10 Şubat 2014 Pazartesi

Bodrum'dan Datça'ya bahar açan badem ağaçlarını görmeye...

Bir önceki yazıda Selimiye’yi anlatmıştım. Selimiye’de kaldığım Sardunya’dan ayrılıp Bozburun’da kahve içip Datça’ya devam ettim. Bu iki günlük gezimin asıl amacı Datça’da bahar açan bademleri fotoğraflamaktı. İki senedir bunu yapıyorum ve her yıl beklediğim bir dönem olmaya başladı. Bu sefer de tarifsiz kokular yayan bahar açmış badem ağaçlarının arasında dolanmak ve badem likörü kokan bahçelerde zaman geçirmek istedim.

Günler kısa olduğundan Bozburun’dan çıktıktan sonra bir iki yerde fotoğraf çekmenin dışında oyalanmadan asıl fotoğraflamak istediğim Hızırşah, Sındı ve Palamutbükü’ne ulaştım. Bu yazıdaki badem ağacı fotoğrafları bu üç yerde ve yol üzerinde gördüğüm ağaçlardır.

Datça yarımadasından Gökova'nın Bodrum tarafına bakış
Bördübet tarafları
Kızlan Köyü
Mesudiye'ye giderken yol üstündeki bahçeler

Bu bloğu düzenli okuyanlar benim Palamutbükü’nü olan düşkünlüğümü bilirler. Tabii temmuz ağustos ayları dışında diye eklemem gerekir mi bilmiyorum. Bu gidişimde de Palamutbükü’nünün bomboş sahilinde oturup öylesine denize bakmayı ihmal etmedim.


Palamutbükü'ne inerken


Mesudiye



Palamutbükü


Hayıtbükü. Teknelerin yanaştığı iskele fırtınada yok olmuş
Genellikle Palamutbükü ve Hayıtbükü’nde kaldığım veya yemek yediğim için Ovabükü’nü bu iki büke gidip gelirken geçişlerde görürdüm. Ama sahibinin adının Ercan olduğunu öğrendiğim Poyraz isimli yerde ahtapot yemeyi aklıma koymuştum. Daha önceki gidişlerimde fırsatım olmamıştı, bu sefer o fırsatı yarattım ve sahilde oturup sübye ızgara ile ahtapot ızgarasını yedim. Gayet de memnun kaldım. Hava da çok iyiydi, Şubat başında bir Pazar günü sahilde oturabildim, daha ne olsun.

Ovabükü'nde yediğim ahtapot ızgara
Sübye ızgara
Kapari ve kayakoruğu tabağı istedim
Ovabükü'nde sakin sahil
Sezon dışında Datça’nın merkezinde açık olan az sayıdaki otellerden Fora’da kalırdım. Yeri çok iyidir. Ama kahvaltısı hiç de iyi olmadığından Serap Çay Bahçesinde tost ile kahvaltı yapardım. Fakat Ocak, Şubat gibi kışın ortasında çay bahçesi de kapalı olduğundan bu imkan ortadan kalkıyor. Bu sefer yeni açılmış Kumluk Otel’i denedim. Odaları, banyosu her şeyiyle yepyeniydi. Yeri de akşamları yiyip içtiğim Fevzi’ye otuz metre var yok. Öğleden sonra hava kararmaya yüz tutarken odada biraz dinlendim ve sonra kısa bir sahil yürüyüşü yapıp her zaman olduğu gibi Fevzi’ye gittim. Kısa yürüyüşümde gözüme çarpan bir noktayı aktarayım; Datça’nın sahilindeki mekanlar kışın pek hareketli olmazdı. Bu sefer daha hareketli gördüm. Bunda hemen hemen her mekanda canlı müzik olmasının payı ne kadardır bilmiyorum. Ancak bazı tuhaflıklar da yok değil. Mesela adı Maradona’nın Rum Meyhanesi olan mekanın adı başlı başına bir karmaşa. Maradona ne, niye Rum Meyhanesi açsın diye düşünebilirsiniz. Maradona bilinen bir Datça’lı. Herhalde iyi futbol oynuyordu ki lakabı Maradona kalmış. Arabasının plakası da 48 Maradona diye başlar. Dışarıdan mavi iskemleli, mavi beyaz örtülü mavi masalarıyla gayet sevimli görünüşü var. Mezeleri nasıldır bilmiyorum. Ama Maradona’nın Rum Meyhanesinde çalan canlı müzik “Caney caney, işte meydaney...” tadındaydı. Rum kültürüyle ne ilgisi var diye soracak olursanız ben de size “Maradona’nın Rum Meyhanesi” ismindeki karmaşanın yansıması diye cevap verebilirim. Yani kavramlar iyice birbirine girmiş.

Kumluk Otelindeki odamdan...








Kumluk Otelinden
Datça’ya gideceğim zamanlar birkaç gün öncesinden dostum Fevzi’yi arayıp geleceğimi söylüyorum, o da sağolsun kışın kapalı olan mekanını açıyor. Genellikle ikimiz oluyoruz, gittiğimde masayı kurulmuş buluyorum. O nefis Ege otlarından ve deniz mahsullerinden tadarak, sohbet ederek rakılarımızı yudumluyoruz. Geçen gidişimde üç dost daha vardı, bu sefer yalnızdık. Ben gelmeden Fevzi fotoğraflarda göreceğiniz gibi masayı donatmıştı. Bir de 100’lük rakıyı ortaya koymuş, bu bitecek dedi. Laf lafı açtı, bir ara gülmekten gözümden yaşlar geldi o derece matrak ve koyu bir sohbete daldık. Ben İstanbul’a iş için gideceğim zamanlar hariç hiç saat takmam. Datça’da da takmamıştım, masadan kalktığımızda saat kaçtı bilmiyorum. Ama galiba dörtbuçuk saat kadar oturmuşuz.



Fevzi

Fevzi'de beni bekleyen sofra

Ertesi sabah otelde kahvaltı edip biraz gezindikten sonra öğle yemeğini yol üstünde, Hisarönü taraflarında Mavi Pide’de yiyecek şekilde yola çıktım. Yine şahane, leziz közlenmiş patlıcan, kaşar ve kuşbaşılı pidemi yiyip Bodrum’a doğru devam ettim. Akşam eve vardığımda iki gece üç gün gezmenin tatlı yorgunluğuna baharın ilk izlerinin de yorgunluğu eklenince nasıl uyuduğumu bilemedim.

Mavi Pide hemen su kenarında 
Köz patlıcan, kaşar ve kuşbaşılı pide
Datça yolculuğumda hep durduğum, Ege ile Akdeniz'i aynı anda gördüğüm nokta

Yatağan'ı zehirleyen termik santral
Bu sefer bacadan çıkan duman, durgun havanın etkisiyle öyle yayılmıştı ki tam on kilometre önceden hissediliyordu
Bir bahar gelişini daha Datça’da bademleri görerek yaşadığım için şükrettim. Bu imkanı bulabildiğim için de tabii. Önümüzdeki günlerde Fethiye’de Girida balıkçısının sahibi Taner'in sözünü ettiği yirmi küsur yeni mezeyi tatmak için bir Fethiye programı olacak sanki. Belki bu hafta günü birlik bir Tire’ye gidebiliriz. Niye derseniz; eti iyi dediler, bir öğlen yemek yiyip döneceğiz. Derken iki ay sonra Datça’ya on onbeş kilometre kala açıp Datça’ya kadar yol kenerında duvar gibi yükselen tropik çiçekleri görmeye gideriz belki kim bilir? Belki Mart sonu yine bir Foça, Cunda olabilir. Benim için Bodrum’da yaşamak sadece bu yarımadada yaşamak değil. Güney ve kuzey Ege’yi de fırsat yakaladıkça ve de fırsat yarattıkça gezmek, yemek, içmek, buraları da tadına vararak yaşamak anlamına geliyor. Sözünü ettiğim gezileri yaptıkça yine burada anlatacağım. Ha bu arada düne kadar dört günlüğüne İstanbul’daydım. Anlatacak fazla bir şey yok, ne yazayım? Bir ara bazı kareleri paylaşırım ancak.


Yeni seyahatlerde yine beraber gezene dek şimdilik bu kadar.

5 yorum:

  1. Kaleminize sağlık sayenizde oralara gitmiş gibi oluyorum. Bu arada Fevzi'deki akşama eşlik edemeyince meğer neler kaçırmışız neler.. Kısmet başka sefere inşallah, ama söylemeden geçemeyeceğim ne masaymış ama.. Afiyet olsun. :)))

    YanıtlaSil
  2. İyiki sizi tanımışım yoksa çok şey kaçıracamışım kaleminize yüreğinize sağlık :)

    YanıtlaSil
  3. Mezeler müthiş duruyor,afiyet olsun,paylaşım için teşekkürler...Deniz.

    YanıtlaSil
  4. Fevzi de mezelerin hepsinden tadımlık mı istenir yoksa illa porsiyon olarak mı gelir,bu hafta sonu yağmura rağmen rotamız Datça.Sizin yazılarınızdan esinlenip geldiğimizi söylesek müessese indirimi varmıdır:))sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fevzi'de mezeler zaten göreceksiniz, küçük tabaklarda gelir, siz istediğiniz kadarını seçersiniz. Diğer konu ile ilgili bir fikrim yok doğrusu...

      Sil