5 Şubat 2014 Çarşamba

Bahar açan badem ağaçlarının peşinden Datça'ya giderken; İlk durak Selimiye.

Şu anda Bodrum’da bu yazıyı yazarken aslında İstanbul’da olacaktım. İş programım değişti toplantılar bir hafta ertelendi Bodrum’da kaldım. Planım İstanbul dönüşünü takip eden hafta sonu Datça’da bademlerin açışını fotoğraflamaktı. Ama program değişince ve de havanın da yağışlı olmayacağını öğrenince Datça gezimi bir hafta önceye aldım. İdeal zaman belki bu hafta sonu olabilir fakat eğer gitmezsem, onbeş gün sonra da hava bozarsa bahar açan bademleri kaçırırım diye endişe ettim.

Her zamanki gibi yola çıkış karesiyle başlayayım.
İki gece Datça’da kalacakken son anda değişiklik yapıp bir gece Selimiye bir gece Datça yapmaya karar verdim. İyi ki de öyle yapmışım çünkü bu mevsim denize girmek söz konusu olmadığından sadece fotoğraf çekmek için iki gün Datça fazla gelebilirdi. Üstelik bu ayların Selimiye’nin şahane dönemi olduğunu geçen yıllardan biliyorum. Böyle olunca Cuma öğlene doğru Bodrum’dan yola çıktım. Hava yağışlı değildi ama pusluydu. O yüzden Gökova kıyısından gitme planımı değiştirdim. Çünkü o yol dar, yer yer virajlı ve kaplaması bozuk. Güneş olunca kıyı boyu gitmek o kadar zevkli ki yolun bozuk oluşunu göz ardı ediyorum. Kapalı havada ise çok anlamlı değil. Yani normal yoldan, Milas-Yatağan-Akyaka-Marmaris yolundan gittim. Ancak arada şunu yaptım, Marmaris’ten direkt Datça yoluna değil İçmeler’e girdim. İçmeler’de yaşayan tvitdaşım Şeyma ile buluşup bir kahve molası verdim. Oradan Osmaniye-Bayır-Selimiye rotasını takip ettim. Bu yol nefis bir orman yoludur. Hele bu mevsimde kilometler boyu sadece birkaç arabaya denk gelmeniz yolu daha zevkli kılıyor.

En sağdaki tepenin arkasına gidiyordum...
...ama oraya gitmeden önce şu tepelerin ardına, Selimiye'ye varacaktım
Sakar geçidinde bir zanaatkarın sergisi
Marmaris'e inerken
Marmaris İçmeler
Tvitdaş Şeyma ile İçmeler'de kahve içtik
İçmeler'den sonra bu rotayı kullanıyorum. Çam ormanı havası alarak gidiyorsunuz

Dağ yolunda köyün birinin kahvesi, marketi, çay evi hizmetini veren tek dükkanında durdum 
İçinde sucuk, peynir olan salça sürülmüş kıtır tostu ve yanında dükkan sahibinin bahçesinden topladığı zeytinleri yedim. Kendi ineğinin sütünden yaptığı ayranın lezzetini anlatamayacağım

Yol boyu yemyeşil Marmaris tepelerinin dağ köyleri var

Akşam hava kararmaya yüz tutarken Selimiye’ye vardım, Sardunya’ya yerleştim. Zaten akşam rakısını da Sardunya’da yapacaktım. Burası bence tartışmasız Selimiye’nen en iyisi. Yazın iskelesine bağlı yatlardan denizi göremezsiniz ama. Bir de son dönemde Selimiye yazları küçük Bodrum olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Kışın sakinliğinin nefasetinden yararlanmak, Selimiye’yi eski havasında yaşamak çok iyi geliyor. Akşam topu topu üç masaydık. Bir de dışarıda, öğlenden başlayıp bilmem kaçıncı büyük rakısını deviren ekip vardı ki burada yer verdiğim fotoğraftan görüp siz de imreneceksiniz sanırım. Şömine yanına oturup mezeleri seçip, iyi pişirilmiş bir deniz çipurasıyla geceyi bitirdim. Çipura benim için makbul bir balık değil. Eğer hiç bir şey bulamıyorsam mecburen yiyorum, ama Sardunya akşamına iyi gitti.

Akşam çökerken Selimiye'ye doğru
Karşıda Selimiye

Öğlen rakıya oturmuşlar, gece devam ettiler







Bomboş Selimiye sokakları


Yazın cıvıl cıvıl olan meydan


Ekim ayında bu turşular restoranın üst katında kaplara basılmış olmayı bekliyordu. Garsona üst kattaki şömine yanında duran turşular oldu mu diye sordum bir an şaşaladı

Yemekten sonra Selimiye’nin daracık sahil şeritinde biraz yürüdüm ama o kadar keskin ve nemli bir serinlik vardı ki meydana kadar gidip döndüm. İyi bir uyku çekip ertesi sabah odadan çıktığımda beni kapıdaki limon ağacı selamladı. Hava güneşliydi ve Selimiye’nin sakin sabahında sadece ağ toplamaya açılan küçük teknenin pıtı pıtı sesi vardı o kadar. Selimiye'de Angelopulos filminde geçen bir akşamı ve sabahı yaşadım adeta.

Şahane bir kahvaltı yapıp Datça’nın bahar açan bademlerini fotoğraflamak üzere yola çıktım. Ama benim adetimdir, eğer Selimiye'de kalıyorsam en azından bir kahve içmeye Bozburun'a uğrarım. Bozburun'da kalıyorsam da tersini yaparım. Bu kez de Selimiye'den ayrıldıktan sonra Datça'ya gitmeden önce Bozburun'a uğrayıp meydanında bir kahve içtim. Sonra Datça'ya devam ettim.

Sabah odadan dışarı bakınca
Bu sefer kahvaltı yapılan masa

Datça'dan önce Selimiye'nin bahar açan bademlerini gördüm

Sabah beni limon ağacı selamladı

Sardunya'nın yazın teknelerin bağlı olduğu iskelesi
Sabah sadece bu teknenin pata pata sesi duyuluyordu
Akşam yemek yediğim şömine başı



Selimiye'nin badem ağaçları

Bozburun'a giderken Selimiye'nin görünümü

Bozburun'da köy içinde mevlüt vardı

Bozburun. Evler malesef çok çirkin. Burayla ilgili iyi bir şey yazmak istiyorum ama bu evleri görünce şevkim kırılıyor. En iyisi sürekli denize bakarak yürümek
Mesela deniz bakınca bu harika manzarayı görüyorsunuz






Datça’yı bir sonraki yazıda anlatacağım çünkü çok fotoğraf var, iki günlük seyahati ikiye bölüp yazayım dedim.


2 yorum:

  1. Serdar Bey, Selimiye-Sardunya akşamında her ne kadar ayrı kentlerden kalben birlikte içtiysekte, güzel kaleminizden yolculuk ve resim paylaşımlarınızı yeniden burada görmek çok güzel. Ertesi gece Datça/Fevzi'nin Yerinde son an aksiliğinden dolayı olamamış, eşlik edememiştim. Sabırsızlıkla o geceki paylaşımınızı bekliyorum. Sağlıcakla kalın.

    YanıtlaSil
  2. Yazinizla benim icin cok ozel olan selimiyeye gittim,o an 'i yeniden yasadim.cok tesekkurler saglik ve sihhat dilerim;)

    YanıtlaSil