, bazen baş rolde de Bodrum var. Bodrum farklı bir yer. Garip bir çekimi var ve o alana giren herkesi bir şekilde buraya çekiyor. Bazen yaz tatillinde bir kaç gün, bazen yaz boyu, bazen yarı zamanlı, bazen de benim gibi tam zamanlı. Bodrum’da yaşarken bazen burada binlerce yıldır medeniyetler kurulduğunu, insanların yaşadığını size hissettiren bir detayla karşılaşıyorsunuz. Günlük hayatta en az birkaç kez gördüğünüz kaleyi ilk defa görmüş gibi oluyorsunuz. Bana oluyor mesela. Uzaktan kaleyi incelerken yakalıyorum kendimi.

Burası bir Ege kasabası. Deniz ile olan ilişkisi de buna tipik bir örnek. İstanbul’da da deniz vardı ve ben bazen kıyısında yürürdüm, bazen evimden seyrederdim. Burada çok daha iç içeyim. Denizci değilim, tekne kullanmıyorum ama deniz hayatımın çok içinde. Kah güneyden esen rüzgarın evime getirdiği iyot kokusuyla, kah ofiste çalışırken kafamı kaldırdığımda karşımda Kos ile aramda. Sahilinde yürürken, veya bir işim için arka caddeye gitmişsem, bir sokağa girince sokağın Ege’ye açılmasıyla kendimi dibinde buluşumla. Bodrum gibi ben de denizle iç içeyim.


Bu kare ekim ayındaki sarıyaz döneminde çekildi
Gün akşama dönerken teknelerin kıçında yavaştan çilingir sofraları kurulur ve yürüyüşteyken iyot kokusuna anasonu kokusunun karıştığını duyarsınız

Burada yaşıyorsanız buranın size sunduğu nimetlerden faydalanmanız, buraya olan uyumunuzu kolaylaştıracağı gibi şehirdeki hayatınızı değiştirdiğinizi hissettirir. Bu kareyi, bu sabah bisikletle ofise giderken çay molası verdiğim zaman çektim.

Balık da Ege'nin sunduğu nimetlerden sadece biri
Yazlıkçılar gittikten sonra Yalıkavak
Yazın bu kareyi çektiğim noktanın solunda tatil köyünün, sağında bizim plajın gürültüsü olur. Şimdi ise çıt yok. Bu da burada yaşamanın lüksü

Bodrum’u bazen de bir özlemin bir simgesi olarak görürüm. Şehirde plaza/site/avm üçgenine sıkışmış diye sembolleştirdiğim şehire mahkum insanların arasında günün birinde “yahu ben ne yapıyorum?” diyen kişinin ilk aklına gelen bir simge. “Bodrum’a yerleşirim” aslında kafadaki muhtemel çıkışın ya da kaçışın kod ismi.

Bodrum’a yerleşmek bunalan çoğu insanın aklına gelir ama ciddi olarak gündeme gelmesi o kadar da sık olmaz. İşte tam şu mevsimde, dışarıda şakır şakır yağmur yağarken, hava kurşun grisiyken ve en az on onbeş gün güneş gözükmeyecekken bir sabah uyandığınızda artık o şehirde yaşamaktan yorulduğunuzu fark edersiniz. Her sabah o köprü trafiği, serviste uyuyan ya da facebook’a giren mesai arkadaşlarınız veya metro çekilmez olmuştur. Yine o ofise girmek için dakikalarca asık yüzlü insanlarla asansör mü bekliyeceğim dersiniz içinizden? Öyle sabaharda çok az insane kalıbını kırar, malesef çoğu tekrar o hayata devam eder.

Buradan bakınca kimse mutlu değil gibi gözüküyor. Üstelik mutsuzluklarını bulaştırıyorlar. Belli bir çevre ve belli bir alan içinde bir yaşam sürüyoruz hepimiz. Kimimizin alanı geniş kimimizin dar. Mesela ben buraya yerleşince İstanbul’a oranla çok daha dar bir alanda yaşamaya başladım. Hele ilk dört yıl İstanbul’daki ofisimi buraya taşımadığım için ev-ofis düzenindeydim ama inanır mısınız şu kadar sıkılmadım. İstanbul’da haftanın üç gecesi farklı semtlerde farklı mekanlarda gezinirken burada hepi topu İstiklal Caddesi’nden daha kısa bir aks üzerinde yaşadım. Demek mesele fiziki alan değil, kafanın içindeki alan.


Burada dostlar edinecek ve dostlarla uzun, bol kahkahalı rakı sohbetleri edecekseniz gelmelisiniz.
Burası size her şeyin en tazesini sunacak, ama bundan yararlanmak için şehirdeki markete gitme alışkanlığınızı bir yana bırakıp pazara gitmelisiniz.
Arşamları Bodrum'un dar sokaklarında gezinirken melisa, yasemin kokularını içinize çekmekten tad almayacaksanız burayı eksik yaşarsınız


Ege mutfağının tadına varmalısınız... Nohutlu, kuzu etli şevketi bostan
Yazın mavi tonlarını gördüğünüz Bodrum sonbaharda başka renklere bürünür. Bunu yaşamak farklıdır

Ofisin kapısından çıkarken bazen bu manzara karşısında öyle kalırsınız
Doğup büyüdüğünüz veya yerleşip hayat kurduğunuz şehri bırakıp başka yere göçmek kolay değil, Hem düşünsel anlamda hem hayat planı anlamında iyi çalışmış olmak gerekli.

Bu yazıda bir kaç maddeyle, yaşadıklarımdan çıkardığım sonuçları, notlarımı paylaşayım istiyorum. Ama dikkat! Bunlar benim yaşadıklarım, benim sonuçlarım, benim görüşlerim. Benim hayata baktığım pencere ile sizinki başka olabilir. Yaşadıklarımdan çıkardığım sonuçları, aynı şeyleri yaşayan bir başkası farklı değerlendirip farklı sonuç çıkarabilir. Yani bunları asla ve kat’a kesin doğrular değil. Dedim ya, benim görüşlerim.

İnce eleyip sık dokurken hayatı ıskalamayın derim…
Çok ince elediğinizde, çok fazla düşündüğünüzde bir türlü yerinizden kıpırdayamazsınız. Ortada buluşmak lazım. Hem o olsun hem bu olsun hem şu olsun denilince bazen hiç biri olamayabiliyor. Maceraya atılmaktan söz etmiyorum, ama bazen hızlı davranmak gerekebiliyor. Bilmediğiniz için gözünüzde büyüttükleriniz içine girince, yaşayınca hiç de öyle değilmiş dedirtebiliyor. Olan zamanınıza oluyor. İhtiyatlı olmak iyidir ama ayarı kaçırmadıktan sonra.

Yerinizden, yurdunuzdan çıkmak isteyip gitmek istiyorsunuz da hangi aşamada bunu hayata geçirmeli derseniz…
Başlangıç için şunu sorgulayın derim; Şu an yaşadığım hayattan mutlu muyum? Cevabı ararken samimi olmak gerek. Eğer mutsuzsanız bunun nedenlerini iyi saptamalısınız. Mutsuzluğun ne kadarı çevresel meseleler, ne kadarı aile, ev, iş hayatından kaynaklanıyor. Yani daha iyi bir iş ve maaş olsa bir çok şey değişecekse o zaman Bodrum’a gelmek sizin sorununuzu çözmeyecektir. Iş hayatınızın tatsızlığı üzerine ailevi sıkıntı da varsa o zaman insan kurtuluşun ortamı terk etmekte olduğu yanılıgısına düşebilir. Onun için dediğim gibi sıkıntıların kaynağını iyi analiz edip, kendinize dürüst davranıp öyle bir karar aşamasına gelmeyi öneririm.

Bardak hep dolu...
Yürümek, bisiklete binmek burada yaşamanın bir anlamı
Sabah evde kalkarsınız, içeri dolan kış güneşiyle karşılaşırsınız, kendinizi çok iyi hissedersiniz

Sabah odanızın camınını açınca sizi begonviller karşılayabilir

Bodrum’da ne iş yapılır?
Bunu daha önce birkaç kez yazmıştım. Onun için burada tekrar etmek istemiyorum. Ama bir iki notu yazmakta sakınca yok. Mutlaka ama mutlaka önceden gelip gidip araştırma yapmanız şart. Bodrum Ticaret Odası, Esnaf ve Sanatkarlar Odası kayıtlarına bakın, iş rehberlerini inceleyin. Ne tür iş grupları var, neler yapılıyor bunları inceleyin. Oraya gidelim bir kafe açarım ufak ufak başlarım diyenlerin hepsi hüsrana uğruyor. Çevre edinmeden, buraları tanımadan limon bile satamazsınız. Onun için hayal kurmamalı. Eğer İstanbul’da ya da başka şehirde belli bir adreste olmadan bir laptopla işinizi heryerden yapabiliyorsanız Bodrum’dan da yaparsınız. Bir iş yapmadan zaten gelmeyeceğinizi düşünürüm ama yine de iyi araştırmanız gerektiğini söylemek istedim.

Buraya yanınızda kendinizi getirmelisiniz…
Bodrum’a gelirken İstanbul’u yanınızda getirmemelisiniz. (Burada İstanbul bir kod. Ankara da olabilir). Bodrum’a yerleşerek hayat biçiminizi değiştiriyorsunuz demektir. Daha doğrusu böyle olmalı. Daha yalın bir hayatı seçmeli kendinizi buna hazırlamalısınız. Yirmi gömlek on pantalonlu hayatınız varsa o İstanbul’da kalmalı. Burada daha doğal bir hayat yaşayacaksınız. Sebze ve meyvanın en tazesini gidip pazardan alacaksınız. Her hafta bunu yapıyorum. Yeni hayatımda bunu yapmak istediğim için böyle yaşıyorum. Yardımcıma siparişleri verip markete göndermek İstanbul hayatımdaydı, o hayatı bitirdim.

Buraya kendinizle gelmelisiniz…
Evliyseniz ve eşinizle ortak karar alarak geliyorsanız hiç sorun yok. Kararı alırken eşiniz de sizinle aynı fikirdeyse bu harika. Ama onu biraz zorlayarak ikna ettiyseniz buna emin olmadan gelmeyin. Acaba gerçekten ikna oldu mu? Yoksa ilk fırtınalı ve şiddetli yağmurda elektrik gidince, internet kopunca söylenmeye başlayacaksa yandınız.

Yalnızsanız gelmeniz daha kolay… Benim bu şansım vardı. Eğer sevgiliniz, birlikte olduğunuz kişi varsa o da istiyorsa yine sorun yok. Ama yukarıda evli çiftler için söylediğim aynen sizin için de geçerli. Bodrum’a kendiniz için kendinizle gelmelisiniz. Kimseye güvenmeden, kimseye bağımlı olmadan. Evli değilseniz, yalnız başınıza burada tutunacak işiniz ve moral gücünüz olmalı. Hayatınızı kişilere bağlayarak değiştiremezsiniz. Bu sizi üzer.


Barbun en büyük nimetlerden başta geleni... Bir de dil balığı tabii
Kış geceleri kendi kendinizle kalabilmeli, bundan tad alabilmelisiniz. 

Bir ekim günü
Kışın tatilciler dönmüştür, yollar sizindir
Bastıran şiddetli yağmur...
... ve bir saat sonrası pırıl pırıl bir hava.
Şehrinizi değiştirince hayatınızı da değiştireceksiniz, buraları incelemelisiniz…
Halikarnas Balıkçısı’nı okumadan, anılarını bilmeden buranın tadına tam varamazsınız. Bunu çok samimi söylüyorum. Ve şunu da söylemek isterim ki İstanbul’da okuduğunuz Halikarnas Balıkçısı’nın bir romanını burada okuduğunuzda bambaşka tad alacaksınız. Buranın kültürünü, tarihini bilirseniz buraya daha çok bağlanırsınız.

Buraya yerleşmeden önce birkaç kez sonbahar, kış ve ilkbahar aylarında gelip kalmalısınız.
Bodrum’un yazı ile diğermevsimleri arasındaki fark anlatılmaz. Ve tabii ki yaz en kötü mevsimi. Kalabalık, gürültü filan. Ama muhtemelen Bodrum’a yazın gelmiş ve vurulmuş olmalısınız. Kışı daha iyi diyorum ama bu benim görüşüm. İyisi mi gelip kendiniz görün derim. Sahili döven iki metrelik dalgalar bana iyi geldiği gibi size de iyi gelecek mi acaba? Bir bakın.

Bu konu daha çok laf kaldırır. Ara sıra yine üzerinde konuşuruz. Ama temel bir mesele var ki bu önemli. Eğer hayatınızı değiştirmeyi düşünmüyorsanız Bodrum’a gelmeyin. İstanbul’u kafanızdan atamayacaksanız da gelmeyin derim.


Bodrum’a Cevat Şakir sürgün gelmiş Halikarnas Balıkçısı’na dönüşmüş. Bizler de vurgun gelmeliyiz. Öyle olmalı…

5 yorum:

  1. Bu kadar güzel fotoğraflarla ve yazılarla Bodrum'un kış nüfusunun artmasına sebep olacaksınız.

    YanıtlaSil
  2. ben denedim olmadı,
    doğup büyüdüğüm için mi olmalı, yoksa İstanbul bir sihir mi? bilmiyorum..
    şimdi artık, atacağım her adımı iç sesime soruyorum..
    tespitleriniz mükemmel, resimlerde öyle..
    saygılar..

    YanıtlaSil
  3. Sakın ha bloğunuzu kapatayım demeyin. Sizin sayenizde resimlere bakıp iç geçiriyoruz. Önümüzdeki 2-3 yıl içerisinde ailem ile bodruma taşınmak istiyoruz. Kalıcı olarak. İstanbul artık yaşanmaz bir şehir oldu. Trafik,insanlar,mimari görsellik,doğa. hiçbirşey kalmadı güzel olan.

    YanıtlaSil
  4. bu yaziyla aglamamiz artti..

    YanıtlaSil
  5. bu siteyi sansa buldum ve dırek ekledım.paylasımlarınız ıcın cok tesekkurler.yeni yazıları heycanla beklıyorum.

    YanıtlaSil