17 Aralık 2013 Salı

Bodrum'da bir kına gecesi

Bu yazıyı biraz geciktirdim. Aslında Kasım ayının başında yazmalıydım. Hem araya iki seyahat girdi, hem de Bodrum’da ilk kez bu kadar içinde olduğum bir düğünün arka planını daha iyi anlayıp yazmak istedim. Yani sadece gözlemimi değil de biraz bilgi de içersin diye düşündüm. Ama bunun da sınırını iyi çizmeliydim çünkü sonuçta ben yöresel adetleri araştıran folklor uzmanı değilim.

Eh evlenen bizim Hüseyin olunca, nasıl olsa bir ara konuşuruz, bilgileri alırım dedim ama burası Bodrum. İşler aceleye gelmez. Hüseyin ile oturup on dakika konuşalım dedikten sonra en az on defa karşılaştık ama dedim ya öyle aceleye gelmez diye. Sonunda bu akşamüstü yürüyüşten dönerken Gemibaşı’nda yalnız oturmuş görünce dedim gün bu gündür artık soracaklarımı sorayım, yoksa konu bayatlayacak. Hüseyin’in çocuğunun düğününü yazacağım.

Baştan alayım;
Hüseyin benim Bodrum’da en sevdiğim balıkçı olan Gemibaşı’nın oğlu. Ya da mekanın dedesinden beri var olduğunu düşünürsek üçüncü kuşak, yani torunu. Has Bodrum’lu. Bu ne demek? Yerinde saygılı, yerinde fırlama ve muzip demek. Gemibaşı’nı bilenler bilir, benim fazladan övmeme gerek yok, Buraları, yemeyi, içmeyi, ağzının tadını bilenlere Bodrum’un merkezinde en iyi üç yer say deseler mutlaka herkesin sayacağını bildiğim mekan. Benim çok eskiye dayanan bir de anım var; üniversitenin ikinci sınıfına geçerken Bodrum’a gelmiştim, Gemibaşı’nın o zamanki halinde, bir 29 Ekim akşamı rakı içmişliğim vardır. Yıl 1978’den bahsediyorum. O yıllarda annemin kuzeni Meral Horne da kocası Guy ile Bodrum’da Tepecik Camii’nin karşısındaki yolun üzerinde mandalina bahçeli bir evde yaşıyor, batik yapıyordu. Neyse konu bu değil. İşte bizim dostumuz, kardeşimiz Hüseyin yazın evleneceğinden söz etti. Tabii geleneksel takılmaları, şakaları yaptık. İyi düşün, emin misin gibi şeyler işte. Ama sonra sen bizim gibi boşananların sözüne kulak asma dedik ne diyelim. Zaten laf arasında babası da boşa debelenme, hepimiz bu haltı yedik sen de yiyiverecen deyivermiş.

Sonra bir akşam Gemibaşı’nda rakı içerken masama davetiye geldi. 1 Kasım akşamı kına gecesine, ertesi akşam da düğüne davetliydik. Bodrum’da sezon bitiminden sonraki iki ay düğün dönemi. Evlenecek çocuğu olan aileler hem yazın hasılatını toplamış oluyor, hem de sezonda tam iş yapılırken, para kazanılacakken işlere ara verip üstüne bir de para harcamanın mantığı yok diye düşünüyorlar. Bu dönemlerde her sene mutlaka bizim mahallede en az bir düğün olur. Ama ben yüksek duvarla ayrılmış bir bahçede yaşadığımdan etrafla pek ilişkim yok. Eh, adam da yalnız yaşıyor, hani şöyle bir ailesi, çoluğu çocuğu da yok diyorlardır. Yani beni düğününe çağıracak sebep de yok. Ama bu sefer Hüseyin hem arkadaşım, hem de mahallelim olduğu için düğün kadrosundaydım. Rastlantı sonucu o hafta İstanbul’da işim çıktı, toplantıya gitmem gerekti. Ama işlerimi hallettim ve kına gecesinin yapılacağı akşam uçağa atladım ve yetiştim. Arabayı eve bırakıp, üstümü bile değiştirmeden gecenin yapılacağı Gemibaşı otoparkına geçtim. Gittim ki gözlerime inanamadım. Otopark bir açık hava gazinosuna dönüşmüş, bütün Bodrum orada toplanmış sanki. Tam filmlik bir ortam oluşmuş. Yüz civarı masa, her masada rakılar, şaraplar. Bir yandan kazanlarda yemekler pişiyor. Şarkıcı sahne almış, tepeden ampuller sarkıyor. Ortaya pist yapılmış, masalar etrafına dizilmiş. Ona merhaba, buna selam derken bizim çetenin oturduğu masayı buldum, yerime geçtim. Aliko adında, Bodrum düğünlerinin vazgeçilmezi, şarkı söylemeye başlamıştı ben gittiğimde. Evden sesini duymuştum zaten. Ege havalarıyla milleti yavaştan yavaştan coşturuyor, havaya sokuyordu. Derken yemek servisi başladı. Ben bu kadar güzel yemeği görünce şaşırdım çünkü bini aşkın kişiye yemek çıkarmak uzmanlık işi. Üstelik lezzetten ödün vermeden. Buranın düğün, kına gecesi gibi özel günlerinde yenilen keşkek, nohutlu pırasa gibi yöresel yemeklerini yerken parmaklar da gidiyordu. Özetle, lezzet inanılmazdı.

Portakal ağaçlarının altındaki masamıza geçtik oturduk
Gemibaşı'nın otoparkı şahane bir kır gazinosuna dönüşmüştü

Derken yavaş yavaş müzik hızlandı ve Hüseyin ile henüz o akşam nişanlısı olan Nil yöresel oyunlara başladılar ki bir de ne görelim, Hüseyin harika zeybek oynarmış da bilmezmişiz. Zaten o andan sonra taa ertesi akşamki düğünün sonuna kadar Hüseyin’I hiç yerine oturmuş halde görmedim. Ne zaman kafamı çevirsem kendi etrafında dönerek zeybek oynuyordu. Hani Karadeniz’linin zeybek için “o kadar düşündükten sonra ben de oynarım” demesine bakmayın, zeybeğin hızlısı da varmış, ben de yeni öğrendim.

Hüseyin ile nişanlısı Nil sahneye çıktıklarında gece resmen başlamış oldu



Bir ara erkekler zeybeğe başladı
Daha sonra gençler zeybek oynamaya başladılar. Aralarında gencecik kızların olması çok hoşuma gitti doğrusu. Hem bu geleneği öğrenerek devam ettirmeleri bakımından, hem de içinde bulunduğumuz ülke koşullarında genç kızlara yapılan evde otur baskısını gördükçe Bodrum’lı kızlarımızın böyle toplum içinde olmalarını görmek iyi geldi. Gecenin ilerleyen saatlerinde tabii ki o kadar rakı etkisini gösterdi, ben dahil hepimiz ortaya çıkıverdik. Burada yer verdiğim bazı resimlerdeki –yine kendimi katarak söylüyorum- kişileri bir araya geldiğinde, masadan sadece tuvalet için kalktığında hareket ederken görürsünüz. O akşam ortamın neşesi, Hüseyin’in enerjisi, atmosferin harikalığı, o alandan Bodrum’a yayılan şamata hepimizi etkiledi.

Bizler Gemibaşı'nın müdavimleri olarak bir aradaydık

Kına yakılmak için hazırlanırken

Kına yakıldıktan sonraki dans


Şimdi bu gözlemlerin peşine Hüseyin’e sorup da cevap aldığım bilgileri de paylaşayım.

Hüseyin sizde düğün bir hafta mı sürüyor?
Düğünden hemen hemen bir hafta önce gelinin çeyizi gider. Devenin üzerine sandık konulur, sandığın içinde çeyiz vardır. Ağırlık denir. Davul zurna eşliğinde, eğlenerek kız evine varılır. Kız evinde ikramlar hazırlanmıştır. Sandık deveden alınır, yere konduğunda erkek tarafından sandığın üstüne oturanlar olur. Sandığın anahtarını teslim etmezler… küçük hediyeler alınır, sonra verirler sandığı. Böyle bir adeti vardır.

Böylece düğün başlamış mı olur?
Evet, düğün başlamıştır artık. İki gün sonra da “kız ardı” denen mukabele yapılır. Yani bu sefer kız tarafı damat için alınanları damat evine getirir. Aynı şeyler damat evinde olur, yani hediyeler, ikramlar falan.

Sonra sıra kına gecesine mi gelir?
Evet. Ama aslında bizim yaptığımız gibi karışık değil de kız tarafı kız evinde erkek tarafı erkek evinde ayrı eğlence yapar. Gece erkek evi kız evini basmaya gider. Baskından sonra orada kına yakılır, eğlence devam eder. Biz ikisini bir mekanda yapınca biz durduğumuz yerde, olduğumuz yerde bastık yani.

Peki senin bir fotoğrafın var, iskemlede oturmuşsun traş olurken. O ne zaman yapılır?
Ya, o ağırlık günü oldu. Esasında kına gecesi yapılır da ben o gün zaman bulamadımdı, sağolsun bizim mahallenin berberi Erdem kardeşim geldi bana bir damat tıraşı yaptı. Ben o günden sonra beş kere daha tıraş oldum zaten. Damat traşı fiyatıyla çarp, durumu anla abi.

Ağırlık dediğin deveyle giden hediyeler değil mi? İçinde neler vardır?
Bizim götürdüğümüz ağırlığın içinde gelinlik vardır. Kızın kullanabileceği havlular, makyaj malzemeleri, şampuanlar, parfüm. Gecelik, elbise… Aklına gelebilecek ıvır zıvır her şey vardır.

Karşılığında da damat için gerekli şeyler mi geliyor?
Evet, işte damatlık, kına gecesinde giyilecekler, pijama, traş malzemesi… güzel her şey güzel yani.

Yusuf, Gemibaşı'nın mutfak ekibiyle

Havva piste fırlamışken
Rana pisti fethederken
Ahmet olmadan pistin tadı çıkmaz

Bendeniz ve Hüseyin
Mühim ikili; Mazlum ve İrfan abimiz
Şarkılarıyla Bodrum düğünlerinin aranılan ismi Aliko

Mehmet, Hüseyin ile piste çıkmışız

Şu davetiyelerin havlulu olması, olmaması meselesine nedir?
Şimdi bizde “okuntu” denir, küçük hediyelerle düğüne çağrılır. Yani davetiye ile birlikte küçük hediye gider, buna okuntu denir. Biz de havlu hediyeli davetiye gönderdik. Esasında çok yakınlara da hiç davetiye gönderilmez.

Istanbul’da herkese gönderirsin, göndermezsen beni çağırmıyor diye düşünülür.
Şimdi burada gönderirsin, bu sefer “yahu ben davetiye ile mi geleceğim, biz yabancı mıyız?” denebilir. Yani davetiye en samimi olan arkadaşına falan gönderilmez. Bu düğün işleri çok ince, çok kırılgan işler. Şimdi bakıyorum bugün bir çok insan bana küs. Davetiyesi ulaşmayan var. O telaşta unutulan olmuştur.

Yahu birader bu düğün işleri öyledir, kimseyi memnun edemezsin... Son olarak şu kına gecesi yemek yapanları anlatsana.
Köylerde bu işe özel aşçı kadınlar vardır. Aylar öncesinden rezervasyon yaptırırsın. Biz öyle yaptık. Kaparoyu yatırdık da geldiler. Sen ne diyorsun, Michelin yıldızlı restoranlarda bu kadar öncesinden rezervasyon yoktur.

O akşam kaç kişi vardı yahu?
Binüçyüz kişi vardı. Binbeşyüz kişilik yemek yapıldı.

Kaç şişe rakı gitmiştir?
Yirmi koli gitti. Şarap, votka, cin, bira hariç… nerden baksan otuz şişe de viski gitmiştir.

Rakının bir kolisi bizim masada bitmiştir zaten. İrfan abi, Mazlum Ağan, Ahmet ve Mehmet Kurşuncu, Yusuf Yolcu derken masa epey ağırdı. Peki Hüseyin, teşekkür ederim bilgiler için. Tekrar tekrar sana ve eşine mutluluklar diliyorum. Sağlıklı, mutlu iyi bir hayatınız olsun…


İşte bizim Hüseyin kardeşimizin kına gecesi notları böyle. Biraz olsun o ortamı aktarabilmek istedim. Bir gün yolunuz buralara düşer de düğüne veya kına gecesine denk gelirseniz araya karışıp izlemenizi öneririm. Kimse, sen de kimsin demez zaten, eğlenceye katılın. Rakının su gibi aktığı, kadın, erkek bir arada eğlenilen bu neşeli insanların mutluluklarına, coşkularına şahit olursunuz. Unutmayın ama, yazın gelirseniz düğün falan göremezsiniz. Herkes işinde gücünde. Düğün için ekim ayında bekleriz.


video

Minik videoyu yukarıdaki görüntüye veya aşağıdaki linke tıklayarak izleyebilirsiniz.


1 yorum:

  1. Güzelmiş,Bursa'da da adet aynıdır hemen hemen ama kına kadınlar arasında olur,sonra erkek evi kına bitiminde kız evinden tavuk alamaya gelir davullu zurnalı vs vs ..Teşekkürler aktarımlarınız için..

    YanıtlaSil