27 Ağustos 2013 Salı

Bodrum'dan Alaçatı'ya, bir akşam yemeği ziyareti.

İnsanın hayatında unutamadığı arkadaşları olur. Onlu yaşlarda belki kırk tane arkadaş edinirsiniz ama yıllar içinde bunlardan sadece birkaçı ile görüşürsünüz. Bazılarıyla fiziki nedenlerle –farklı kıtalarda yaşamak gibi- görüşemezsiniz ama kalbinizin bir yerinde hep o dostluğu sıcak tutarsınız. Yılda bir kez belki mailleşirsiniz. Bazı yıllar o da olmaz. Yine bir gün gelir “yahu iyi misin, hayat nasıl gidiyor?” diye yazarsın. Ya da o size “çocuklarla arkadaşlıktan söz ediyorduk en iyi, özel arkadaş denilince aklıma geldin nasılsın?“ diye yazar. Araya yine yıllar girer, böyle sürer gider. Sonra bir gün seni arar ve “Biz Alaçatı’da bir ev aldık yazları oraya geleceğiz, haberleşelim” der, sevinirsin. İşte Zeynep anlattığım gibi 36 yıllık arkadaşım. Tanıştığımızda o onüç ben onaltı yaşındaydım. Yazlık arkadaşlığıydı. Kışları onlar Ankara’ya dönerlerdi biz İstanbul’un Avrupa yakasına. Sonra yazları bir iki ay tekrar hep beraber olurduk. O yıllarda tek tük evlerin olduğu İdealtepe’de birlikte çok güzel gençlik geçirdik.

Sonra hayat şartları herkesi bir yerlere gönderdi. Zeynep mesleği otelcilik olan eşiyle tanışıp dünyanın dört bir yanında yaşamaya başladı. Arada Gana bile oldu. Son onbeş yılda toplasanız beş altı kere görüşmüşüzdür. İşte bana biraz önce söylediğim gibi yazın Alaçatı’ya geleceklerini söyleyince bu yaz mutlaka görüşelim dedik. Bu sezon Bodrum’da işlerim yoğun o yüzden ofisten uzun süreli ayrılamadım. Öte yandan baktım ki sezon bitiyor, geçtiğimiz hafta gittim gittim, yoksa yine en az bir yıl atar dedim ve bir gece kalmak üzere Bodrum’dan Alaçatı’ya gittim.

Arkadaşım Zeynep ve yeğeni Myra
İp gibi Söke yolu



Alaçatı’ya bu dördüncü gidişimdi. İlk gittiğimde özenli mekanları, restore edilmeye başlayan evleriyle çok sevimli gelmişti. Her ne kadar denizi göremediğimden kendimi hiç Ege’deymişim gibi hissedemesem de güzel bir yerde olduğumu düşünmüştüm. Benim için Ege’de olmak demek sokakların Ege’ye açılması demek. O yüzden Bodrum tam bir Ege kasabası. Mesela Foça’yı da çok severim. Orada da dar sokaklar denize çıkar. Deniz kokusunun kasabanın içine girmediği yer benim için eksik. Sonraki her gidişimde Alaçatı’nın giderek tuhaflaştığını, fiyatların garip şekilde arttığını gözledim. Derken Bodrum’un Türkbükü neyse Alaçatı onun İzmir versiyonu oldu gibi gelmeye başladı. Evet güzel mekanlar, özenli dükkanlar oraya bir kimlik kazandırmış ancak akşam insan trafiğinin tıkandığı o dar ana yolundaki tipleri görünce içimden tamam dedim burası da purolu, kalkık yakalı adamlar ve sarı boya saçlı, botokslu kadınlar tarafından işgal edilmiş. Alaçatı bende bir "proje" duygusu uyandırıyor. Yani tasarlanmış bir yer gibi. Site gibi. Dekor gibi diyeyim...

Gece Alaçatı merkezi
Taş Otel'in huzurlu bahçesi
Bu gidişimde çok kısa kaldım. Bir Cuma öğlen çıktım, dört saat sonra Alaçatı’ya vardım. Arkadaşım evinde çocuklarla, eş dostla birlikte akşam yemek yedim, otele döndüm yattım. Sabah kahvaltı, Alaçatı pazarı keşfi derken kahve içmece ve ver elini Bodrum. O gün hava kapadı, gök gürledi, birkaç damla yağmur da attı. O yüzden deniz tarafına bile gitmedik. Alaçatı’nın arka sokaklarının pisliği beni şaşırttı doğrusu. O güzel restore edilen taş evlerin önündeki çöpler hoş olmamış. Yolların bir çok sokakta taş veya asfalt değil de toprak olması fazlasıyla toz yapıyor. Bunları bu kadar paranın döndüğü Alaçatı için yadırgadım. Evet yazlık yerlerin kaynak sıkıntısını biliyorum. Yılda üç ay çalışılan kasabadan ne vergi toplayabilirlerse onunla yıl boyu bütün belediye hizmetini vermeye çalışırlar. Bodrum’da da aynı sorun var. Kaldı ki Bodrum’un sezonu Alaçatı’ya göre çok daha uzun. Ve de kışın da iyi kötü bir ekonomi işliyor. Alaçatı‘ya bir kere kışın gitmiştim, karnımızı doyuracak yeri zor bulduktu. Hala öyle olsa gerek çünkü insanın kışın gitmesini cazip kılacak bir yönü yok.

Taş Otel'deki oda

Taş Otel
Otelin önünde düğün hazırlığı vardı
Bir an damatı uyarsam mı dedim sonra boşverdim, kendisi öğrensin
Alaçatı’nın en sevdiğim tarafı çok başarılı biçimde onarılıp yeniden kazandırılan taş binaları. Bunlardan en iyilerinden biri olduğunu bildiğim Taş Otel’de kaldım. Gerçekten çok zevkli bir otel olmuş. Koridorlarındaki ve odadaki sabun kokusu beni benden aldı. Eğer yaz sonu İzmir tarafına yolum düşerse sırf Taş Otel’de kalmak için rotayı Alaçatı’ya çevirebilirim. Hem ben yazlık yerleri sezon dışında çok seviyorum. Bunu Bodrum’da yaşayarak gördükten sonra Fethiye’ye, Kaş’a, Datça’ya kışın gitme nedenim budur. Yaz haliyle sonbahar hali Bodrum’da nasıl farklıysa Alaçatı’da da o tadı yakalayabilirim diye tahmin ediyorum.








Cumartesi Alaçatı pazarı kuruluyormuş. Şansıma denk geldim. Tabii ellerim kopana kadar torbaları doldurdum. Ot konusunda Alaçatı Bodrum pazarından daha zengin. Mevsim yaz olmasına rağmen çok güzel otlar buldum. Kasım, Aralık ayını düşünemiyorum bile. Muhtemelen tezgahlardan fışkırıyordur. Başta dediğim gibi Alaçatı’nın yaz müdavimleri epey sosyetik. İkoncan ile aynı tezgahtan domates almış adamım daha ne diyeyim.






Pazar alışverişini hallettikten sonra arkadaşlarımla bir kahve içimi daha birlikte olup sohbet ettikten sonra yola koyuldum. Her zaman dönüşler gidişten daha kısa olur ya, bu sefer de öyle oldu. Söke Ortaklar’daki çöp şiş molası dahil dört saatte Bodrum’a vardım. Bir de bilgi paylaşayım; ben et meraklısı değilim ama otobanın Söke çıkışından sonra düz devam eder ve yolun sağındaki çöp şişçilerden her defasında bir başkasına girerdim, pek de memnun kalmazdım. Bu sefer çöp şiş konusundaki uzmanlığına inandığım dostum Murat Şahin’i aradım ve ondan tavsiye istedim. Otobandan çıktıktan sonra hemen sağa Ortaklar’a girmemi, beş dakikalık yoldan sonra yine sağdaki Somuncu Baba’ya gitmemi söyledi. İyi ki dinlemişim. Hepi topu on dakikalık bir zaman kaybına mal oluyor ama lezzet bambaşka.




Akşam yürürken bu manzara karşısında Bodrum'a bir daha vuruldum
Gemibaşı
Çöp şiş işini hallettikten sonra Bodrum’a eve vardım. Biraz dinlendikten sonra akşam yürüyüşü yapayım dedim ve ayaklarım beni Gemibaşı’na getirdi. Bir akşam önce yemekte herkes gibi ben de şarap içmiştim. Ama benim için rakının yeri başka. Gemibaşı'nınlezzetli mezelerinden bir kaçını söyledim, kaleye karşı rakımı yudumladım. İyi ki Bodrum’da yaşıyorum dedim. İnsanın memleketi bir başka oluyor canım diyeceğim ama burası benim memleketim değil. Yine de ben artık öyle kabul ediyorum. Çünkü İstanbul’u hiç bu kadar sevememiştim. Bir gün Bodrum da beni nüfusuna alır diye bekliyorum.


15 Ağustos 2013 Perşembe

Bayramda Bodrum.

Blogda son yazıda Yalıkavak’tan taşınmakta olduğumu yazmıştım. Derken o iş bitti bu sefer Bodrum’daki eve Yalıkavak’tan gelen bazı parçaları yerleştirme operasyonu başladı. Üç taşınma bir yangın eder derler. Ben de iki taşınmadan üçüncüye geçerken epey eşyadan kurtuldum. Neyse ki çöpe gitmediler, bir şekilde değerlendiler.

Bayram başlamadan hemen önce Yalıkavak’ı boşalttım. Aslında bu ay sonuna kadar kalabilirdim ama bayram kalabalığını orada yaşamak, o gürültüye katlanmak, alt kattaki berbat kafenin berbat sesli şarkıcılarını bir iki gece daha dinlemek istemediğimden kaçtım. Afişlerde bayramın ikinci akşamı tam karşımdaki alanda Sertab Erener konseri olacağını okumamamın da bunda epey etkisi oldu tabii. Diyeceksiniz ki Bodrum Yalıkavak’tan daha kalabalık olmadı mı? Tabii oldu ama buradaki ev kasabanın içinde ama çok sakin bir bölgede, hem bahçe yüksek duvarlı, istemediğim kimseyle görüşmek, karşılaşmak zorunda değilim.

Madem yazı artık bahçede geçireceğim, o zaman biraz ilgileneyim dedim
Bayramın son akşamı burada uzanıp kitap okurken...
Bayram boyunca gündüzleri evden adım atmadım. Sadece Cuma günü pazara gitmek için çok erken saatte evden çıktım ve işimi bitirip döndüğümde bayramın ilk akşamından kalma insanlar daha yataklarından çıkmamışlardı bile. Diğer günler de, ev yerleştirme, yerleşirken evi yeniden düzenleme, bahçe ile uğraşma gibi epeydir yapmam gereken işleri halletmek için iyi fırsat oldu. Bayramın ilk akşamı valide, kardeş, akrabaların Bodrum’a gelenleriyle Akyarlar’da güzel bir rakı – balık akşamı yaptık. Bu arada benimle aynı dönemde valide de Akyarlar’daki evini satıp yaz kış yaşamak üzere Turgutreis’e taşındı. Yani artık kardeşimden sonra annem de buralı oldu. İstanbul ile bir önemli bağ daha koptu.

Bayramın ikinci akşamı hep duyduğum “Bodrum doldu, taştı” klişesini bir de ben yerinde göreyim diye yürüyüşe çıktım. Eski kilisenin olduğu meydandan öteye, barlar sokağına giremedim, geri döndüm. Yaya trafiği durmuş bir Bodrum’u görmeyeli yıllar olmuştu. Çünkü bayramlarda ben de başka yerlere kaçıyordum. Ama dedim ya bu bayram taşınma, ofisteki işler derken Bodrum’da kaldım. Ben böyle bir kalabalık görmedim. En ucuzundan en pahalısına, en iyisinden en kötüsüne kadar tüm mekanlar tıklım tıklım doluydu. Bazılarının önünde aç açına masa bekleyenler vardı. Trafik durmuş, insanlar araba içinde öyle oturuyorlardı. Bunu anlamam mümkün değil. Bodrum’un içine arabayla girmeyi cazip halden çıkarmak için belediye geçen sene çok iyi bir iş yaptı ve Bodrum’u baştan sona kateden araba yolunu tek şerite indirdi. Buna karşılık kaldırımları üç, beş metre genişletti. Yani yayadan yana bir tavır sergiledi. Bu hem benim gibi Bodrum’u yürüyerek gezmeyi sevenler için iyi bir durum oldu, hem esnaf genişleyen kaldırıma ek masalar koyabildi. Beyoğlu’nda kaldırımdan masa kaldırtan belediye başkanının yanında esnafa daha fazla masa yeri açan belediye başkanı olduğu için ben Kocadon’u seviyorum. Tabii sadece bu değil. Bir kaç yıldır Bodrum’a gelmeyen dostlar bu bayram geldiklerinde Bodrum’u çok güzelleşmiş, çok “medeni” ve “temiz” buldular. Bu kasabada yaşam kalitemizin artmasından tabii ki memnun olacağız ve bunu sağlayan iradeyi de sevmek çok normal.

Bayramda kurulan pazardan aldığım Bodrum kırması
Yine pazardan alınmış taze malzemeyle bahçedebu kareyi çekerken tepedeki begonvilden bu çiçek düştü ve tam yerini buldu

Bayramda merdiven altı yerleştirme operasyonundan
Bayramın ikinci akşamı yavaş yavaş dolan çarşı
Ve dolmaya devam ederken...
Bayram müşterileri trafik nedeniyle henüz gelememiş Berk Balık

Arabayla gezinmekten söz ediyordum; aklım almıyor gerçekten de. Arabayı girişteki otoparklardan birine bırakıp Bodrum’u yürüyerek gezsenize değil mi? Ama olmaz çünkü o yüzbinlerce liralık arabaları kime gösterecek o zaman? Marina kulübünün tam kapısına kadar birkaç yüz binlik arabalarla niye geliyorlar ki? Birbirlerine hava atmak için tabii. En tuhafı, üstü açık arabaların içinde dört tane sap oturmuşlar tur atıp duruyorlar. Yahu ne olmasını bekliyorsun? Bu arada Neyzen Tevfik Caddesini Bağdat Caddesi sanan bazı İstanbul’lu bıçkınlar önündeki arabayla arasındaki bir kaç metreyi patinaj çekerek gidiyorlardı. Uzun lafın kısası gerçekten son derece görgüsüz bir kesim yine buradaydı. Bunun yanında yazlıklarına gelen yazlıkçılar da en az bir akşamlarını Bodrum’da geçirdiler diyebilirim. Arada Bodrum sever olarak tatilini burada geçirmek isteyen gayet düzgün insanlar da vardı tabii. Son bilgi, Bodrum’a bayramda birbuçuk milyon kişi gelmiş. Bunun büyük çoğunluğu yerli turistti. Esnaf için çok iyi oldu. Bu sezon hiç de iyi gitmiyordu çünkü. Bunu ben de gözlemliyordum. Biraz olsun moraller yerine geldi. Bir esnaf arkadaşım, hocam şu tatil dokuz gün olsaydı Haziran-Temmuz’u kurtarırdık dedi. Ben burada yaşayan biri olarak bu kadar kalabalık olmasını hiç istemem. Hele bahar ve kış aylarının sakinliğinden, huzurundan sonra bu aşırı kalabalık aşırı geliyor. Ama esnaf için de iyi olduğuna seviniyorum o ayrı. Tivitırda bu sayfada göreceğiniz, tatilin son günü olan Pazar sabahına ait bir kaç kare koyup “sakinledik” yazınca, her durumda kendine vazife çıkaran haddini bilmez bazı tipler hemen “biraz da esnafı düşünün” tarzı laflar etmeye başladılar. Bu gibi insanları derhal blokluyorum, çünkü hiç bir şeyin farkında olmayan bunlar, öyle yazınca kendini farklı yere konumladığını sanıyorlar. Arkadaş eğer esnafı düşünüyorsan, alış verişini Migros, Tansaş gibi yerlerden değil pazardan yapacaksın. Bütçen neye elveriyorsa arada sırada evinden çıkıp dışarıda ister sandviç yiyecek ister rakı sofrası kuracaksın. Klavyeyle fikir savunuculuğu şu sıra çok karşılaştığım ve tahammül edemediğim bir durum. Yani kendi bir halt değilken ayar vermeye çalışanlar iyice sırıtıyor.

Bayram akşamları bizim Zazu’dan dışarı çıkmadım. Zazu bir çeşit evim olduğu için oranın müdavimleriyle kendi aramızda sohbetimizi yaptık yine. Balıkçılara adım atmayı aklımızdan bile geçirmedik. Zaten onlar da söylüyorlar; bayramda gelmeyin iyi servis veremeyiz diyorlar. Kaldı ki bütün sene beraberiz, o birkaç gün onları kendi dünyalarıyla başbaşa bırakmakta bir sakınca yok.

Bayramda Bodrum'da kadınlara yönelik "Kadem"in etkinliği olan standlarda yaptıklarını sergileyen kardeşim Sena
Mahmut Kaptan ve Ahmet ile Zazu'da bayramlaşma
Satsuma ve Arhan ile Berk Balık'ta... bayram bittikten hemen sonra
Yine Zazu. Bu sefer Çisem ve Ahmet ile bayramlaşma
Bayram bitiminde Marmaris'ten dönerken bir akşam rakı - balık için Bodrum'a uğrayan Uğurcan ile
Pazar sabahı erkenden bu sefer İstanbul istikametinde konvoy oluştu. Sanki Bodrum’da veba başladı da millet kaçıyordu. Öğleden sonra uçaklarla dönecekler birer birer ayrılmaya başladı. En son otobüsle gidecekler bavullarını çeke çeke önümüzden geçtiler. Bir tatil daha bitti. Derken Pazartesi oldu. Sabah, miting alanının ertesi günü o alanı gezdiğinizde ne hissederseniz aynı duyguyla Bodrum’u turladım. Üç günde neler yaşandı buralarda diyerekten... Esnaf yorgun düşmüş, dükkanında dinleniyordu. Sıcak yanında bir de insanlarla uğraşmışlardı. Sanki işgal kuvvetleri çekilmiş gibiydi. Derken günlük hayatımıza dönmeye başladık. Ben yine sabahları erkenden önce denize girip sonra ofise gitmeye başladım. Akşam yürüyüşlerine başlar gibi oldum ama araya sıcaklar girdi. Yalıkavak’tan Bodrum’a göçünce bir süre uzak kaldığım arkadaşlarla bir araya gelip yemekler yedik. Aşırı kalabalık gitmiş yerini yaz kalabalığına bırakmış bir Bodrum’u yaşamaya başladık yeniden.

Tatilin son günü olan pazar sabahı İslamhaneleri bölgesinin sakin yolları 
Pazar sabahı Turgutreis girişi
Bayram ertesi normal bir iş günü sabahı
Yine pazar günü öğleden sonra Konacak-Bodrum istikameti. Bir gün öncesinde konvoy vardı
Ben yine sabahları denize girerek güne başlıyorum
Ve nispeten sakinleşen Bodrum'da bir akşam rakısından

Ve işte bir bayramı böyle geçirdik.