3 Aralık 2013 Salı

Bodrum'da otuz yıllık arkadaşlarla bir hafta sonu.

Bodrum’a taşınalı yakında beş yıl bitecek. Ara sıra burada İstanbul’a gittiğimdeki izlenimlerimi yazıyorum. Kısaca şöyle özetleyebilirim; İstanbul benim İstanbul’um olmaktan çok uzaklaştı. Şehrin yeni sakinleri benim hayata bakışıma çok uzak insanlar. Artık İstanbul’un yeni sahipleri onlar. Kim bunlar? Bir bölümü İstanbul’a gelmiş, yerleşmiş ama bulunduğu çevre ilçeden dışarı çıkmamış. Bırakın çıkmayı, içlerinde denizi hiç görmemişler olduğunu okuduğumda inanamamıştım. Geçmiş yıl şimdi net hatırlamıyorum ama Radikal’de okuduğum bir araştırmada İstanbul’da oturanların üçte birinin boğaza hiç gitmemiş olduğu yazıyordu. Çevresiyle, kentiyle ve kendiyle ilişkisi kopuk, yeni muhafazakar kitleyle bir arada olmaktan hoşnut değildim. Tabii İstanbul’dan ayrılmamın tek nedeni bu değil ama çok önemli bir paya sahip nedendir.

İstanbul’a öyle derin bağım falan kalmadı. Evet boğaz kıyısında rakı içmeyi özlerim ama buna güzelleme yazmam. Hayatının kalan bölümünde hiç boğazı görmeyeceksin deseler "iyi, peki tamam" derim. Aynı şekilde bir daha İstanbul’u görmemek de beni üzmez. Gidişlerimde Galata’nın ara sokaklarını gezeyim, Sultanahmet’e gideyim, Kapalıçarşı’yı gezeyim diye bir derdim olmuyor. Derdim bir an önce işimi bitirip dönmek. İstiklal Caddesi, Taksim… Bebek, Fenerbahçe. Buraları benim yaşadığım ve sevdiğim halinden çıkalı çok oldu. Içinde yaşayanlar bunun ne kadar farkına varıyor bilmiyorum. Benim gibi yılda bir iki geldiğinizde fark ediyorsunuz. Her neyse asıl anlatmak istediğim bu değil. İstanbul benim doğduğum ve 49 yıl yaşadığım yer. Dediğim gibi terk edeli beş yıl bitmek üzere. Neyini özlüyorum derseniz dostlarımı, arkadaşlarımı, ailemin orada kalan fertlerini özlüyorum. Bu çok doğal. Köklerim İstanbul’da. Annem, babam da, kardeşim de orada doğdular. Neyse ki annem ve kardeşim artık Bodrum’dalar. Babam da yaşasaydı belki gelirdi buraya. İstanbul’a gidişlerimde uzun kalmıyorum. Bazen bir bazen iki gece kalıp dönüyorum. En uzun kalışım dört geceydi o da bir kez oldu zaten. İşte bu gidişlerimde fırsat yaratıp dostlarla buluşmaya çalışıyorum. Bazen blogda o buluşmalardan fotoğraflara yer veriyorum. Ender de olsa İstanbul’daki arkadaşlarım Bodrum’a geliyorlar. Genellikle bu gelişler kış ayları dışında oluyor. Ama bu sefer iki sevgili arkadaşım Haluk ve Serdar geçen hafta geldiler ve iki gece üç günü beraber geçirdik. Bugün biraz bu kısa hafta sonundan behsetmek istedim. Hafta sonu kısa olunca yazı da kısa olacak tabii.


İlk akşam tam bir kış ritüeli olsun dedim ve Mahmut Kaptan'a gittik
İki Serdar... ya da iki Cerc
Bodrum'a gelince ilk anda işlerden hemen kopulmuyor tabii...
... ama güneş ve iyot kokusu yarım saatte bizim 002 Çeteyi gevşetti
Çete 002 Bodrum'u keşfe ve fethe hazır vaziyetteyken
Serdar'ın portresi biraz fotoğraf koksun...
Haluk'unki hafif ilüstratif olabilir
Haluk Tuncay ile arkadaşlığımız 1979 yılına kadar gidiyor. O yıl o zamanki adıyla Güzel Sanatlar Akademisi’ne bağlı UESYO’nun (Ulygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulu) yetenek sınavlarına girmiş ve grafik bölümünde eğitime başlamıştım. Haluk benden iki sınıf büyüktü. Bir sabah o zaman oturduğumuz Kalamış’ta Fenerbahçe-Kadıköy otobüsünü beklerken durakta iki üç kişiydik. Bana dönüp “Burası da Çatalca gibi bekle Allah gelmez bu….. otobüs” diyen vatandaşı gözüm ısırıyor dedim. Haluk’muş. Meğer hem aynı okulun aynı bölümündeymişiz hem aynı sokakta oturuyormuşuz. Otobüse bindik ve sohbet etmeye başladık. O sohbet 34 yıldır sürüyor işte. Okul dışında da arkadaşlığımız sürdü. Yeni yeni rakılamaya başlamıştık, o zamanki Koço ve Todori’ye giderdik. Sonra Fenerbahçe sosyal tesisleri. Hemen yandaki Galatasaray’ın tesislerinde arkadaşlarımız, abilerimiz vardı, oraya giderdik. Derken aynı ajansta çalışmaya da başladık. Ben Yorum ajansın kuruluşunda oradaydım, grafik bölümünün ilk elemanıyım. Sonra okuldaki iyi arkadaşlar orada toplandık. Yani Haluk ile o evlenene kadar aynı semtte, aynı okulda, sonra aynı ajansta çalıştık. Sonra yıllar geçti benim ofisimde bir süre mekan birlikteliği yaptık. Derken Mimar Sinan’ın grafik bölümünde beraber hoca olduk. Sonra ben ayrıldım Haluk halen hocalığı sürdürüyor. Tatillere beraber çıkardık. Meyhanelere beraber giderdik. Bir akşam Fenerbahçe’den epey içip çıkmış kol kola birbirimize yaslanarak Kalamış’a evlerimize giderken kendimizi Kızıltoprak’ta bulmuştuk. Yolda basbayağı uyumuşuz, gerisin geri döndük. Neyse, anılar o kadar çok ki buraya sığmaz şimdi. Yıllar boyunca da neredeyse her cuma akşamı bizim çete olarak buluşup rakılar içtik. Çetenin nüfusu bazen arttı bazen eksildi. Çekirdek kadro devam etti. Ta ki ben Bodrum’a yerleşene kadar. Şimdi çete yine cumaları buluşuyor ama artık ben katılamıyorum. Fakat neredeyse her İstanbul’a gidişimde bir araya gelmeye çalışıyoruz.
Adaşım Serdar Tanyeli ile de Yorum Ajans’ta tanıştık. O zamanlar ajansların kadrolu fotoğrafçıları vardı. Tıpkı grafik tasarımcıları olduğu gibi. Serdar ile birlikte kaç yıl çalıştık tam hatırlayamıyorum ama muhtemelen iki yıl olmalı. Sonra ben Markom’a geçmiştim Serdar da rahmetli Ahmet Kayacık’ın stüdyosuna geçmişti. Derken ben askerden geldim, yine bir okul arkadaşım olan Ali Platin ile kendi ofisimizi kurduk ve Serdar da Berk Arık ve Cengiz Akduman ile Kare Fotoğraf’ı kurdular. Bizim yerimiz Hasnun Galip sokakta, onlar da tam Galatasaray meydanındaydılar. Hem birlikte iş yaptık hem dostluk devam etti. Derken Serdar da ben de bir ortaklık denemesinden daha sonra kendi adımıza çalışmaya başladık. Birbirimize Cerc diye seslendiğimiz Serdar ile de yaklaşık 30 yıllık dostluğumuz var. Ha bu arada ikisi de evlenip birer şahane kız babası oldular. Yakında onları evlendireceğiz neredeyse. Ayşe’nin doğumu bir iki gün erken olduysa sebebi bizleriz. Son akşam benim bekar evimde o kadar güldük ki ertesi gün Melis’in sancıları tuttuydu. Ayşe’ye bazen takılıyorum, bu sayede birkaç gün fazla yaşıyacaksın diye. Zeynep’in doğumunu ise askerdeyken öğrenmiştim. Hayat böyle bir şey işte.


Yorum Ajans'tayken Renault 12 GTS çıkmış, lansman çekimindeyiz. Muhtemelen 1983 yılı. Ben solda, Serdar masa üstünde. Ortadaki Renault müşteri temsilcisi rahmetli Batu İşmen. Yer o zaman Maslak'taki stüdyo. Şimdi yerinde plazalar var.
Serdar üçümüzü çekerken...
Ben Gümüşlük'ü çekerken Serdar beni çekmiş
Serdar Gümüşlük'ü çekerken ben onu çekmişim
Ve Haluk ile Serdar iki kafadar olarak geçtiğimiz cuma Bodrum’a geldiler. Bu ikilinin Bodrum macerasına “002 Çete” kod adını taktım. Üç gün boyunca bu koda uygun fotoğraflar çektik. Eh ekibin içinde Türkiye’nin en iyi reklam fotoğrafçılarından biri olunca fotoğraf kalitesi yüksek bir gezi oldu tabii.

Tahmin edeceğiniz gibi kahkahası, mavrası bol, yemek ve içmek üzerine bir Bodrum tatili oldu. Benim ve Haluk’un rakıya karşı olan sevgi ve saygısı malumdur ama Serdar -nam-ı diğer Cerc- için bu söz konusu değil. Haftalarca içmese olur. Bizim yanımızda eşlik etmek için bir iki kadeh içerim diye oturduğu iki akşamda da harikalar yarattı, bize yakın rakı içti. Buradan bu bilgiyi de aleme duyuralım isterim.


Cumartesi sabahı 002 Çeteyi Yalıkavak'taki Havva Ana'ya attım
Fena yedik...
Hatta çok fena yedik.

Havva Ana'da yediklerimizi hazmetmek için Yalıkavak'ı bir baştan bir başa yürüdük 
Yolumuz Palmarina'ya düştü, utanç duvarını çekmeden edemedim
Aynı gün Gümüşlük'e geçtik


Gümüşlük'ün deniz dibindeki berberi. Bence dünyanın en güzel yerindeki berber burasıdır
Cumartesi akşamı bu sefer balık ve meze için Gemibaşı'ndaydık
Pazar sabahı kahvaltıyı evde yaptık
Çete 002 Kumbahçe taraflarını denetlerken
Havva Ana'da beklerken

Tadı damakta kalan bir üç gün geçirdik. Benim açımdan sevdiğim, özlediğim dostlarla birlikte olmak, buranın nimetlerini onlarla paylaşmak çok iyiydi. Onlar için de günlük İstanbul koşturmasından, işlerden, her zamanki çemberden kurtulmak, farklı, sakin bir coğrafyada olmak iyi geldi herhalde. Buranın kış lezzetini tadan bir daha bir daha gelmek ister ve ne yapıp yapıp gelir. Çete 002 yine gelecek gibi görünüyor. 


Çete 002 Yalıkavak denetimindoe







Çete 002 Gümüşlük denetimini bitrimiş, İstanbul öncesi gönül rahatlığıyla poz verirken
Çetenin diğer fertlerini de kışın görmek istiyoruz buralarda… Yıldırım, Uğurcan, Amirim… kime diyorum? Size diyorum!!

Not: Bu yazıda yer alan bazı fotoğraflar Serdar Tanyeli'nin kareleridir. Hangileri diye merak edip soracak olursanız, iyiler benim iPhone ile çekilenler, kötüler onun pahalı makinasıyla çekilenlerdir (!!!!). Tabii ki yani...


3 yorum:

  1. :))eğlenceliydi...

    YanıtlaSil
  2. Arkadaşlığınız daim olsun.:)

    YanıtlaSil
  3. Esnaf lokantasına giden harbi adamsın Köfteyi pul bibere en çok banansın Plazada real genius, sokakta yamansın Zekanla bizi yak ‪#‎beyazyakalı‬ Bodrum apaçi doldu, Olimpos bitti Senden duyan yüzbinler hep Kaş'a gitti Bozcaada on yıl önce pek yiğitti Tatil trendlerini yaz #beyazyakalı Eyçar, faynens, edmin köpeğin olsun Yıl sonu cebin bonusla dolsun İnternal meetinglerde sen bir idolsün Bunu dayına anlat #beyazyakalı Sünnet çocuğu gibi kol düğmelerin İşi gücü bırakıp Kaş'a gitmelerin Staj için gelen yeni yetmelerin Beynini business planla ye ‪#‎beyazyakali‬ Kahve bağımlılığıyla övüneceksin Kimsenin bilmediği balığı sen bileceksin Ölürsen Alaçatı'ya gömüleceksin Toplantı schedule et #beyazyakali Bebek, Arnavutköy, Mangerie, Lucca Erkek Aceto Balsamico'cu kızlarsa Pucca Cabarnet Savignon'a yeter mi cukka Hesabını bilmedin #beyazyakalı Limonata 13 lira, adres House Kafe Şarap dev kadehte, önce kokla sonra şerefe Kız olursa Ada, erkekse Efe Fena klişesin #beyazyakalı Aaa o mekanın fajitası çok güzel Baban o paraya depo fuller (dizel) Herkes sana vurgun, herkes seni süzer Hortumla dövülesi #beyazyakalı Arkadaş arasında mekan översin Sonra mekana gider garson döversin Dev salatayı nar ekşili seversin Ciddi bir problemsin #beyazyakalı Hendıl edersin İngilizcen çoktur Skecyul işinde üstüne yoktur Maaşın yarısını fitness'e kaptır Ömrünü forvırdla #beyazyakalı GYM'ler, SPA’lar sana minettar Stajyere gider yap, vendor'a atar Bizde maaşlar 29'unda yatar Kölenin dibisin #beyazyakalı Kadınsan dev çanta, erkekte pabuç parlak Günün yarısı goygoy, yarısı laklak Bir akşam hep birlikte fasıl mı yapsak? Nereye kadar #beyazyakalı One shot espresso, latte, moccha Kızlar kurşun kalemi yapıyor toka Sözde büyük alemcisin meze, rakı, roka Dengen izanın yok #beyazyakalı Business, smart casual, free friday Giysiye harcadığını duysa dövecek peder Raporu görünce yönetim ne der Küçük dünyada kaldın #beyazyakalı Makarnaya vermişsin 23,5 lira Maaşın yarısı kredi kartı, yarısı kira Mojito çıktı çıkalı içmez artık bira Ömrün geçti triple #beyazyakalı Sen de bi gün yapacaksın kendi işini, Senelerdir kuruyorsun bunun hayalini, Sermayen olsa affetmezsin tabi Yoksulluğunu seveyim #beyazyakalı Tatilden sonra ada överim Pazartes'leri benden bekleme verim Müdüre head, toplantıya meeting derim Naçar yakam beyazdır dostlar

    YanıtlaSil