19 Nisan 2013 Cuma

Bodrum'un nimeti Bodrum pazarı


Buraya geldiğim için mi hayatım değişti yoksa bu hayatı istediğim için mi buraya geldim? Herhalde ikisi bir araya gelip bir enerji oluşturdu kendimi burada buldum. Buraya gelince hayatımda nelerin değiştiğini arada sırada yazıyorum. Genel bir laf etmem gerekirse daha yalın, daha yavaş, daha temiz, daha sağlıklı, daha huzurlu bir hayata geçtiğimi söyleyebilirim.

İyi yemek, taze gıda benim için çok önemli. Keyfim için harcamaktan çekinmem, iyi bir rakı-balık sofrası için kilometrelerce yol yapmışlığım vardır. Sadece huzurlu ve sakin bir gece geçirmek için seyahatte yolumu değiştirip üç saat fazla araba kullanıp o mekana gitmişliğim de vardır. Yalıkavak kalabalıklaşınca dört saat araba kullanıp Faralya’ya sığındığım gibi, canım çekti diye Datça’da Fevzi’ye ege otlarından yaptığı mezeleri yemeğe gitmişliğimi de sayabilirim. Hal böyle olunca, buraya yerleştiğimde gıda konusu ön plandaki yerini korudu. İstanbul’da ev-iş arası yaşayan biri olarak evin sebze, meyva gibi gıda ihtiyacını ya Levent çarşısındaki esnafa servet ödeyerek ya da büyük süpermarketlere hafta sonu giderek hallediyordum. Hafta sonunun değişmez aktivitesi olan markete gitmelerimi hatırladıkça kendimi fena hissediyorum. Metal market arabasını ite ite aynı raflardan aynı ambalajlı gıdaları alırdım. Buraya yerleşince ilk işim pazarı keşfetmek oldu. Ve hayatım sadeleşmeye başladıkça bu alış veriş tarzıma ve tükettiğim malzemeye de yansıdı tabii. Daha sonra değinirim ama şimdi şu kadarını söyliyeyim ilk yerleştiğim yıl üstüme başıma tişörtler, kazaklar, spor ayakkabılar almıştım. Gittikçe bu sayı azaldı. Geçtiğimiz yıl arabayla gittiğim İstanbul’dan dönerken Susurluk’taki outlette sadece çok ihtiyacım olan bir şeyi görüp aldım o kadar. Bunu şunun için söylüyorum; üstüme başıma almam ama yemek için acımam. Çünkü biri benim için sadece ihtiyaç anlamında bir malzeme alımı, diğeri hayata bakışımı belirleyen, hayattan zevk aldığım bir davranış. Böyle böyle kendime bir amaç edindim. Hayatımdan ne kadar çok barkodlu ürünü çıkarırsam o kadar iyi yaparım dedim ve buna gayret ediyorum. Özellikle gıdadan söz ediyorum tabii. Bu kararı verdiğim günden beri eve giren barkodlu ürünleri şu kadara kadar indirebildim; Su, yoğurt, soda, zeytin ezmesi, ekmek, kahve, çay ve arada aldığım tavuk/hindi. Bu kalemlerin dışında kalan her gıda malzemesini pazardan alıyorum. Markete ancak bunları almak için gidiyorum. Tavuk ve hindiyi de haftada iki üç tüketirken şimdi onbeş günde bire indirdim.

Alışveriş çok fazla olmayacaksa bisikletle gidiyorum
Ebegümeci





Kuzu kulağı olmuş gulağı
Benim açımdan Bodrum’da yaşamanın nimetlerinden en başta geleni bu barkodsuz, temiz gıdaya ulaşabilmek. Her cuma pazara gidiyorum ve o haftanın ihtiyacı doğrultusunda taze sebze, ot, meyva, peynir, zeytin, bakliyat ne gerekiyorsa dolduruyor eve dönüyorum. Cumartesi veya pazar günlerim de haftalık yemeğimi yapma günüm. Haftada bir kaç gece dışarıda deniz mahsulü, ot ile rakı masaları kuruyoruz ama kalan akşamlar ve öğlenler sadece pazardan aldığım malzemeyi tüketiyorum. Geçtiğimiz gün geç bir öğle saatinde canım çekti mahallemizde yeni açılan kebapçıya gittim. Yediklerimi yıllardır bir arada yememiştim. Haliyle çok ağır geldi ve o günün kalan bölümünü hasta olarak geçirdim. Bu kadar rahatsız olacağımı tahmin etmezdim. Demek ki artık iyice buranın yerel, hafif beslenme biçimine ayak uydurmuşum.

Artık bakliyatı da pazardan alıyorum
İstanbul'da şu sıralar çıkmıştır, buraya bir ay önce çağla geldi
Tilkişen veya acıot da denen yabani kuşkonmaz





Bu tezgahı açan kadının otlu börekleri ve yaprak sarmaları müthiş


Şevketi bostan otu. Toplaması zahmetli olduğu için en pahalı ot. Kilosu 10-12 TL. Tabii bir kilosu koca bir torba tutuyor o ayrı
Bodrum’da yaşayıp da marketten alış veriş yapanları anlamam mümkün değil. Zaman faktörünü bir yana koyuyorum. Hafta içi cuma günü herkes pazara gidebilecek zaman bulamayabilir. Ama cumartesi günleri Turgutreis’in şahane pazarı var. Yani istenirse her hafta olmasa da arada gidilebilir. Bütün mesele ne yediğimizin farkında olma meselesi. Market raflarından içi türlü kimyasal katkı maddesi basılmış ürünlerden ne kadar uzak durabilirsek o kadar kendimize iyilik yapmış oluyoruz. Bunu büyük şehirde yapmak zor ama burada yapmayan hata ediyor. Ha bu arada cuma günleri pazarın kurulduğu yerin yanındaki Tansaş’tan alış veriş yapanları gördükçe iyice anlamıyorum.

Pazardan aldıklarımla yaptığım kahvaltıya bahçeden kopardığım dağ kekiği eşlik ediyor...
Soğuk sızma Datça zeytinyağında, tilkişenli köy yumurtası
Kış ortasında çıkan mantar ile yumurta çok yakışıyor














Pancarın yapraklarını aldığım diğer otlara karıştırıp zeytinyağını kızdırıp soğanla kavuruyorum... çok acayip oluyor


Yeni toplanmış çintarlar


Deve güreşleri buranın kültürü... yenilenlerin ne olduğu da bu kareden anlaşılıyor. Deve sucuğu çok makbul










Bodrum pazarında çektiğim karelerle iştahınızı kabartmış olmayayım ama gerçekten hepsi nefis lezzetler. Yazın yolunuz buralara düşerse Bodrum pazarına uğramamazlık etmeyin. Unutmayın, pazar cuma günleri kuruluyor. Çarşamba günleri Ortakent’in, perşembe günleri de Yalıkavak’ın pazarı var. Biraz önce dediğim gibi cumartesi günleri de Turgutreis’in pazarı kuruluyor. Pazartesi veya salı da Bitez pazarı olmalı ama hiç gitmediğimden fikrim yok. Yazın gelin, buradan aldıklarınıla kendinize iyilik yapın. Eğer tatiliniz kısaysa dönerken yanınızda götürürsünüz.